Medyascope.tv

IPI Direktörü Trionfi: “Kadri’nin hapse atılmış olması kelimenin tam anlamıyla saçmalık”

Bugün Uluslararasi Basın Enstitüsü’nün (International Press Institute/IPI) direktörü Barbara Trionfi’yle IPI’ın Kadri Gürsel ve diğer tutuklu gazetecilerle dayanışmak için başlattığı kampanyayı konuşacağız. Barbara şu anda Viyana’da o yüzden kendisine Skype ile bağlanacağız. Birçok uluslararası kuruluş Türkiye’de basın özgürlüğünün durumunun gittikçe kötüleştiğini belirten raporlar hazırladı. Şu anda 100’den fazla gazeteci hapiste. Senin ve IPI’nın Türkiye’deki basın özgürlüğüyle ilgili gözlemleriniz neler?

IPI Türkiye’de uzun yıllardır çalışıyor ve Türkiye’de çok değerli üyelerimiz var. Türkiye’deki en etkileyici işleri yapan bağımsız gazetecilerin bir kısmı bizim üyemiz. Bu kişiler yıllardır Türkiye’de IPI’ın çalışmalarını ve basın özgürlüğünü destekleme konusunda inanılmaz katkılarda bulundular. Bugün daha önce yaşamadığımız bir şeye tanık oluyoruz. Türkiye’deki gazeteciler her zaman hakaret suçu, ceza kanunu gibi basını etkileyen kanunlar nedeniyle birçok zorlukla karşılaşıyordu. Ancak bugün gelinen durum IPI’ın tahayyül edebileceğinin bile ötesinde. Bir örnek vermemiz gerekirse, tutuklanmasından bir hafta önce kendisinin de üyesi olduğu IPI yönetim kurulunda Kadri’yle oturuyorduk, Kadri yönetim kurulu toplantısına gelmişti. Kadri bizimle konuşurken tabii ki Türkiye’deki durumun kötü olduğunu söylüyordu ama ona kendisinin yakın bir zamanda hapse girme ihtimalinin olup olmadığını sorduğumuzda, her şeyin mümkün olduğunu ama bunun kendisi ya da Cumhuriyet’teki meslektaşlarının başına gelmesini beklemediğini söylemişti. Bu durum daha önce de söylediğim gibi emsalsiz. Bizim gazeteciler ağımız da Türkiye’deki gelişmelere güçlü bir şekilde tepki verdi.

Peki Türkiye’deki şu anki durumu daha önceki dönemlerle nasıl karşılaştırıyorsunuz? Türkiye basını buna benzer dönemlerden geçmedi mi?

Son on yılda kesinlikle hayır. Bu, Türkiye’nin yakın tarihindeki muhtemelen en kötü dönem. Şu anki problem şu: Bu zamana kadar sıkıntı yaratan, bizim sorunlu gördüğümüz, kanunlar vardı ve biz bu kanunlara karşı mücadele verebiliyorduk. Yargının bir ölçüde de olsa bağımsız olduğunu düşünüyorduk, bu Türkiye’yi hâlâ demokratik bir ülke olarak görmemizi sağlıyordu. Bugün Türkiye yargısının hukukun üstünlüğünü savunabildiğine ve mahkemelerin basın özgürlüğünü hatta Türkiye kanunlarında mevcut olan basın özgürlüğüne ilişkin prensipleri destekleyeceğine inanmıyoruz. Bizim en büyük endişemiz bu; artık ülkenin yargı sistemini, sadece işlerini yani gazetecilik yapma derdinde olan üyelerimizin çalışmalarını desteklemek için kullanamayacak olmamız.

Türkiye’yi dünyadaki ülkelerle nasıl karşılaştırabiliriz? Tüm dünyada basın özgürlüğünün daha kötüye gittiğini öne sürmek yerinde bir iddia olur mu?

Kesinlikle evet. Tüm dünyada basın özgürlüğünün giderek gerilediğini gözlemliyoruz. Bunun birçok sebebi var. Birçok ülkede savaş var ve bu tabii ki gazetecilerin haber yapmasını oldukça zorlaştırıyor ve tehlikeli hale getiriyor. Ortadoğu’nun birçok yerinde ve Kuzey Afrika’da haber yapmak bu ülkelerdeki mevcut çatışmalar ya da bu ülkelerin bir kısmındaki oldukça zayıf yönetimler sebebiyle çok tehlikeli. Bu, sorunlardan biri. Bir de Avrupa ve Kuzey Amerika’da gördüğümüz durum var, medyanın güvenirliliği azalıyor; bu da medyanın gücünü azaltıyor. Popülist liderler halkı gazetecilerle karşı karşıya getiriyorlar ve bu çok kötü bir durum. Bu liderler halkı manipüle ediyor ve onları basına karşı kışkırtıyorlar. Şu anda medya birçok ülkede kamu yararını savunan ve destekleyen değil seçkinlerin çıkarlarını destekleyen bir kurum olarak görülüyor. Bunda bir haklılık payı var. Bu konuda medya sektörü özeleştiri vermeye çalışıyor. Ama bu aynı zamanda basın özgürlüğünü sınırlamaktan çıkarı olan siyasi odaklar tarafından manipüle ediliyor. Son olarak, Avrupa’ya yakın ya da Avrupa’daki Türkiye, Macaristan, Polonya gibi ülkeler var. Bu ülkelerde toplumun desteğini de alarak hükümetler basın özgürlüğüne ciddi kısıtlamalar getirmeyi başardılar. Yani bu ülkelerde toplum, temel hak ve özgürlüklerden, bu ideallere bağlı olmayan benim gibi kimseler için pek de net olmayan bazı milliyetçi duygular uğruna vazgeçti. Tüm dünyada gördüğümüz sorunlar bunlar.

IPI, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu ve diğer hapisteki gazetecilere desteğini göstermek için bir kampanya başlattı. Biraz bu kampanyadan bahsedebilir misiniz?

Tabii. Kadri Gürsel, IPI Yönetim Kurulu üyesi ve IPI’ın Türkiye Ulusal Komitesi’nin başında. Murat Sabuncu da IPI’ın bir üyesi. IPI şu anda Türkiye’de aşağı yukarı 140 gazetecinin hapiste olduğunu düşünüyor. Bu rakam çok yüksek. Ama terörist olmadığını, hiçbir zaman terör propagandası yapmadığını hatta tam aksine Türkiye’de terörü teşvik etmiş olabilecek güçlere karşı durduğunu hepimizin bildiği yönetim kurulu üyemizi hapse atarak IPI’ı can evinden vurduklarında Türkiye’nin çok ileri gittiğini hissettik. Tabii ki hapisteki bir gazeteci bile yeterince ileri gidilmesi demek ama yönetim kurulu üyemiz ve en saygın üyelerimizden biri hapse atılınca bütün IPI ailesi çok güçlü bir şekilde tepki verdi. Bir hafta içinde sadece IPI yönetim kurulu değil tüm dünyadaki üyelerimiz bize ulaştı ve Türkiye’deki bu çılgınlığı durdurmak için ne yapmaları gerektiğini sordular. Üyelerimizin de desteğiyle birkaç ayağı olan bir kampanya başlattık. İlk başta BBC’den TF1’e kadar dünyanın en saygın medya kuruluşlarında çalışan oldukça saygın üyelerimizin konuştuğu ve Türkiye’de olanları kınadığı video şeklinde bir bildiriyi internet sayfamızdan yayınladık. Daha sonra dayanışmamızı göstermek için… Biliyoruz ki hapisteki üyelerimizin mektup almasına hatta ziyaret edilmesine şu anda izin verilmiyor, umuyorum ki bu yakında değişecek… Ama gazeteciler ağımıza dahil birçok üyemiz, hapisteki arkadaşlarımıza onlarla dayanışma içinde olduklarını göstermek ve onlara sizin yanınızdayız, yaptığınızın sadece en yüksek standartlara uygun olarak gazetecilik yapmak olduğunu biliyoruz ve bunun savunulması gerektiğine inanıyoruz demek ihtiyacını hissetti. Şu anda elimizde yönetim kurulu üyelerimiz ve dünyadaki saygın basın kuruluşlarının temsilcisi olan üyelerimiz tarafından yazılmış birçok mektup var. Hepsi açık mektuplar, birçoğu gazetelerde ve üyelerimizin kendi çalıştıkları basın organlarında yayınlandı. Üyelerimiz aynı zamanda kendi ülkelerindeki Türkiye Büyükelçiliklerine olanları protesto eden ve şu anda hapiste olan gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep eden mektuplar yazdılar.

IPI Türkiye hükümetine gazetecilerin serbest bırakılmasına yönelik olarak baskı kurmak için başka bir kampanya düzenlemeyi düşünüyor mu?

Evet. Bu mevcut kampanyamızın devam olacak. Biz zaten şu anda Türkiye hükümetinden hapisteki gazetecileri serbest bırakmasını talep ediyoruz; IPI’ın Viyana’daki genel merkezi olarak diğer basın özgürlüğüyle ilgili çalışan kurumlarla birlikte Türkiye hükümeti yetkililerine mektuplar yazıyoruz. Ayrıca bütün yönetim kurulu üyelerimiz kendi ülkelerindeki Türkiye Büyükelçilikleriyle iletişime geçti. Hatta bazıları ülkelerindeki Büyükelçilerle hapisteki üyelerimiz ve diğer gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep etmek için temasa geçti. Şu anda hapisteki gazetecilerin isimleri, onlara yöneltilen suçlamalar ve fotoğraflarının olacağı bir internet sayfası kuruyoruz. Böylece sadece IPI değil tüm dünya bu davaları takip edebilecek; davaları izleyip Türkiye’deki yargı sisteminin ne kadar iyi ya da kötü ki bizce oldukça kötü, işlediğini kendileri anlayabilecekler.

Kadri Gürsel’e çok güzel ve güçlü bir mektup yazdınız. Bu mektupta Gürsel’in hapse atılmasını “saçma” bir olay olarak tanımlıyorsunuz. Bu saçmalığı anlatabilir misiniz?

Daha önce de söylediğim gibi sadece ben değil birçok üyemiz uzun yıllardır Kadri’yle çok yakın olarak çalışıyor. Kadri’nin hem bir gazeteci hem de bir insan olarak ne kadar dürüst olduğunu hepimiz biliyoruz. Hem IPI Türkiye Ulusal Komitesi hem de yönetim kurulu üyesi olarak Kadri, bizi etik ilkelerimizden taviz vermemek ve onlara zarar verecek herhangi bir hareketi kabul etmemek konusunda uyaran kişiydi. Ben Kadri’nin nasıl çalıştığını biliyorum. Kendisi gazeteci olarak özellikle bu konularda çok hassastı. O sadece hükümetten değil her türlü siyasi ve ekonomik odaktan bağımsız çalışıyordu. Ben bundan eminim, diğer yönetim kurulu üyelerimiz de eminler. Kadri gibi birinin terörist gruplarla birlikte hareket etmek gibi suçlamalarla hapse atılmış olması kelimenin tam anlamıyla saçmalık. Üstelik Kadri’nin kendisi ve Cumhuriyet gazetesinin Gülen hareketi ve Türkiye’de olan birçok şeyle ilgili endişelerini sıklıkla dile getirdiğini bilirken. Şimdi de bu insanlar, bu hareketle ilişkili olmakla suçlanıyorlar. Bu yüzden saçmalık kelimesini kullandım.

Barbara, çok teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim.

Bunlar da ilginizi çekebilir: