Medyascope.tv

İlerleme Raporu’nun Türkiye-AB ilişkilerine etkisi: Senem Aydın Düzgit ile söyleşi

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba iyi günler. Bugünkü konuğumuz Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nden Senem Aydın Düzgit. Senem Hanım stüdyomuzda ve kendisiyle geçen hafta yayınlanan AB İlerleme Raporu’nu ve Türkiye-AB ilişkilerini konuşacağız. Merhaba Senem Hanım. Ben öncelikle bu raporla başlamak istiyorum. Geçen hafta Avrupa Birliği Türkiye ile ilgili yıllık hazırladığı İlerleme Raporu’nu yayınladı ve çok sert bir rapor yazdı. Birçok konuda Türkiye’ye eleştiriler getiriyor. Sizce bu raporda öne çıkan noktalar neler? Ve bu rapor ilişkilerde nasıl bir rol oynayacak, bize bahsedebilir misiniz?

Tabii. Bu raporu geçen seneki rapora göre kıyaslarsak daha olumsuz bir rapor olduğunu söylemek mümkün. Geçen seneki 2015 raporunda, örneğin 3 ana alanda geriye gidiş söz konusuyken, bu raporda 6 alanda geriye gidişin söz konusu olduğu vurgulanıyor. Ve bunlardan bir tanesi yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ve ilk kez ekonomiden bahsediliyor. Daha doğrusu halihazırdaki siyasi durumun ekonomiyi tehdit eder boyutlara geldiği gibi bir vurgu var bu raporda. Dolayısıyla evet, daha negatif bir rapora baktığımızı söyleyebiliriz. Ancak bu rapor ilişkilere nasıl etki eder gibi bir soruyla karşılaştığımızda raporun bizzat ilişkilere direkt bir etkisi olduğunu zannetmiyorum. Çünkü şu anda zaten ilişkilere etki eden birçok faktör söz konusu. Ancak raporların ilişkideki zaten olumsuz havayı daha da olumsuzlaştıracağını söyleyebiliriz şu aşamada.

Şu anda AB-Türkiye ilişkileriyle ilgili konuşulan birçok şey var. Bunlardan bir tanesi de müzakerelerin dondurulması. Bugün Avrupa Birliği’nden, çeşitli yetkililerden ekonomik yaptırım uygulanabileceğine dair de bazı açıklamalar geldi. Sizce şu anda müzakerelerin durdurulması ya da böyle bir ekonomik ambargo uygulanması mümkün mü? Yoksa AB bunları daha çok bir siyasi koz olarak mı kullanıyor?

Ben şu aşamada AB açısından bakıldığında kısa vadede çok mümkün olduğunu düşünmüyorum. Bunun nedeni de şu, daha doğrusu bunun iki tane ana nedeni var. Bir tanesi mülteci anlaşması biliyorsunuz. Mülteci anlaşması halen kırılgan da olsa ve sorunlu yanları bulunmakla beraber halen işliyor. Ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşan mültecilerin sayısında da çok ciddi bir azalma söz konusu. Ve bu konunun özellikle temel Avrupa Birliği ülkelerinin kamuoylarında çok hassas bir konu olduğunu biliyoruz. Bu anlaşma halen işliyor durumdayken ilişkileri tamamen kopartabileceklerini pek zannetmiyorum. Aynı şey tabii ambargo için de söz konusu. Ayrıyeten sadece mülteci anlaşması da değil söz konusu olan. Biliyorsunuz şu anda Kıbrıs’ta da çözüm için ciddi müzakereler yürütülüyor. Ve bu müzakerelerin ciddi bir ivme kazandığı biliniyor, ifade ediliyor. Böyle bir durumda bu çeşit bir politikanın uygulanması Kıbrıs’ta çözüme gölge düşürebileceği ve engel teşkil edebileceği için en azından bu iki konu hâlâ masadayken bu kadar radikal bir politika ya da önlem almazlar diye düşünüyorum.

Peki bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan bir açıklama yaptı ve AB ile müzakerelerin devamlılığını referanduma götürmek istediğini söyledi. Sizce böyle bir referandum yapılabilir mi ve bunun nasıl sonuçları olur?

Yani teorik olarak tabii referandum yapabilirsiniz, bu mümkün. Ama böyle bir referandum riskli de olabilir. Ben bir siyasetbilimciyim. Ben baktığım zaman, datalardan hareket etmeye çalışıyorum. Verilere baktığımızda genel olarak tüm veriler; Türk vatandaşlarının Avrupa Birliği’ne desteğine baktığımızda, bugünlerdeki sayılar yüzde 45’lerde, 50’lerde gidip geliyor. Bunlar daha çok Eurobarometer dediğimiz Avrupa Komisyonu’nun verileri. Aynı zamanda başka kurumların yaptığı düzenli anketler var. İktisadî Kalkınma Vakfı’nın anketleri oluyor ; GMF’in, German Marshall Fund’ın anketleri var. Bunlarda daha yüksek desteklerin de zaman zaman çıktığını görüyoruz. 60’lara, bazen 65’lere çıkan destekler söz konusu. Yani bu bize şunu gösteriyor: Eğer böyle bir referandum yapılırsa, referandumda AB sürecinin tamamen durdurulması ya da tektaraflı olarak ortadan kalkması gibi bir kararın yüzde 100 çıkacağından emin olamayabiliriz.

Siz demin mülteci anlaşmasından bahsettiniz. Onu biraz daha açabilir misiniz? Şu noktada Türkiye-AB ilişkilerinde bu anlaşmanın rolü nedir? Büyük bir rolü var dediniz. Bir de bu vize serbestisi tartışmaları vardı. Sizce vize serbestisinin hâlâ gelme ihtimali var mı, yoksa bu ihtimal tamamen ortadan kalktı mı? Gelmediği durumda da sizce Türkiye ne kadar daha bu anlaşmanın kendi üzerine düşen yükümlülüklerini sürdürmeye devam eder?

Orada hem vize serbestisi konusu var, hem de işin maddi boyutu var biliyorsunuz. Sanırım zaten Cumhurbaşkanı bugün konuşmasında o maddi boyuttan da bahsetmiş gördüğüm kadarıyla. Vize konusunu sorduğunuz için özellikle ondan bahsedeyim. Vize serbestisinin sağlanması için öncelikle Ceza Kanunu’nda bazı değişiklikler istiyor AB, belki biliyorsunuzdur. Aynı zamanda sanırım halen tamamlanmamış olan, yine AB’nin talep ettiği 7 tane kriter var. Bunların Türkiye tarafından kabul edilmesini istiyorlar vize serbestisini oylayabilmek için. Bir de vize serbestisinin bu kriterler tamamlandıktan sonra karşı taraf tarafından da, yani üye devletlerin onayından da geçmesi gerekiyor. Burada oybirliğiyle bir onay söz konusu değil, biliyoruz. Ancak yine de ağırlıklı çoğunluğun olumlu yönde oy vermesi gerekiyor ve Avrupa Parlamentosu’nun da onayı gerekecektir. Dolayısıyla teorik olarak halen mümkün olmakla beraber, şu anda aslında orada da bir tıkanıklık olduğunu görüyoruz. Zaten anlaşmayı kırılgan hale getiren faktörlerden bir tanesi de bu.

Bir de bu idam cezasıyla ilgili tartışmalar var. Sizce eğer Türkiye idam cezasını tekrar getirirse AB’nin buna cevabı nasıl olur?

O zaman bence bu ilişkileri tamamen kaldırmak dışında fazla bir opsiyonları kalmayabilir. Çünkü idam cezası AB’nin – her ne kadar AB de çok normatif bir aktör olarak kendini tanımlayamasa da ve her ne kadar çıkarlar üstüne kurulu bir birlik olsa da ve bunu üye ülkelerin dış politikalarında da görsek–, idam politikası AB’nin çok temel normlarından bir tanesi. İdamın kalkması konusunda sadece Türkiye’ye yönelik olarak değil, dünyanın çok farklı yerlerinde AB’nin aktivizmi olduğunu biliyoruz. Bunun dış politikasının ana etmenlerinden bir tanesi olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla idamın geri gelmesi durumunda diğer farklı çıkarları mecburen, belki de istemeyerek bile olsa göz ardı etmeleri mümkün olabilir. Yani daha fazla bu ilişkiyi bu şekilde, en azından üyelik perspektifinde sürdürmek mümkün olmaz diye düşünüyorum.

Konsey’den de çıkabilir.

Tabii, evet. Şimdi Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi farklı mekanizmalar olduğu için ona değinmedim. Ama tabii ki bu sadece Avrupa Birliği’nden çıkış anlamına gelmez. Aynı zamanda Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nden çıkması, çıkması demeyelim, üyeliğinin askıya alınması söz konusu olabilir. Bu ciddi bir ihtimal dahilinde olur.

Peki bir de Trump’la ilgili bir şey sormak istiyorum. Biliyorsunuz Amerikan başkanlık seçimleri oldu geçen hafta ve Donald Trump başkan seçildi. Sizce bu Avrupa Birliği ülkelerinin ve Avrupa Birliği’nin Amerika’yla ilişkisini nasıl dönüştürecek, nasıl etkileri olacak? Ve de özellikle Avrupa’da radikal sağ bu şekilde yükseliyorken, bu yükselişi sizce hızlandıracak bir faktör mü olur?

Evet. Avrupa’daki radikal sağın gelişimine bakarsak, Avrupa’daki radikal sağ hareketleri için son derece sevindirici bir haber oldu Trump’ın bu seçimi kazanması. Ve onları daha da güçlendirdiğini söylemek mümkün olabilir ; çünkü bildiğiniz gibi Trump’ın seçilmesi, popülizmin yükselişi, bunlar sadece belli bir bölgeye hapsolmuş lokal hareketler değil. Bunları daha küresel bağlamda düşünmek ve nedensellikleri de bu küresel bağlam üzerinden kurmamız gerekiyor. Ve oradan baktığımızda, temsilî demokrasiyle yaşanan memnuniyetsizlik, ya da işte ana akım sağ ve sol partilerle memnuniyetsizlik yaşandığını, değer yargıları üzerinden çok ciddi kutuplaşmaların olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla benzer mekanizmaların olduğu bir yerde benzer partilerin bundan güçlenerek çıkmasını beklemek ve bundan cesaretlenmesini beklemek mümkün. O bakımdan, AB’nin iç yapısına dair…, çünkü bu partiler biliyorsunuz AB’ye olumlu bakmayan partiler. Tam tersine AB’den ülkelerinin çıkmasını ya da AB’nin tamamen ortadan kalkmasını savunanlar bile var bunların içerisinde. Dolayısıyla bu hareketlerin iktidara gelmesi, AB’deki halihazırdaki dezentegrasyona yönelik hareketi, özellikle Euro krizinden sonra ve Yunanistan’dan sonra yaşanan bu kopuşu daha da hızlandırabilir. Dolayısıyla evet, bunlar birbiriyle bağlantılıdır ve AB’nin kurumsal geleceği açısından da bir tehlike arz etmektedir.

Peki, çok teşekkürler.

Ben teşekkür ederim, sağolun.

Evet bugün Senem Aydın Düzgit konuğumuzdu. Kendisiyle Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini konuştuk. Bizi izlediğiniz için teşekkürler.

Bunlar da ilginizi çekebilir: