ekran-resmi-2017-01-06-18-18-39

Transatlantik: İncirlik tartışması ve Reina katliamı

 

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

 

Merhaba, iyi günler. Transatlantik’i bu hafta bir buçuk saat öne aldık. Ömer Taşpınar’la sadece yapıyoruz, geçen hafta da olduğu gibi. Bu 2017’nin ilk yayınında Ömer Washington’da. Merhaba Ömer.

 

Merhaba Ruşen, iyi yayınlar.

 

Gönül herhalde bir-iki hafta sonra aramıza katılabilecek anneliğin ilk günlerinin yoğunluğu nedeniyle. İki hafta sonra herhalde Gönül’ü de alıp ekibi tamamlarız. Şimdi konuşacak yine çok şey var, ama bugün biraz kısa bir yayın yapmamız söz konusu. Şimdi en önemli mesele zaten şöyle oluyor. Sizinle bir yayın yapıyoruz, yayından bir-iki gün sonra Türkiye’de çok ciddi bir terör saldırısı oluyor ve ondan sonra da ilk konumuz o oluyor. Reina saldırısı, katliamı oldu. Seninle Cuma yayınını yaptık, ondan sonra Cumartesi gecesi bu oldu. Ve ardından dün bir de yarım kalmış bir İzmir saldırısı var. Orada bir polisin, Fethi Sekin’in kahramanlığı sayesinde, büyümeden belli ki büyük bir katliamın önüne geçmiş kendi hayatını vererek. Onunla beraber bir mübaşir hayatını kaybetti, Musa Can. Saldırganlardan ikisi öldü. Bunları takip ediyorsun. Tabii bir diğer önemli husus, Türkiye’de ne zamandan beri olan, geçen hafta da kısmen değindiğimiz Türk-Amerikan ilişkilerinde İncirlik meselesi. Aslında mesele İncirlik değil de Suriye meselesi, El Bab’a destek meselesi ve bu bağlamda da İncirlik meselesi. İstersen önce bir İncirlik’le başlayalım. Terör meselesini sonunda beraber değerlendirelim. Bugün Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu İncirlik’in kapatılmasının söz konusu olmadığını söyledi; ama günlerdir değişik yetkililer pekâlâ kapatılabileceğini, hâlâ Bakanlar Kurulu’nda bunun böyle ele alındığı söylediler. Türkiye’de bir İncirlik rahatsızlığı var. Buradaki rahatsızlığın temel noktası da, “Biz IŞİD’le savaşıyoruz, El Bab’da özellikle. Ama uluslararası koalisyonun bizden, İncirlik’ten havalanan uçakları bize yardım etmiyor. O zaman bu İncirlik burada ne arıyor?” diye özetlenebilecek bir şey var. Bu olay, bu özetteki kadar basit bir olay mı?

 

Aslında son derece girift bir olay, çok basit bir olay değil. Çünkü Türkiye’deki terörizmle de çok bağlantılı Amerika’ya duyulan tepki. Şimdi Türkiye’deki terörizm nereden kaynaklanıyor? İki unsurdan kaynaklanıyor. Bir tanesi Kürt unsuru, etnik unsur, PKK, TAK, bunlar aynı örgütler sonuçta ve PYD’nin de PKK ile aynı örgüt olduğu artık üç aşağı beş yukarı Amerika’daki yetkililer tarafından bile kabul ediliyor. Dolayısıyla bir PKK, PYD boyutu var — ki burada bir saldırıya uğradığında Türkiye, bunların tabii bir Suriye boyutu oluyor. Halk ve Türkiye’deki sistem “Suriye’de kiminle savaşıyoruz?” sorusuna “Tamam IŞİD’le savaşıyoruz şu an El Bab’da, ama aslında Türkiye’nin derdi Suriye’de IŞİD’i yok etmek değil, Kürtlerin bir devlet kurmasına engel olmak. Dolayısıyla Amerika bize neden destek olmuyor?” boyutu var. Ve Kürt meselesinde çok ciddi bir şekilde Amerika’ya bir öfke belirdi. Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan insanlarla konuştuğumda “Amerika güçlendiriyor Kürtleri, onlara bu kadar büyük bir mühimmat vererek, bu kadar ciddi bir askeri destek sağlayarak Kürtlerin tarihlerinde görmedikleri bir destek görmesini sağlıyor” diyorlar. Dolayısıyla El Bab olayındaki öfke aslında sadece IŞİD değil. Ama işin bir de IŞİD boyutu var. Türkiye diyor ki: “Bölgede IŞİD’le ciddi olarak bir tek ben savaşıyorum” diyor — ki bu yalan. Kendisi dışında bu işe çok daha ciddi al atmış Kürtler var. Kürtlerin dışında uluslararası bir koalisyon var. Türkiye için IŞİD ciddi tehdit olmaya ancak son bir yılda, belki bir buçuk yılda başladı. Ama El Bab’da Türkiye gerçekten IŞİD’le savaşıyor ve Amerika buna destek vermiyor. Bu da ikinci bir katman olarak çok ciddi Amerika’ya tepki oluşturuyor. Bu tepkiyi nasıl gösterecek Türkiye? Türkiye’nin Amerika’ya karşı elindeki en büyük koz ne? Tarihi olarak İncirlik. İncirlik dışında aslında Türkiye’nin Amerika’ya karşı çok da büyük bir kozu yok. Ekonomik ilişkiler çok güçlü değil. Askeri ilişkilerde sorunlar ortada. Bir İncirlik kozu kullanılabiliyor. Buna uluslararası teoride artık nükleer opsiyon deniyor. Bu nükleer opsiyonu kullanırsa Türkiye –ki İncirlik’te zaten Amerika’nın nükleer silahları da var– “Biz İncirlik’i kapatacağız size” dersek, Türkiye’nin gerçekten Rusya’ya kaydığı yönünde, yani eksen değiştirdiği yönünde, Avrasya’ya doğru gittiği yönünde çok ciddi bir algılama olacak Amerika’da.

 

Peki buradaki meselede şimdi IŞİD’e karşı El Bab’daki savaşında ABD destek vermiyor, bu çok net. ABD’nin burada destek vermemesinin nedeni büyük ölçüde oradaki operasyonun sadece IŞİD’i kapsamadığı yolundaki birtakım kaygıları, ya da Kürtleri hedef alma kaygısı diyelim ama, burada şöyle yorumlar da yapılıyor biliyorsun son dönemde: “IŞİD’i Amerika kayırıyor, besliyor” gibi. Bunların orada bir yankı bulma ihtimali var mı?

 

Kesinlikle var. Hatta benim aldığım bir bilgiye göre, duyduğuma göre ayın 3’ünde yapılan son Obama-Erdoğan telefon görüşmesinde Obama bu konuda Erdoğan’a rahatsızlığını iletmiş. “Ne demek istiyorsunuz? Niye böyle şeyler çıkıyor?” diye sormuş. Cevabında da “Biz terör örgütlerinden bahsettik” cevabı gelmiş Cumhurbaşkanı’ndan. Yani “İlle de IŞİD’den değil sizin PYD’ye verdiğniz destekten de”. Obama üzerinde durup, basında okuduğumuz kadarıyla, “Bizi öldüren, bizimle bu kadar savaşan IŞİD’e destek verdiğimizi söylüyorsunuz. Bunlar Amerika kamuoyu tarafından kabul edilemez” diye bir bakıma şikâyette bulunmuş. Bu iki liderin telefon görüşmesine kadar yansıdığına göre Amerika’nın rahatsızlığını yansıtıyor bu. Ve Amerikan basınında da Recep Tayyip Erdoğan’ın, kabinedeki isimlerin bu tür çıkışlar yapmaları, “Amerika IŞİD’i destekliyor”, hatta işi komplo teorilerine götürerek “Amerika zaten IŞİD’i yarattı” şeklinde sözler etmeleri rahatsızlık yaratıyor. Tabii burada şöyle bir ironi de var: Trump gibi bir isim de çıktı, “IŞİD’i Hillary Clinton ve Obama yarattı” dedi. Amerikan basınında böyle bir yankılanma da olabiliyor. Trump şunu söyledi: “Sizin yarattığınız boşlukta, Irak’tan erken çıktığınız için, Irak’ı batırdığınız için IŞİD doğdu”ya getirdi. Ama Türkiye bu kadar girift bir argüman geliştirmiyor. Sanki şu anda IŞİD’e askeri destek yapıyormuş gibi bir argümanla çıkıyor ortaya. Bundan çok rahatsızlık duyuyor hem Beyaz Saray, hem Pentagon, hem de Kongre. Amerika basınında da yankılanıyor böyle haberler.

 

Peki Ömer, İncirlik meselesinde bu nükleer opsiyon dedin. İncirlik’in kapanma ihtimalini sen şu ya da bu şekilde –gerginlik tırmanıyor, zaten şunun şurasında on gün sonra Trump görevi devralacak ve Obama döneminde bir şeylerin netleşmesi zaten mümkün değil ama– şu ya da bu şekilde Türkiye’nin İncirlik’i kapatma gibi bir opsiyonu olabilir mi? Buna bağlı olarak bir soru da, ABD böyle bir opsiyon konusunda hazırlıklı mı?

 

İncirlik, biz her ne kadar buna bir Amerikan üssü ya da NATO üssü diyor olsak da aslında bu doğru değil. İncirlik bütünüyle Türkiye’ye ait bir üs. İncirlik’teki nükleer silahlar, füzeler, başlıklar Türkiye’ye ait değil ki bu resmi olarak çok kabul edilmiyor, konuşulmuyor. Çünkü bu gizli bir mesele. Ama İncirlik bir Türk üssü. Ve İncirlik Türkiye’de ancak Meclis’in kararıyla, hükümetin de onayıyla Amerika’ya açılıyor. Dolayısıyla tabii ki soruna cevap, çok net bir şekilde Türkiye istediği anda İncirlik’i kapatabilir. Ama İncirlik’i kapatmak demek gerçekten Amerika’yla ilişkileri hallaç pamuğu gibi sallamak demek. Şöyle bir aşama: “Ben Rusya’ya angaje oluyorum” demek, “Ben Amerika’yla ilişkilerimde ciddi bir kriz yaşıyorum” demek. Dolayısıyla çok önemli bir koz var elinde Türkiye’nin, ama çok da dikkatli kullanması gereken bir koz. Geçmişte Ermeni soykırımı tasarıları geçtiğinde Türkiye bunu aba altından sopa göstererek “Bakın jeostratejik ilişkiler çok etkilenir” derdi. Yani yarın bir gün kongreden bir Ermeni soykırım yasa tasarısı geçse mesela İncirlik’in kullanımı sorunlu hale gelir diye Amerikalılar bilir bunu hep. Amerikalılar aslında git gide İncirlik’in Türkiye tarafından kullandırılmama riski nedeniyle başka alternatifler de arıyorlar. Çünkü biliyorlar ki Türkiye bu kozu eninde sonunda kullanacak. Çünkü günün birinde Türkiye Amerika’ya çok daha fazla kızacak ve kapatacak bu üssü. Ve buna karşı alternatiflerin bulunması gerekiyor. Tabii alternatifler var, şu anda bile var ama bunlar daha pahalı alternatifler. Yani Amerika’nın uçak gemileri var, Erbil’de bir üssü var. Sonuçta Katar’dan, Körfez’den bile gelebilir. Ama bunların hepsi üç saat, dört saat hatta bazen beş saat uçuş gerektiren alternatifler. Uçak gemisi oldukça pahalı bir alternatif. İncirlik son derece ucuz bir şekilde kullanabildikleri daha ekonomik bir alternatif. Fakat Türkiye sürekli “ben kapatacağım” tehdidiyle yola çıkarsa şöyle de bir risk var: Amerika daha ciddi alternatiflere bakacaktır. Erbil’e çok daha ciddi yatırım yapabilir mesela. Dolayısıyla Türkiye’nin çok korktuğu o Kürdistan yerel yönetiminin bağımsızlığa gidişinde çok etkili bir faktör olabilir orada Amerikan üslerinin olması. Türkiye o yüzden İncirlik kozunu çok dikkatli kullanmalı, benim şahsi kanaatim. Dışişleri Bakanı şu anda New York’ta. Geri adım atması bence yerinde oldu. Çünkü Türkiye taktik olarak bunu kullandı, basına sızdırdı, “böyle bir şey konuşuyoruz” dedi. Amerikalı yetkililer bunu not ettiler. Şu anda da geri adım atması Dışişleri Bakanı’nın “Daha o aşamada değiliz, bekliyoruz” mesajını verdi. Son olarak da şu Ruşen: Obama giderayak bir imza daha atacak. Ve Kongre’ye sonuçta yasa tasarısı şeklinde SDF’ye yani Suriye Demokratik Güçleri’ne –ki bunlar biliyorsun ağırlıklı olarak PYD– daimi olarak askeri yardımın devam etmesi konusunda bir tasarı var. Bunu Obama yasa haline getirmek istiyor. Buna imza atarsa Türkiye’yle ilişkiler çok daha zor hale gelecek. Türkiye lobi yapıyor şu anda Obama’nın bunu imzalamaması için, elini güçlendiriyor. “Bakın imzalarsanız İncirlik söz konusu olabilir” mesajı var aslında burada.

 

Peki Ömer, Reina katliamına gelelim. Çok çarpıcı bir olaydı. Hâlâ tam olarak fail ya da failler… biz bir kişi diye konuşuyorduk ama bazı görgü tanıkları birden fazla olduğunu söylüyor. IŞİD hızlıca üstlendi vs. Orada nasıl bir yankı buldu? Çünkü çok büyük bir katliam. Ve daha önce ABD’de, Fransa’da yaşanan birtakım saldırılara, katliamlara benzeyen yönleri de var. Eğlence yerine girmek vs. gibi, aynı anda çok sayıda sivil insanı ayrım gözetmeksizin çok soğukkanlı bir şekilde katletmek gibi. Nasıl bir yankı buldu oralarda?

 

Tabii maalesef Batı’da artık kanıksandı Türkiye’den gelen terör saldırısı haberleri. Yeni yılın ilk saatlerinde olması bunun, Amerika’da tam yeni yıla girerken, buradaki bütün televizyonlar yeni yıl eğlenceleriyle yayın yaparken birdenbire bu terör haberinin gelmesi Türkiye’de bir kaosa gidildiği, Türkiye’nin artık gerçekten çivilerinin çıktığı ve ne olduğu bilinmeyen bir girdaba doğru gittiği izlenimlerini daha da artırdı. Yani Türkiye’den o kadar kötü haberler geliyor ki şu aşamada, insanlar bir yerde alışmaya başladılar. Şu da var: Git gide bu konuda haberler yapıldığında Türkiye’deki istihbarat zaafı, polis zaafı, bir polisin Rus büyükelçisini öldürmesi gibi bir fiyasko dışında, istihbarat konusunda da bu teröristin yakalanmamış olması bu kadar zaman geçmesine rağmen, Reina gibi bir yerin doğru dürüst korunmuyor olması, bu teröristlerin –ister PKK, ister IŞİD olsun– istedikleri gibi cirit atması, istediklerini yapabiliyor olmaları, Türkiye’de artık bu 15 Temmuz sonrasında FETÖ temizliği dediğimiz temizliğin aslında ciddi bir bürokratik zaaf ve istihbarat zaafı yarattığı, işin ehli insanların görevden alındığı izlenimini de yarattı. Tabii bu konuda Cemaat’ten de sesler çıkmaya başladı: “Bakın bu kadar temizlik yaparsanız olacağı budur. Binlerce insanı, on binlerce insanı, kurunun yanında yaş… Herkes birden işinden olursa tabii ki Türkiye’de doğru dürüst istihbarat yapacak doğru dürüst Emniyet gücü kalmaz. İşin ehli insanlar görevden alındı” deme lüksüne de sahip Cemaat.

 

O lükse sahipler de onların adamları da işbaşındayken IŞİD ya da PKK Türkiye’de az katliam yapmadı. Fırsatçılık yapıyorlar yani.

 

Tabii ama şu anda rakamlara baktığında ciddi bir artış var Ruşen. Eskiden bu kadar da değildi. Bir kere Kürt meselesinde bambaşka bir yere gelindi. Selahattin Demirtaş’ın içeride olması, Kürt siyasetinin önünün kapalı olması başlı başına bir olay. Bu Türkiye’de yeterince konuşulmuyor. Eğer siyasetin önünü kaparsan terörizmin önünü açarsın. Bu boyutuyla da değerlendirmek gerekiyor. Öbüründe de eğer sen on binlerce insanı görevden alırsan bunun hiçbir etkisi olmaz. Bu Amerikalı yetkililere de, Amerikan basınına da mantıklı geliyor. Dikkat edersen Washington Post’ta, New York Times’taki yazılarda 15 Temmuz sonrası temizlik ve istihbarat zaafı arasında bir nedensellik oluşturulmaya başlandı.

 

Son olarak şunu sormak istiyorum: Cumartesi gecesi bu yaşandı. Perşembe günü dün gündüz gözüyle İzmir’de olanlar yaşandı. İzmir’de olanlar, vali açıklamasına göre işaretin PKK olduğunu söyledi ki daha önce de bir saldırı PKK ya da TAK, bir saldırı IŞİD. Benzer yöntemler kullandıkları da olabiliyor. Ve sanki böyle sırayla bir o yapıyor, bir bu yapıyor gibi bir durum var. Buradan hareketle de siyasi iktidar çevreleri bunların aynı merkezden yönetildiği, aslında aynı olduğu gibi komplo teorileri de üretilmeye başlandı. Ama komplo teorilerini bir kenara bırakacak olursak, IŞİD’in ve PKK’nın neredeyse dönüşümlü şekilde Türkiye’nin dört bir tarafında, –artık Kayseri olabiliyor, Antalya olabiliyor, Ankara olabiliyor, İzmir olabiliyor, her yerde olabiliyor– değişik hedeflere saldırabiliyor olmaları, işin güvenlik boyutunu bir tarafa bırakıyorum, siyaseten ne düşünüyorsun bu konuda? Bu bizi neyi düşünmeye sevk etmeli?

 

Şimdi bir kere Batı’yla kıyasladığımızda, Batı’da bu derecede artık kronikleşmiş terörizm vakası olsa, bu tür bir travma yaşansa, bir İngiltere’de, bir Fransa’da, bir Almanya’da yaşansa, her şeyden önce toplum kenetlenir. Bir toplumsal uzlaşma oluşur. Fransa’da hatırlıyorsun, bu Bataclan’daki, Paris’teki saldırıdan sonra sağ, sol herkes birleşmişti. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın düşük olan siyasi profili birden yükselmişti. Çünkü halk liderin arkasında kenetlenmişti. Ve toplumsal olarak bir dayanışma başlamıştı. Türkiye toplumsal olarak dayanışamıyor bir türlü. Türkiye kutuplaşmış, kırılmış bir toplum. Batı basınında da bu sürekli yazılıyor. Reina sonrasında özellikle İslamcılık ve laiklik konusunda Türkiye’nin ne kadar kırılmış olduğu konusunda da analizler yapıldı. Birinci gözlemim bu. Terörizmle mücadelede bir toplumsal boyut olmalı. Toplumsal boyut da terörizmi kınamak dışında bir şey söyleyebilmeli.

 

Tam bu noktada, ben bugün 6’da bir yayın yapacağım tek başıma. “Teröre nasıl cevap vermeli?” diye. Tam da bu temayı biraz geliştirmeyi düşünüyordum. Onu da not olarak düşeyim. Sivil bir cevap vermek gerekiyor öncelikle.

 

Kesinlikle. Şimdi Amerika’daki stratejik düşünen terörizm uzmanları “İslam dünyasında zafer nedir? Bizim El Kaide’yi ve IŞİD’i yok etmemiz bir zafer değildir” diyorlar. Zafer El Kaide veya IŞİD bir terör saldırısı yaptığında Suudi Arabistan’da, Ürdün’de, Körfez’de, Mısır’da yüz binlerce halkın sokağa çıkarak “Biz bunu lanetliyoruz” diyebilmesidir. Müslümanların sokağa çıkıp “Biz bu terörizmi istemiyoruz” demesidir. Yani İspanya’da ETA örneğinde olduğu gibi bir terörizm oluyor, halk çıkıyor ve “Biz bunu istemiyoruz” diyor. Basklar çıkıyor, aralarına mesafe koyuyorlar terörizmle. Böyle bir toplumsal cevap Türkiye’de yok. Türkiye’de kırılmış bir toplum var, hükümet suçlanıyor, muhalefet suçlanıyor. Hükümet bu saldırıları komplovari bir şekilde gazetecilerin üzerine yıkmaya çalışıyor. Yani çok sakat, çok rahatsız edici bir gelişme var Türkiye’de. “Bu kime yarar?” sorusu soruluyor bir de terörizm sonrasında. AK Parti’nin Türkiye’yi başkanlık sistemine götürdüğü bir dönemde bu Recep Tayyip Erdoğan’ın imajını zedeler mi? Yani “Bu adam ülkeyi yönetemiyor, ülkeyi kaosa götürüyor”, başkanlık sisteminde referandumu etkiler mi etkilemez mi sorusu da soruluyor. Bu da çok sakat bir şey. ülkede bu kadar ciddi bir terörizm varken olayın siyasi boyutunun ön plana çıkması, ülkenin rejim değiştiriyor olması da son derece sakat bir şey. Türkiye’de çok bilinmeyenli bir denklem var ortada. Ve şu kesin ki, Türkiye 2015 Yazı’ndan beri yani son seçimlerden beri bambaşka bir kulvara girdi. 2015 öncesi dinamikler belki iyi değildi, gidişat iyi değildi ama Türkiye’de 2013, 2014’te bile –ki bunlar zor yıllardı– bu kadar dibe vuruş yaşanmadı. Hele 2005, 2006, 2007 ile kıyaslandığında şu an tam bir cehennem Türkiye. Türkiye’de neredeydik, nereye geldik. Model ülke konuşmalarından turistlerin gidemediği, can güvenliğinin olmadığı bir ülke haline geldik ve bu ekonomik bir çöküşü de beraberinde getirebilir. Turizm dışında Türkiye’deki tüketici güven endeksinin çökmesi, ülkenin para politikalarının iyi yönetilmiyor olması, Merkez Bankası’nın bağımsız olmaması gibi nedenlerle portfolyo yatırımı –direkt yatırımdan bahsetmiyorum, yabancı yatırımdan bahsetmiyorum– sıcak para bile gelmemeye başlayabilir. Bu ekonomik olarak Türkiye’nin duvara vurması durumunu da getirir. Yani çok ciddi ekonomik, siyasi sonuçları var bu terörizmin. Bunları Türkiye yeterince tartışamıyor gibi geliyor bana.

 

Evet biz tartışmaya çalıştık ama en azından. Transatlantik’e burada nokta koyalım Ömer. Çok teşekkürler. Haftaya yine Transatlantik’le karşınızda olacağız. İzleyicilerimize çok teşekkür ediyoruz. Ömer Taşpınar’a tekrar teşekkürler. İyi günler.

 

Bunlar da ilginizi çekebilir