Medyascope.tv

Lily Hamourtziadou ile söyleşi: 2003’den bugüne Irak’ta ölü sayımı

Irak’ın Mart 2003’teki işgalinden bu yana, ülkedeki şiddet olaylarında hayatını kaybeden sivillerin kayıtlarını tutan bir sivil toplum kuruluşu. 2005 yılında Nobel Barış Ödülü adayları arasında gösterilen kuruluşun baş araştırmacısı Lily Hamourtziadou, IBC’nin çalışmaları ve Irak’ta süregiden IŞİD’le mücadele süreci ile Musul operasyonuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Irak’ın işgalinin muazzam sayıda insanın ölümüne yol açtığını biliyoruz ve IBC (Iraqi Body Count/Irak’ta Ölü sayma)’deki çalışmalarınız sayesinde bir çok durum için ölenlerin kim olduğunu, nasıl öldüklerini bilebiliyoruz. Çalışma yönteminizi ve bu karamsarlık verici ölü sayma işini neden yaptığınızı anlatır mısınız?

Hamourtziadou: Iraq Body Count (https://www.iraqbodycount.org/)(IBC) Irak’ın 2003’teki işgalinden bu yana süregiden şiddetten kaynaklı sivil ölümlerinin kayıtlarının yer aldığı dünyanın en büyük kamuya açık veritabanını tutuyor. Bu veritabanında savaşçıların ölümlerine ilişkin kayıtlar da yer alıyor. IBC’nin verileri medya haberlerinin, hastane ve morg kayıtlarının, STK’ların ve resmi kayıtların verileriyle çapraz kontrol yapıldıktan sonra oluşturuluyor. Yıllar içinde UNAMI, Airwars ve diğer zaiyat kayıtları tutan kuruluşlarla işbirlikleri yaptık. Sivillerin güvenliğinin sağlanması ve temel insan haklarının korunması ihtiyacı, şiddet içeren çatışmaların ortasında kalan sivillerin ölümlerinin ve acılarının araştırılması, kayıt düşülmesi, belgelenmesi ve anılması için ahlaki bir zorunluluk yaratıyor.

Sir John Chilcot, hükümetin talebiyle yaptığı Irak Soruşturması’nın 6 Temmuz 2016’da yayınlanan raporunda, askeri eylemlerin siviller üzerindeki etkilerinin belgelenmesi ihtiyacına vurgu yapıyordu. Gerçekten de, Chilcot’un da belirttiği gibi, askeri eylemlerin gerçek ve olası etkilerini bilip anlamak hükümetlerin sorumluluğudur.

Kısıtlı kaynaklara sahip bir sivil toplum kuruluşu olmasına rağmen, IBC hükümetin yapmaması karşısında, bu sorumluluğu üstlenmiştir. Kurbanlarla ilgili kaynaklarımızdan edinebildiğimiz, yer, kullanılan silah, saldırı zamanı gibi her tür bilgiyi ve her bir kurbanın kimliğini belirlemeye çalışıyoruz. İsmi olan bir kurban, tanınan bir kurbandır artık, anılacak bir hayattır, kaybedilmiş olanın tanığıdır. Kaybettiklerimizi anmak ve yüceltmek sadece her insanın hatırlanma hakkına sahip çıkılması olmakla kalmaz, kurban topluluklarına da ses olur ya da en azından görünürlük kazandırır.

iraq-body-count-81453619

Projenize Irak’ın 2003’teki istilası ve onu izleyen işgaliyle başladınız ama IBC 2011’de ABD’nin “savaş bitti” diyerek askerlerini çekmesi sonrasında da çalışmaya devam etti. Neden?

Hamourtziadou: Irak’ta her gün siviller ölmeye devam ettiği için savaş kesinlikle bitmemişti: IBC 2012’de 4 bin 622, 2013’Te 9 bin 851, IŞİD’in ikinci yarısında ülkeye girdiği 2014’te 20 bin 179 sivil öldü.

