Ekran Resmi 2017-06-16 17.35.21

Oğuz Güven anlattı

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Şunu sorayım esas olarak. Senin çıktığın gün Enis (Berberoğlu) tutuklandı. Çok ağır bir cezaya çarptırıldı. Enis milletvekili, ama aynı zamanda gazeteci, yıllardır bu mesleğin içinde bir arkadaşımız. Ne diyorsun? Bir günde bu iki tane önemli, senin tahliyen sevindirici, Enis’in mahkûmiyeti… Nedir bu gazetecilerin kaderi?
Valla bununla dengeliyorlar diye düşünüyorum ben. Yani bu damat olayında, damatların da serbest bırakılması, üstüne benim bir süre sonra tahliye edilmem, sanki bir rövanş gibi aynı saate denk gelmesi çok çarpıcı. Çünkü ben saat 1 haberlerini dinledim, 3 haberlerini dinledim içeride televizyonda. İddianamem çıktığı için mahkemenin vereceği kararı bekliyordum. Böyle olmayan bir suçtan da beni tutuklayamayacağını düşünüyordum. Burada ne olacağını bilmiyorsun, ama en azından mahkeme günüm belli olacak, ne zaman mahkemeye çıkacağım belli olacak diye bekliyordum. Ama 3 haberlerinde de bir şey çıkmayınca, ben bugün de çıkmadı diye hücreye çekildim. Kitabımı okuyordum. Saat 4 gibi, infaz memurları mazgalı açtılar. “Gözün aydın, tahliye” deyince biz büyük bir sevinç yaşadık. Hemen televizyonu açtık. Televizyonu açar açmaz “Enis Berberoğlu tutuklandı” haberini gördük. Altyazılar, konuşanlar… Kendi şeyimizi unuttum ben tabii. Onu konuşmaya başladık. Benim tabii içerideki arkadaşlarım, Cumhuriyet’ten 12 tane arkadaşım içeride. Gündüzleri avluyu paylaştığım Oğuz Usluer gazeteci arkadaşım, Gökmen Ulu, ikisini orada bırakacağım için zaten hüzünlüyüm. Utanıyor insan. Biz duyarlı insanlar olduğumuz için, onları orada bırakıp çıkmak, bu duyguyu yaşarken her şeyi unuttuk. Enis Berberoğlu nasıl yani, nasıl olur? Bir de ilk gelen haber müebbet dediler. Sevinemedik, sevincimiz kursağımızda kaldı. Çıktık böyle.

Oğuz, anladığım kadarıyla tutuklanmana da, tahliyene de şaşırmışsın. Yanılıyor muyum?
Çok şaşırdım. Ben sabah eve geldiklerinde 7’de, epeydir beklediğim için hiç sormadım bile niye gözaltına alınıyorum diye. Zaten uyku sersemiydim. Kalktım, elimi yüzümü yıkadım. Sonra bir ara geldim. Telefonum kilitlendi, onunla uğraşıyorum. Avukatı arayayım haber vereyim falan derken sonra aklıma geldi. Dedim niye yani. İçeri de girmiyorlar. Normalde evi ararlar. “Gelsenize, aramıyor musunuz?” dedim. Her şeye o kadar hazırlıklıydım ki. “Yok, aramayacağız” dedi. İlk ona şaşırdım. “Peki niye geldiniz?” dedim. İnanamadım yahu, bu deyim, “Kamyon biçti” deyimi. Dünyanın her yerinde, her dilinde kullanılır. En son İngiltere’de kullanmışlar işte “Kamyon biçti” deyimini. Ondan sonra o kadar rahatladım ki. “Bundan suç mu olur” dedim. Çok saçma sapan bir şey. Neyse hazırlandık, zaten ifadeye gidecek. “11’de ifadeye götüreceğiz” dediler. Zaten alışkınız ifade vermeye. İfade veriyoruz saçma sapan suçlamalardan dolayı, bunun da öyle bir şey olduğunu düşündük. Bunun soruşturma konusu olabileceği aklımın ucundan bile geçmiyor. Ne bir haber var, ne bir şey var. Rahatlıkla gittim. Sonra gözaltındayken saat 11’de gitmeyince iş uzadı. Ben de dedim telefona bakıyorlar, inceliyorlar telefonda bir suç bulur muyuz diye. Başka bir suç arıyorlar herhalde dedim. 3 buçuğa dediler. 3 buçuğu bekledim, 3 buçuğu geçince anladım ki iş kötüye gidiyor. Zaten polislerin tavrından da belliydi. Hazırlık yapmışlardı onlar da 3 buçukta gideceğiz diye. Ondan sonra beni zaten nezarethaneye indirdiler. Bir hafta süre verdiler. Oradan baktım, 19 Mayıs sürenin bitimi, sabah 7. Ha dedim 19 Mayıs. İnsan o anda onu düşünüyor. 19 Mayıs da tatil, bir hafta daha uzatacak. 14 gün bana nezaret zulmü yaşatacak. Herhalde kulağımızı çekiyorlar. Böyle cezalandıracak. Suç bulamayacağını düşündüğüm için. İlk başta nezarethanede bunu düşünüyorsunuz. Ondan sonra Pazartesi günü çağırınca savcı öğleden sonra, yine umutlandık erkene aldılar, anladılar herhalde saçmalığını olayın diye. Çok rahattık. Zaten savunmam hazırdı falan. İşte, birkaç soru sordu, kim yazdı falan. ben çok rahat söyledim, daha önce de başka haberler için ifade verdiğim için. Soru da sormadı, yazdığım şeyi de okuttu. Beş dakika düşüneyim deyince bende tabii şey bitti. Daha önceki arkadaşlarımızdan hep onu gördük. Beş dakika düşüneyim dedi mi hâkim, savcı; demek ki iş tutukluluğa gidiyor. Oradan anladım zaten, beş dakika düşüneyim deyince tamam.

Peki sana şimdi iddianamede ne isnat ediliyor? Neden suçlanıyorsun tam olarak?
Ben mi? Ben terör örgütü propagandası yapmaktan suçlanıyorum, FETÖ terör örgütü propagandası yapmaktan.

Yine klasik “Üyesi olmamakla beraber…” denen suçlama mı?
“Üyesi olmamakla birlikte” yazmıyor. Aramış, taramış, bütün interneti, cumhuriyet.com.tr’yi, yıllar öncesine gitmiş. Benim tweet’lerimde yıllar öncesine gitmiş. Orada da benim gazetede, o dönem kendilerinin methiye düzdüğü, işte çözüm sürecinde herkesin Kandil’e gidip röportaj yaptığı, başbakanın siyasi parti temsilcilerini Kandil’e yolladığı, Oslo görüşmelerinin olduğu, başbakanın insanları kan sevicilikle suçladığı, Şivan Perwer’in yurda dönüp “Kürdistan’dır buranın adı” dediği bir dönemde, bu biatçıların PKK seviciliği yaptığı dönemde Ahmet Şık’ın Kandil röportajı gazetede yayınlanmıştı. Gazetede yayınlanan haberi zaten bizim almamız gerekiyor arşiv için. Ahmet Şık kendi haberini mesaj olarak atmış. Ben de Ahmet Şık’tan retweet yapmışım; cumhuriyet.com.tr’de bunu yayıp basmaktan beni suçluyor. Bir de Banu Güven’in haberini retweet yapmışım, ondan beni suçluyor. Suçum bu, yayıp basmaktan diye. Zaten gazete basmış onu. Benim basmama şansım yok, almak zorundayız arşiv için bu haberi. Aynı röportajı yaymaktan… O dönem zaten kendiniz gidip görüşüyordunuz. Her tarafta, gazetelerde var. Övgüler düzüyorlardı. Şimdi biz onu retweet yapmaktan, Banu Güven ve Ahmet Şık bizim haberimizi paylaştığı için, ben de onları retweet yaptığım için yayıp basmaktan, terör örgütü propagandası yapmaktan yargılanacağız 14 Eylül’de. Suç bu yani, başka bir şey yok.

Diğer gazetecilerin ruh hâli nasıl? Oradaki, tutuklu olan, görebildiğin arkadaşlardan, meslektaşlardan? Bir burukluk mu var? Herhalde durumlarından şikâyetçidirler, ama umutlular mı, moralleri bozuk mu? Nasıl bir atmosfere tanık oldun sen?
Orada kimseyle görüşme şansım yoktu. Ben zaten bir süre hücrede yalnız kaldım, tek başımaydım. Sonra aynı avluya açılan bir üçlü hücreye geçtik. Geceleri tek başımızaydık, gündüzleri avluda üç kişiydik. Habertürk’ten güzel insan Oğuz Usluer’le birlikteydik. Sonra bir avukat vardı. Sonra onu yanımızdan aldılar, Zeki Demir. Gökmen Ulu’yu getirdiler. Bir hafta da ben Gökmen’le kaldım. Cumhuriyet’teki arkadaşlarımdan zaten her hafta, ben içeri girmeden önce avukatlardan, ailelerinden haberlerini alıyoruz. Zaten vekiller gidiyor ve onların umutlu olduklarını, niçin orada olduklarını biliyorsunuz. Bir de insan rahat eder, çünkü suçu yok. Onların iddianamesini de gördük. Oradan yapıştırmış, buradan yapıştırmış, ara başlığı suç unsuru yapmış. Saçma sapan iddianameler, hiç alâkası olmayan insanlar. Biraz utanın, onları bırakın. Turhan Günay’ın hayatı kitap, yaşını başını almış. İkinci kattan yazı işlerine çıkmışlığı yok. Sadece kitap ekini hazırlar iki tane arkadaşıyla. Bu dünya güzeli insanı tutuyorsunuz. Mustafa Kemal Güngör, hiç alâkası yok.

Evet, yayında yine bir kesinti oldu. O zaman burada noktayı koyalım. Bayağı bir Oğuz anlattı zaten. Kendisine tekrar çok geçmiş olsun diyoruz. Biraz sorunlu bir yayın oldu. Ancak stüdyoya gelemedi; çünkü ayağının tozuyla diyelim, cezaevinden çıkar çıkmaz tekrar gazetede işlerinin başına döndü. İlk fırsatta kendisini burada sorunsuz bir yayında kabul etmek üzere. Oğuz Güven’e teşekkürler, sizlere de bizleri izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler.

Bunlar da ilginizi çekebilir