Medyascope.tv

CHP’nin açmazları

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

En son dakika haberlerini biliyorsunuzdur, tekrarlayalım: Önce AKP, CHP’nin Parti Meclisi’nde yaptığı açıklamalar nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ardından da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aynı bildiri nedeniyle CHP hakkında suç duyurusunda bulundu. Peş peşe geldi bunlar. Siyasetin gündeminde de büyük ölçüde bir müddet bu olacağa benziyor. Ama Türkiye’de her an her şey yaşandığı için bu da kısa zamanda belki geri planda kalabilir. Biz bu yayını yapmayı düşündüğümüz zaman bu olay yoktu; ancak şu vardı: Bugün grup toplantılarında aynı bildiri nedeniyle önce MHP lideri Devlet Bahçeli, ardından AKP lideri ve Başbakan Binali Yıldırım CHP’yi sert bir şekilde eleştirmişlerdi. Yani bu bildiride HDP’ye destek verdiği iddiasıyla CHP eleştirilmişti. Halbuki bildiri açıklandıktan sonra CHP’nin içerisinden bazı kesimler ve CHP’nin dışındaki özellikle birtakım sol çevreler HDP’nin adının bile anılmamasını eleştirmişlerdi.
Yani CHP, HDP’ye sahip çıkmamakla, HDP’nin yanında durmamakla eleştirilirken birdenbire HDP’nin ve dolayısıyla –kendi tabirleriyle söyleyelim– terörün yanında durduğu için eleştirilir oldu. İki ateşin arasında kalmış bir CHP’den bahsediyoruz. Suç duyuruları da işin başka bir boyutu. Bu suç duyuruları muhtemelen işleme konacaktır. Ancak bunun arkasından nasıl bir süreç işler? Yeniden dokunulmazlıkların kaldırılması gerekir; çünkü daha önce kaldırılmış olan dokunulmazlıklar belli bir süre içindi. Sonradan yapılan suç duyuruları bu kapsama girmiyor. Ama yine de bir soruşturma tehdidi var. Ve Türkiye’de her an hukukun ne kadar belirleyici olduğu konusu da zaten ortada.
Şimdi yersiz yurtsuz bir CHP söz konusu. Yani bir açıklama yapıyor; saatlerce süren toplantının ardından, çok kritik bir dönemde bir açıklama yapıyor. Ve bu açıklamada, kendi içindeki tüm kesimleri de toplumun farklı kesimlerini de hiçbir şekilde tatmin etmiyor. Açıkçası bu açıklamanın ardından CHP ne yapabilir diye kendime sorduğumda, çok fazla bir şey yapabileceğini düşünmüyorum. Bir sokağa çağrı var, ama CHP sokak konusunda çok deneyimli bir parti değil. Sokakta ne yapabileceği de şüpheli. Genellikle CHP salonlarda varolan parti, salonlarda düzenlenen toplantılarla daha fazla varlığını sürdürmeye çalışan bir parti. Dolayısıyla bu açıklamanın zaten toplumsal anlamda gerçek hayatta çok fazla karşılığı olamayacaktı zaten. CHP bugüne kadar ne yaptıysa, değişik konulara nasıl tepki gösterdiyse, belki biraz daha volümü yükselterek bir şeyler yapmaya çalışacaktı. Ama şu haliyle iyice paralize olmuş durumda.
Şimdi CHP’nin çok fazla açmazları var. Ama şunu hatırlayalım: Mayıs 2010’da Deniz Baykal’ın kaset olayının ardından görevi bırakmasıyla Kemal Kılıçdaroğlu partinin başına geçince çok büyük bir dalga yakalamıştı. Ve ilk kongreyi hatırlıyorum. Kongreyi yerinde izlemiştim, bir sonraki kongreyi de. Kılıçdaroğlu’nun önü tamamen açıktı. İstediği kişilerle parti yönetimini oluşturdu. Her istediğini yapabildi. Ama daha ilk kongrede yaptığı konuşmada çok ürkekti. Alevi, Kürt gibi kavramları kullanmadığını hatırlıyorum. Çok ürkekti. Bu ürkekliği uzun bir süre sürdü. Hep sürdü hatta; öyle diyebiliriz.
Bir sonraki kongrede ise ilk kurultayda saptanan Parti Meclisi’nde bayağı bir değişiklik yaptı; ama yine kendi istediğine göre değişiklikler yaptı. Birtakım iddialı isimler koydu. Ama CHP girdiği seçimlerde gösterdiği performans ve muhalefette gösterdiği performansla hiçbir zaman Kemal Kılıçdaroğlu’ndan beklenen çıkışı yakalayamadı. İlk seçimde yakaladığı kısmî bir yükseliş var. Ondan sonra bir sabitlenme var, yüzde 25’te sabitlenme.
O dönemlerden itibaren Kemal Kılıçdaroğlu’nun temel stratejisi basitçe şöyle özetlenebilir: MHP’yle birlikte AKP ve Erdoğan eleştirisi. Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Erdoğan eleştirisi, daha sonra cumhurbaşkanlığı dönemiyle beraber buna bir saray eleştirisi eklendi. Ve MHP’yle de bu konuda birçok noktada anlaştılar. Diğer anlaştıkları nokta da, ilk yıllarda, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun lider olduğu dönemde AKP’nin değişik hatlarla sürdürdüğü çözüm süreçlerine MHP kadar sert olmasa bile eleştirel ve mesafeli yaklaşması oldu. Burada da bir yerde MHP’yle birleştiler gibi. Ve son bildiride de zaten, yapılan açıklamalarda da tekrar çözüm süreci konusunda AKP’yi suçlama ya da “HDP suçluysa siz de suç ortağısınız” gibi çıkışları CHP’lilerden görüyoruz.
Bu, MHP’yle birlikte Erdoğan ve AKP karşıtlığı üzerinden, yani bir reaksiyon, bir reaktif politika üretmek, AKP’ye ve Erdoğan’a yönelik çıkışlar yapmak yerine onun icraatına ve yaptıklarına ve söylediklerine cevap yetiştirmeye çalışmak olarak özetlenebilecek bu politikanın en çarpıcı aşaması tabii ki Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çatı adayı olarak MHP’yle birlikte Erdoğan’ın karşısına çıkarılması oldu. Büyük bir fiyasko yaşandı orada. Bu aslında zaten yürümesi mümkün olmadığı baştan belli olan bir politikanın aleni bir iflasıydı. Ama 7 Haziran’a kadar yine iyi kötü bu gitti. 7 Haziran seçimleri öncesi gerek MHP’nin gerek CHP’nin birçok seçim mitingini yerinde izlemiş birisi olarak, iki lider de aynı çizgide, Erdoğan aleyhtarlığı, Saray eleştirisi üzerinden ve 17-25 Aralık üzerinden yürüyen propagandalar yaptılar. Ama 7 Haziran’dan sonra koalisyon formülü çıktığında MHP net bir şekilde HDP’yle hiçbir şekilde bir arada olmayacağını söyleyerek yolları ayırmaya başladı. Ve hemen ardından tekrar ülkenin çatışma sürecine girmesiyle beraber HDP’nin Kandil tarafından ipotek altına alınması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da 28 Şubat’ta kurulmuş olan müzakere masasını devirmesinin ardından MHP’nin çözüm süreci de bittikten sonra AKP’ye adım adım yaklaştığını gördük.
Ve şu anda bir süredir net bir şekilde MHP AKP’ye çok ciddi anlamda destek veriyor. Başkanlık sistemi olayında destek verip vermeyeceği henüz askıda. Değişik iddialar var. Ama verme ihtimali ciddi bir şekilde masada. Dolayısıyla MHP gibi bir partneri kaybetmiş olan CHP iyice yalnızlaştı. HDP ise öteden beri CHP’yi yanına çağırıyor. Birlikte hareket etmeye çağırıyor. Ve CHP de özellikle SHP’nin zamanında HEP’le kurmuş olduğu ittifaktan çıkartılan derslerle, –ki bu çıkartılan derslerin doğru ya da yanlış olduğu tartışılır; ama CHP’de, CHP yöneticilerinde ve kısmen de tabanda bu geçmişteki olaydan kalma bir travma var, bunu biliyoruz– buna hep uzak durdu. Buna uzak durmasının en net görüntüsü de dokunulmazlıklar meselesinde AKP’yle ve MHP’yle beraber hareket etmesi oldu CHP’nin. Çok önemli, kritik bir stratejik karardı. Ve onun ne kadar isabetsiz olduğu şimdi zaten ortaya çıkıyor. O günlerde bile CHP’liler kendilerine de sıra gelebileceğini söylemişti. Hatta Kılıçdaroğlu şahsen kendisine de sıra gelebileceğini söylemişti. Şu anda suç duyuruları vs. de gösteriyor ki pekala HDP’den sonra CHP de bir şekilde gündeme gelebilir.
