Medyascope.tv

Dış politika elitleri savaşa niçin bu kadar istekli olabilir? Bağışçılarına bir göz atın

Dış politika elitleri savaşa niçin bu kadar istekli olabilir? Bağışçılarına bir göz atın

Dennis Kucinich – The Nation – Çeviri: İlker Kocael

Savaş en başta gelen kazanç yollarından biridir.

Washington, DC, kendilerini think tank ilan edip yabancı hükümetler dahil olmak üzere dış aktörlerden maddi kaynak sağlayarak  -aslında Amerikan halkının gerçek yaşam kaygılarıyla ters düşen- siyasi öneriler üretmek amacıyla bir araya gelen sahte entelektüellerin caka sattığı dünya üzerindeki tek yer olabilir. Eski bir Temsilciler Meclisi üyesi olarak, 16 yıl boyunca Kongre’nin kapalı oturumlarında isim yapmış uzmanların ne denli derinlikten yoksun, gerçeklikten kopuk ve şaşaalı argümanlara yaslanarak savaşı savunduklarını anımsıyorum. Anımsadığım başka bir olay da Pentagon’un bir trilyon dolar üzerindeki bir meblağın nereye harcandığı konusunda hesaplarında yaşadığı karışıklıktı: Irak’a gönderilen on iki milyar doların izini kaybetmişlerdi, dolayısıyla avcı uçaklarının hedeflerini daha rahat vurması için alelacele bir füze-savunma testi planladılar. Çünkü savaş en başta gelen kazanç yollarından biridir.

hillaryclinton2

ABD’de 8 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçilerin adayı Hillary Clinton, yarışmayı rakibi Donald Trump’a karşı önde götürüyor. (AP Photo / Pablo Martinez Monsivais)

Zaten geçtiğimiz on beş yılda bu şehrin sözde partiler üstü dış politika elitlerinin Irak ve Libya’da savaşı körüklemesini, Suriye ve Yemen’e müdahaleyi savunmasını yaklaşık bir trilyon dolarlık pastadan, özel askeri yüklenicinin başına konacak talih kuşundan ayrı düşünmek mümkün olmazdı. Washington’un think “tank”ları akademiden gelen mültecilerin buluşma noktası değil, ordunun zırhlı savaş araçları demirbaş listesinin bir parçası olarak görülebilir.

Geçtiğimiz cuma günü Washington Post’un ilk sayfa haberine göre, partiler üstü dış politika eliti gelecek başkana Başkan Obama’dan daha az itidalli olmayı öneriyor. “Liberal” şahinlerin insani müdahalenin –“savaş” olarak okuyabilirsiniz- acilliği ile ilgili çağrıları üzerine harekete geçen Obama yönetimi NATO müttefik güçleri ile Libya’ya saldırmıştı.

Think tank’çiler Irak işgalinde de aynı çizgide buluştular. Tank’ta olmayan ben, 2002 Ekimindeki savaş çağrısı ile ilgili kendi analizimi kolaylıkla ulaşılabilen bilgilere dayanarak yaptım; ve savaş için yeterli sebep olmadığını savundum. Bunu Kongre’deki birçok kişiye ulaştırdım ve yüz yirmi beş demokratın Irak kararı aleyhinde oy kullanmasını sağladım. Savaşın gereksizliği sonucuna varmanın getireceği maddi bir kazanç yoktu, dolayısıyla ABD’de ve dünya çapında milyonların katıldığı eylemlere karşın hükümetimiz –savaş tamtamları çalan birçok orgeneralle birlikte- ülkeyi uçuruma sürüklemekte kararlıydı. Washington think tank’lerini oluşturan gruplar belli ki Irak ve Libya deneyimlerinden pek bir şey öğrenmemişler.

Kazananlar yalnızca silah satıcıları, petrol şirketleri ve cihatçılar oldu. Libya’nın düşüşünden çok kısa bir süre sonra El Kaide’nin kara bayrağı Bingazi’nin bir belediye binasında dalgalanmaya başladı. Sonrasında Kaddafi katledildi, dönemin Dışişleri Bakanı Clinton “Geldik, gördük, öldü” diye dalga geçiyordu. Başkan Obama belli ki bu talihsizlikten bir ders çıkardı, halbuki savaşa karşı susuzlukları dinmeyen Washington’daki politika üreticiler için aynı şeyi söyleyemeyiz.

Kendini liberal olarak adlandıran Amerikan İlerleme Merkezi (Center for American Progress, CAP) şimdi Suriye’nin bombalanması için çağrı yapıyor ve ABD’nin mevcut askeri maceralarının 2025’e kadar yoluna gireceğini öngörüyor. Gecikmiş bir “görev tamamdır” kırılması gibi. The Nation’da çıkan bir habere göre CAP, Suriyelilerin başına yağdırılacak bombaları üreten Lockheed Martin ve Boeing gibi özel askeri yüklenici firmalardan maddi kaynak sağlıyor. Brookings Enstitüsü yabancı hükümetlerden onlarca milyon dolar aldı, özellikle Esad’ı devirme amacıyla yürütülen askeri mücadelenin anahtar aktörlerinden olan Katar’dan. Oramiral John Allen şu anda Brookings’te kıdemli araştırmacı. Charles Lister da Esad’ı alaşağı etme amacıyla milyar dolarlık askeri harcama yapan temel finansal kaynaklardan biri olan ve Irak’tan Suriye’ye uzanan bir Sünni hilafet devleti kurmak isteyen Suudi Arabistan’dan maddi destek alan Ortadoğu Enstitüsü’nde (Middle Easte Institute) kıdemli araştırmacı. Yabancı hükümetlerin parası bizim dış politikamızı yönlendiriyor.

Daha büyük bir savaşın tamtamları her geçen gün daha da duyulur hale gelirken, Allen ve Lister Washington Post’un pazar günkü baskısında bir yazı yayımladılar ve Suriye’ye karşı savaş çağrısında bulundular. Brookings Enstitüsü, Kongre’ye sunduğu bir raporda, Orgeneral Allen’ın liderlik görevini Korgeneral David Petraus’la paylaştığı ABD Merkezi Komutanlığı’ndan (Centcom) 250 bin dolar aldığını kabul etti. Pentagon’dan savaşı destekleyen think tank’lere para mı gidiyor? Akademik dürüstlük mü dediniz? Evet var tabii, ama Washington tarzında.

Ayrıca neden Merkezi Komutanlık, Gıda ve İlaç Kurumu, Ulaştırma Bakanlığı ve Sağlık ve İnsani Hizmetler Bakanlığı Brookings’e para verir?

Eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın bir zamanlar Colin Powell’a söylediği meşhur bir söz vardı: “Sürekli hakkında konuştuğun ama kullanamadığın müthiş askeri gücün ne anlamı olabilir?” Tahmin edebileceğimiz şekilde Albright bugün de “Amerika’nın daha aktif bir rol oynaması gerektiğini düşünüyoruz” diyor. Bush yönetiminin en etkili danışmanlarından biri de ABD’nin Suriye’ye seyir (cruise) füzesi fırlatması gerektiğini söylüyor.

Amerikan halkı savaştan bıkmış durumda, ama korku atmosferi yaratılarak, propaganda ve yalanlar yoluyla ülkemiz bilinçli bir şekilde Suriye’de Rusya ile tehlikeli bir çatışma durumuna hazır hale getirilmeye çalışılıyor.

Rusya’nın şeytanlaştırılması, duygusuz savaşçıların Rusya’nın dünyayı ele geçirme sözde planı ile ilgili kuruntuları kaşıyarak tarihin çöplüğünde alacakları yerden kurtulmak için bir sebep yaratmaya yönelik önceden kurguladıkları planlarının bir parçası.

Bu bulaşıcı. Bu yılın başında BBC Üçüncü Dünya Savaşı’na odaklanan kurgusal bir televizyon programı yayınladı; savaş Rusya’nın –etnik anlamda nüfusunun yüzde 26’sı Ruslardan oluşan ve toplam nüfusun yüzde 34’ünün evde Rusça konuştuğu- Letonya’yı işgali ile başlıyordu. Hayali dünya savaşı senaryosunda Rusya’nın Londra’yı nükleer silahla tehdidi de mevcut. 2016 yazında yapılan bir araştırmada Birleşik Krallık vatandaşlarının üçte ikisinin nükleer saldırıya aynı şekilde karşılık verilmesini onayladıklarına şaşırmamak gerek. Clichot Raporu’ndan daha öğreneceğimiz çok şey var.

Başkanlık seçimleri nihayete ermeye yaklaştıkça Washington ideologları ABD’yi 11 Eylül’den beri savaşta tutan ve dünyayı kesinlikle daha tehlikeli bir yer haline getiren partiler üstü konsensüsü ısıtıp ısıtıp önümüze sürüyorlar.

Washington think tank’leri kurulu siyasi düzenin aktörlerine kılıf üretiyor, müdahale için -aslında tamamen safsataya dayalı- ahlaki zemin yaratacak uydurma bir analitik çerçeve oluşturup siyaseten siper işlevi görüyor. Savaştan kâr sağlayan Washington siyasa elitinin kendilerini uzman diye tanıtıp başka insanların hayatları, ulusal servetimiz ve ülkemizin yüce onur duygusu ile oynamasından artık bıktım.

Sözde think tank’lerin kaleme aldığı savaşı savunan tüm raporlarda mutlaka think tank’in sponsorları ve bağışçıları belirtilmeli, ayrıca raporun yazarlarının lobicilik bağlantıları da açık edilmeli.

Siyasilerin ve basın kartlı uyurgezerlerin yılgınlığına karşı, Washington’da kurulu düzenin dış politika temsilcilerinin ve onların sponsorlarının hatalarından ders çıkarmak yerine onları neden tekrar ettiğini sormak bizim vatandaşlık görevimizdir.

Ayrıca Amerika’da yeni bir barış hareketi oluşturmanın da tam sırası: ilericiler ile liberteryenlerin bir araya geldiği, hem Kongre içinde hem dışında, kampüslerde, şehirlerde ve Amerika’nın tüm kasabalarında örgütlenecek bir hareket. Cumhurat[1]  savaş partisinin, think tank’lerinin ve medyadaki çığırtkanlarının karşısında ancak bu şekilde etkin bir karşıt güç oluşturabiliriz. Görev hemen şimdi başlıyor, yeni başkanın koltuğuna oturması ile değil. Savaşın kaçınılmaz olduğunu varsaymamalıyız ve Kongre’de ya da Beyaz Saray’da bizi bu yöne doğru çekmeye çalışanlar olursa, etkili bir muhalefetle karşı karşıya kalmaları için çalışmalıyız.

 

[1] Ç. N. “Demuplican”: Cumhuriyetçi Parti ile Demokrat Partinin isimlerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş ironik kelime.

Bunlar da ilginizi çekebilir: