screen-shot-2016-12-15-at-19-20-15

Transatlantik: Halep’ten sonra Suriye’nin geleceği

Heinrich Böll Stiftung Derneği'in katkılarıyla

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Transatlantik’le karşınızdayız. Normalde cumaları yapıyoruz ama bugün perşembeye almak durumunda kaldık. Ve normalde iki kişi birden Washington’da benim karşımda oluyor: Ömer Taşpınar ve Gönül Tol. Ama Gönül bugün yok, birkaç hafta da olmayacak. Bunun kötü bir nedeni yok, iyi bir nedeni var. Çünkü Gönül anne olmak üzere, hatta bugün bile olabilir. Biz şimdi babaya dönelim. Ömer merhaba.

ÖMER TAŞPINAR: Merhaba Ruşen.

Bazı izleyicilerimiz sizin soyadlarınız farklı olduğu için evli olduğunuzu bilmiyor olabilirler. Bu arada onu da söyleyeyim. Tebrik ederim. Herhalde bugün yarın bekliyorsunuz değil mi?

Evet. Bu işler tam belli olmuyor ama, herhalde bugün yarın gelmesi gerek.

Hadi bakalım, hayırlı olsun. Oğlan değil mi? Oğlan olacak. Bu çocuk Transatlantik’le beraber büyüdü. Çok yolculuk yapacağa benziyor Transatlantik’le. Hadi bakalım, Allah analı babalı büyütsün. Biz yine hayatın acı gerçekleriyle başlayalım bu mutlu haberin ardından. Halep’le başlayalım. Bir insanlık dramından söz ediliyor. Çok ciddi. Bozulmuş olan ateşkes hayata geçti ve otobüsle Halep’ten insanlar taşınıyorlar. Özellikle muhalefet içerisinde yer alan kişiler ve aileleri, yani Halep’i terk etmek isteyenlerin taşındığını biliyoruz. Bunu birkaç haftadır sürekli konuşuyoruz. Özellikle Gönül’ün konusu bu. O çok hâkimdi ve onun söylediği şeylerin çoğu da çıktı Ömer. Seninle bu noktadan bakalım. Şimdi çok net bir şekilde Esad rejiminin –tabii ki İran ve Rusya desteğiyle, onlar olmasa bunu yapamazdı– kesin bir üstünlüğü oldu. Halep’i geri aldılar. Bu ne anlama geliyor? Bu artık Suriye’deki iç savaşın rejimin ve rejimin destekçileri lehine bir dönüm noktası mı oldu?

Dönüm noktası olduğu doğru. Fakat savaş bitti ve rejim kazandı diyemeyiz. Hâlâ haritaya baktığında, Ruşen, Suriye’nin sadece üçte biri Esad’ın elinde. Ve Esad ordusu Halep’e girerek ve Halep’i almak için bir bakıma bu kadar çaba sarf ederek, bir bakıma IŞİD’e karşı da alan kaybetti. Bu günler içinde belki gözden kaçtı ama IŞİD aslında Esad ordusunun bu kadar Halep’e girmesi nedeniyle; aslında yeterince insan gücü, askeri gücü olmayışı nedeniyle de Palmira şehrini ele geçirdi. Dolayısıyla bu bir dönüm noktası. Rejim için bir başarı. Rusya ve İran olmasaydı buralara gelemezdi rejim. Fakat öte yandan hâlâ Suriye’de bir siyasi çözüm, diplomatik çözüm olmadan Esad rejimi savaşı kazandı diyemeyiz. Bir şekilde şu aşamada artık rejim güçlendi. Rejimin ayakta kalacağı kesin. Fakat muhalefet, rejime karşı savaşanlar şu anda İdlib’de olsun, Azaz bölgesinde olsun, Suriye’nin başka yerlerinde olsun, ve IŞİD başta olmak üzere hâlâ Suriye’de ciddi bir alana sahip. Bunu da gözden kaçırmamak gerek.

Peki Türkiye’nin durumuna gelecek olursak, Türkiye Halep’teki direnişin en önemli sponsorlarından birisiydi. Ama Rusya’yla uçak krizinden sonra özür süreciyle beraber bayağı bir geri adım attı. Ve belli anlamlarda Rusya’yla arasını bozmamak için Halep’i eskisi kadar desteklemediğini çok net bir şekilde biliyoruz. Ama bu son ateşkeste de Türkiye’nin bir rol oynadığını biliyoruz. Türkiye bundan sonra hem Rusya’yla ilişkilerini iyi bir yerde tutup hem de Esad rejimine mesafesini, karşıtlığını koruyarak nasıl bir alanda varlık sürdürebilir Suriye’de?

Bu Halep’in düşmesi sadece Türkiye açısından bir hezeyan, bir başarısızlık değil. Amerika, Suudi Arabistan açısından da, Körfez açısından da büyük bir başarısızlık. Bunu bugün Amerikan gazetelerine baktığımızda, “Obama’nın bugün gelinen noktadan utanması gerekiyor” başlıklı hem New York Times’ta, hem Washington Post’ta iki tane editör yazısı vardı. Dolayısıyla Türkiye’nin aslında bir bakıma aynı derecede serbest bir basını olsa, Türkiye’nin de bugüne gelinmesinden utanması gerekiyor. Özellikle Erdoğan yönetiminin bu kadar çaba sarf ettikten sonra işleri buraya getirmiş olması. Bugün ateşkes bir başarı olarak takdim edilmeye çalışılıyor Türkiye kamuoyunda, Rusya’yla masada Türkiye, görüşüyor. Halbuki Rusya bütünüyle bugünkü dinamiklerin oluşmasından başlıca sorumlu ülke. Çeçenistan’da yaptıkları gibi, Grozni’de yaptıkları gibi bir hava bombardımanıyla aslında buraya getirdiler Halep’i. Ve Türkiye bugün Rusya’yla Kürt meselesi nedeniyle, Suriye’de aktif olabilmek nedeniyle masaya oturmuş durumda. Dolayısıyla Türkiye açısından aslında pragmatikliği de aşan, bana göre Kürt meselesinde oportünizme yaklaşan bir realist politika var. Türkiye açısından çok ciddi bir başarısızlık bu. Çünkü Esad rejimi kesinlikle artık iktidarda kalacak. Ve Türkiye bu rejimle yaşamaya başlayacak. Ve bu denklemde Rusya son derece güçlenmiş durumda. İran güçlenmiş durumda. Türkiye’nin desteklediği kesimler de son derece zayıflamış durumda. Türkiye’nin şu anda karşısındaki ana mesele, zaten Suriye’de bu kadar başarısız olmasını sağlayan meseledir, o da Kürt meselesidir. PYD’yle, –yani içeride PKK, Suriye’de PYD’yle– nasıl mücadele edeceği; Rusya’yla, Amerika’yla bu konuda nasıl bir anlaşmaya varacağı; Kürtlerin kuzey Suriye’deki yeni oluşacak denklemde nasıl bir yer edineceği; aslında bunlar tartışılacak bundan sonra. Yani bir bakıma Halep’in düşmesiyle Suriye’deki muhaliflerin, Sünni güçlerin gücü düşmüş durumda. Fakat yine de bir siyasi çözüm olmadan rejim devam edemeyeceği için bir şekilde Türkiye masada olmaya çalışacak. Ama Halep macerasından güçlü çıkanlar tabii ki temelde İran, Rusya ve rejim.

Ömer, istersen bir parantez açayım. Rusya ve ABD’yi beraber birazdan ele alalım ama, İran meselesini seninle bir konuşalım istiyorum. Çünkü ben bir-iki gündür burada birtakım yayınlar yaptım. İzleme fırsatın oldu mu bilmiyorum. Şöyle bir olay yaşanıyor. Yarın da münhasıran bununla ilgili bir yayın yapmayı düşünüyorum. Seninle öncesinde bir antrenman yapalım diyeyim. Şöyle bir yaklaşım var Türkiye’de, özellikle iktidara yakın çevrelerde. Sorumlu göz ardı ediliyor; o geri plana itilip Halep’te yaşananlardan birinci derecede İran sorumlu tutulmak isteniyor. Sen de fark etmişsindir. Rusya da var, ama esas olarak İran. Ve bu Türkiye’de bir nevi mezhep üzerinden de anlatmak isteyen, bu olayı bir mezhep kavgası gibi göstermeye çalışanlar var. Türkiye-İran ilişkileriyle Halep’le Suriye bağlamında bu kadar net… Söylediğin gibi İran kazandı, Türkiye kaybetti sonuçta Halep’te. Bu aşamadan sonra Türkiye-İran ilişkileri daha sertleşir mi, yoksa tam tersine gelinen noktada bunun Rusya’yla olduğu gibi Ankara tekrar iyileştirme yoluna mı gider?

Ankara Rusya’yla daha ciddi bir beraberlik içinde olduğu için Rusya’ya fazla suç bulamıyor. Aslında Halep’in düşmesinde ana rolü oynayan hava bombardımanı rejimin hava bombardımanı, ve özellikle de Rusya’nın hava bombardımanı. Rusya gerçekten inanılmaz derecede yüklendi Halep’e. Ve Trump iktidarı gelmeden hem rejimin hem kendisinin biraz elini güçlendirmek istedi, Halep’in düşmesini sağladı. Dolayısıyla aslında burada Türkiye Rusya’ya kızmalıyken kızamıyor. Neden? Çünkü Türkiye Rusya’yla barıştı ve Rusya, Kuzey Suriye’de sahada Türkiye’nin bu Fırat Kalkanı operasyonunu yapmasına izin verdi. Dolayısıyla Türkiye’nin Rusya’yla bozuşmak gibi bir lüksü artık yok. Ama İran’a daha kolay –en azından sözlü– saldırabiliyor. Basın daha fazla saldırabiliyor İran’a. Türkiye’de bir de senin bahsettiğin gibi olayın İslamcı, mezhepsel boyutu var. Bu bir bakıma Türkiye’deki Sünni öfke diyelim, mezhepten gelen öfke; Nusayrilere, Şiilere olan öfke bir bakıma İran’a karşı kanalize olmuş durumda. Fakat her şeye rağmen Türkiye-İran ilişkileri yüzyıllardır belli bir dengede gidiyor. Türkiye nihayetinde İran’la çok ciddi bir sertleşme içine girmek istemeyecektir. Bunun birçok nedeni var. Birçok mantıklı nedeni de var. Fakat iki açıdan baktığımızda; hem askeri hem de ekonomik açıdan baktığımızda, Türkiye İran’la belirli bir dengede ilişkilerini götürmek isteyecektir. Bu nedenle ben en azından basın aşamasında, sözlü aşamada bir sertleşme olabileceğini öngörüyorum; fakat sahada ciddi bir çatışmaya doğru gitmeyecektir. Zaten bunun böyle gitmesini Rusya da istemeyecektir. Ve Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından İran’a yaklaşımı her zaman olduğu gibi belirli bir dengede devam edecek bence.

Bunlar da ilginizi çekebilir