İkinci nokta da tabii ki Yenikapı. Yenikapı’da CHP tereddüt etti. Önce temsilci yollamayı düşündü, sonra Kılıçdaroğlu bizzat katıldı. Orada da, tabii kendi tabirleriyle Saray’a çıkma olayı var. HDP’nin dışlandığı yerlerde AKP ve MHP’yle, ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yan yana durmaktan geri kalmadı CHP ve Kılıçdaroğlu. Buna birtakım gerekçeler dile getirdiler. O anda bu gerekçeler ikna edici olabilir. Ama şimdi dönüp baktığımızda bütün bu atılan adımların herhalde CHP içerisinde ciddi bir şekilde tartışıldığını tahmin edebiliriz. Şu anda CHP’nin önünde bu son AKP ve MHP’nin sert eleştirileri, suç duyuruları vs. var, CHP tekrar Yenikapı çizgisine çekilmek isteniyor.
Yenikapı çizgisinde aslında ilk başta görünen, 15 Temmuz’un ardından birlikte çoğulcu bir toplumu yeniden inşa etme ihtimali az da olsa vardı. Ama bunun olmadığı net bir şekilde çıktı. Yenikapı’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın HDP dışındaki partileri yanına alarak Türkiye’nin kendi kafasına göre restorasyonunu yapmak istediğini geçen süre içerisine gördük. CHP’nin de Yenikapı noktasında bir tür pişmanlık içerisinde olduğunu görüyoruz. Ama şu anda CHP’nin siyasi iktidarla, ve dolayısıyla MHP’yle de –MHP siyasi iktidarın yanında durduğu için– tam anlamıyla bir kopuş yaşayıp yaşamayacağı hâlâ belirsiz. Çünkü bugünkü grup toplantısında yaptığı konuşmada Kılıçdaroğlu muhtemelen sabah kendisinden önceki yapılan toplantılardaki sert eleştirilerin de etkisiyle bayağı frene basmış bir şekilde HDP’lilerin ifade vermeye gitmeleri gerektiğini vs. söyledi. Ve hiç de HDP’lilerin yanında olmadığını net bir şekilde göstermek için çok kesin cümleler kurdu.
Buradan şunu görebiliyoruz: HDP’nin yanında olmayacak, HDP’nin yanında görünmeyecek. Ama öte yandan CHP’nin kendisine siyasi iktidar ve siyasi iktidarın etrafında MHP’yle beraber oluşturduğu yeni merkeze gitmeme gibi bir arayışı var. Ama bu arayışı gerçekleştirebilecek ne bir liderliğe, ne yönetim mekanizmalarına, ne bir örgüte, ne de bir tabana sahip. Yani bugün Türkiye’de hem HDP’ye, hem AKP ve MHP’ye ve dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Hepinizin yaptığı yanlış, doğru budur ve Türkiye toplumu da bu doğrunun etrafında demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri yeniden inşa edecektir” diyebilecek bir durumda değil. Dolayısıyla iki seçenekle karşı karşıya. Kendi orta yolunu bulma imkânı çok kısıtlanmış bir CHP var. Ve savrulup duracak, öyle gözüküyor. Ve bu arada da tabii suç duyuruları vs. gibi tehditlerle de sürekli bir gerginlik içerisinde yaşayacak.
Şunu unutmamak lazım: Bugün Cumhuriyet gazetesine yapılan operasyon dolaylı bir şekilde CHP’ye de yapılmış bir operasyondur. Buna rağmen –tabii CHP bu konuda çok sert şeyler söyledi ama– Cumhuriyet gazetesine yapılan operasyonun gidişatını değiştirebilecek bir güce sahip değil. Olabileceğe de benzemiyor. Dolayısıyla yarın öbür gün kendisine yönelebilecek birtakım operasyonları da engelleyebilecek bir güce sahip gözükmüyor. Bildiride dile getirilen birtakım toplumsal mobilizasyonları, dile getirdikleri hareketlenmeleri de hayata geçirebilecek imkâna, potansiyele, beceriye sahip değil. Ve partinin içerisinde çok farklı eğilimler var. Ve bu farklı eğilimler her gün zaten gelişen çok sert olayların karşısında farklı farklı duruşlar sergiliyorlar.
Gerçek anlamda bir anket olsa, CHP’nin içerisinde, parti grubu da dahil, parti yöneticileri de dahil, HDP’ye yapılanlardan çok da rahatsız olmayan önemli bir kitle olduğu anlaşılacaktır. Ya da aynı şekilde HDP’yle birlikte hareket edilmesini isteyen kişilerin de önemli bir güç oluşturduğu anlaşılacaktır.
Bir diğer net husus da, CHP’nin son kongrede çıkan parti meclisi, parti yönetimi bu tür sertliklere ayak uydurabilecek, bunlara uygun politikalar geliştirebilecek kapasitede değil. Parti grubunun da aynı şekilde tam bu anlamda bir yeterliliğe sahip olduğunu söylemek mümkün değil.
Bu arada Vatan Partisi başta olmak üzere birtakım ulusalcı çevreler de CHP’ye göz dikmiş durumdalar. CHP’yi PKK ile hatta FETÖ ile ilişkilendirme yolunda gayretler gösteriyorlar. Ve bu anlamda iktidar partisinden daha ileri pozisyonlar alıyorlar. Böyle bir kâbusun içerisinden geçiyor CHP. Ve bu kâbusun içerisinden sıyrılarak hem varlığını koruyup –ki şu anda CHP varlığını korumak gibi bir sorunla karşı karşıya– hem varlığını koruyup, varlığını korumanın ötesinde Türkiye’nin sorunlarına karşı inandırıcı alternatifler geliştirip bir cazibe merkezi olabilmek, daha da güçlenerek bu krizden çıkmak potansiyeline sahip gözükmüyor.
Eğer tekrardan siyasi iktidarın yörüngesinde bir pozisyon alırsa da CHP’nin hızlı bir şekilde parçalanma ihtimalinin yüksek olduğunu kestirmek mümkün. HDP’nin yanında pozisyon alırsa da bir başka türlü parçalanmanın kaçınılmaz olduğunu söylemek mümkün. Böyle çok ciddi bir açmazla karşı karşıya. Buradan nasıl çıkacaklarını bildiklerini de sanmıyorum. Kolay kolay bulunabilecek formüller yok. Kılıçdaroğlu’nun grup toplantılarında yaptığı açıklamalar dışında, Selin Sayek Böke arada sözcü olarak çıkıyor. Onun dışında zaten CHP’de öne çıkan figür de kalmadı. Arada sırada Gürsel Tekin’in bazı açıklamalarını görüyoruz. Temel hak ve hürriyetler konusunda Sezgin Tanrıkulu ve Mehmet Bekâroğlu’nun –ki parti yönetiminde artık etkileri yok– çıkışlarını görüyoruz. Onun dışında alt düzeyde seyreden bir parti CHP, ve sürüklenen bir parti.
Ama her şeye rağmen % 25 oy almış, çok köklü bir partiden bahsediyoruz. Normal olarak % 25’e sahip olan bir partinin böyle kriz anlarında, tüm ülkeyi kasıp kavuran kriz anlarında yaratıcı politikalar geliştirip tempolu bir şekilde yükselişe geçme ihtimali vardır. Ama CHP’den, içinde yaşadığı açmazlar ve kendi dışındaki aktörlere karşı eşit bir şekilde mücadele edememenin, ya da eşit bir şekilde tavır alamamanın getirdiği sorunlarla CHP gerçekten bu krizden daha da yara alarak çıkacağa benziyor. Ama sorun şu: Türkiye bu krizden çıkacağa benzemiyor. Bu kriz her gün yeni yeni şekillerle süreceğe benziyor. Şu anki krizde politika üretemeyen bir CHP’nin, tırmanacak olan krizde politika üretebilme ihtimalinin de çok yüksek olduğunu sanmıyorum. İyi günler.

Bunlar da ilginizi çekebilir: