rafsancani

Rafsancani’den sonra İran: Sami Oğuz ile söyleşi

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

 

Merhaba, iyi günler. İran’da devrim sonrası siyasi hayatın en önemli figürlerinden Ali Ekber Haşimi Rafsancani 82 yaşında kalp krizinden öldü. Rafsancani devrimin öncesinde kısmen ama devrimin ardından uzun bir süre İran politikasının en öne çıkan figürlerinden birisiydi. Hâlâ, yani ölümüne kadarki süreçte de çok ciddi bir siyasi ağırlığı vardı. Rafsancani’nin nasıl bir siyasi kişiliği olduğunu, nasıl bir miras bıraktığını ve Rafsancani’nin ölümünün İran’ı nasıl etkileyebileceğini Sami Oğuz’la konuşacağız. Sami merhaba.

Merhaba.

 

Sen uzun süre İran’da, Tahran’da Anadolu Ajansı temsilciliği yaptın. Yanılmıyorsam sen Tahran’a ilk gittiğinde İran’ı Rafsancani yönetiyordu, öyle değil mi?

Evet, Rafsancani cumhurbaşkanıydı. 95’te gittim ve 97’ye kadar Rafsancani’nin cumhurbaşkanlığı devam etti. 97’de Hatemi geldi.

 

Ama iki dönem üst üste cumhurbaşkanlığı yapmasına rağmen İran siyasetinin ilk akla gelen isimlerinden olmayı hep sürdürdü. Hatta en son Ahmedinejad’a ikinci turda yenildi. Bir anlatsana, nasıl birisidir? Seninle Tahran’da yaptığımız sohbetleri hatırlıyorum, İran’da Rafsancani sanki hiç ölmeyecekmiş gibi olan bir siyasi figürdü. Yanılıyor muyum?

Evet. Rafsancani’nin ölümü aslında İran İslam Cumhuriyeti’nin tarihinde ikinci büyük kayıp olarak nitelendirilebilir. İlk büyük kayıp, biliyorsunuz 1989’da devrimin lideri Humeyni’nin ölümüyle gerçekleşti. Humeyni’nin ölümünden sonraki geçiş döneminde aslında Rafsancani, o geçişin çok yumuşak gerçekleşmesinde oynadığı rolle İran İslami Cumhuriyeti siyasetinde önemini ortaya çıkarmıştı. Büyük bir liderin ölümünü çok yumuşak bir şekilde atlattılar. Rafsancani o zaman hemen Humeyni’nin ölümünden sonra Hamaney’in lider seçilmesini sağladı ve kendisi de cumhurbaşkanlığına geçti. Cumhurbaşkanlığına geçişinde de aslında çok büyük bir şey yaptı, siyasi sistemde büyük bir değişiklik yaptı ve başbakanlık makamını kaldırdı. Bütün yetkileri cumhurbaşkanında topladı. O tarihten itibaren de –artık zaten İran-Irak savaşı bir yıl önce bitmişti, ülke neredeyse büyük bir harabe halindeydi– ülkenin yeniden ayağa kalkması, altyapının modernleştirilmesi hatta yeniden kurulmasını sağlamak için büyük bir seferberlik başlattı. Ve o dönemde öncelikle İran ekonomisini dışa açtı. Liberalizasyonu sağladı. Ve o dönemde başlatılan yeniden onarım ve inşa seferberliği nedeniyle kendisine “cihad-ı sazendegi’nin rehberi”, yani yeniden onarımın rehberi lakabı da verilmişti. Ama aslında dediğim gibi sanki Rafsancani hiç ölmeyecek gibi düşünülüyordu. Hatta ölmesi beklenen kişi şu andaki İran’ın lideri Ali Hamaney’di. Ali Hamaney, biliyorsun, neredeyse 2-2,5 yıldır hasta olduğu söylenen, bu dönemde neredeyse ölmesi, bir-iki yıl içinde öleceği yönünde spekülasyonlar yapılan birisi. Ve Rafsancani ölene kadar asıl tartışılan; Hamaney öldükten sonra dini liderin kim olacağıydı. Ve tartışmasız en büyük aday Haşimi Rafsancani’ydi. Ama şimdi Haşimi Rafsancani öldü. İranlıların deyimiyle “Ekber Şah” öldü. Ekber Şah denmesinin sebebi, Rafsancani’nin tam adının Ali Ekber Haşimi Rafsancani olmasından kaynaklanıyor. Tabii Ekber Şah demekle, ekber aynı zamanda büyük olduğu için ona İranlılar “Büyük Şah” da diyorlar.

 

Peki şunu söyleyeceğim: Biraz liberalizasyondan bahsediyorsun, yumuşak geçişten bahsediyorsun. Ama aynı zamanda Rafsancani’nin tam İran devletinin ve derin devletinin de kontrolünü yapan bir kişi olduğunu biliyoruz. Onun döneminde ülke içinde ve dışında, çok ciddi siyasi cinayetler, çok ciddi baskı uygulamaları aynen sürdü ama. Sonuçta karşımızda özgürlükçü bir devlet adamı yok.

Rafsancani hiçbir zaman özgürlükçü olmadı. Hiçbir zaman siyasi liberalizmden, hiçbir zaman siyasi rahatlıktan yana olmadı. Bunu da çok veciz olarak anlatmak şöyle mümkün: Rafsancani cumhurbaşkanlığına geçip de ülkeyi yeniden düzenlemeye giriştiğinde çevresindeki insanlara, milletvekillerine, düşünürlere falan, cumhurbaşkanlığına bağlı Stratejik Araştırma Merkezi’nde bir plan hazırlamalarını söylüyor. Bu planın hazırlayıcılarının içinde senin de bildiğin gibi Said Haccariyan diye önemli bir düşünür ve siyaset adamı da var. Said Haccariyan zamanında bu plan önlerine gittiğinde iki şey öneriliyor Rafsancani’ye. Birincisi ekonomik reform. Ekonomik reform öneriliyor, daha doğrusu ekonomik kalkınma öneriliyor. İkincisi de siyasi kalkınma öneriliyor. Bu ikisinin beraber olması gerektiği öneriliyor ama Rafsancani “Bize ekonomik kalkınma yeter, siyasi kalkınmaya gerek yok” deyip siyasi liberalizasyon ve siyasi özgürlüklerle hiç ilgisinin olmadığını gösteren bir tutum alıyor. Dediğin doğru, zamanında hem ülke içinde hem ülke dışında, devrimin başından neredeyse 2000’li yıllara kadar muhaliflerin birçoğu öldürüldü, toplu halde katledildi. Hatta daha sonra Hatemi zamanında ortaya çıkarılan şeylerden biri de, bir otobüs dolusu aydın ve yazara yönelik suikast bunların en önemlisiydi — ki aydın ve yazarlar, İran Yazarlar Evi’ne bağlı kişiler, romancılar, şairler, bunların otobüsü uçuruma yuvarlanmak istendi. Bir tesadüf eseri kurtuldular. Rafsancani zamanında dediğin gibi dışarıdaki muhalifler de tek tek avlanarak öldürüldüler. Dışarıda ayrıca Rafsancani’nin örgütlediği en önemli işlerden biri Lübnan Hizbullahı’nın örgütlenmesinin ortaya çıkarılması ve Lübnan Hizbullahı’nın Amerika’yla, Batı’yla mücadelede bir araç olarak kullanılmasını büyük ölçüde gerçekleştirdi. Ama aynı zamanda Amerika’yla biliyorsun İran-Irak savaşının son yıllarında kontra skandalıyla ortaya çıkan, İsrail’in de katıldığı bir silah pazarlığı vardı. ABD İsrail’in sağladığı silahları İran’a satarak buradan aldığı paralarla Nikaragua’daki kontraları destekliyordu. Bu ortaya çıktıktan sonra Amerika’da sadece Oliver North yargılandı. Bunun ortaya çıkması üzerine İran’da, yine başında Rafsancani’nin olduğu bir operasyonla Ayetullah Muntaziri’nin damadı olan Mehdi Haşimi –Devrim Muhafızları komutanlarından biriydi– idam edildi. ABD ile bu tür alışverişlere karşı olduğu için İran’a gizlice giden Amerikan heyetini Tahran’da kaçırıp uzun süre rehin tutmuştu ve zor kurtulmuştu Amerikan heyeti. Ve bu, zamanında Humeyni’nin kendisine halef olarak seçtiği Muntaziri’nin siyaset sahnesinden silinmesinin ve tasfiye edilmesinin başlangıcını oluşturdu.

 

Sami, şunu söylemek istiyorum: Ölümünün hemen ardından yapılan açıklamalarda, yorumlarda, İran’da reform hareketinin ve şimdiki cumhurbaşkanı Ruhani’nin bir daha seçilmesinin zorlaştığı, Rafsancani’nin çok önemli bir destek olduğu söyleniyor. Şimdi şunu hatırlıyorum: Biz seninle “Hatemi’nin İran’ı” kitabını beraber İletişim Yayınları’nda 2000’li yılların başında yaptığımız zaman Rafsancani reform hareketine tam angaje değildi. Yani o zaman Muhammed Hatemi vardı, reform hareketinin lideri. Rafsancani reformcularla muhafazakârlar arasında bir nevi ortada bir yerde, reformculara daha yakın olmakla beraber ortada bir yerde durup özgül ağırlığıyla üçüncü bir odak gibi çıkıyordu. Onun daha sonraki süreçte –benim çok yakından takip etmediğim ama senin yakından takip ettiğini bildiğim süreçte– reformculara tam angaje olduğunu söyleyebilir miyiz? Yoksa yine reformculara biraz daha yakın ama yine kendisi başlı başına bir odak mıydı?

Reformculara daha yaklaşmaktan çok muhafazakârlara yönelik eleştirilerini daha da sertleştirdiğini söylemek daha doğru olur. Evet aslında, İran siyasetini gruplaştırdığınızda muhafazakârlar var, reformcular var ve Rafsancani’nin neredeyse sadece kendisinin ağırlığıyla doldurduğu bir pragmatikler var ortada kalan. Bu pragmatiklere bir sürü açıdan pragmatik deniyor. Ekonomide kapitalizme açıklar, bir sorunları yok, dış ticarete açıklar. Özellikle siyasette, iç siyasetten çok dış siyasette pragmatikler. Yani Batı’yla ve ABD ile ilişkilerinde bir ideolojik tutumdan çok ulusal çıkar, İran devletinin çıkarları ne gerektiriyorsa onu yapmakta hiçbir sorun görmüyorlar. Reformcularla ilişkisinde aslında şöyle bir anahtar durum var: Neredeyse Hatemi’nin seçilmesini Rafsancani’nin sağladığını söylemek mümkün pratikte. Çünkü seçim öncesinde sen de hatırlarsın, İranlılar ve dış kamuoyu, hatta gazetecilerin çoğu –biz de dahil– Hatemi’nin çok güçlü olduğunu, halk tarafından çok sevildiğini, onun çok oy alacağını ama İran yerleşik sisteminin cumhurbaşkanı seçilmesine izin vermeyeceğini, hatta oyları alsa bile oyların değiştirileceğini konuşuyorduk. İranlılar da böyle konuşuyordu. İranlılar diyorlardı ki: “Biz seçimde Hatemi diye oy atacağız sandığa, sandıktan artık bakalım ne çıkacak”. Daha sonra ortaya çıktı ki, Rafsancani o zaman cumhurbaşkanıydı, seçimlerden bir gün önce İçişleri Bakanlığı’nda kurulan genel seçim merkezini ziyaret edip, neredeyse bir baskın tarzında ziyaret ederek sandıklardan çıkan sonucun doğrudan açıklanmasını ve buna yönelik bir müdahale yapılmasını engelleyin talimatı vererek seçilmesini fiili olarak sağlamış oldu. Sonraki süreçte reformcularla arasının açılmasının nedeni, reformcuların yapmak istediği daha radikal hareketleri önlemesi, onları en azından desteklememesiydi. Reformcular onu bu yüzden çok eleştirdiler. Ama daha sonra reformcular da Rafsancani ile kendi aralarındaki çatışmanın aslında bir hata olduğunu ve bunun muhafazakârların elini güçlendirdiğini kabul ettiler. Dediğim gibi Hatemi’nin cumhurbaşkanlığının bitmesinden sonra, özellikle Ahmedinejad’ın ikinci döneminde, özellikle 2009 seçimlerinde Ahmedinejad’ın hileyle seçimleri kazandığı iddiaları ortaya çıktığında ve o anki Yeşil Hareket’in ayaklanmasında ve gösterilerinde Haşimi Rafsancani açıkça Yeşil Hareket’i destekleyen, sadece desteklemekten öte, Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanı seçilmesinin meşru olmadığını savunan açıklamalar yaptı. Ve bunu çok sert ve açık bir şekilde yaptı. Herhangi bir sözünü sakınmadı. Rafsancani’nin ölümü elbette İran siyasetinde önemli değişimlere yol açacak. Fakat bu değişimleri şimdiden…

 

 Tam bunu soracağım sana: Şimdi, Rafsancani öldü. Hamaney’in zaten bir ayağı çukurda; zaten kendini geri planda tutan, etkili olan ama geri planda tutan bir isim. Ve ABD’nin Trump’la beraber İran’a yönelik politikasının sertleşeceğine dair işaretler de var. İran bölgede Rusya’yla çok ciddi bir ittifak kurdu vs. İran’da bundan sonra önümüzdeki dönem de çok sert geçeceğine benzeyen bir dönem var. Figür olarak kimler? Ahmedinejad, Ruhani, bunlar mı? Yoksa birtakım reformcuların ve muhafazakârların ayrı ayrı birtakım başka kadroları var mı? Yeni isimler görecek miyiz?

Muhtemelen yeni isimler çıkacaktır. çünkü Rafsancani bütün bu siyasi manevraları, şunları bunları tek başına yapmıyordu hiçbir zaman. Merkez Bankası’ndan Cumhurbaşkanlığı Stratejik Araştırma Merkezi’ne kadar, ne bileyim büyük ticaret sermayesinin derneklerine kadar, onların içinde, hatta Devrim Muhafızları’nın içinde kendisine çok yakın olan komutanlara kadar büyük bir şebekeyi yönetiyordu. Devrim öncesinden başlayan ilişkiler üzerine kurulan ve büyük oranda siyasi kurumlaşmadan çok kişisel güvenlere dayanan bir şebekeyi yönetiyordu. Aynı zamanda Rafsancani’nin babasından kalan büyük bir fıstık krallığını, yüz milyonlarca dolara varan bir ticareti yönetiyordu. Öyle bir ticaretin başındaydı. Bu sonraki dönemde, bütün bu ağ, şebeke, diğer küçük küçük dernekler, mühendis dernekleri vb. derneklerle beraber bunların içinde faaliyet gösteren insanlar bu önümüzdeki dönemde galiba ortaya çıkacaklar. Asıl mesele, şimdi ilk andaki asıl mesele, Mayıs ayında yapılması beklenen cumhurbaşkanlığı seçimlerini Ruhani’nin kazanıp kazanamayacağı. Çünkü nasıl Hatemi’nin seçilmesini sağlamışsa Rafsancani seçimde, bir nevi Ruhani’nin de seçilmesini sağlamıştı. Çünkü Ruhani Rafsancani’nin temsil ettiği pragmatiklerle beraber aynı zamanda reformcuların da ortak adayı olarak ortaya çıktı. Neredeyse dini lider Hamaney’in de üstü örtük onayını alarak ortaya çıktı. Ve aşırı muhafazakârlara karşı sanki İran müesses nizamının ortak adayı olarak ortaya çıktı ve bu seçimi kazanmıştı. Ama Mayıs’taki seçimi kazanması şimdi büyük oranda demesek bile risk altına girdi. Bu da şunu getirebilir: Biliyorsun İran siyasetinde, özellikle Ahmedinejad’la birlikte başlayan bir Devrim Muhafızları etkisi var. Devrim Muhafızları İran’da baştan beri etkili bir gruptu, ama siyasete bu kadar müdahil olmaları, siyasette bu kadar belirleyici olmaları, siyaseti bir tarafa bırak, İran ekonomisinde belirleyici olmaları ve İran ekonomisinde büyük bir güç haline gelmeleri özellikle Ahmedinejad döneminde oldu.

 

Bu Kasım Süleymani adı, biliyorsun özellikle Irak ve Suriye’de, her yerde karşımıza çıkan bir figür var. Onun siyasette bir rol oynama ihtimali var mı? Ne dersin?

Zannetmiyorum. Kasım Süleymani gibi operasyonel figürler asla siyasette rol oynayamaz. Kasım Süleymani Devrim Muhafızları’na bağlı, dış operasyonları yürüten bir örgütlenmenin başı. Onun yerine daha çok dediğim gibi Rafsancani’nin etrafında olup gerek zamanında milletvekili olmuş, meclis başkanı olmuş, Radyo Televizyon Kurulu başkanı olmuş, dışişleri bakanı olmuş, bakan olmuş kişilerin öne çıkmasını beklemek daha mümkün. Bu öne çıkacak kişiler arasında kimler olabilir? Mesela Ali Laricani olabilir. Ali Laricani muhafazakâr bir kesimden gelmekle beraber çoğu zaman Rafsancani’nin yakından birlikte çalıştığı kişilerden biri.

 

Bir de çok sayıda kardeş değil mi onlar? Hepsi değişik yerlerde.

Evet. Bir kardeşi Dışişleri Bakanlığı’nda önemli bir görevdeydi. Bir kardeşi Ali Laricani’nin yine ulema içinde etkili bir şahıstı. Laricani’ler önemli bir figür. Çok yaşlanmasına rağmen Dışişleri Bakanlığı’ndan bu yana Hamaney’in (…) Dışişleri Bakanlığı’ndan neredeyse kurduğu paralel Dışişleri Bakanlığı diyebileceğimiz yapılanmanın başında olan ve Hamaney’in dış politika danışmanlığını yapan eski Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti var isimler arasında. Daha başka isimler… Ama Devrim Muhafızları dediğim gibi çok önemli bir hale geldiler, ekonomi ve siyasette çok belirleyici hale geldiler. Önümüzdeki dönemde etkisinin daha da artmasını beklemek mümkün. Bu tabii iyiye işaret değil. Dediğin gibi, ABD’de Trump’ın başa geçmesiyle birlikte ABD’nin İran’a yönelik politikalarının sertleşmesi içeriden de sert tepkilerin gelmesine zemin hazırlayacak, neredeyse çanak tutacak bir deyişle. Bu sert tepkilerin kaynağında olacak olan kurum ise Devrim Muhafızları olacak.

 

Peki Sami istersen burada noktayı koyalım. Ama noktayı koymadan önce muhakkak Rafsancani demişken kızından bahsetmemek olmaz, Faize… Soyadı olarak Haşimi mi alıyor, Rafsancani mi alıyor?

Faize Behremani.

 

O bir ara çok öne çıkan, hatta bir tür İslamcı feminizm gibi bir… Onun sözcülüğünü yapan bir isimdi. Başına işler de geldi değil mi değişik dönemlerde? Babasından farklı bir figür. Hâlâ etkili bir figür mü o?

Hâlâ etkili değil. Şu anda siyaset sahnesinde yok. reformcu hükümet, Hatemi hükümeti döneminde Tahran milletvekili olarak Meclis’e girmişti Faize Haşimi. Faize Haşimi, Rafsancani’nin iki kızından küçük olanı. Rafsancani’nin biliyorsunuz beş çocuğu var. Üçü erkek, ikisi kız. Faize Haşimi Tahran milletvekili olarak görev yaptığı Meclis’te özellikle kadın hakları konusunda önemli bir ses oldu. Ve çıkardığı Zen, yani günlük kadın gazetesiyle de muhafazakârların büyük tepkisine yol açtı. Ama o biraz da Rafsancani’nin kızı olmasının getirdiği kuvvet ve rahatlıkla bu tepkilerden hiç yılmadı. Çok büyük işler yaptı. Ama sonra reformcularla Rafsancani arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden milletvekilli seçilemedi. İki üç sene önce de Ahmedinejad’ın en etkili, sert dönemlerinde 6 ay ya da 10 ay gibi –galiba 2009’da, iki üç yıl önce değil– devrimi ve hükümeti eleştirmekten 6 ay gibi bir hapis cezasına çarptırıldı. Hatta bir kere sokakta gösteri yapıyor diye gözaltına alınıp bırakıldı. Çok etkili bir figürdü. Rafsancani denince akla gelen şeylerden biri odur. Rafsancani’nin diğer çocukları için de, mesela Mehdi Haşimi yolsuzluk iddialarıyla 15 yıl falan hapis cezasına çarptırıldı. Ama kısa süre yattıktan sonra çıktı galiba. En büyük oğlu Muhsin Haşimi de Tahran metrosunu kuran şirketin başındaki şahıstı. Devrim yıllarında, savaş yıllarında Brüksel’de mühendislik okumuştu. (…) Kardeşi Ahmet Haşimi vardı, o da bir dönem İran Radyo Televizyon Kurulu’nun başkanlığını yapmıştı.

 

Burada noktayı koyalım. İran’da ölmeyeceği sanılan Haşimi Rafsancani de hayatını kaybetti. Devrim sonrası İran’a damgasını vurmuş bir isimdi. Sami Oğuz, yıllarca Tahran’da gazetecilik yapmış olan ve şu anda emekliliğin tadını çıkaran Sami Oğuz bize İran konusunda bilgileriyle çok yardımcı oldu. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için çok teşekkürler.

Küçük bir anekdot anlatayım: Rafsancani’nin lakaplarından biri nedir diye. Rafsancani bir mollanın başına gelebilecek en büyük talihsizliklerden birine sahipti: Köseydi. Köse Farsça’da “kuse” demek. Kuse aynı zamanda köpekbalığı anlamına da geliyordu. İranlılar “köpekbalığı” lakabını Rafsancani’ye takarken sadece köseliğinden bahsetmiyordu. Onun kana düşkünlüğünden de bahsetmek istiyorlardı. Rafsancani böyle bir politikacıydı.

 

Bunu aktardığın iyi oldu Sami, teşekkürler. İyi günler.