yağmur

Adalet Yürüyüşü neleri değiştiriyor?

Yayına hazırlayanlar: Gamze Elvan & Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar! 5 gün oldu; CHP’nin, daha doğrusu Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı adalet yürüyüşü sürüyor. İki gündür yağmura maruz kaldıklarını biliyoruz; ancak temposunu pek kaybetmeden ve ilgiyi de pek kaybetmeden sürüyor. İlk gün bu konuyu değerlendirirken, “CHP’nin üzerindeki ölü toprağını attığını” söylemiştim; şimdi biraz daha ileri gitmek lazım, çünkü CHP söz konusu olduğu zaman hepimizde –ben dahil– varolan, belki Türkiye’de yaygın olan, bir şeyi sonuna kadar sürdürüp sürdüremeyeceği konusundaki tahminler. Genellikle CHP’nin bir şeyi sonuna kadar sürdüremeyeceği görüşü çok fazla baskın çıkıyor; içinde birtakım arızalar, dışarıdan birtakım arızalarla CHP’nin bir yolu sonuna kadar gidemeyeceği konusunda böyle bir önyargı vardı; 5 gün içerisinde bu önyargının kırılmış olduğunu görüyoruz. Bu yayının başlığı da “Adalet yürüyüşü neleri değiştiriyor?” olduğuna göre, ilk değişen bir kere bu önyargılar, CHP’ye yönelik yargılar-önyargılar diyelim. Bu ciddi bir şekilde değişiyor. İlk günlerde örneğin, siyasi iktidarın temsilcileri çok fazla ses çıkartmadılar; daha sonra bu olayı küçümsemeye, onunla dalga geçmeye çalışan birtakım açıklamalar yaptılar; ama bu açıklamaların etkili olmadığı da görüldü. Demek ki burada bir şeyler, çok şey değişiyor.

Kılıçdaroğlu’nun liderlik sınavı

Öncelikle değişen, önyargılar; tabii ki bir sonrası –şu anda görüyorsunuz– Kemal Kılıçdaroğlu. Kemal Kılıçdaroğlu partinin başına geçtiğinde beri hep bir genel başkan kimliğiyle varoldu, girdiği seçimlerin hepsinde başarısız oldu, açıkçası çok büyük patlamalar gerçekleştiremedi. En büyük fiyasko tabii ki MHP’yle birlikte çatı adayı çıkartıp Cumhurbaşkanlığı seçimini ilk turdan Tayyip Erdoğan’ın kazanmasını engelleyememek olmuştu; ama onu dışındaki birçok seçimde de partiyi %25’in ötesine taşımakta zorlandı ve hep tartışılan, eleştirilen, güçsüz görülen bir genel başkan olarak görüldü ve bu olayla birlikte genel başkanlığını kuvvetlendirip, bir siyasi lider olabileceği konusunda ilk partinin başına geldiği zaman kendisine yakıştırılan “Gandhi” benzetmesiyle beraber, “CHP’nin başına bir lider mi geliyor?” sorusu ortaya çıkmıştı ve kısa süre içerisinde gündemden düşmüştü bu beklenti. Şimdi tekrardan “Kemal Kılıçdaroğlu bir lider olabilir mi? Ana muhalefet lideri olabilir mi?” sorusunu ciddi bir şekilde sorduruyor. Şu âna kadarki, beş gün içerisindeki yaptığı açıklamalar, verdiği görüntüler, fotoğraflar hepsi çok makul bir şekilde seyrediliyor, başına gelen küçük kazaları bile iktidara yakın çevreler bunun üzerinden bir alay konusu etmeye çalıştıkları zaman kendi içlerinden de uyarılar alabiliyorlar. Kılıçdaroğlu burada gerçekten değişik, uzun zamandır yapmadığı türden değişik bir performans sergiliyor. Çünkü yürümek, miting yapmak gibi değil, daha önce değişik meselelerle seçimler için çok miting yaptı, kapalı salonlarda çok konuştu, grup toplantılarında çok konuştu, çok esti gürledi belki; ama ilk defa bir şey yapıyor; bir eylem bu, farklı bir şey. Kılıçdaroğlu’nun, CHP genel başkanı olduğundan itibaren yaptığı en önemli çıkışlardan birisi bu, belki de en önemli çıkış.
Daha önce Yenikapı Mitingi’ne katılmıştı darbe sonrasında, tartışılmıştı o. Bence katılması yanlış değildi, yanlış bulanlar çok olmuştu ama katıldı; ama bir nevi “Bile bile lâdes” durumu olmuştu; çünkü o mitingin çerçevesini muhafaza etmeyeceği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın etmeyeceği belliydi. Nitekim böyle oldu ve CHP orada MHP’yle AKP’yi baş başa bırakarak kendisi oradan ayrıldı. Şimdi başka bir şey yapıyor, kendine yeni bir alan çiziyor. Değişen şeylerin en önemlisi, bence artık CHP’yle MHP’nin artık aynı kulvarda olmadığının tescillenmiş olmasıdır. Son referandumda da bu çok net bir şekilde çıktı; ama burada, daha ilk günden Kılıçdaroğlu’na en sert ve en garip tepkinin MHP lideri Devlet Bahçeli’den gelmiş olması bunu gösterdi. Değişen hususlardan bir tanesi, çok net bir şekilde MHP’nin muhalefette olmadığı da bu olayla beraber iyice tescillendi. Tabii MHP muhalefette değil derken, MHP’nin içerisindeki, özellikle referandumda “Hayır” için çalışan geniş bir kesimi hiç yabana atmamak lazım, zaten MHP tabanının % 70’nin hatta daha fazlasının “Hayır” vermiş olduğu iddialar var, hiç yabana atılacak iddialar değil; dolayısıyla MHP Genel Merkez demek lazım.

Baykal çizgisinin tasfiyesi

CHP değişiyor, CHP bir kere hantallığından ciddi bir şekilde sıyrılıyor, yürümeye başlıyor. Bu yürüme genel olarak hantallıktan arınması anlamına gelebilir. Burada tabii yürüyüşün başından sonuna kadar bütün CHP teşkilatlarının, milletvekillerinin vs. yürüdüğü söylenemez, böyle olmuyor, kimisi nöbetleşe gidiyor, ama baştan sona giden belli bir grup CHP’li var. Onun dışında da CHP’liler Türkiye’nin dört bir tarafında bu yürüyüş etrafında bir mobilizasyon, hareketlilik içerisine girdiler ve yeni bir muhalefet heyecanına kapıldılar. Burada tabii çok önemli bir husus var –bu hususa tekrar geleceğiz– bunun çok basit bir eylem olması, sadece, görüyorsunuz, “Adalet”ten ibaret olması, bu yürüyüşe büyük artısı, çünkü “Adalet” talebi bugün sadece CHP’lilerin talebi değil, sadece Enis Berberoğlu’nun önce müebbet sonra 25 yıla çevrilen ve tutuklanmasına yol açan mahkûmiyet kararı değil; adalet bugün HDP’lilerin de, 15 Temmuz sonrası KHK’yla işlerinden edilenlerin, varlıklarına el konulanların, pasaportlarına el konulanların, özgürlüklerine el konulan, haksız bir şekilde el konulduğunu düşünen bütün kesimlerin bir talebi. Dolayısıyla adalet CHP’nin belki de yakaladığı, şu anda partiler-üstü bir talep ve bunun üzerine yola çıkıyor olmak çok büyük bir artı kazandırmış durumda. Bu neye yol açar? Bilinmez; ama CHP’nin toplumun tüm kesimlerine ortak bir talep üzerinden seslenebilme imkânı olduğunu Türkiye’ye, ama CHP’lilerin kendisine de gösterdi. Yani CHP’nin belli birtakım kalıplaşmış, gelenekselleşmiş birtakım taleplerden ibaret bir parti olmaması gerektiğini de göstermiş oluyor.
Bir diğer değişmekte olan husus: CHP içi dengeler. Biliyorsunuz sürekli birtakım hizipler, tartışmalar, iddialar vardı; sürekli kongrelere gider, kongre çağrıları olur, adaylar çıkar vs. Ama bu yürüyüşle beraber görüyoruz ki Kılıçdaroğlu’na en sert çıkışları yapmış olan kişiler, bugün yürüyüşte aktif bir şekilde yer almak ve Kılıçdaroğlu’yla beraber aynı karede görünmek istiyorlar; şu âna kadar Deniz Baykal’ı görmedim, onun dışında hemen hemen herkes var. Zaten böyle bir yürüyüş, Deniz Baykal’ı ve duruşunu tasfiye eden bir olay; bunu da kabul etmek lazım. Deniz Baykal’ın CHP’sinden çok farklı bir CHP olduğunu görmek lazım; bu da referandum-sonrası tekrar gündeme gelen yenilenme, yeni kongre tartışmalarına da bu yürüyüşün ciddi bir şekilde etkisi olacağını düşünebiliriz. Eğer bu şekilde giderse, herhalde zaten zor olan Kemal Kılıçdaroğlu’na rakip olma, Kemal Kılıçdaroğlu’nu yenme olayının, bu yürüyüş eğer başarılı bir şekilde tamamlanırsa çok fazla mümkün olamayacağını söyleyebiliriz ve parti içerisindeki dengelerin yeniden oluşabileceğini söyleyebiliriz.

Bu CHP’den bir şey olmazcılardaki tereddüt

Değişen bir başka husus, solun CHP’ye bakışı. Tabii solun CHP’ye bakışı derken, CHP’yi belli anlamlarda sol görüp, onun daha solunda yer alan çevreleri kastediyorum. Burada kabaca iki tane yaklaşım vardı. Bir yaklaşım: “CHP bir şeyler yapsın, biz de onunla beraber yapalım” diyen bir çevre vardı. CHP’yi hep bir şekilde potansiyel bir müttefik olarak gören bir çevre vardı –sosyalist soldan diyelim–, bunlar için CHP’nin bu yürüyüşü mesela ÖDP, Halkevleri böyle denebilir, başka birtakım gruplar ve partiler var, bunlar için bu yürüyüş gerçekten nihayet bekledikleri an gibi oldu. CHP’ye atfettikleri birtakım anlamlar belki de karşılığını buluyor bu çevrelerin gözünde — ki zaten ilk andan itibaren değişik aşamalarında bu tür çevrelerin temsilcileri yürüyüşe katıldılar, Kılıçdaroğlu’yla beraber belli bir mesafe katettiler. Bir diğer solun, sosyalist solun bir diğer kesimi de “Bu CHP’den bir şey olmaz”cılardı. Onların da bir ölçüde tereddüde düştükleri ve görüşlerini gözden geçirdiklerini görüyoruz. Tabii ki eleştirileri var, tabii ki çok büyük beklentiler içerisinde değiller; ama yine de ilk defa belki de CHP’yi bir şekilde ciddiye almaya başladıklarını söyleyebiliriz.

HDP ile sorunlu ilişki

Bu çevrelere yakın bir pozisyonda olan Kürt hareketinin de CHP’ye bakışında ve yürüyüşe bakışında önemli değişiklikler var; ancak CHP’nin yürüyüşün selameti açısından HDP’yle bir arada bu “işi kotarıyormuş” görüntüsü vermek istemediğini görüyoruz. Dolayısıyla bu yakınlaşmanın belli bir sınırı var, görülüyor. En son yapılan HDK açıklamasında yürüyüşe olumlu olarak bakıldı. Ama değişik güzergâhlarda, değişik yerlerde, değişik taleplerle genişletilmesi çağrısı yapıldığını gördüm. Bunun CHP’nin kabul edeceği bir çağrı olduğunu sanmıyorum. CHP İstanbul’a kadar “Adalet” temalı bir yürüyüşle yoluna devam edecek. Anladığım kadarıyla HDP ve o çevrelerden birileri de istedikleri zaman yürüyüşe katılırlarsa herhalde kimse onları dışlamayacaktır. Ancak böyle örgütsel bir ittifak gibi bir olayın olacağını sanmıyorum. Zaten değişen en önemli hususlardan birisi de bence bu. Artık özellikle muhalefet cephesinde –ki son referandum olayında bunu gördük– böyle masalarda oturulup yöneticilerin aralarında ittifak tartışmaları yaptığı birtakım bir araya gelmeler artık olmuyor. Bu yürüyüş de bunu gösteriyor. Birileri bir şey yapıyor. Mesela referandumda “Hayır” etrafında herkes ayrı ayrı birlikte hareket etti. Yan yana gelmeden birlikte hareket ettiler.

Burada CHP’nin başlattığı, Kılıçdaroğlu’nun başlattığı bir hareket var. Burada da birçok çevre aynı şeyleri düşünüyor. Hatta bazıları yan yana da gelebiliyor. İşte bu, çok önemli bir değişim. Artık öyle pazarlıklarla, birtakım karşılıklı tavizlerle vs. değil, doğrudan hayatın içerisinden ya da muhalefet mücadelesinin içerisinden birtakım işbirliklerinin ve birlikteliklerin doğabileceğini göstermesi anlamında bu Adalet Yürüyüşü gerçekten yeni bir yaklaşım. Kaç yıldır AKP ülkeyi tek başına yönetiyor ve kaç yıldır CHP ana muhalefette. Böyle kendinden olmayan kesimleri de kapsayacak şekilde –basit görünen, ama çok ciddi bir talep tabii– adalet talebi etrafında CHP’nin toparlayabildiği pek görünmüyordu.