Irak’ta 2003’ten önce de fay hatları vardı: Devlet, yıllarca süren savaş ve ambargo nedeniyle ekonomik açıdan zayıftı; yurtta ve yurtdışında sevilmeyen bir diktatörle, siyasi açıdan da zayıftı. Sünniler, Şiiler ve Kürtler olarak bölünmüşlükle, devlet toplumsallık açısından da zayıftı. Fay hatları, çatlaklar o kadar genişledi ki, gerçek siperlere dönüştü. Bu duruma etki eden birçok faktör var: Dünyanın en güçlü devletlerinden biri ile müttefiklerinin 2003’teki kışkırtma olmaksızın gerçekleşen ilk saldırısı, birkaç hafta içinde 7 bin kişinin ölümüne yol açarken, yakınlarını kaybedenleri de gerçek bir “Şok ve Dehşet” içinde bıraktı –ki muhtemelen acı kadar öfke de doğurdu. Bu saldırıyı yıllar süren işgal, direniş, terörizm ve rakip çıkarların giderek artan çatışmaları izledi: Ülke içinde Sünnilerin, Şiilerin, Kürtlerin, dindar fanatiklerin, laiklerin, gayri Müslimlerin çıkarları; ülke dışından ise bedeli ne olursa olsun siyasi ve ideolojik nüfuz alanlarını genişletmekte kararlı ABD ve İngiltere’nin, İran ve Suriye’nin çıkarları. Bu rakip çıkar çatışmaları Irak toplumunun içerden çökmesine neden olarak işgalin acı mirası olarak kaldı.

Son 5 yılda (2001’de “savaş bitti” denildiğinden bu yana) hedef alınanları karşılaştırıp analiz eder misiniz?

Hamourtziadou: Son 5 yılda sivillere yönelik şiddet:

1

Hedefler fazla değişmedi, hala güvenlik güçleri, siyasetçiler ve pazar yerlerinde rastgele siviller devleti istikrarsızlaştırmayı amaçlayan saldırıların hedefi oluyor. Irak’ta hava saldırıları da hiç bitmedi. Iraklı siviller Irak hava kuvvetlerinin, 2014’ten itibaren de koalisyon güçlerinin saldırılarıyla ve yenilerde Türk hava saldırılarıyla ölmeye devam ediyor. IŞİD hain olarak gördüğü, ya da dayattıkları şeriat kurallarına uymadıkları iddiasıyla herkesi katlettiğinden 2014’ten itibaren infazlar da tırmanışa geçti.

Yabancı işgalci ve onun müttefiki Irak devletine karşı isyan ya da terörizm yoluyla direniş de her zaman varoldu. ABD ve müttefiklerine meydan okumak isteyen gruplar, onların havada, karada, denizde hatta uzayda yani her tür operasyonel ortamda askeri hakimiyetinin farkında. Üstün konvansiyonel askeri güce başkaldırmanın yollarından biri, isyancılar, teröristler ya da diğer milisler gibi düzensiz güçler oluşturarak, saldırıyı nerede ne zaman nasıl düzenleyeceğini seçebilir olup sonra da sivillerin arasına karışmak. Terörist gruplar korku salmak için sivil nüfusu ve devletle ilişkili (polis, asker, hükümet çalışanları ve binaları, vs.) sembolleri hedef alıyor ki, bu da çoğu zaman birbirleriyle ortak çıkarları olmayan “teröristlerle” “hükümet karşıtı/işgal karşıtı” grupları birbirinden ayırmayı güçleştiriyor.

Irak’taki şiddetin en düşük düzeyde setrettiği dönemler hangileriydi, bu dönemlerde ne kadar sivil kayıp yaşandı?

Hamourtziadou: En sakin geçen yıllar 2009, 2010, 2011 ve 2012 idi:

3

Ama bu dönemlerde bile, 2010-2011, günde ortalama 11 sivil öldürülüyordu. En önemlisi şiddet gün be gün devam ediyor. Doğrusu, 2003’ten bu yanan, Irak’ta sivil kaybın olmadığı, saldırısız geçen bir tek gün bile olmadı.

bbc_iraq_war1_38992723_explos200afp

2014 Ağustos’undan itibaren yine ABD liderliğindeki koalisyon güçleri, bu kez IŞİD’e karşı hava saldırıları düzenliyor. Sivil kayıpların azaltılması bakımından bu bombardımanlar ne kadar isabetli hedef vuruyor?

Hamourtziadou: Bize söylenen bunların hedefi “nokta atışıyla” vurabilen bombardımanlar olduğu ama Ağustos 2014’ten bu yana, bizim kayıtlarımıza göre en az 2929 sivil öldü.

2003’ten önce çok geniş küresel bir savaş karşıtı kamuoyu vardı. Daha sonar da, sayılar azalsa da, örneğin 2011’de Libya’ya askeri müdahale öncesinde de savaş karşıtı kamuoyunun bir görünürlüğü vardı. Fakat o günden bugüne, özellikle de IŞİD devreye girdiğinden beri, askeri müdahalelere karşı eleştirel sesler pek duyulmaz oldu. Bunun nedeni, kamuoyunun IŞİD ile mücadeleyi haklı bir gerekçe sayıp, bundan kaynaklanacak sivil kayıpları da ödenmesi kaçınılmaz bir bedel olarak görmesi mi?

Hamourtziadou: IŞİD’in uyguladığı vahşetin, Batılı güçlerin bölgedeki süregiden varlığı ve saldırıları için üretilen mazeretlere katkıda bulunduğu doğru. Dahası, Batılı anaakım medya bu katliamlara yoğunlaşarak, koalisyon güçlerinin neden olduğu ölümlere ya çok az ya da hiç yer vermeyerek (Bizim izlediğimiz Arapça medyadan farklı olarak) “doğru olanı yapıyoruz” kanaatini güçlendiriyor. Ayrıca sıradan yurttaşlar, küresel jeopolitikten ya da şimdi Suriye ve Irak devletine karşı silahlanan IŞİD gibi gruplarla Batı’nın geçmişteki ilişkisinden bihaber ya da farkında değil.

111

Musul’u IŞİD’den kurtarma operasyonunun üçüncü haftası içindeyiz ve daha ilk günden itibaren sivillerin çektiği acılara ilişkin haberler geliyor. Bu son operasyonun can kayıplarına ilişkin maliyetine dair verileriniz ya da tahminlerinizi paylaşabilir misiniz?

Hamourtziadou: Musul saldırısı Ninova eyaletindeki siviller için yıkıcı oldu. Ekim ayının ilk iki haftasındaki kayıplarla operasyon başladıktan sonraki iki hafta içindeki kayıplara dair verileri karşılaştırdığımızda bunu görebilirsiniz: Ekim’in ilk iki haftasında 500 sivil hayatını kaybederken operasyonun başlamasıyla iki hafta içinde 1750 sivil ölümü kayıtlara geçti. Bu ölümlerin çoğunun nedeni IŞİD’in infazları, yani doğrudan hükümete güçleriyle ilişkili değil. Ama şehrin “kurtuluşu” yaklaştıkça bu infazların da hız kazanıp artacağını tahmin etmek zor değil. Her savaşta olduğu gibi, bunun kazananları olacaktır ama kaybedenleri de vardır. Bizimki gibi kayıpları kayıtlara geçiren örgütlerin görevi başkalarının “kurtuluşu” adına ( kurtuluşları gerçekten de amaç ve sonuç olsa dahi) diğerlerinin ölümünü gözardı etmemektir.

njbjk

Ocak 2014’ten itibaren IŞİD’in denetimine geçen bir diğer kent, Felluce geçtiğimiz günlerde “kurtarıldı”. Kentteki sivil ölümlerini IŞİD denetimi altındayken de izleyebilir muydunuz? Şimdi durum nedir burada?

Hamourtziadou: 2014-2016 arasında kent IŞİD denetimindeyken İslam Devleti savaşçıları 1200 sivili öldürdü. Aynı dönemde 78 sivil de koalisyon güçlerinin Felluce’ye düzenlediği hava saldırılarında öldü. Bu yılı 5’I çocuk 18 kişi de açlıktan öldü kentte. Toplamda “Terörle Savaş” başladığından bu yana Felluce’de 7 binden fazla sivil hayatını kaybetti. Operasyonun sona erdiği Temmuz ayından bu yana medyanın kente fazla ilgisi kalmadı ve çok az sivil ölümü bildirildi.

Musul’un kurtuluşundan sonrasına ilişkin çok tartışma var. Özgürleştirmeye gelen grupların birbiriyle savaşabileceği, bizzat kurtarıcıların halka şiddet uygulayabileceği, mezhep çatışmasının yaşanabileceği, yani kurban sayısının çok çok artabileceği gibi… Bu yorumlarla ilgili sizin değerlendirmeniz nedir?

Hamourtziadou: Kendi araştırmalarımla teyit edebilirim ki, “kurtarıcı” gruplar, genellikle de Şii milisler, “kurtardıkları” şehirlerde kitlesel tutuklamalar ve infazlar yapabiliyorlar. Bu Irak’ın başarısız bir devlet oluşunun, halkın güvenliğini sağlayıp onları koruyabilecek bir devlet ya da otoritenin bulunmayışının sonucu. Ayrıca iktidar, kontrol ve başka rakip çıkarlar için birbirleriyle çatışan bölünmüş bir toplum oluşundan da kaynaklanıyor bu durum. Endişelenmek için haklı gerekçeleri var.

Türkiye barışçı bir komşu olarak bilinirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan son günlerde Türkiye’nin Musul ile ilgili geçmiş toprak taleplerini yinelemeye başladı. Türkiye’nin müdahilliğine ilişkin değerlendirmeniz var mı?

Hamourtziadou: Türkiye başlangıçta Irak’ın 2003’teki işgaliyle ilişki kurmakta isteksizdi. Daha doğrusu, Türkiye Irak’ın istilasına ve işgaline karşıydı. Ama o günden bugüne bölgedeki ABD müttefiki olarak, soruna çeşitli şekillerde müdahil oldu. Irak devletinin bölünmesinin sonucunda ortaya çıkan Özerk Kürt yönetimini tanıdı ve onunla işbirliği yaptı. Irak devletinin karşı olduğunu bildirmesine rağmen hava saldırıları düzenledi ve bu süreçte sivilleri öldürdü. En son bir saldırısı, 24 Ekim’de Erbil’de 3 sivilin ölümüne neden oldu.

Irak’taki sivil ölümlerinin sorumluları kimler? IBC’de yayınlanan 12 Kasım 2007 tarihli bir makalenizde, bu savaşları açanlar kadar bizlerin, bu savaşlara karşı çıkan kişilerin bile sorumluluğuna vurgu yapıyorsunuz. Biraz açar mısınız bu görüşünüzü?

Hamourtziadou: Suçlu şiddete başvuranlar, uygulayanlardır ve sayıları epey fazla! Irak’ta savaşan 40 kadar farklı grup var ama başlıca şunlar:

Baasçılar; istihbarat yetkililerinin de yer aldığı Saddam Hüseyin yönetiminin destekçileri. İdeolojileri Pan_Arabizm’in varyantı. Amaçları eski Baasçı hükümeti iktidara getirmekti; sonradan ABD liderliğindeki işgale karşı olan gerilla gruplarıyla güçlerini birleştirdiler. Giderek artan şekilde Suriye’nin nüfuzuna girmiş durumdalar.

Irak milliyetçileri; Irak’ın kendi kaderini tayin hakkını ve Irak’ın toprak bütünlüğünü savunanlar. Koalisyon güçlerinin varlığına onlar da karşı çıkıp silahlandılar.

Sünni İslamcılar, Selefi/Vahhabi “cihatçı”lar: Selefiler İslam’ın en katı anlayışına dönmek istiyorlar ve gayri-Müslim grupların her tür varlık ya da nüfuzuna muhalefet ediyorlar. Hristiyan, Mazdek ve Yezidi topluluklara saldırılar düzenliyorlar. Mürtet saydıkları Şiilere karşı da saldırılar düzenliyorlar.

İran bağlantılı Bedir Örgütü (Tugayları) ve Mehdi Ordusu da dahil olmak üzere Şii milisler: Şii İslamcıların İran tarafından yönetildikleri, ideolojik açıdan İran nüfuzu altında oldukları ve İran tarafından silahlandırıldıkları düşünülüyor.

Eski İslamcı gönüllüler/mücahitler: Genellikle El Kaide ile ilişkili ya da Selefi/Vahhabi doktrinine bağlı olan bu grupların üyeleri daha çok Suriye ve Suudi Arabistan başta olmak üzere komşu ülkelerden gelen Araplar. Batılı güçlerle onların Iraklı müttefiklerine karşı savaş yürüten bu Vahhabi köktenciler, El Kaide ve Ensar el İslam’ın ideolojik şemsiyesi altında cihat yürütüyorlar.

ABD liderliğindeki koalisyon güçleri ve mevcut Irak hükümeti dahil savaşan güçler Irak topraklarını (ya da belli bölümlerini), Irak halkını (ya da ülkedeki çeşitli etnik ya da dini grupları) ve değerleri (Batılı, Müslüman, demokratik, ulusal, vs.) “özgürleştirmek”, “işgal etmek”, “boyun eğdirmek”, “kontrol etmek”, “yenmek”, “intikam almak” ve “savunmak” adına eylemde bulundular, bulunuyorlar. Bunu yaparken hepsi de sivilleri öldürdüler.

İngiliz ve Amerikan kamuoyu, Irak’ta savaşın aslında hiç bitmemiş olduğunu unutmuş görünüyorlar. ABD’de de İngiltere’de de, seçmenlerinin aksi yönde irade beyanına rağmen Irak’a saldırıp işgal kararı alanlar, George W. Bush ve Tony Blair, Irak’ta yol açtıkları yıkımın boyutları ortaya çıktıktan sonra, yeniden seçildiler. İngiltere’de sivillerin ölümü konusunda kimse hesap vermedi, cezalandırılmadı. Ne siyasetçi ne asker. Kamuoyu yargı yolu için uğraşmadı, sadece bizler, IBC’de, hâlâ günlük olarak ölen masumları belgeleyip, hatıralarını canlı tutuyoruz.

Irak’ın işgali öncesinde, Körfez Savaş gazisi eski bir ABD deniz piyadesi olan Ken O’keefe ile röportajımı hatırlıyorum. Ken dünya kamuoyunu Irak işgaline karşı Irak’a beraber gidip “canlı kalkan” olmaya çağırıyordu. Ken o röportajda “Eğer bu savaşı durdurabilirsek, tüm savaşları durdurabiliriz” demişti. Yıllar sonra bugün haklı olduğunu düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Irak işgalinin Pandora’nın hepimizi hissizleştirmekte olan sürekli-savaş Kutusu’nu açtığına dair görüşe katılır mısınız?

Hamourtziadou: Kısmen katılıyorum. Irak’ın işgali gerçekten de Pandora’nın bir Kutusu’nu açtı. Sadece Irak’taki sürekli şiddet durumu için değil, Rusya’nın Suriye’deki varlığı da eklenince tüm Ortadoğu’nun güvenliği açısından. O kadar ki, on yıllar boyunca güvenlik açısından endişe kaynağı olarak nitelenen İsrail-Filistin çatışması artık haber değil, olmuyor. İngiliz kamuoyu hissizleşmenin de ötesinde, artık iki şekilde yaklaşıyor meseleye: Birincisi, Esad, IŞİD ve Rusya da devreye girince, İngiltere’nin savaşlara katılmasını destekliyor; ikinci olarak da sayıları giderek artan mültecilerden (İngiltere’de çok çok az sayıları) mağdur hissediyor kendini. Bu süreç 2003’ten başlayarak nasıl da İngiltere’nin eylemleriyle tetiklendi farkında değil gibi. Bu nedenle de, Ortadoğu’dakilere sempati çok azalmış durumda; başlarına gelenin sorumlusu kendileriymiş gibi düşünülüyor. Başka bir deyişle, sivil nüfus açısından duygusal bir kopuş, kendi orduları ve müttefikleri dışındaki tüm savaşan taraflara karşı da nefret var.

Söyleşinin orginalini (ingilizce) okumak için burayı tıklayınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir: