Ekran Resmi 2017-06-21 19.03.08

Transatlantik: Esad yönetiminin değişen Kürt politikası, ABD’nin Suriye uçağını düşürmesi & İran’dan IŞİD’e füze saldırısı

Yayına hazırlayanlar: Şükran Şençekiçer & Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler! Transatlantik’e hoşgeldiniz. Bugün Ömer Taşpınar olamayacak maalesef, kendisi atlantiğin bizim tarafımızda Londra’da ama bir toplantıda olduğu için katılamıyor, onun için atlantiğin öbür tarafında Gönül Tol’la baş başayız Washington’da. Gönül, merhaba!
Merhaba Ruşen!

Evet, önce seninle sıcağı sıcağına yaşanan gelişmeyi konuşalım; Suudi Arabistan Kralı oğlunu veliaht prens ilan etti yeğenini azletti. Bu normal bir prosedür mü? Beklenen bir şey miydi? Bir anlamı var mı? Nedir?
Aslında Suudi Arabistan ve Suudi Arabistan’ın o kraliyet ailesindeki yakından gelişmeleri takip eden insanlar için Muhammed Bin Nayef’in yerine kralın oğlu Muhammed Bin Salman’ın getirilmesi çok büyük bir gelişme değildi, bu bekleniyordu. Yeni kral geldikten sonra, tahta oturduktan sonra oğlu -ki çok genç oğlu ve pek çok insan onu çok deneyimsiz buluyor pek çok konuda- pek çok konuda aslında onun elini çok güçlendirdi. Savunma bakanlığı yapıyordu, diğer taraftan özellikle Suudi ekonomisinde önemli reformlar atmaya hazırlanıyordu, “Suudi Arabistan 2030” diye bir proje hayata geçirmeye çalışıyordu, işte mümkün olduğunca Suudi ekonomisini çeşitlendirip petrole bağımlılığını düşürüp, aynı zamanda sosyal olarak reformlar yapmaya çalışıyordu ve bütün bu yeni kral gelir gelmez oğluna bu kadar güç vermesi, özellikle savunma bakanlığını vermesi tabi kraliyet ailesindeki bir sürü insan için “kendi yerini hazırlıyor” inancını getirmişti ve nitekim öyle olduğunu anladık. Bu giden yeğeni olan Muhammed Bin Nayef’in El Kaide’yle mücadele konusunda çok parlak geçmişi var, şimdi yeni gelecek oğluyla ilgili endişeler de var, bunu pozitif bulanlar da var. Pozitif bulanlar diyor ki, “reformcu bir lider, risk almaktan çekinmeyen bir lider, sosyal reformlar konusunda kadınların, genç insanların desteği var ona” ama diğer taraftan dış politikaya baktığımız da endişe duyan insanlar da var çünkü mesela Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü savaşın başını Muhammed Bin Selman çekiyordu, onun fikriydi ve hani başarısız bir mücadele olduğunu görüyoruz. Yine Katar’ın izole edilmesi konusunda da kilit bir rol oynadığı söyleniyor ve bunun yanında İran’a karşı çok agresif politikalar yürütme potansiyeli olan bir lider. Dolayısıyla iç politikada belki pozitif görülebilir bu fakat dış politikada çok daha çatışmacı bir çizgiye doğru gittiğini görebiliriz Suudi Arabistan’ın bu yeni veliahtla birlikte.

Yani bir nevi dış politikada içeride güvercin, dışarıda şahin diye özetlenebilecek bir profil anladığım kadarıyla.
Evet, dolayısıyla bu Katar konusunda geri adım atmayacak muhtemelen İran’ı, Irak’ta, Suriye’de daha marjinalize etme çabaları olacak, çok daha agresif bir tutum takınacağından endişe ediliyor.

Peki buna değinmişken, Katar krizinde olağanüstü bir gelişme oluyor mu? Sanki olay rölantiye girmiş gibi. Orada yansıyan ilginç bir şeyler var mı?
Katar açıklama yaptı dedi ki, “Bize şartlar dayatmaya çalışıyor Suudi Arabistan tarafı ve biz geri adım atmayacağız” mesajı verdi. Bu aslında Washington’da özellikle körfezi yakından izleyen insanlar tarafından şaşırtıcı bir şey çünkü pek çok insan şunu söylüyordu; “Katar ekonomisi idare edebilir, yaptırımları bir parça ekarte edebilir” Özellikle biliyorsun LNG denilen sıvılaştırılmış gaz konusunda dünyada bir numarada Katar. Yaptırımlar o sektöre dokunmadığı sürece Katar ekonomisi idare edebilir yaptırımlarla dolayısıyla bir miktar daha pozisyonunu koruyabilir fakat genel olarak bakıldığında -bunu da körfez uzmanları söylüyor Washington’daki- Katar’dan 2014’teki tavrını bekliyorlardı yani birazcık “ben bağımsızım, bağımsızlığımdan vazgeçmem” mesajı vermeye çalışacak fakat diğer taraftan da “Katar’ın çok opsiyonu yok” diyorlardı yani eninde sonunda bu kendine dayatılan şeylerin bir kısmını kabul etmek zorunda. Belki Al Jazeera’yi kapatmaz ama mesela Hamas’ı 2014’te yaptığı gibi ve hatta şimdi de söyleniyor, Hamas liderlerine biraz daha radarın altında kalın, televizyonlara çıkmayın. Siz biraz Suudi Arabistan’dan çıkın” mesajı vererek biraz daha tansiyonu düşürmeye çalışacaktır ve nihayetinde bir uzlaşmaya gidecektir beklentisi vardı fakat bu olmuyor gibi ama Katar geçen hafta burada Washington’da Katar yetkililer, körfez ve Birleşik Arap Emirlikleriyle ve İran’la görüşülecekti, Katar reddetmişti bunu geçen hafta, bu hafta o görüşme olacak gibi görünüyor ve o görüşmeden çıkacak şeyler önemli, sonuçlar önemli.

Peki, Suriye’ye gelelim Gönül; geçen Transatlantik’ten bu yana Suriye’de iki tane önemli olay oldu, ben pazartesi akşamı Cengiz Çandar’la uzun bir yayın yaptım ve orada da Cengiz Çandar’la da bunları ayrı ayrı konuştuk, seninle de aynı konuları, birisi biliyorsun ABD’nin Kürtlere daha doğrusu Suriye Demokratik Güçleri’ne saldırdığı gerekçesiyle bir Suriye uçağını vurması, bir diğeri de İran’dan Irak’ın üzerinden geçerek füze atması, IŞİD hedeflerini vurması. İki tane olay çok önemli, birbirinden farklı gibi ama bir nevi iç içe. İlk başta ABD’nin Suriye uçağını vurması olayıyla başlayalım. Çok da fazla konuşulmadı sanki, Rusya’nın tepkisi falan da geldi ama normalde bu böyle günlerce konuşulması gereken bir olay değil midir?
Aslında çok konuşuluyor Ruşen, hatta Obama yönetimde Suriye dosyasına bakan insanlar sosyal medyada, burada ana akım medyada da tartışıyor, çok konuşulan bir şey. Pek çok insan bunu yeni bir safhaya girilmesi olarak görüyor Suriye’de.

Şimdi biz Türkiye’de çok alışık olduğumuz için bu şeyleri biz konuşmuyoruz ama orada bayağı bir ciddi olay olarak masada, diyorsun.
Tabii tabii, Colin Kahl Obama yönetiminde çalışmış isimlerden bir tanesinin başlattığı bir tartışma vardı; bugüne kadar Obama yönetimi altında oyunun kuralları çok netti, rejim de bunu biliyordu Obama yönetimi de bunu biliyordu. Neydi? Obama diyordu ki “Benim tek derdim IŞİD, ben başka bir şeye karışmam. Rejim orada ne yapıyor? Sahasını mı genişletiyor?” rejim de bunu biliyordu, Obama yönetimi de çok sürprizler yapacak bir yönetim olarak görünmüyordu. Dolayısıyla herkes sınırlarını biliyordu ve herkes o sınırların içerisinde hareket ediyordu dolayısıyla bir çatışma olmamıştı rejimle Amerikan güçleri arasında. “Fakat bugün gelinen noktada Trump yönetimi altında o kadar her şey flulaştı ki rejim tarafı Trump yönetiminden ne bekleyeceğini bilmiyor, stratejiler değişti, İran stratejisini değiştirdi, rejim stratejisini değiştirdi, Kürtler stratejisini değiştirdi ve Amerika büyük oranda bunlara tepki veriyor ve bu yeni bir safhaya işaret ediyor” diyor. Safhayı detaylı konuşmak istiyorum, bu önemli tartışma, hakikaten bugüne kadar bir uçak düşürülmedi yani Amerika Suriye’nin uçağını düşürmedi çatışma başladığından bu yana, 2011’den bu yana, şimdi bunu düşürmesi ne anama geliyor? Önce onu konuşmak gerekiyor. Amerika diyor ki “bu düşürmenin sebebi, bizim desteklediğimiz Kürt güçlere, rejim yanlısı güçleri saldırması” diyor, rejim bunu reddediyor fakat şeyler var sosyal medyada, gerçekten Kürt güçlere saldırdığını görüyoruz. Şimdi bu noktada bence şunu sormak gerekiyor; rejim neden bugün Kürtlere saldırdı? Yani 2011’den bu yana bir sessiz bir anlaşma vardı rejim ve Kürtler arasında, belli noktalarda iş birliği vardı hatta Kürtlerin kontrol ettiği bölgelerde maaşları hala rejim veriyor vs. Peki ne oldu da bugün rejim Kürtlere saldırmaya karar verdi? Bence bu çok önemli, bunun birkaç tane sebebi var. Bence her şeyden önce rejim şöyle bir şey yaptı, kafasında bir hesaplama yaptı; bugüne kadar diyordu ki rejim, Kürt bölgelerini ben şimdi otonom bölge kursunlar etsinler fakat ben günü geldiğinde o bölgeleri kontrol altına alabilirim. Bunlar sonuçta yerel unsurlar, ben bu yerel unsurlarla çalışırım ve o bölgeleri gerektiğinde kontrol altına alabilirim” diye düşünüyordu rejim. Bugün geldiği noktada özellikle Pentagon’un resmi olarak Kürtlere silah verme kararından sonra rejim şunu anladı, “ Bu kadar da zor olmayacak, Kürtleri ben %100 kontrol altına alamayabilirim, bu bölgeler üzerinde kontrolümü kaybedebilirim de. Kürtler de bütünüyle yerel unsurlardı artık Amerika’nın piyonu olarak görmeye başladı, bu birinci faktör bence, yani Esad’ın hesap değişikliğinde ve Kürtlere saldırma kararının altında bu vardır ve ikinci olarak İran’a karşı bir şey söyledi var Kürtlerin bir süredir, çok İran karşıtı söylemleri var hatta çok ilginç, Salih Müslim Suudi Arabistan medyasına bir mesaj verdi ve dedi ki, “Bugüne kadar Türkiye, Katar, İran cephesi Kürtlerin ayağını kaydırmaya çalıştı. Biz bugün Suudi Arabistan’la çalışmaya hazırız İran’a ve bu güçlere karşı” dedi. Bu önemli, çok net bir İran karşıtı bir tavır koydu. PKK birkaç gün evvel bir açıklama yaptı ve dedi ki; “İran’lı Şii milis güçlerin, Sincar’dan Rojava’dan Suriye’ye geçmesini engelleyeceğiz” dedi. Bütün bunlar, İran karşıtı söylemler de rejimi biraz irite etti çünkü rejimin mümkün olduğunca İran’a Suriye-Irak sınırlarından itibaren Şii milislere bir Şii koridoru açmak, doğuya doğru genişlemek, o koridoru kurmak. Bütün bunlar Kürtlerin söylemleri de bunu güçleştiren bir şey. Dolayısıyla gelinen noktada artık rejim şunu anladı; Kürtlerin taktiksel de olsa attığı adımlar, onun uzun vadeli planını sekteye uğratacak ve bu nedenle de çatışma söz konusu oldu bence. Bir diğer de şunun da altını çizmek lazım; strateji değişikliği de var bence burada yani hem rejim hem İran artık mesela doğuya doğru güçlerini kaydırmaya başladı, operasyonlarını kaydırmaya başladı, bu çok önemli. Bugüne kadar doğuya hareket etmiyorlardı, şimdi bugün özellikle Rakka ve Musul operasyonunun yakında sonuçlanacağı beklentisi var, “IŞİD sonrası Suriye’de neler olacak?” sorusu soruluyor hem rejimde hem İran’da ve dolayısıyla bütün enerji Deyrizor ve Suriye’nin güneyine, güneydoğusuna odaklanmış durumda ve bütün çatışmaların olduğu yerler de orası yani İranlılara ait drone düşürmesi Amerika’nın, işte Suriye uçağının düşürülmesi vs. güneyde yoğunlaşmış durumda. Neden? Çünkü herkes artık Musul ve Rakka sonrasına odaklanmış ve pozisyon almaya çalışıyor.

Peki bu noktada Rusya’nın açıklamasını da değerlendirir misin? O çok net bir şekilde müdahale edeceğini söyledi ve Avusturalya’nın kararının da bununla ilgili olduğu söyleniyor. Bu Cengiz Çandar şöyle bir yorum yapmıştı; “Amerika’ya Rusya birbirlerini yumruk gösterir ama son noktada birbirleriyle Suriye’de savaşmazlar” demişti. Katılır mısın?
Kesinlikle katılıyorum, nitekim Rusya bu açıklamayı yaptıktan sonra hatta dedi ki, “çatışmayı engellemek için oluşturulan kanalları da kapatıyoruz” dedi fakat Pentagon’un dün yaptığı açıklama vardır dedi ki, “Hayır o kanallar hâlâ açık ve bugüne kadar da biz düşmanca bir tavır görmedik Rusya tarafından dolayısıyla bizim endişemiz yok” açıklamasını yaptı Pentagon. Ben o konuda Cengiz Çandar’a katılıyorum, yani her iki taraf da sopa gösteriyor çünkü güç mücadelesi var fakat günün sonunda her iki taraf için de bu çok riskli olur. Özellikle Rusya bu riski almak istemez çünkü dedim ya az evvel İran’ın ve rejimin strateji bir parça değişti, rejim artık diyor ki, “ben bütün Suriye’yi kontrol altına alabilirim. O yüzden de İranlılara Şii kemeri açmak istiyor, bu yüzden doğuya doğru, bu yüzden Amerikan güçlerinin olduğu yerlere doğru ilerliyorlar ve bu da çatışma riskini arttırıyor. Rusya bunun neresinde? Rusya aslında bu meselenin bu kadar kızışmasını istemiyor İran ve rejim tırmandırma taraftarı olabilir ama Rusya çok kızıştırmak istemiyor. O yüzden de bence o tehditler gerçekten çatışma noktasına gelmeyecek gibi geliyor.

Pek, Gönül bu söylediğin Şam’ın Kürtlere yönelik politikasındaki değişme olayını şimdi tam kaynağını hatırlamıyorum ama Türkiye’yle, Ankara’yla Şam’ın bir şekilde anlaşabileceği ve burada da ortak meselenin Kürtleri nüfuzunu daraltmak olacağı yolunda bir takım spekülasyonlar da yapılıyor. Bu gerçekleşebilir bir şey mi?
Gerçekleşebilir bence çünkü, evet ben de bu tür şeyler okuduğumu hatırlıyorum hatta bu yeni bir şey de değil yani bu birkaç yıllık veliahdı olan da bir şey, dediğin gibi bunları teyit etmenin imkanı yok. Tam olarak nerede okuduğumu da hatırlamıyorum fakat Türk hükümetinin birini görevlendirdiğini, onun Şam’a gittiğini, Şam’da rejimle diyaloğu devam ettirdiğini ve asıl odaklanan şeyin otonom bölgesi olduğundan bahsediliyordu. Ve bunu ben ilk duyduğumda çok da olasılık dışı bir şey gelmedi çünkü nedir Türkiye’nin tehdit anlayışına baktığımızda Suriye’de, en büyük tehdit Kürtler ve onların oluşturabileceği bir özerk bölge olarak görüyor Türkiye. Bence bunu açıkça bire bir kabul etmese de Türkiye çoktan şu gerçekle uzlaştı. Artık rejim değişikliği, Esad’ın gitmesi gibi bir şey hemen bugünden yarına olacak bir şey değil ve bu gerçekle de Türkiye yaşayabilir ama nasıl yaşar? O özerk bölge kontrol altına alınabildiği sürece yaşar. Dolayısıyla bu konuda rejimle iş birliği söz konusu olabilir, tabi bu hiçbir zaman açıktan olacak bir şey değil fakat fiili durumda, sahadaki durum bunu gerektirebilir ve bu kesinlikle olasılık dışı bir şey değil. Şu anda gördüğümüz şey de bugüne kadar rejim Kürtlerle çalışıyordu fakat eğer gerçekten böyle bir değişiklik varsa ki bu değişikliğin emarelerini görüyoruz, rejim Türkiye’yle çalışabilir bu konuda çünkü rejim de gerçekten “ben Kürt bölgelerini kontrol edemem ve bütünüyle bütün Suriye’yi ele geçirdiğimde dahi Kürtler Amerika’nın piyonu olarak benim oluşturduğum sistemin altını oymaya devam edecekler” böyle bir anlayış olduğu sürece Esad’ın, Türkiye’yle aynı sayfada buluşabilir gibi geliyor bana.

Peki, bir husus var, bu Spiegel’de Christoph Reuter diye bir muhabir Rakka operasyonunu yerinde izleyip haber analizi yazdı ve orada şunu söylüyor; Suriye Demokratik Güçleri’nin Kürtlerin çok yoğun olarak yaşamadığı ama Suriye Demokratik Güçleri’nin IŞİD’le mücadele kapsamında ele geçirdiği toprakları ki bunlara da Rakka da dahil olacağı benziyor, terk etmeye çok da fazla hevesli olmadıkları, orada yerel birtakım Arap unsurlarla birlikte, onların içerisinde birtakım unsurları da katarak Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu gibi yani o Rojava’yla sınırlı olmayan bir hedefleri olduğunu söylüyor. Bu gerçekçi mi sence?
Gerçekçi olup olmaması birincisi hani demografik coğrafi faktörler bunu çok komplike haline getiren bir şey zaten fakat onun dışında asıl bence Kürtlerin kendi bölgelerinin geleceklerine ya da ne varsa kafalarında şu anda orada kurmak istedikleri nasıl bir sistem varsa, bu bütünüyle bölgesel aktörlerin ve uluslararası aktörlerin insafına kalmış bir şey. Kürtler, ellerini zekice oynamaya çalışıyorlar yani mesele Salih Müslim’in birden Suudi Arabistan’la “biz ittifaka hazırız” demesi ilginç bir gelişme. Daha düne kadar en büyük şeytan olarak görüyorlardı Suudi Arabistan’ı, bugün birden böyle politika değişikliğine gittiler. Neden? Çünkü bölgesele konjonktürde Türkiye Katar’ın yanında yer aldı, onu İran’la aynı kampa koydu ve Suudi Arabistan şunu düşünüyordu muhtemelen Salih Müslim Suudi Arabistan Türkiye’ye çok öfkeli olmalı, Katar’ın yanında yer aldığı için ve ben bunu belki onun tarafında yer alabilirim, böyle bir ittifak kurabilirim. Kürtler hep bunu yapmaya çalışıyorlar. Alternatifleri var mı? Bir devlet dışı olarak? Belki bir alternatifleri yok, hep bir aktörü bir diğerine karşı kullanıyorlar fakat bunu çok fazla yaptıkları zaman ki şu anda çok fazla yapıyorlar bence- kazanımlarını da riske ediyorlar. Yani şu anda iç içe geçmiş ilişkiler var ki daha düne kadar rejimle çalışıyorlardı, şimdi rejim onlara saldırıyor, birden İran’ı karşılarına aldılar, Amerika’yla da çalışırız diyorlar, Rusya’yla da çalışırız diyorlar vs. O kadar gerik ilişkiler, ittifaklar ağı var ki Kürtlerle bölgesel aktörler arasında, bütün bu bölgesel aktörlerin, uluslararası aktörlerin hepsinin aynı sayfada buluşup Kürtlerin projesine tamam demesi mümkün değil ve onlar tamam demedikçe mevcut konjonktürde daha çok zor görünüyor. Dediğim gibi demografik olarak Kürt şeyi kurmanın güçlüğünden bahsetmiyorum bile, sadece farklı aktörleri ikna etmenin zorluğu bile bence başlı başına onların projesini çok güçlü kılan bir şey.

Gönül, aktörlerin bir diğerine gelelim; bölgesel aktör ama çok etkili bir aktör: İran. İran, IŞİD’e yönelik bir füze saldırısı gerçekleştirdi Suriye’de ve bunun gerekçesi Tahran’da yapılan IŞİD saldırılarının misillemesi olarak yaptı ama bu birçok yan anlamı da olan bir şey olsa gerek. Değil mi?
Evet, ben bunu çok IŞİD saldırısına misilleme olarak yapıldığını düşünmüyorum yani bunu başka türlü de yapabilirdi İran. IŞİD’de farklı yanıt da verebilirdi. Bence Suriye’nin içine attığı füzenin asıl amacı, Suudi Arabistan’a ve Amerika’ya mesaj vermek. Yani Trump’ın Suudi Arabistan ziyareti İran için gerçekten ürkütücü bir şeydi. Yani bu kadar Suudi Arabistan ve Amerika’nın İran karşıtı kampı bu kadar birbirine kenetlenmiş olması ve o geziden çıkan İran karşıtı mesajlar, İran’ı çok çok rahatsız etti, bu bir. İkincisi, son zamanlarda Trump’ın Suriye’de bir rejim değişikliğine yaptığı vurguları daha sık duyuyoruz. Obama yönetimi bunu söylüyordu fakat herkes biliyordu ki aslında Obama yönetimi bununla ilgilenmiyor. Şimdi yeni bir Amerikan yönetimi var ve herkesin kafası çok karışık. Yani burada dışarıda izleyen insanlar olarak değil sadece burada dışişleri bakanlığı mesela dün Katar’la ilgili açıklama yaptı, bütünüyle Trump’ın söylediğinin tersini söylüyor, Katar’ı angaje etmeliyiz diyor. Şimdi bu kadar kafa karışıklığı varken tabi ki bölgedeki aktörlerin de kafası karışık. Trump ne yapacak? Amerikan yönetimi ne yapacak? Suriye’de ne yapacak? Irak’ta, bölgede ne yapacak? Dolayısıyla İran’da emin olamıyor bütünüyle. Şimdi biraz evvel bahsettiğim yeni strateji var. Yani Esad rejimi ve İran, Suriye’nin doğusuna açılıp, gerekirse Amerika’yı karşısına alıp etki alanlarını genişletme kararı almış gibi görünüyor. Nitekim Irak’taki Şii milisler de o sınır bölgeleri ele geçirmeye çalışıyor. Bu stratejinin yürürlükte olduğunu doğruluyor bu. Şimdi böyle büyük bir strateji değişikliğinden önce test etmek istiyorlar Amerikan tarafını. Çünkü bilmedikleri bir aktör var. Trump beklenilmeyen yapıyor, öngörülebilirliği olmayan bir lider, neyi ne kadar yapar, sınırlarını test etmek istiyor. O yüzden bence bu füze saldırısı bir parça ona da yönelik. Hem Amerika’ya “Benim gözümden kaçmıyor senin Suudi Arabistan’la verdiğin mesaj” demek, hem de: “Bakalım Amerika nasıl yanıt verecek?” Tabii İran’ın burada yaptığı çok zekice bir şey; çünkü yaptığı füze saldırısı bütünüyle IŞİD-karşıtı. Yani Trump’ın gündeminin tepesindeki şeyle, “Biz ne yapıyorsak IŞİD-karşıtı, terörü bitirmek için yapıyoruz”. Şimdi İran dolayısıyla “Ben IŞİD’e karşı bir yanıt olarak bu füzeyi fırlatıyorum” dediği zaman hem Amerika’yı zor bir noktaya çekmiş oluyor, yanıt vermesini güçleştiriyor; hem de gerçekten bir şeyini ölçmüş olacak. Farklı aktörlerden, Pentagon’dan, Dışişleri Bakanlığı’ndan ne tepki gelecek, onu çözmüş olacak. İkinci mesaj da bence, Suudi Arabistan’a bir mesaj vermeye çalışıyor. Yani: “Ben sahadayım. Siz Katar’ı istediğiniz kadar izole edin. Benim etki alanımı istediğiniz kadar sınırlandırmaya çalışın. Benim Suriye’de bir ağırlığım var ve bu ağırlığı, bu etki alanını genişletebilirim. Siz de hiçbir şey yapamazsınız. Hatta Amerika da hiçbir şey yapamaz.” Dolayısıyla böyle bir mesaj vermeye çalışıyor. Tabii bütün bu resimde şunu sormak gerekiyor: Amerika bunun neresinde? Yani İran bu kadar gözüne sokmaya çalışsın, stratejisini değiştirsin, Amerikan güçlerinin olduğu bölgelere doğru ilerlesin, çatışmalar olsun. Kaçıncı kez dron düşürüldü, kaçıncı kez Amerikalı ve Rejim güçleri karşı karşıya geldi. İran’ın bu provokasyonuna karşı Amerika ne yapacak sorusu önemli. Tabii burada farklı şeyler var. Yani iki kamp var. Bir taraftan Pentagon ve Mattis mesela, bütünüyle şey diyor, “İstediği kadar İran bizi provoke etsin, oyuna gelmememiz lazım” diyor ve mümkün olduğunda tansiyonu düşürmeye çalışıyor. O yüzden mesela Suriye uçağının düşürülmesi… bence “Amerika’nın stratejisinde artık çok büyük bir değişiklik var, yeni bir safhaya giriliyor” argümanı bana çok inandırıcı gelmiyor. Çünkü bütünüyle tepkisel. Orada birkaç Pentagon yetkilisinin hemen olan olaya karşı verdiği tepki. Hatta Rusya’yı önce uyarmışlar, böyle bir uçak söz konusu diye bir uyarı yapılmış. Uyarı dinlenmediğinde vurulmasına karar verilmiş. Yani bu Beyaz Saray’da oturulup konuşulmuş bir strateji değişikliği sonucu yapılmış bir şey değil. Bütünüyle oradaki askerî yetkililerin aldığı anlık, günlük bir karar. Bir taraftan bunu söyleyenler var, Pentagon ve Mattis. Diğer taraftan Beyaz Saray’ın içinde: “Hayır, İran bizi bu kadar provoke ediyor. Suriye’nin güneyinde Rejim ve İran’a bağlı güçlerle çatışma ihtimali çok yüksek ve biz güç göstermek zorundayız. Eğer eğilirsek Irak’ta da ayağımıza basmaya devam edecek, bölgenin geri kalanında da İran ayağımıza basmaya devam edecek. Bu altın bir fırsat. O yüzden devam edelim. Gerekirse de Suriye içinde de çatışmayı göze alalım” diyenler var Beyaz Saray’da. Hangi kampın kazanacağını şu anda bilemiyorum; ama benim ilk aklıma gelen şey burada gerçekçi olan aktör Pentagon, çünkü sahadaki dinamikleri biliyor. Ve Trump’ın bütün o agresif söylemlerine rağmen şunu gördük: O bürokratik direnç Trump’ın gelenekselin ötesinde çok agresif adımlar atmasını engelliyor. Bu yüzden bu iki kamp arasında bence yine aklıselim galip gelecek gibi görünüyor. Ve İran’ın provokasyonları daha büyük provokatif adımlarla yanıtlanmayacak gibi geliyor Suriye içerisinde.

Gönül toparlayalım, bitireceğiz. Ama hiç Irak’ı doğrudan konuşmadık, orayla ilgili konuşmamız gereken herhangi bir husus var mı?
Irak’ta tabii Musul Operasyonu önemli. Burada Washington’daki, hava çok başarılı gidiyor, her an artık Musul Operasyonu’nun sonlandırılacağına dair beklentiler yüksek. Ve dediğim gibi zaten o beklenti Suriye içerisinde ve diğer aktörler arasında da yüksek. O yüzden bütün bu taraflar, herkes yeniden pozisyon almaya çalışıyor. Onu izlemek önemli. Orada PKK’nın özellikle Sincar’da nasıl tavır alacağı önemli. Ve şeye dikkat etmek lazım Türkiye açısından, bütün bunlar olurken İran’ın nasıl kendini konumlandırmaya çalıştığına. Dediğim gibi Şii kemer kurulmaya çalışılıyor. Irak’taki Şii milisler Suriye-Irak sınırındaki yerleri ele geçirmeye çalışıyorlar ki böylece İran’a bir koridor açılabilsin. Hem Esad rejimi, hem Irak’taki yerel aktörler buna destek veriyor. PKK ve Kürtler buna karşı çıktığı sürece yeni bir çatışma alanı açılacak demektir Irak’ta ve Suriye’de. Bütün bunlar da tabii Türkiye için yeni denklemler anlamına geliyor. Bunları bence dikkatle izlemek gerekiyor.

Evet Gönül, çok sağol. Ömer’siz yaptık. Ona da selamlar diyelim, buradan selam yollayalım. Haftaya buluşmak üzere. Ama haftaya galiba ben yapamayacağım, başka bir arkadaşla yapacaksınız. Haftaya bayramın tam ertesi günü oluyor, Transatlantik yine olacak. Evet, Gönül Tol’a çok teşekkür ediyoruz. Transatlantik’i burada noktalıyoruz. Bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi akşamlar.