Taşgetiren’in yazısı

Bu noktada dindarların ya da muhafazakârların diyelim, CHP’ye bakışında da birtakım değişiklikler olduğunu görüyoruz. Çünkü bu adalet talebi 15 Temmuz sonrasında Türkiye’nin dört bir tarafında, özellikle muhafazakâr kesimlerin de talebi haline geldi. Çok örnek var. Birincisi, işini kaybedenler, bir yığın imkânını kaybedenler, kazanılmış hakkını kaybedenler, yurtdışına çıkmaları yasaklananlar, hapse girenler ve bunların aileleri, binlerce insan var. Bu binlerce insanın hepsinin darbeci, 15 Temmuzcu olduğunu söylemek mümkün değil. İçlerinde muhakkak Fethullah Gülen Cemaati’ne yakın olanlar var. Ama bunların önemli bir kısmının sempatizan düzeyinde insanlar olduklarını varsayabiliriz. Ve çok büyük mağduriyetler yaşanıyor. Mağduriyetlere karşı da hukuk yolları büyük ölçüde kapalı durumda. En son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de bu KHK ile ilgili komisyonu işaret etmesiyle beraber yurtdışı kapıları da kapanmış durumda. Binlerce insanın mağduriyeti söz konusu. Ve hukuk istiyorlar, adalet istiyorlar. Adalet mekanizması onlar için çalışmıyor. Ve CHP bu anlamda onların da talebini dile getiriyor. Burada birtakım yakınlaşmalar ve birtakım önyargıların kırılması olayını da yaşıyoruz. Nitekim başından itibaren yürüyüşe Mazlum-Der’in eski yöneticilerinden –ki bir kısmı bizzat kendileri de KHK mağduru olduklarını biliyoruz–, bunların da katılıyor olması, mesela Prof. Cihangir İslam’ın gördüğüm kadarıyla başından sonuna kadar her gün yürüyor olması, buna benzer başka örneklerin olması, cezaevinde çocukları olan sakallı birtakım yaşlı, muhafazakâr görünümlü insanların olması, bütün bunlar gösteriyor ki, bu CHP’nin kabuğunu kırmasına ve başkalarının da CHP’ye bakışlarına ciddi bir şekilde etkili oluyor.
Bu noktada Star gazetesinde Ahmet Taşgetiren’in yazdıklarını çok önemsemek lazım. Ahmet Taşgetiren gerçekten çok ilginç şeyler yazdı ve bu adalet talebini kendi tanık olduğu Rize örneğinden, haksız yere 15 Temmuz sonrası cezaevinde olduklarını belirttiği birtakım isimlerden hareketle CHP’nin bu yürüyüşünün çok ciddiye alınması gerektiğini söyledi ve hatta bunu 28 Şubat döneminde İslami kesimin yaptığı başörtüsüne karşı yürüyüşlere benzetti. Bu çok önemli ve bunun Star gazetesinde yazılmış olması da çok önemli. Zaten bu da gösteriyor.

Siyasi iktidarın telaşı

Bu da iktidar partisinden ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan gelen tepkilerin nedenini de bize gösteriyor. Bu gerçekten bir yere dokunan bir talep ve yürüyüş oldu. Bu nedenle yapılan açıklamaların hiçbirisinin gerçekten demokratik bir hukuk devletinde yapılabilecek türden açıklamalar olmadığını söyleyebiliriz. Mesela “Hükümetimiz lütfettiği için yürüyorlar” sözünün hiçbir karşılığı yok bir hukuk devletinde. Kimse hükümetten hiçbir şey lütfetmez, bunlar vatandaşların kendi kazanımlarıdır, yıllardan beri varolan kazanımlardır. Hükümetler değişir, bu kazanımlar aynı kalır. Daha sonra aşağılamaya, küçümsemeye yönelik –ki en son açıklamalardan birisinin Ravza Kavakçı tarafından yapıldığını gördüm; Merve Kavakçı’nın kız kardeşi, AKP milletvekili ve aynı zamanda AKP yönetiminde yer alıyor– o da “Spor yapıyorlar” demiş — ki zamanında ablasının başına gelen adaletsizliklerin ardından böyle bir şeyin yapabiliyor olması da aslında bu yürüyüşün hiç de spor olsun diye yapılmadığını bize gösteriyor.
Bu, hükümetin, siyasi iktidarın CHP konusundaki önyargılarının da çatırdamakta olduğunu bize gösteriyor. Çünkü bu önyargı neydi? Çok basit bir şekilde, “Olayı ideolojik bir alana taşırız, Kemal Kılıçdaroğlu’nu rahatsız ederiz, o da bize cevap verir ve bir ideolojik söylem üzerinden CHP’yi etkisizleştiririz” yaklaşımı. Çok kolay bir lokma olarak görüyorlardı CHP’yi ve Kılıçdaroğlu’nu. Burada iş adalet talebi üzerinden seyredince ve de şu âna kadar en azından bir arıza çıkmayınca… — bir de bu vardı tabii, önyargılardan birisi de buydu, “Nasıl olsa bir yerde bir şey olur, yüzüne gözüne bulaştırır CHP bunu” diye bir beklenti vardı. Şu âna kadar o da olmadı. Bundan sonra herhalde çok daha ciddi bir şekilde, hem bu yürüyüşün kendisi hakkında, hem de bundan sonra CHP ve Kılıçdaroğlu hakkında stratejilerini gözden geçirmek zorunda kalacaklardır diye tahmin ediyorum.

Pazarlıklarla değil hayatın içinden ittifaklar

Evet, son olarak tekrar bir ara söylediğim husus, yeni ittifakların artık pazarlıklarla değil, hareketin içerisinden, mücadelenin içerisinden üreyebileceğini göstermesi anlamında Adalet Yürüyüşü’nün gerçekten en azından sadece CHP için değil Türkiye için de bir kapı araladığını söylemek lazım. Dünyanın da ilgisi, tahminlerin de ötesinde bir ilgisi var. Çünkü genellikle Batı’da AKP ve Erdoğan yönetiminden şikâyetçi olan kesimler dönüp dolaşıp Türkiye’nin esas sorununun aslında muhalefet sorunu olduğunu söylerler ve eleştirilerini de belli bir yerde tutarlardı. İlk defa bir şekilde muhalefetin bir şeyler yapabileceği duygusunun Batı’da da yaşandığını görüyoruz, Türkiye’de olduğu gibi. Bakalım CHP bunu sonuna kadar aynı tempoda, belki hatta yükselterek temposunu, sürdürebilecek mi? Büyük medyanın yürüyüşe yönelik ilgisizliği ya da ilgi azlığı diyelim, ilgi azlığını bir yere not etmek lazım. Ama her şeye rağmen bu yürüyüş büyük medya sayesinde hayata geçmedi, büyük medya sayesinde yola alacağa da benzemiyor. Özellikle sosyal medya üzerinden çok ciddi bir şekilde bunun yankıları sürüyor. Önümüzdeki günlerde bir şeyler olacaktır, bir şeyler gecikecektir. Bu olayın arızalı bir şekilde seyretmesi için birtakım çabalar da olabilir. Ama şu âna kadarki CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun performansı, bunun kazasız belasız İstanbul’a kadar gideceği yolunda işaretler veriyor. Son olarak şunu da söylemek lazım: İlk başta genellikle bu tür yürüyüşler Ankara’ya olur. “Neden Ankara’dan İstanbul’a?” diye bir şey söylendi. Aslında tabii ki anlaşılır bir şey, ama şunu da görmek lazım: Ankara, Meclis, hele son anayasa değişikliğinden sonra artık iyice işlevsizleşmiş durumda. Ve Türkiye’nin kalbi gerçekten İstanbul. Son referandum da bunu net bir şekilde gösterdi. AKP’nin doğduğu yer İstanbul’du. Dolayısıyla son referandumdaki “Hayır”ların “Evet”lerden çok çıkması, İstanbul’da ve Türkiye’de birçok şeyin değişmekte olduğunu gösteriyordu. Dolayısıyla bu yürüyüşün Ankara’dan İstanbul’a olmasının sembolik öneminin olduğu kanısındayım. Yürüyüş sürdükçe, geliştikçe değerlendirme yapmayı sürdüreceğim.
Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Bunlar da ilginizi çekebilir