ekonomicus

Bilim insanları, iktisatçıların bulamadığı şeyi keşfetti: İnsanlar

evoconomics.com New York Eyalet Üniversitesi’nden Prof. David S. Wilson ile Harvard Üniversitesi’nden Joseph Henrich’in bu söyleşisi 12 Temmuz 2017’de yayınlandı ve İlker Kocael tarafından çevrildi.

Halen New York Eyalet Üniversitesi bünyesinde Binghamton'da biyoloji ve antropoloji dersleri veren Davis S. Wilson aynı zamanda  Oslo Üniversitesi Küresel Adalet ve Çevre Kürsüsü'nün de başkanı. En son kitabı Does Altruism Exist? (Diğerkâmlık Halen Var mı?)
Halen New York Eyalet Üniversitesi bünyesinde Binghamton’da biyoloji ve antropoloji dersleri veren Davis S. Wilson aynı zamanda Oslo Üniversitesi Küresel Adalet ve Çevre Kürsüsü’nün de başkanı. En son kitabı Does Altruism Exist? (Diğerkâmlık Halen Var mı?)

Paleontologlar; birçok Homo türü dünyadan geçmiş olsa bile yalnızca Homo sapiens’in hayatta kaldığını bize söylüyor. Halbuki dünyaya klasik iktisadın perspektifinden bakarsak iktisat dünyasında birçok Homo türüyle karşılaşmak mümkün. En yaygını; tercihleri ve yetenekleri neoklasik iktisatçılar tarafından uzun zaman önce tarif edilen Homo economicus. Daha yakın zamanda davranışsal iktisatçılar Homo anomalous isimli yeni bir tür ortaya attılar; çünkü bu tür birçok açıdan Homo economicus’tan ayrılıyordu. Bugün disiplinlerarası bir bilim insanı grubu tarafından yepyeni bir tür keşfedildi. Ben bunu Homo bioculturus diye adlandıracağım; iktisat dünyasında yakında öne çıkacak tür bu olabilir.
Joseph Henrich, Homo bioculturus’u keşfeden takımın bir üyesi. The Secret of Success: How Culture is Driving Human Evolution, Domesticating Our Species, and Making Us Smarter (Başarının Sırrı: Kültür İnsan Evrimini Nasıl Yönlendiriyor, Türümüzü Evcilleştiriyor ve Bizi Daha Akıllı Yapıyor) isimli kitabını okumak bu türü keşfetmenin en iyi yolu. Henrich, entelektüel bir Indiana Jones; ormanın derinliklerinde de, laboratuvar deneylerinde de kendini aynı oranda evinde hissediyor. Tüm dünyada geleneksel toplumlara deneysel iktisat oyunları oynatan “15 Societies Study” (15 Toplum Çalışması) isimli meşhur girişimin başını çekti.

Joseph Henrich, yakın zamanda hem psikoloji hem de Vancouver ekonomi okulu departmanlarında görev aldığı British Columbia Üniversitesi’nden Harvard Üniversitesi’nin İnsan Evrimi Biyolojisi departmanına geçti.
Joseph Henrich, yakın zamanda hem psikoloji hem de Vancouver ekonomi okulu departmanlarında görev aldığı British Columbia Üniversitesi’nden Harvard Üniversitesi’nin İnsan Evrimi Biyolojisi departmanına geçti.

Merhaba Joe, Evconomics.com’a hoşgeldin.
Merhaba David! Seninle olmak harika.

Öncelikle bu kadar harika bir kitap yazdığın için seni kutlamama izin ver, bu gerçekten büyük bir başarı –fikir dolu bir eser olmasının yanı sıra eğlenceli de. Şu sıra herkese tavsiye ediyorum. İkincisi, iktisatla ilgili bir topluluğa seslendiğini düşünerek, kitabının genel bir sinopsisini verebilir misin?
Çok teşekkürler David. Bunları senden duymak benim için çok önemli.
Kitabın ana fikri şu: insanlarda var olan kültürel öğrenme, birikimli kültürel evrim sisteminin yolunu açar ve kuşaklar boyunca gittikçe daha karmaşık aletler, teknolojiler, teknik bilgi, iletişim sistemleri ve kurumların ortaya çıkmasını sağlar. Bu; bir milyon yıldan fazla bir süreden bu yana genetik mirasımızla etkileşimde bulunan ikinci bir miras sistemidir. Sonuç olarak, insanlığı evrimsel bir bakış açısıyla anlamak için bahsettiğim iki miras sisteminin etkileşimini hesaba katmak gerekir. Kitapta konuyla ilgili birçok örnek veriyorum. Anatomimizin, fizyolojimizin ve psikolojimizin; kültürel olarak oluşturulan pratiklere yanıt biçiminde ve genetik olarak nasıl evrildiğini anlatan örnekleri kullanıyorum: ateş, yemek pişirme ya da evlenme, akrabalığa dair olanlar başta olmak üzere kurumlar.
İktisatçıların ilgisini çekebilecek ana kavramlardan biri “müşterek beyin” olabilir. Bireylerin, içinde bulundukları toplumsal grupların diğer üyelerinden uyarlayarak öğrenmesiyle ortaya çıkan birikimli kültürel evrim süreci; gittikçe daha karmaşıklaşan araçlar, teknolojiler ve teknik bilgi üretim yeteneğimizin nüfusun zaman içindeki büyüklüğüne ve bireylerin birbirleriyle kurduğu bağın sıkılığına bağımlı olduğunu gösterir. Bu da inovasyonun bir anlamda, birçok zihnin oluşturduğu bilgi akışına bağlı olduğu anlamına gelir.
Değindiğim başka bir nokta da şu: doğuştan geldiğini düşündüğümüz bilişsel yeteneklerin büyük bir bölümü aslında çok daha basit ve sıradan yeteneklerin kültürel evrim tarafından geliştirilmiş hâlidir. Birikimli kültürel evrim; sayı sistemleri, konumsal referans sistemleri, makaralar, kaldıraçlar, esneklik enerjisi ve karmaşık diller gibi şeyler üretir. Bunlar olmasaydı, insanlık olarak çok daha az etkileyici işler yapmış olurduk.

