schulz

AP Başkanı Schulz: “Avrupalı siyasetçilerin aşırı sağ ile yüzleşecek cesareti yok”

2012 yılından beri Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanlığı’nı yapan Martin Schulz, Europa adlı altı büyük Avrupa gazetesinin oluşturduğu ekibe bir veda mülakatı verdi. Birliğin, Brexit felaketini hâlâ atlatamadığını belirten Schulz, “AB vizyonunu ülkelerinde pazarlamakta başarısız olan” ulusal hükümetlerin, AB’nin elini kolunu bağladığını söyledi.

Yakında ülkesi Almanya’daki seçimlere katılmak için görevini bırakacak olan sosyal demokrat siyasetçi, verdiği röportajda AB üyesi ülkelerdeki siyasetçilerin yükselen aşırı sağ ile yüzleşecek cesaretten yoksun olduğunu belirtti.

“Ulusal hükümetler her şeyi bozuyor”

Schulz’a göre ulusal hükümetlerin AB’ye bakışında bir tavır değişikliği var; bir önceki neslin aksine günümüzün siyasetçileri, güçlü bir Avrupa’yı ülkelerinin çıkarları için elzem olarak görmüyorlar. Tam tersine “kendi ülkemin çıkarlarını Avrupa’ya rağmen korumam lazım” diye düşünüyorlar. AP Başkanı’na göre bu tavır değişikliği AB’nin istikrarını önemli ölçüde baltalıyor.

Avro’yu bir örnek olarak veren Schulz, bu konuda aslında “mevcut anlaşmalar değiştirilmeden sırf mümkün olanlar yapılsa bile çok ilerleme kaydedileceğini” söyledi. Schulz’a göre, AP ve Avrupa Komisyonu bu konuda gerekli adımları atmaya hazır; ancak “her şey, ulusal hükümetlerin etkin olduğu Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi’ne geldiğinde bozuluyor.”

Bir birliğin üye ülkelerin izin verdiği ölçüde güçlü olabileceğini belirten Schulz, AB üyesi ülkelerin hükümetleriyle ilgili şöyle konuştu: “Brüksel’de bir şeye tamam dedikten sonra ülkelerine döndüklerinde, nereden geldiği belirsiz bir güç onları buna zorlamış gibi davranıyorlar.”

“AB genişlemeseydi, Avrupa şu anda bir savaş korkusu yaşıyor olabilirdi”

AP Başkanı’nın bir diğer eleştirisi ise AB kurumlarına ve siyasetçilerine yönelikti. AB’li yetkililerin Batı ve Doğu Avrupa ülkeleri arasındaki farkları yeterince anlayamadığını itiraf eden Schulz şöyle dedi: “Avrupa’nın iki ucunun birbirinden ne kadar uzaklaşmış olduğunu azımsadık. Batı’nın kültürel, bilimsel ve siyasi yapıları başka yerlerde birebir uygulanamaz.”

Ancak yine de 2004’te eski komünist ülkelerin birliğe katılmasının doğru bir karar olduğunu savunan Schulz’un bu konudaki açıklamaları ise şu şekilde: “Rusya’nın şu anki siyasi konumlanışını göz önüne alarak bir de Polonya ve Baltık ülkelerinin AB’nin üyesi olmadığını düşünün. Kıtada büyük bir belirsizlik hatta muhtemelen bir savaş korkusu olurdu. Bu yüzden, bu ülkeleri hem AB’ye hem de Avro bölgesine dahil etmek tarihi olarak doğru bir karardı.”

Schulz, mülakatın sonunda, AB kurumlarında çalışan bürokrat ve siyasetçilerin bir kısmının halkın dertlerinden uzaklaşmasına yönelik eleştirilerini de dile getirdi: “Brüksel’de çalışanların bir kısmı, insanların gündelik hayatta karşılaştığı dertlerden kopmuş durumda. Sadece Brüksel’i dikkate almak size Avrupa’nın Brüksel’den ibaret olduğu yanılgısına götürür.”

Bunlar da ilginizi çekebilir