Ekran Resmi 2017-06-07 19.07.55

Transatlantik: İran’da IŞİD saldırısı, Katar krizi & Rakka operasyonu

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler, Transatlantik’e hoşgeldiniz. Konuşacak çok konu var bugün ve şu anda biraz önce Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bir nevi yayın organı gibi görünen Rudaw’dan bir haber çıktı, o da 25 Eylül’de Irak’ta Kürdistan Bölgesel yönetiminde bağımsızlık için referanduma gidileceği açıklaması var. Barzani’nin diğer liderlerle görüştükten sonra buna karar verdiği söyleniyor ama bunun dışında İran’da bugün yaşanan IŞİD saldırılarını ve Katar Krizi’ni ve de Rakka Operasyonu’nu konuşacağız. Hoşgeldiniz diyelim Ömer Taşpınar ve Gönül Tol’a!
Gönül Tol
: Merhaba Ruşen, kronik problemimiz sesin net gelmiyor!

Önce bağımsızlık referandumunu kısaca bir konuşalım, Gönül ne diyorsun? Bu ciddi bir şey mi, sembolik bir şey mi?
Tol
: Yani tarih verildiğine göre ciddi görünüyor, ama tabii bu çok sorunlu bir süreç olacak, çünkü Barzani’den yapılan açıklamaya göre diyorlar ki: “Bizim hem uluslararası güçleri, Türkiye’yi, İran’ı, hem de Bağdat’ı öncelikle ikna etmemiz gerekiyor; yani bağımsız bir Kürdistan’ın onların çıkarlarını sekteye uğratmayacağına dair onlara güvence vermemiz gerekiyor.” Dolayısıyla aslında Barzani’nin önünde yapılması gereken bir dizi önemli şey var. Tabii bunlar içinde Barzani için bence en sorunlu taraf –artık bunu hep konuşuyoruz– Türkiye’nin Barzani’yle kurduğu ilişkiler. Türkiye artık farklı bir noktada; özellikle Kuzey Irak’ta bağımsızlık konusundaki pozisyonunu çok değiştirdi, çok farklı bir noktada ve Barzani Türkiye’ye bağımlı olduğu sürece, Türkiye bunu çok mesele etmeyecek. İran’la benzer şeyler yürütüldüğü söyleniyor, İran için bu daha problemli olabilir; fakat asıl problem bence Abadi’yle, Bağdat’la yaşanacak. Abadi bugüne kadar bir şey söylemedi bildiğim kadarıyla, takip ettiğim kadarıyla bugün itibariyle Abadi’den henüz bir şey gelmedi referanduma dair; fakat tabii şunu ümit ediyor Abadi, şu anda bir şey söyleyerek Kürtleri kızdırmak istemiyor referandumla ilgili; o yüzden sessiz kalmış olabilir. Çünkü IŞİD’le yürütülen bir mücadele var, Kürtlerin önemli olduğunu düşünüyor bu konuda ve zaten kendi başı da kalabalık, Şii milislerle uğraşıyor vs. O yüzden şu anda referandum konusunda fikir beyan etmemesini böyle okuyabiliriz. Bir de bence Bağdat’ın şöyle bir ümidi var: “Evet, referandum tarihi açıklanmış olabilir, ama Kürt siyasetinin içerisindeki farklı sesler aslında birbirini paralize edecek ve bu süreç ilerlemeyecek” beklentisi var. Ve tabii üçüncü olarak belki de en önemli konulardan bir tanesi: Bağımsızlık olursa eğer, nasıl olacak? Yani mesela Kerkük’ün durumu ne olacak? Bu tür şeylerin çözülmesi güç; özellikle Kerkük ve petrol meselesini düşündüğümüzde, Irak’ın ve Kürtlerin bütçe problemlerini düşündüğümüzde, bunlar çözmesi çok kolay meseleler değil. Kürtler IŞİD’le mücadele çerçevesinde pek çok alanda hâkimiyet kurdukları fiilî bir durum yarattılar. Irak hep buna karşı çıkmasına rağmen IŞİD’le mücadele için bir parça sessiz kaldı, fakat bir bağımsızlık gündeme geldiğinde bu meseleler de gündeme gelecek. Dolayısıyla bütün bunların çözülmesi gerekiyor referandumdan önce ya da referandum yapılsa dahi adım atmak için. “Tamam, artık bağımsızlık ilan ediyoruz” demek için bu meselelerin, özellikle Bağdat’la olan meselelerin çözülmesi gerekiyor ve bu meseleler kolay değil.

Ömer, sen ne dersin? Orada şu ya da bu şekilde, bu referandumdan sonra ya da başka bir zamanda bir bağımsız Kürt devleti kaçınılmaz mı?
Ömer Taşpınar
: Bu bir süreç. Kürtlerin Irak’ta bağımsızlık istediği hep söyleniyor, bunun gerçekçi olup olmadığı, zamanlamanın nasıl olacağı tartışılıyor; fakat bu konuda ciddi bir adım atıyor olmaları kendilerini güçlü hissettiklerini gösteriyor. IŞİD’le mücadele nedeniyle Amerika’nın Kürtlere bağımlı durumda, ihtiyacı olması nedeniyle tarihin genelde kendi lehlerine işlediği yönündeki izlenimleri nedeniyle, ellerini güçlendirecek bir adım atmak istiyorlar; ama Gönül’ün dediği gibi bugünden yarına olacak, referandum yapıp “Bağımsızlığı ilan ediyoruz” diyebilecekleri bir şey değil. Bu bir pazarlık süreci olacak ve işin içinde halkımız % 95, % 85 –ne çıkacaksa, belki % 100 bağımsızlık istiyor–, bakın referandum yaptık, Kürt halkı bunu istiyor” diyebilmek, sonuçta Barzani’nin Kürdistan yerel yönetiminin elini Bağdat’a karşı güçlendirecek bir koz. Ve bu kozu Amerika’ya kullanacak, Amerika’ya da bunu söyleyecek ve şurası kesin, Washington’da yapılan analizlerde eğer bölgede sınırlar değişecekse ilk değişecek sınırın Kürdistan olmasını, bağımsız bir Kürt Devleti kurulmasını herkes kabul ediyor. Yani bu meşhur Sykes-Picot’un değişmesi durumunda, önce bir Kürt devleti çıkacak, ondan sonra bazı değişikler olabilir yönünde hep analizler yapılıyor. O yüzden sürpriz değil bu gelişme; ama buna süreç olarak bakmak gerekiyor.

Evet, şimdi İran’a geçelim; demin bu bağlamda İran’ı konuştuk ama bugün çok önemli bir şey oldu: İki önemli yerine, Humeyni Türbesi ve Meclis’e saldırı oldu ve IŞİD üstlendi. Ne diyorsun Gönül? Gerçekten bütün işaretler IŞİD yönünde, ama çok sayıda komplo teorisi yapılıyor.
Tol
: Bugün bir açıklama yaptı İran; tabii basından takip ettiğimiz kadarıyla biliyoruz. Bildiğim kadarıyla henüz teyit edilmiş bir şey yok, fakat İran bir açıklama yaptı: “Saldırının arkasında Suudi Arabistan var” dedi; henüz Suudi Arabistan’dan bir açıklama gelmedi an itibariyle zannediyorum. Fakat bu tabii sürpriz değil artık; bölgede, Avrupa’da IŞİD saldırılarını hep konuşuyoruz: IŞİD’in alanı daraldıkça, Suriye’de daraldıkça –Irak’ta Musul Operasyonu devam ediyor– IŞİD bitecek bir terör örgütüne dönüşecek ve bu ne demek oluyor? Artık o devlet olma ideali sekteye uğradıkça bu tür saldırıları artıracak. Dolayısıyla İran’da olan saldırı, saldırının profilini bilmiyorum ama IŞİD saldırısı olması şaşırtıcı bir şey değil; fakat İran’ın saldırının arkasında Suudi Arabistan var demesi, bölgesel konjonktür ve –birazdan bahsedeceğiz bundan– şu anda Katar’la yaşanan sıkıntılar açısından önemli, zamanlaması önemli, bence ona bakmak gerekiyor; çünkü daha da gerilecek ilişkiler ve Washington’ın da Türkiye gibi çok başını ağrıtacak bu gerginlik, İran ve Suudi Arabistan arasındaki gerginlik, saldırıya bu çerçeveden bakmak lazım bence.

Ömer, burada şöyle bir husus var: İran başka ülkelerin içişlerine, mesela Suriye’ye, Lübnan’a, Irak’a müdahil olmuş bir ülke, ama uzun bir süredir kendi topraklarında ciddi bir terör tehdidi yaşamıyordu. Bence bunun bir milat olma özelliği var, yani gerçekten artık İran kendi derdini de, güvenlik kaygısını da artık masaya koymak zorunda, öyle değil mi?
Taşpınar
: Kesinlikle. Gönül’ün söylediği önemli, IŞİD gerçekten bir sürü yerde terörist eylemde bulunuyor; fakat İran toprakları üzerinde bu kadar cüretkâr bir şekilde bir terörist eylemde bulunması, İran’ın bazı tezlerini zor duruma getiriyor. Nedir İran’ın o tezleri? “Biz Sünni radikallerle, cihadistlerle Irak da olsun Suriye de olsun orada mücadele etmeliyiz ki kendi topraklarımızda mücadele etmeyelim. Yoksa bizim üzerimize gelecekler.” Bir bakıma Bush’un dediği de buydu: “Teröristlerle Ortadoğu’da mücadele edelim ki Amerika’yı vurmasınlar.” Şimdi İran’ın kendisini vurdu IŞİD ve bu İran açısından bir zafiyet ve kullandıkları bu tezin, yani “IŞİD’le mücadelemizi, Suriye’yle yürütmeliyiz, Sünni radikallerle, cihadistlerle Irak’ta, Suriye’de, Filistin topraklarında, bu bölgelerde mücadele etmezsek kendi topraklarımızda zor durumda kalırız” tezini hem doğruluyor, ama bir bakıma da korktuklarının başına geldiğini de gösteriyor; o açıdan bence bu, IŞİD’in Afganistan’da, Pakistan’da, Avrupa’da yaptığından farklı bir şey. İran’a saldırıyor olması, şu konjonktürde saldırıyor olması, Katar’la bunlar yaşanırken, bölgede bunlar yaşanırken IŞİD açısından aslında stratejik olarak da başarılı bir hamle, İran’ı da zor duruma sokuyor; çünkü İran halkı sonuçta “Niye Hizbullah’ı bu kadar destekliyoruz? Niye Suriye’deyiz?” diye sorduğunda, “İçeride terörizm yaşamamak için” diyorlar ve bugüne kadar da çok ciddi terörizm yaşamadılar. Şimdi bu yaşadıkları saldırı, birdenbire her şeyi değiştirecek bir şey mi? Yani bir milat mı değil mi bilemiyoruz, ama IŞİD bundan sonra eğer İran’da aktif bir hale gelirse, İran’ın vurmaya başlarsa, bu gerçekten dengeleri değiştirecek bir durum olabilir.

Gönül, bu konuda bir şey sormak istiyorum: Şimdi Trump’ın önünde iki tane düşman var; birisi IŞİD birisi İran. Ve bugün IŞİD İran’ı vurdu, bunun üzerine ne denebilir? Yani şu anda mesela Amerikan yönetimi bu saldırı üzerine ne diyebilir? “İyi oldu” mu? “Kötü oldu” mu?
Tol
: Şimdi aslında nedir söylenen şey? Düşmanımın düşmanı dostumdur, ama düşmanının düşmanı da düşman Amerika’ya. Dolayısıyla terör örgütünden bahsediyoruz, yani o asimetrik savaş denen şey aslında burada analitik düşünmeyi engelliyor. Şimdi asimetrik bir savaş sürdüğü, terör örgütüyle mücadele edildiği için Amerika’nın şey deme lüksü yok: “IŞİD’in saldırısı İran’a iyi oldu”. Ya da: “IŞİD’le mücadeleyi zayıflatalım, belki İran’ı zayıflatır”. Bunu deme lüksü yok. Çünkü serseri mayın gibi bir terör örgütü söz konusu ve hep bunu söylüyoruz, yani Pentagon yetkililerinin Rakka Operasyonu’na bu kadar önem vermesi, bu kadar hızlı ilerlemek istemesinin ardında hep şu inanç yatıyordu: “Çok yakın bir zamanda Rakka’dan kaynaklanan, merkezi Rakka olan, karar alma mekanizmasının Rakka’da olduğu bir saldırı düzenlenecek Amerikan topraklarına” böyle bir beklenti var. Hal böyleyken de IŞİD’e olan bakış açısı sadece İran’a saldırdığı, İran’ı zayıflatıyor diye değişecek konumda değil.

Peki, son olarak şeye bir değinelim Ömer; Londra’daki son saldırı biraz karambole gitti sanki; ama çok çarpıcı bir olay, insanlar öldü, sivillere yönelik bir saldırı oldu. Manchester saldırısı da bir nevi çok fazla yankı yapmamıştı, bu hele çok gürültüye gitti. Ne diyorsun? Bu artık rutine mi bindi?
Taşpınar
: Tabii terörizmin kendisi, IŞİD’in Avrupa’daki ülkelere vurması, Belçika’yı, Fransa’yı İngiltere’yi; İngiltere’de son zamanlarda sık sık vurması, rutine bindi. Rutin olmayan İngiltere’deki siyasî ortam, seçim. Seçime gidiyor, yarın seçim olacak ve seçimde muhafazakâr partinin başındaki Theresa May son derece zor durumda. İşçi Partisi kamuoyu yoklamalarında –ki burada tabii birazcık soru işareti var artık kamuoyu yoklamaları konusunda– ama kamuoyu yoklamalarına göre İşçi Partisi– çok yakın bir pozisyonda ve ciddi bir ilerleme kaydetti. Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan –Müslüman– ve aslında Trump’la çok ciddi bir siyasi çekişme içinde. Trump’ı bir şekilde şikâyet ediyor İngiltere’ye; Trump da Londra’nın Müslüman belediye başkanı konusunda tweetler atıyor. Ne diyor? “Bu adam doğru dürüst anlamıyor tehdidi” diyor. Belediye başkanı da Trump’ın aslında bütün dünya için tehdit olduğunu ve İngiltere’ye gelmemesi gerektiğini söylüyor. Dolayısıyla İşçi Partisi’nden geliyor Londra Belediye Başkanı, İşçi Partisi’ni güçlendiriyor bu gelişmeler. Tabii bir de şu var: Trump’ı da güçlendiriyor; çünkü Trump da: “Bakın, IŞİD Avrupa’da bu kadar güçlü, Ortadoğu’da bu kadar güçlü” diyor. Ve Katar konusunda son attığı tweet, Amerika’daki sistem bir şekilde denge bulmaya çalışırken, Pentagon, Dışişleri Bakanlığı, bürokratlar arabuluculuk yapmaya çalışırken –Amerika’nın Katar’daki üssünü konuşacağız– Trump birdenbire IŞİD konusuna vurguda bulunarak Katar’ın terörizme verdiği destekten bahsederek, Londra’yı da kullanarak, Katar’a bir bakıma son derece negatif bir mesaj vermiş oluyor. Yani bütün bu aşamalarıyla değerlendirmek gerekiyor Londra saldırısının zamanlamasını.

Sen bu tweet’ten bahsettin, ben de tam Gönül’e onu sormayı düşünüyordum. Şimdi, Suudi Arabistan’ın Katar’a yönelik çıkışının Trump’ın –Suudi Arabistan ve diğer ülkelere– ziyaretinden hemen sonra olması… belli ki bu orada kararlaştırılmış, ama Dışişleri Bakanı Tillerson Avustralya’da itidal çağrısı yaptı taraflara; ama birden baktık ki Trump, Katar’ı suçlayan bir tweet attı. Bu nasıl bir bilmece? Yani gerçekten Suudi Arabistan Trump’ın bilgisi dahilinde mi hayata geçiriyor bu stratejiyi?
Tol
: Trump’ın bilgisi dahilinde olmasa da bence zamanlama, hep şimdi bugün Katar’a dair duyumlar… 2011’den bu yana Suudi Arabistan’ın Katar’a dair rahatsızlığı daha da artmıştı yani. Mısır’da takındığı tutum, Mursi gittikten sonra takındığı durum, Suriye’de Türkiye’yle bu kadar yakın çalışması, Müslüman Kardeşler’i desteklemesi, Hamas’ı desteklemesi ve son zamanlarda İran’a yaklaşan politikaları. Yani Katar İran’ı Suudi Arabistan’dan farklı görüyor. Aslında o anlamda Körfez İşbirliği içerisindeki Körfez ülkeleri arasında İran’a dair böyle yekpare bir duruş yok. Katar’ın da farklı ilişkileri var; ekonomik ilişkileri var, enerji ilişkileri var ve İran’ı Suudi Arabistan’ın gördüğü gibi büyük tehdit görmüyor, bunlar yeni şeyler değil. Yeni olan ne? (…) işte bunu Trump’la açıklayabiliriz. Şimdi Trump gittiğinde verdiği mesaj şuydu Suudilere: “Aman ne yapıp edelim, radikal İslamî ideolojiyi finanse eden aktörlerin önüne geçelim”. Suudi Arabistan da hep Katar’a işaret ediyor; tabii bu çok ironik, çünkü Suudi Arabistan’ın kendisi de bu ideolojiyi destekleyen bir ülke. Fakat hep Katar işaret ediliyor ve Trump tweet’inde bundan bahsediyor: “Ben Suudilerle konuştuğumda, ‘bunun önüne geçelim’ dediğimde, hep Katar’a işaret ediyorlardı. Bakın işte, bu oldu.” Şimdi Suudiler’deki bence yeni olan faktör şu: Trump’tan cesaret aldılar. “Eğer biz böyle bir adım atarsak” dediler. Mesela 2014’te aynı kriz patlak verdi, bu ülkeler büyükelçilerini çektiler Katar’dan; fakat Amerika’nın tutumu neydi o zaman, Obama yönetiminde? “Aman sakin olun, şu anda bir gerginliğe gerek yok.” Taraflara itidal çağrısı yapıldı, araya diplomasi sokuldu, taraflarla konuşuldu, Amerika arabuluculuk yapmaya çalıştı, Kuveyt’in arabuluculuğu desteklendi. Yani bütünüyle farklı bir tavır aldı Amerika 2014’te. Fakat bugün Trump aksi bir mesaj verdi Suudilere; “Böyle bir şey yapılırsa Katar’ın arkasında durmam” mesajını aldığı için Suudiler şu anda bunu yapıyorlar. Bu operasyon Trump’a söylenmiş midir, söylenmemiş midir daha evvelinden? Onu tabii bilemiyoruz, fakat kesinlikle Trump’tan cesaret aldıklarını söyleyebiliriz. Evet, Rex Tillerson da Pentagon da çok farklı mesajlar veriyor. Mesela Pentagon’un, Rex Tillerson’ın dedikleri, tamamen Trump’la çelişen çok önemli şeyler: “Katar radikal İslam ideolojileri, hareketleri finanse ediyor diyoruz, ama Katar’ı bununla suçlarken suçlu ülkelere dikkat etmek lazım” dedi; yani bir anlamda “Suudiler kendilerine baksınlar” demeye getirdi. Pentagon ne dedi? “Bizim Katar’la askeri işbirliğimiz çok önemli ve nitekim oradaki Amerikan üssü, Al-Udeid’deki üs çok çok önemli. Irak operasyonunun, Suriye operasyonunun, Afganistan’daki operasyonun yapıldığı merkez orası. Binlerce Amerikan askeri var orada”. Pentagon da dedi ki, “Bu üs bizim için çok önemli o yüzden Katar’la ilişkimizde ilişkide hiçbir şey değişmemiştir ve işbirliğine devam edeceğiz.” Fakat Trump’ın tweet’leri kafaları karıştırdı ve hep Trump yönetimine dair soru işareti, aynı soru işareti söz konusu. Ne olacak? Bürokrasi başka bir şey söylüyor, Trump tweet’lerinde başka bir şey söylüyor.

Peki Ömer, seninle biz Doha’ya gitmiştik hatırlıyorsun, Katar’a, çünkü senin çalıştığın Brookings Enstitüsü orada Katar yönetimiyle her sene ABD İslam Dünyası Forumu düzenliyor değil mi yıllardır? Sen Brookings’den gidip geldiğin için bayağı biliyorsun. Katar’ın bir farkı var Körfez ülkelerinde, o fark nedir?
Taşpınar
: Şimdi Katar, her şeyden önce Al Jazeera fenomeninin başkenti. Yani Al Jazeera televizyon kanalı, medya devrimi diyelim, Ortadoğu’da ve Arap Dünyası’nda Al Jazeera fenomeni, Arap Baharı’nı getiren en önemli faktörlerden bir tanesi olarak da sayılabilir. Sosyal medyaya sürekli referans veriliyor, tamam sosyal medya önemli; ama geleneksel anlamda Arap evlerine, Arap ailelerinin normalde medyayla tecrübeleri son derece klasik bir tecrübeydi, otoriter hükümetlerin otoriter medyaları vardı. Al Jazeera ortaya çıktıktan sonra yepyeni bir şey çıktı Arap dünyasında ve bundan Suudi Arabistan son derece rahatsız oldu, Mısır rahatsız oldu. Al Jazeera Doha’da, Katar bütünüyle buna destek veriyor ve Al Jazeera’yla yaptığı anlaşmaya göre de “Rejimi eleştirmeyeceksin, Katar’ı çok fazla eleştirmeyeceksin, biz zaten yavaş yavaş liberal reformlar yapıyoruz, ama bölgeye bakacaksın.” Dolayısıyla Katar deyince bölgede akla gelen şey, Arap Baharı’na, demokratikleşmeye, Müslüman Kardeşler’e, Al Jazeera’ya verilen destek. Yani Katar bu açıdan baktığında nev’i şahsına münhasır ilginç bir ülke. Küçük olması nedeniyle –sonuçta 300 binlik bir nüfustan bahsediyoruz galiba– elinde inanılmaz doğalgaz rezervleri olması nedeniyle de, bir şekilde diğer daha büyük ülkelere göre de –diyelim Suudi Arabistan’a göre veya enerji rezervleri son derece azalan Birleşik Arap Emirlikleri’ne ya da Bahreyn’e göre– ekonomik açıdan daha rahat bir ülke. Dolayısıyla bir bakıma bunu da göze alabiliyor; yani bu tür bir politikayı göze alabiliyor. Aynı zamanda Türkiye gibi arabuluculuğa meraklı bir ülke, yani oradaki Emir ve ailesi ve yeni görevde olan isim daha genç olan şu anki jenerasyon, bütünüyle bölgede İran’la Arap dünyası arasında, Müslüman Kardeşler’le otoriter rejimler arasında bir arabuluculuk yapmak istiyor. Bu, Türkiye’nin de kendine biçtiği misyona, Ahmet Davutoğlu’nun özellikle çok sevdiği o misyona denk düşüyor. Dolayısıyla Türkiye ve Katar, aslında bölgede bir bakıma özellikle 2011’den sonra esen bu demokratikleşme ve Müslüman Kardeşler rüzgârının en büyük körükleyicileriydi. Bu nedenle de Katar’ın bölgede özellikle…

Tam burayı biraz deşelim: Türkiye sanki Katar’la kader birliği etmiş gibi bir hava var. Bugün Meclis Katar’la ilgili askerî anlaşmayı alt sıralardan üst sıralara getiriyor, tam bu hengâmede. Nötr bir pozisyon alma ihtimali daha yüksekken, Türkiye açık bir şekilde Katar’ın yanında duruyor. Bu seni şaşırtıyor mu?
Tol
: Şimdi buradaki insanlarla konuştuğumuzdaki beklenti, Türkiye’nin biraz daha nötr olmasıydı, ilk tavrı neydi? Arabuluculuk yapmaya çalışıyordu ama tam da bir taraf tutmamıştı, onun devamını bekliyorlardı; fakat o olmadı, çok net tarafını belli etti Türkiye. Şimdi Erdoğan’ın gözünden baktığınızda tabii karışık bir resim; yani bir taraftan Türkiye neden Katar’la yakınlaşmaya başladı? Onu irdelemek lazım. 2014’te imzalanan bir askeri anlaşma var; hatırlarsın Parlamento’da çok tartışıldı, yani CHP çok sordu: “Bizim ne işimiz var? Katar’ın küçücük ordusu var, Katar neden bu kadar önemli? Neden biz oraya asker gönderiyoruz?” diye bu çok tartışıldı. O dönem bunun yapılmasının birkaç sebebi var, her şeyden önce İran’ın bölgedeki nüfuzunu daraltmak için attığı bir adımdı Türkiye’nin bu. Katar’la yaklaşarak hem Körfez’e bir geçiş sağlamak hem de İran’ın o etkinlik alanını daraltma çabasıydı. Ayrıca ikinci olarak, Katar’ı kendi savunma sanayii için bir pazar olarak görüyor Türkiye ve onun dışında da bölgedeki önemli kriz noktalarında aynı sayfadalar. Yani Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da hep benzer refleksleri var — Müslüman Kardeşler ve Hamas desteği de dahil. Dolayısıyla böyle bir yakınlaşma başlatıldı; fakat şimdi Türkiye, bu kadar Katar’ın yanında yer alarak kendini zor duruma sokacak. Neden? Birincisi bütün bu kriz bence Katar’ı İran’a yaklaştırabilir. Şimdi İran diyor ki: “Sen hiç endişelenme, Suudiler senin bütün lojistik kanallarını kesmiş olabilir”. Sınıra çok bağımlı, Katar’ın ihtiyaç duyduğu gıdalar vs. Suudi Arabistan sınırından geçiyor; o sınır kapatıldı, hava sahası kapatıldı, Katar zor durumda, İran dedi ki: “Sen hiç endişelenme, biz sana yardım edeceğiz”. Eğer bu kriz Katar’ı İran’la yakınlaştırırsa, Türkiye İran’la aynı kampta olacak. Halbuki Katar’la başlangıçtaki yakınlaşmanın amacı İran’ı izole etmekti, bu bir. İkincisi Amerika’yla sıkıntılı bir döneme sokabilir bu; yani biz bilmiyoruz, Trump tweet’leri doğrultusunda bir siyaset mi izleyecektir krizde; ama izlerse eğer, zaten sorunlu bir ilişki var Amerika’yla, şimdi bir de bu eklenecek. Üçüncüsü; bütün bu kriz, dikkatleri Türkiye’nin Müslüman Kardeşler ve Hamas’la olan ilişkisine çevirecek bölgede ve Beyaz Saray tarafından, Trump tarafından Türkiye teröre finansa (…)

Yavaş yavaş toparlayalım, Gönül’ün bıraktığı yerden Ömer sana sorayım: Türkiye-Katar-İran üçgeni oluşma ihtimali herhangi bir şekilde söz konusu olabilir mi?
Taşpınar
: Gönül’ün bahsettiği şekilde olabilir, fakat ben açıkçası Türkiye’nin daha farklı bir politika izleyeceğini düşünüyorum. Şu anda Türkiye topa girmiş durumda, Katar’a destek veriyor durumda; bu Meclis’te tartışma, asker yollama tartışması da bu yönde. Bunları neden yapıyor? Tabii bence Türkiye’nin bunları yapmasının en önemli nedeni, temelde ideolojik nedenlerden çok finansal nedenler. Özellikle inşaat şirketlerinin Katar’a bağımlılığı, Türkiye’nin Katar’da yaptığı 13 milyar dolarlık inşaat yatırımları. Türkiye’deki sıcak parayla da bağlantılı bu. Dolayısıyla bu olayın finansal ve inşaat sektörü çerçevesinde bağlantısını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bütün bunlar dışında Türkiye, bana göre bir denge pozisyonu izleyecek. Şu anda Türkiye İslam Konferansı Örgütü’nün dönemsel başkanı ve bir şekilde Suudi Arabistan’a kapalı kapılar arkasında bir diplomatik arabuluculuk teklifinde de bulunacaktır. Diyecektir ki: “Gelin bu meseleyi fazla tırmandırmadan halletmeye çalışalım”. Yani Türkiye’nin ben uzun dönemde kendini bütünüyle, bütün yumurtalarını Katar’ın sepetine koyacağını düşünmüyorum; Suudi Arabistan da önemli Türkiye için, denge siyaseti de önemli. İran’la bir şekilde aynı yerde olmamak da önemli. Dolayısıyla Amerika’yla ilişkilere bakmak gerekiyor, Amerika da bence bir denge politikası izleyecek. Şu anda Trump’ın attığı tweet’ten yola çıkarak Amerika bütünüyle Katar’a sırtını dönecek diyemeyiz, en önemli husus olarak 10 bin askeri orada, Gönül’ün söylediği gibi. Dolayısıyla Türkiye de Amerika da bence kendilerini bir bakıma Kuveyt’in ve Umman’ın bulduğu bu arabuluculuk çerçevesindeki pozisyona çekecekler diye düşünüyorum.
Tol: Ruşen, söylediğim duyulmadığı için tekrarlamak istiyorum: Türkiye, dedim ya, garip bir pozisyona girecek; çünkü 2014’te Katar’la anlaşmaya varmasının sebeplerinden bir tanesi İran’ın etki alanını sınırlandırmak. Şimdi bu kriz İran’a yaklaştıracak ve Türkiye kendini aynı kampta bulacak. Bu ne Suudilerin hoşuna gidecek bir şey ne de Washington’ın. Ayrıca ikinci bir mesele Katar konusunda: Katar’ın yanında bu kadar net bir tavır alması Amerika’yla ilişkileri daha da gerecek. Çünkü Trump için özellikle bu radikal İslamî hareketlerin finansmanlarının kesilmesi çok önemli. Türkiye bu çabaları sekteye uğratan bir ülke olarak görülecek ve Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’le ve Hamas’la ilişkisi bence bölgenin ve Amerika’nın çok daha fazla dikkatine getirilecek, bunlar da Türkiye için sorun teşkil edebilecek şeyler.

Peki, son olarak bitirirken kısaca bu hengâmede Suriye’de süren bir Rakka Operasyonu var, başlayıp başlamadığı bile tartışmalı olan. Bunlardan etkilenir mi Gönül?
Tol
: Rakka Operasyonu’nu etkileyeceğini düşünmüyorum; yani Pentagon’dan açıklamalar yapıldı, fakat şimdi burada bir tartışma var, diyorlar ki: “Katar çok sinirlenecek Trump’ın bu tutumuna. Üssü kapatacak”. Bütün operasyonlar üsten yapılıyor, Katar’daki üsten; öyle olacağını düşünmüyorum, çünkü o üs Amerika olduğu için Katar için de çok önemli. Yani Katar’ın elini çok güçlendiriyor. Dolayısıyla o operasyonların, Rakka Operasyonu’nun, IŞİD-karşıtı koalisyonunun o Katar’daki üsten yaptığı operasyonların etkileneceğini düşünmüyorum ben.

Ömer, sana da son bir soru sorayım: Türkiye Rakka Operasyonu’nun YPG’yle yapılıyor olmasından çok rahatsız, her vesileyle söylüyor. Ama İncirlik’in operasyonda yoğun bir şekilde kullanıldığı açıklandı. Bir de biliyorsun, İncirlik’ten Almanlar çekiliyor, o ayrı bir detay olarak dursun, ama bu çelişkili durum bir sorun yaratır mı?
Taşpınar
: Zaten haftalardan beri Washington’ın sorun yaratmaması için çaba gösterdiğini görüyoruz. Ne yapıyor Washington? Türkiye’ye istediği bazı konularda Suriye dışında destek vermeye çalışıyor, PKK’yla mücadelesinde, Irak’ta ve kendi topraklarında mücadelesine hem istihbarat açısından hem de askerî açıdan daha fazla destekte bulunuyor. Türkiye bir şekilde kabullenmiş durumda Amerika’nın politikasını, İncirlik’i kapatmayı göze alamadı, Amerika’yla ilişkilere nokta da koyamadı, virgül de koyamadı; Amerika’yla ilişkiler devam ediyor.

Ömer Taşpınar’a ve Gönül Tol’a çok teşekkür ediyoruz. Nedense Medyascope’taki aksaklıklar durup durup Transatlantik’i buluyor. Elimizden gelmeyen nedenler diyeyim, ama yine de özür dileyeyim izleyicilerden ve Gönül Tol ve Ömer Taşpınar’dan. Transatlantik’te bugün çok şey konuştuk, Gönül Tol’a ve Ömer Taşpınar’a tekrar çok teşekkürler, iyi günler.