Medyascope.tv

BM raportörü: “Kısıtlamalar teröre değil gazeteciliğe”

(Hazırlayanlar: Zeynep Ekmekci & Gülener Kırnalı)

Birleşmiş Milletler Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye, 14-18 Kasım tarihleri arasında Türkiye’ye gerçekleştiği ziyaret sonrasında bir ön rapor yayınladı. Son hali Mart ayında BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunulacak raporda, BM raportörünün Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik bulguları yer alıyor.

Kaye ziyareti sırasında Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay’dan üst düzey yetkililerin yanı sıra birçok gazeteci, yazar, akademisyen ve sivil toplum örgütü temsilcisiyle görüştü.

Adalet Bakanlığı, Kaye’in Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerinden Hakan Karasınır, Bülent Utku, Güray Tekin Öz, Mustafa Kemal Güngör ve Önder Çelik’in yanı sıra tutuklu edebiyatçı Necmiye Alpay ile görüşmesine izin verirken; tutuklu gazeteci ve yazarlardan Aslı Erdoğan, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu, Turhan Günay ve Musa Kart ile görüşmesine izin vermedi.

Raportör Kaye, temasları sırasında düşünce ve ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları Türkiye’nin de taraf olduğu Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğüyle ilgili 19. maddesinin kriterlerine göre değerlendirdi. 19. madde ifade özgürlüğünün ulusal güvenliği ve kamu düzenini tehdit eden durumlarda kısıtlanabileceğini öngörüyor.

BM Raportörü, Türkiye’deki durumun 19. maddeye uygunluğunu değerlendirirken şu soruları cevaplamaya çalıştığını belirtti:

“İfade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ulusal güvenlik ve kamu düzenini korumak için gerekli ve orantılı mı?”

“Getirilen kısıtlamalar 19. maddenin çizdiği hukuki çerçeveye uygun mu?”

“İtiraz ve temyiz süreçleri, şayet mevcutsa, hukukun üstünlüğünün ve yasaların gerekliliklerine uygun mu?”

david-kaye

“Türkiye temel hak ve özgürlüklerden uzaklaşıyor”

Rapordaki genel değerlendirmede, Türkiye’nin 15 Temmuz darbe girişimi ve mücadele ettiği terör örgütleri nedeniyle ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğu ve bu sebeple Madde 19(3)’ün ulusal güvenlik ve kamu düzenini korumaya yönelik olarak öngördüğü kısıtlamaları uygulamasının meşru olduğu belirtiliyor.

Buna karşılık Kaye, kısıtlamalara ilişkin olarak raporda şu ifadelere yer verdi: “Beni endişelendiren kısıtlamaların var olması değil. Bu kısıtlamaların çok sayıda, orantısız ve kapsayıcı olması sebebiyle, sadece ülkedeki kamusal ve özel hayatın her alanına sirayet etmekle kalmayıp, Türkiye’yi her demokratik toplumun olmazsa olmazı temel hak ve özgürlüklerden uzaklaştırması. Böyle düşünen tek kişi ben değilim, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri ve Avrupa Komisyonu da geçtiğimiz haftalarda benzer endişeleri dile getirmişti.”

Kaye raporda mevcut uygulamaları şöyle değerlendiriyor: “Bir devletin, şiddetin teşvik edilmesini kısıtlaması kesinlikle anlaşılabilir ve çoğunlukla gereklidir. Ancak neyin terör propagandası olduğunu tam olarak belirlemek neredeyse imkansız. Önüme gelen sayısız örnekte, söz konusu kısıtlamaların şiddeti teşvik etmeyi önlemekle ilintisiz olduğunu, hatta doğrudan haberciliğe ve bilgiye erişim hakkını kısıtlamaya yönelik uygulandığını gözlemledim.”

Raporda ifade ve düşünce özgürlüğünün Türkiye’deki durumuna ilişkin alt başlıkların bazıları şunlar:

Tutuklu gazeteci ve yazarlar

Raporda, “terörle mücadele” ve “devlet yetkililerine hakaret” ile ilgili yasaların bir süredir muhalif yazar ve gazetecilere karşı kullanıldığının altı çiziliyor ve darbe girişimi sonrasında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin bu durumu daha da kötüleştirdiği vurgulanıyor. Kaye, raporda, yaklaşık 155 gazeteci ve medya çalışanının tutuklu olmasının “görüşünü yazmak ve haber yapmanın yasalara göre teröre destek olarak değerlendirildiğinin” bir göstergesi olduğunu ifade ediyor.

Medyaya yönelik saldırı

“Muhalif medya organlarının ve Gülen Cemaati’ne yakın medya kuruluşlarının kapatılması ve terörle mücadele yasasının gazetecilik faaliyetlerini de kapsayacak şekilde geniş yorumlanması nedeniyle ülkedeki basın özgürlüğü, darbe girişimi öncesinde de kötü durumdaydı. Darbe girişimi sonrasındaysa, medyaya yönelik baskıların kapsayıcılığı ve boyutu çok ciddi bir şekilde arttı.”

Muhaliflere ve sivil topluma yönelik müdahaleler

Kapatılan STK’ların temsilcileriyle görüşen Kaye, raporda kadın, çocuk ve LBGTİ haklarıyla ilgili çalışan ve terör örgütleriyle ilişkisi olmayan kurumların ciddi baskılara maruz kaldığını belirtti. Muhaliflere yönelik baskılara da yer veren Kaye, özellikle HDP’ye yönelik terörizm suçlamalarından ve milletvekillerinin tutuklanmasından duyduğu endişeyi dile getirdi.

Hükümete tavsiyeler

David Kaye, ön raporunda hükümete özetle şu tavsiyelerde bulundu:

  • Terörle mücadele yasası ve kanun hükmünde kararnameler kapsamında tutuklanan gazeteci, yazar ve akademisyenlerin derhal serbest bırakılması;
  • OHAL süresince düşünce ve ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalarda orantılılık ilkesine bağlı kalınması ve tutuklanan kişilerin adil yargılanma hakkına saygı gösterilmesi;
  • Kanun hükmünde kararnameler ile işlerinden olan kişilerin, ilgili idari ve yargı mekanizmalarını kullanarak itiraz edebilmelerinin ve yasadışı işten atma durumlarında tazminat alabilmelerinin sağlanması;
  • Tüm basın kuruluşu ve kişilerin sansüre uğramadan fikir beyan etme hakkı ve kamuyu bilgilendirebilmesinin güvence altına alınması ve ilgili yasaların uluslararası kriterlere uygun hale getirilmesi;
  • Terörle Mücadele Kanunu’nun derhal gözden geçirilmesi, uluslararası sözleşmelere uygun hale getirilmesi ve terör tanımının hak ihlallerine sebebiyet vermeyecek şekilde daraltılması ve netleştirilmesi;
  • Türk Ceza Kanunu’nun kamu görevlileri ve Cumhurbaşkanı’na hakareti düzenleyen 125 ve 299. maddelerinin kaldırılması;
  • Basın kuruluşları ve sosyal medyaya yönelik kısıtlama ve kapatmaların derhal iptal edilmesi.
Bunlar da ilginizi çekebilir: