Ekran Resmi 2017-04-11 17.40.35

Yeni Asya Cemaati ve Referandum: Ömer Yavuzyiğitoğlu ve Kazım Güleçyüz ile söyleşi

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Bugün Yeni Asya gazetesine Skype üzerinden konuk oluyoruz. Yeni Asya gazetesi Türkiye’de genel olarak İslamî camianın, ama özel olarak Nurcu hareketin en köklü ve eski gazetelerinden birisi. Bu bir gazete olmanın ötesinde bir grubun, bir cemaatin –artık adını nasıl koymak gerekirse– yayın organı. 12 Eylül’den sonraki 82 Anayasası’na o tarihlerde –hatırlıyorum– açıkça “Hayır” deme cesareti gösteren ender yayın organlarından birisiydi Yeni Asya. Bugün de 16 Nisan referandumunda “Hayır” eğilimini benimsemiş görünüyorlar. İki konuğumuzla; Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Yavuzyiğitoğlu ve Genel Yayın Yönetmeni Kâzım Güleçyüz’le sohbet edeceğiz. Ömer Bey, doğru özetledim mi? Siz 82 Anayasası’na “Hayır” demiştiniz, 16 Nisan paketine de “Hayır” diyorsunuz.
Ömer Yavuzyiğitoğlu
: Evet, çok doğru özetlediniz. Ancak sözlerimin başında şuna işaret etmek istiyorum: Münhasıran biz “Hayır” meselesinden ziyade neden “Hayır” olması icap ettiği üzerinde duruyoruz cemaat olarak. Bu şekilde de zaten görüşlerimizi ifade etmeye çalışacağız.

Peki Kâzım Bey, gördüğüm kadarıyla İslamî camia içerisinde alenen, sizin kadar aleni bir şekilde “Hayır” diyen başka bir cemaat görmedim. Yanılıyorsam beni düzeltir misiniz?
Kazım Güleçyüz
: Doğru, ben de görmedim.

Neden oluyor bu? Siz mi çok farklısınız? Yoksa, nasıl değerlendiriyorsunuz? Şöyle söyleyeyim: Herkes hakikaten “Evet” mi diyor? Yoksa “Hayır” eğilimi de olan bazıları sizin kadar açık bir şekilde bunu deklare mi etmiyor?
Güleçyüz
: “Hayır” diyenlerin olduğunu zannediyorum, ama açıktan ifade edemiyorlar; değişik mülahazalarla, düşüncelerle tahminimce. Ama siz de zaten bunu ifade ettiniz, İslamî camiada Erdoğan’ın arkasında eskisi kadar güçlü bir rüzgâr yok. Bunun çeşitli sebepleri var tabii; ama biz çok net bir şekilde Said Nursi’nin eserlerinde ifade etmiş olduğu düşünceler, görüşler, tespitler çerçevesinde böyle bir düzenlemeye “Hayır” denilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunu kurullarımızda, heyetlerimizde, toplantılarımızda enine boyuna değerlendirdik, tahlil ettik ve ittifakla bu “Hayır” tercihinin arkasında duruyor camiamız.

Ömer Bey, bu ittifak meselesini biraz deşsek. Çünkü daha önce FETÖ tartışmalarında sizin Yeni Asya olarak duruşunuzun içeride de birtakım tartışmalara neden olduğunu bir gözlemci olarak duymuştum. Bunun dereceleri hakkında değişik spekülasyonlar yapılıyor ama, burada da şu anda mesela bu referandum pozisyonunda Yeni Asya cemaatinin külliyen “Hayır” çizgisinde olduğunu söylemek doğru mudur? Yoksa birtakım itirazlar, tartışmalar da yaşadınız mı?
Yavuzyiğitoğlu
: Şöyle söyleyelim: Biz 1990’dan bu yana bir nevi meselelerimizi önce görüşerek, meşveret etmek suretiyle kararlaştırıyoruz. Kişisel görüş beyan etmiyoruz. Bu aslında bakarsanız kuruluşumuzdan bu yana takip ettiğimiz bir yol. Biliyorsunuz Yeni Asya gazetesi Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin kâinata değişmem dediği Zübeyir Gündüzalp isimli talebesi tarafından kuruldu. Daha sonra Bediüzzaman Said Nursi’nin en orijinal haliyle sonraki nesillere intikal ettirilmesini sağladı. Ondan sonra Sn. Mehmet Kutlular aynı hassasiyet içerisinde 47 sene bu çizgiyi sürdürdü. Şunu söylemeye çalışıyoruz: Biz evvela şöyle kendimizi tarif ediyoruz, kamuoyu da bizi öyle biliyor: İstibdat nereden gelirse gelsin biz buna karşıyız. Gerek 71 Muhtırası, ondan evvel 60 İhtilâli, daha sonra 80 İhtilâli, daha sonra 28 Şubat Süreci; buralarda fevkalâde dik durduk, karşı çıktık. Belki de gerek gazete gerekse cemaat noktasında bunlarda tekiz. Bunların bedelleri de çok ağır oldu. Ağır bedeller ödedik. Sizler de biliyorsunuz, biraz evvel işaret de ettiniz, 82 Anayasası’na “Hayır” diyen bir cemaat olduğumuz noktasında. Evet öyle yaptık ama bedeli de ağır oldu. 470 gün gazete kapandı. Başka gazete çıkardık, o kapandı. Bir daha çıkardık, o kapandı. Bir başka isimle çıktık, o da kapandı. Ama biz bu çizgimizi bozmadık, bozmadan da devam ediyoruz. Şimdi, şu anda içinde bulunduğumuz durum itibariyle pozisyonumuz şöyle: Evvela Üstad Bediüzzaman Said Nursi, “Riyaset-i şahsiyeye katiyen karşıyım” diyor. Dolayısıyla biz tabii sistem olarak doğru olanın parlamenter sistem olduğu inancındayız. Sebebi de bir murâkabe imkânı tanıması bakımından bu noktanın altını çiziyoruz. Hassaten de içinde bulunduğumuz coğrafyada en doğru olanın bu olduğu kanaatindeyiz. Ve bütün bu sıralanan anayasa değişikliğiyle ilgili maddeleri değişik yönleriyle, çok cepheli olarak, çok sesli olarak başından beri tartıştık, değerlendirdik. Netice itibariyle bu meselenin, bu değişikliğin hayırlı olmadığı noktasında kanaatimiz kesinleşmiş, pekişmiş oldu. Ama tabii bu demek değil ki mutlaka herkes gidip… bizde böyle bir baskı yok. Nihayet bu bizim görüşümüzdür. Bu görüşü Türkiye’nin muhtelif yerlerindeki okuyucularımızla paylaştık, paylaşmaya da devam ediyoruz.

Kazım Bey, Ömer Bey bedellerden bahsetti; ama geçmişteki bedellere dikkat çekti. Günümüzde birtakım sıkıntılar yaşadığınız yolunda izlenimler ediniyorum. Bazı sitemleriniz, sitayişleriniz, bazen de itirazlarınız oluyor. Şu anda bu referandum öncesinden itibaren sizin siyasî iktidarla –bir kere sizi burada konuk etmiştik, bunları da konuşmuştuk zaten biliyorsunuz– birtakım çok önemli görüş ayrılıklarınız olduğunu biliyoruz. Bu sizi zorluyor mu? Şu anda da birtakım bedeller ödemekte misiniz?
Güleçyüz
: Ödüyoruz tabii ki. Bunlardan bir tanesi, bir arkadaşımızın halen tutuklu olması. 43. güne giriyor. Nur Ener isimli arkadaşımız. Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla bir ihbar mektubuna dayanarak gözaltına alındı ve tutuklandı. Bedellerden bir tanesi bu. Bununla ilgili hukukî takibi yapıyoruz. İtirazımızı yaptık tutukluluğa. 17 Nisan Pazartesi günü mahkeme bu tutuklulukla ilgili değerlendirmesini yapacak. 26. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul. İkinci olarak aleyhimizde sosyal medyada olsun, değişik kanallarda olsun, iftiralara ve karalamalara dayalı algı operasyonları yapılıyor. Bunun yanında resmî ilan konusunda çok keyfî uygulamalarla muhatap olduk geçen dönemde. Aylarca resmî ilanımız kesildi. Biliyorsunuz hele bizim şartlarımızda resmî ilan çok önemli gazetelerin hayatiyetinin devam etmesi açısından. Onu da yaşadık. Bunun yanında değişik şekillerde üzerimize geliniyor; ama biz bütün bunlara karşı duruşumuzu bozmadan, ifade ettiğimiz ve Ömer Bey’in söylediği üzere bedel ödemeyi göze alarak… çünkü biz hep hak, hukuk, demokrasi dedik. Bunların söylenmesi gerektiğine inandık. Hiçbir şekilde hiçbir kesimle, çevreyle, en önemlisi devletle, iktidarla menfaat, çıkar ilişkisi içinde olmadık. İlkeli bir çizgide yürümeye devam ettik bugüne kadar. Bundan sonra da inşallah aynı çizgiyi sürdüreceğiz.

Kazım Bey, size de sorayım. Demin Ömer Bey bahsetti neden “Hayır” dediğiniz, “Hayır” noktasında karar verdiğiniz konusunda. “Parlamenter demokraside ısrar” dedi. Tabii bu bayağı kapsayıcı bir cevap ama, siz gazeteyi de doğrudan yöneten birisi olarak gazetede ele aldığınız, anayasa tartışmalarında ele aldığınız, siz ve sizin cemaatinizdeki insanlar bu 18 maddenin içerisinde en çok nelere tepkililer, neden rahatsızlar?
Güleçyüz
: Burada bir defa Başbakan ve Bakanlar Kurulu kaldırılıyor, onun yerine Cumhurbaşkanı ve atanmışlardan oluşan kabinesi geliyor. Bu kabineyle, Cumhurbaşkanı’yla Meclis’in bağı neredeyse kesiliyor. Kendileri de bunu zaten ikrar ediyorlar. Meclis denetimi konusunu gündeme getirdiğiniz zaman diyorlar ki: “Millet denetleyecek beş yıldan beş yıla”. Güvenoyu kalkıyor. Mevcut uygulamada bir hükümetin işbaşı yapabilmesi için Meclis’ten güvenoyu alması şart. Böyle bir düzenleme artık yok öngörülen sistemde. Bunun yanında gensoru gibi, Meclis araştırması, soruşturması gibi konular da çok sınırlanıyor. Cumhurbaşkanı’na soru sorulamıyor. Onun atanmış olan yardımcılarına –ki yardımcıların da kaç tane olacağı, yetkileri vs. hepsi belirsiz– bunlara sadece yazılı soru sorulabiliyor. Yargıyla ilgili düzenlemeye baktığımız zaman Hâkimler ve Savcılar Kurulu olarak değiştirilen kurul –ki yargıdaki kadrolaşmayı, atamaları belirleyen, karar veren bir organ–, bunun üye sayısı 2010 Referandumu’nda oylanan pakette 22’ye çıkarılmışken, şu anda 13’e indiriliyor. Bu 13 üyenin Adalet Bakanı ve müsteşarıyla beraber 6’sını doğrudan Cumhurbaşkanı seçiyor. Kalan 7’sini de Meclis seçiyor. Meclis’teki duruma baktığımız zaman da yine 12 Eylül mevzuatıyla, partiler ve seçim kanunlarının getirdiği düzenlemeyle Meclis’teki iktidar grubunun mensubu olan milletvekillerinin tamamı Cumhurbaşkanı’nın uygun görüp listeye koyduğu isimlerden oluşuyor. Dolaylı olarak yine Cumhurbaşkanı etkili oluyor. Yargının da tamamen tek adama bağlı bir işleyişe getirilmek istendiği düşünülüyor. Bunun yanında Meclis’in bütçe yapımında da yetkileri sınırlanıyor. Çok olağanüstü yetkiler var; tek başına Olağanüstü Hal ilan etme ve Olağanüstü Hal kararnameleri çıkarma yetkisi, milli güvenlik politikalarını belirleme yetkisi gibi ve kamudaki üst düzey atamaları, görevden almaları yapma yetkisi gibi. Bütün bunlar Meclis’e bağlı olmayan, sorumlu olmayan ve gerek Meclis, gerek yargı denetiminin çok ciddi anlamda zayıflatıldığı bir sistem içerisinde bu kadar geniş yetkilerin verilmesi ister istemez Türkiye’yi böyle bir paket ve böyle bir düzenlemeyle tek adam rejimine, tek adam sistemine götürüyor endişelerine yol açıyor. Bizim özel olarak ifade etmek istediğimiz gerekçeler bunlar.

Ömer Bey, size şunu sorabilir miyim: Ne bekliyorsunuz? Temenninizden ziyade gözlem olarak, izlenim olarak, çevrenizden gördükleriniz, okuduklarınız, duyduklarınızdan hareketle nasıl bir referandum olacak? 16 Nisan’dan ne çıkmasını bekliyorsunuz?
Yavuzyiğitoğlu
: Müsaade ederseniz şu noktaya işaret ederek hemen uzatmadan sorunuzu cevaplamaya çalışayım: Evvela ikinci üzerinde durulması icap eden ve bizim üzerinde durduğumuz nokta şudur: Bulunduğumuz coğrafya son derece kırılgan bir coğrafya. Bunu siz de çok yakından takip ediyorsunuz. Bu coğrafyada bütün ağır aksaklığına rağmen bir murâkabe içerisinde, bir parlamenter sistem içerisinde giden bir Türkiye var. Dolayısıyla bir yerde işin emniyet supabı aynı zamanda bu. Tabii şimdi bir kişi mi birçok kişi mi dediğiniz zaman elbette bir kişinin ne kadar kolay olduğu hususu yaşadığımız tecrübelerle de ortaya çıkmış vaziyette. O sebeple ikinci üzerinde durulması icap eden noktanın bu olduğunun altını çizmek istiyorum. Bize intikal eden bilgiler nedir diye sordunuz. Neticeyi tahmin etmek öyle kolay değil. Çünkü çok fazla algı meseleleri öne çıkıyor. Yalnız bize gelen bilgiler bir dip dalgasının giderek kabardığı şeklinde. Ama bu sonuçta ne ortaya çıkarır, onu tabii şimdiden tahmin etmek mümkün değil; ama yani ciddi bir dip dalgasının olduğu sinyalleri bize geliyor.

Kazım Bey, sizinle bitirelim. Şöyle sormak istiyorum: İki sonuçlu bir referandum söz konusu, “Evet” ya da “Hayır” çıkacak. Bunlara göre de ayrı ayrı Türkiye’de değişik senaryolar üzerinde duruyor. Sizin bu konuda ne düşündüğünüzü sormak istiyorum, “Evet” ya da “Hayır” çıkarsa ne olur? Özel olarak da şunu sormak istiyorum: Birisinin aklına bir şey getirmek için değil, ama realist açıdan baktığımız zaman bu anayasa değişikliği geçerse Yeni Asya olarak sizin durumunuz, demin bahsettiğiniz bedeller meselesi ciddi bir şekilde gündeme gelir mi?
Güleçyüz
: Şimdi bunun referandumla, “Evet” veya “Hayır” çıkma ihtimalleriyle bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Aslında özellikle bu son üç-üç buçuk yıllık süreçte bizimle ilgili bu anlamda çok spekülasyonlar ifade edildi, ortaya atıldı. Ama bizim Gülen Hareketi’yle 74’ten beri ayrı olduğumuzu herkes biliyor. Bunu daha evvel de sizin yaptığınız programda tekrar söylemiş olduk. Bunda bizim kendimize has bir duruşumuz var. Biz her hal ve şartta hukuk dedik, özgürlük dedik, demokrasi dedik. 16 Nisan’da yapılacak referandumdan hangi sonuç çıkarsa çıksın bunu söylemeye devam edeceğiz. “Evet” çıksa da, “Hayır” çıksa da söyleyeceğiz. O dediğiniz anlamda bir şey olmasına ihtimal vermiyorum. Türkiye’de Yeni Asya bir renktir ve çok önemli bir sestir. Çok önemli mesajlar ve misyonlar taşıyan, özellikle basının şu günkü haline baktığınız zaman örnek gösterilecek bir anlayışa, çizgiye sahiptir. Bundan dolayı başına bir şey geleceğini doğrusu ben düşünmüyorum. Ne olursa olsun, referandumdan ne sonuç çıkarsa çıksın demokrasi mücadelesi devam edecektir. Bu mücadeleyi sürdürecek olan insanlara da yayınlara da ihtiyaç devam edecektir. O çerçevede Yeni Asya’nın da yürüyüşünün herhangi bir kesintiye, darbeye maruz kalmadan devam edeceğini düşünüyorum. Başka bir şey de söylemek istemiyorum.

Peki ülke için ne öngörüyorsunuz? “Hayır”la beraber hükümet falan değişmeyecek. Cumhurbaşkanı yine yerinde kalacak. Ama “Hayır” çıkması halinde buradan gerçekten bir özeleştiri yapabilecek mi? Yoksa bazı danışmanların arada sırada dile getirdiği gibi bir süre sonra tekrar bunu gündeme getirmek gibi bir kısır döngü içerisine girebilir mi Türkiye? Ne bekliyorsunuz?
Güleçyüz
: Şimdi bu kadar bütün devlet gücünü arkasına alarak, devlet imkânlarını, propaganda imkânlarını, haksız rekabet ortamında tek taraflı şekilde, çok insafsız şekilde, bir de Olağanüstü Hal rejiminde, herkesin üstüne korku sindiren bir atmosferde bu sürecin yaşanıyor olmasına rağmen çok tedirginler gördüğüm kadarıyla. En iyimser anket sonuçları bile başa baş gösteriyor. Anketlerde zannediyorum eğilimi “Hayır” olan insanlar bile bunu açıkça ifade etmeye cesaret edemiyorlar. Dolayısıyla Ömer Bey’e sorduğunuz soruya da bir gözlemimi ifade edeyim. Halkın nabzının attığı yerler taksilerdir, berber dükkânlarıdır, vs.’lerdir. Buralardan bizlere yansıyan hava “Hayır”ların ağır basacağı yönünde, bütün bu propagandaya rağmen. “Hayır” çıkması durumunda Cumhurbaşkanı çok fazla angaje oldu ve iktidar kanadı çok iddialı ifadeler kullanıyor. Çok büyük bir şok olacaktır onlar için ve siyasî anlamda çok büyük bir darbe olacaktır, demokratik darbe olacaktır. Ömer Bey’in ifade ettiği dip dalgası, sessiz bir etki olarak bu sonucun çıkması durumunda, böyle bir sonucun doğuracağı siyasî yansımalar çok ciddi anlamda zorlayacaktır Erdoğan’ı ve iktidarı.

Evet, burada noktayı koyalım o zaman. Yeni Asya’nın referanduma bakışını Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Yavuzyiğitoğlu ve Genel Yayın Yönetmeni Kâzım Güleçyüz’le konuştuk. Şimdiden 16 Nisan sonrası yayınlar için de sözleşmiş olalım Kâzım Bey. Sandıktan “Evet” de çıksa, “Hayır” da çıksa; siz de, biz de işimizi yapmaya devam edeceğiz. Sonuçta kamu görevi yapıyoruz bir şekilde.
Yavuzyiğitoğlu
: Müsaade ederseniz Ruşen Bey, son bir cümleyle katılmak istiyorum.

Tabii Ömer Bey, buyurun.
Yavuzyiğitoğlu
: 21 Şubat bizim gazetenin kuruluş yıldönümü. Geçtiğimiz sene kuruluş yıldönümüyle ilgili etkinlikte bulunduk. Orada bir hashtag vardı, Mehmet Kutlular deyince. Siz ona katıldınız, “Benim aklıma Yeni Asya deyince Mehmet Kutlular geliyor” demiştiniz. Geçen 48 seneden beri bizim kısaca tarifimiz dikleşmeden dik duran cemaattir. Tabii bu dik durmanın bedeli her zaman oluyor ama doğrunun da bir korkusu olmuyor. Biz doğru yerde durduğumuza, hak ve hukuku müdafaa ettiğimize, haksızlığa maruz kalan kim olursa olsun; dinli olsun, dinsiz olsun, bunun bir önemi yok, netice itibariyle bir birey. O birey haksızlığa maruz kaldıysa biz onun hakkını müdafaa etmeyi kendimize vazife addederek gelen bir cemaatiz. Bunun altını çizmek istedim.

Evet, çok teşekkür ediyorum Ömer Bey. Evet Yeni Asya’yı ve referandumdaki tutumunu Ömer Yavuzyiğitoğlu ve Kâzım Güleçyüz’le konuştuk. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz. Size de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.