Sanıyorum birçok okuyucumuz evrimsel psikoloji diye bilinen düşünce okulu ve isimleri bu okulla anılan Leda Cosmides ve John Tooby’yi bilecektir. Burada Homo modularus anlayışı hakim, halbuki senin evrimin bir ürünü olarak aldığın insan zihni modeli çok farklı. Bu farkı açıklayabilir misin?
Kendi girişimimin Santa Barbara’da ter dökenlerinkinden (Ç.N. Santa Barbara’da bulunan University of California’da görev yapan Tooby ve Cosmides’i kastediyor) çok farklı olduğunu düşünmediğimi söylememe izin ver. Yaklaşımlarımızın hangi açılardan benzeştiği ya da ayrıştığı meseleleri üzerine pek düşünmedim. Şurası açık ki insanlar bizim yaklaşımlarımızın çok farklı olduğunu düşünüyor; çünkü yakın zamanda hem Leda ile hem de onun öğrencisi Max Krasnow ile bir tartışma yürüttüm. Bu etkinlikler insanların iki yaklaşıma duydukları merak dolayısıyla düzenlendi.
Ne var ki, Cosmides, Tooby ve onların öğrencilerinin çalışmalarına baktığımda göremediğim şeyler şunlar:
1. İnsan psikolojisinin belirli yönleri ile sonuçlanan kültür ya da kültürel evrimin seçilim baskısı yarattığına dair evrim hipotezlerinin hesaba katılması.
2. Kültürel evrimi modellemeye yönelik ve bir dizi kalıtım ile evrilen uyumsal önyargının ve mekanizmanın; ne şekilde alet-yapımı, yiyecek seçimi, kurumlar, toplumsal normlar, dinler ve evlilik sistemleriyle ilişkili kültürel adaptasyona yol açtığını sorgulayan bir çaba.
3. İnsan türünün müthiş fenotipik ve psikolojik çeşitliliğinden faydalanan metodolojik bir yaklaşım. Bunun yerine daha çok lisans öğrencileri üzerinde deneyler yürütüyorlar. Bence lisans öğrencileri, insan doğası ile ilgili çıkarım yapılacak en uygunsuz örneklem olabilir. Sanıyorum ki insan doğasını anlamaya çalışırken yalnızca lisans öğrencileriyle çalışırsanız belirli toplumsal normlarla karşı karşıya gelmeniz mümkün.
4. İnsan evrimi teorisi: nasıl ve neden belli primatlar zaman içinde kollara ayrılıyor ve belirli bir evrimsel güzergahı izliyor? Bana sık sık “Bilişsel Oyuk” isimli makaleyi işaret ediyorlar. Ben makaleyi okuduğumda bir teori görmüyorum. Bir dizi yetenek listesi görüyorum; neden ve nasıl ortaya çıktıklarını anlatan üretici anlamda bir seçilim baskısını değil. İnsan evrimini neyin sürüklediğini açıklayan yüksek dereceli bir teori; Santa Barbara’da gördüğümüz şekliyle daha alt dereceli bir teoriden çok daha fazla avantaja sahip.
Kitabımda bu noktaları geliştiriyor ve tartışıyorum.
İlginçtir ki, Max ve Leda ile tartışmalarımızda; bana kültür-temelli kalıtımsal evrime genel anlamda karşı olmadıklarını söylediler. Hatta Max; bu fikrin 1992’de Tooby ve Cosmides’in imzalarıyla yayımlanan The Adapted Mind’dan (Adapte Olan Zihin) doğrudan çıkarılabileceğini iddia edecek kadar ileri gitti. Ben öyle bir şey görmedim, dolayısıyla Max’a sayfa numarasını sormayı planlıyorum.
Kitabım, “modülerlik” tartışmasına bambaşka bir açıdan yaklaşıyor. Doğal seçilim ve evrim anlayışını; öğrenme yeteneğimizin ortaya çıkışı üzerine düşünmek için kullanıyor. Alana özgü bir bakışla, burada “alan”; kültürel öğrenme yoluyla başkalarından bilgi, fikir, inanç, değer, tercih ve güdü edinme anlamına geliyor. Bu noktada “modele dayalı önyargı” ve “içeriğe dayalı önyargı”yı ele alıyorum. Modele dayalı önyargı; öğrenme sürecindeki kişilerin dikkatlerini ve hafızalarını özel yetenekleri bulunan, başarılı ya da prestijli, yani uyumsal bilgiye sahip olmaya en yakın bireylere odaklıyor. Yiyecek, ateş, toplumsal normlar ve silahlar gibi belirli bilgileri öğrenmemizi kolaylaştıran bir dizi kasıtlı hafıza ve çıkarımsal önyargı, bahsettiğim önyargıları enine kesiyor.
Bunlar alana mı özgü? Öyle olduğunu düşündüm ama pek de önemli değil. Bunun alana özgü olduğunu düşünmemiz ya da bu fikri reddetmemiz benim daha iyi bilim yapmamı sağlamayacak. Max Krasnow, bunların alana özgü olmadığını çünkü bunların “çiftleşme”, “yiyecek arama”, “ebeveynlik” ve “işbirliği” ile ilgili olmadığını söylüyor. İlginçtir; Santa Barbara evrimsel psikoloji okuluna dahil olan Clark Barett de son kitabında benimkine benzer bir görüş ileri sürüyor. Harika bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Söylediklerin çok öğretici! Belki senin paradigmanı ortodoks iktisat, davranışsal iktisat, Richard R. Nelson ve Sidney G. Winter’ın isimleriyle özdeşleşen evrimsel iktisat akımı ya da Friedrich Hayek’le özdeşleşen diğer evrimsel iktisat okulu gibi farklı düşünce okullarıyla birlikte düşünmek aynı derecede öğretici olacaktır. Şu meşhur Homo economicus’la başlayalım.
Peki, çalışmamızda farklı insan toplumlarına uygulanan davranışsal iktisadın bazı basit araçlarını kullanan Homo economicus modelinin bazı basit öngörülerini test etmeye çalıştık. Homo economicus modelinin öngörülerinin toplumların her birinde tutmadığını bulmakla kalmadık (24 toplum ve her toplumda farklı topluluklar), aynı zamanda farklı toplumlarda farklı şekillerde başarısız olduğunu keşfettik. Ne var ki, “Homo Economicus’un Peşinde” isimli makalemiz 2001’de American Economic Review’de yayımlandıktan sonra, onun peşini bırakmadık ve en nihayetinde onu bulduk. Meğer o bir şempanzeymiş. Basit deneyler bize gösterdi ki; Homo economicus modelinin klasik öngörüleri şempanze davranışlarını öngörmekte başarılı. Yani tüm bu teorik çalışmalar çöpe gitmedi, yalnızca farklı bir türe uygulanmaya çalışıldı.
Sanırım Homo economicus modelinden uzaklaşmamızdaki problem, modele neyin ekleneceği sorusundan kaynaklanıyor. Tanıdığım iktisatçılar bu klasik modelden uzaklaşma konusunda çekingenler, çünkü bunun bizi, eldeki verilere uysun diye farklı tercihlerin rastgele biçimde denkleme ekleneceği bir atmosfere taşıyacağından kaygılılar. Bu alanın ihtiyaç duyduğu şey; düzenli bir teorileştirme süreci ve modele eklenecek tercihlerin (ya da irrasyonel inançların) test edilmesi.
Bana kalırsa gelişkin bir evrimsel yaklaşımın iktisada ekleyeceği şey budur –inançları ve tercihleri, kültürel ve kalıtsal evrimsel dinamik içerisine yerleştirmek. İktisatçılar; o çok sevdikleri çıkarı maksimize etmeye dayalı işleyiş şablonunu koruyabilirler ancak bunun daha geniş bir evrimsel çerçevenin içine yerleştirilmesi zaruri.

Bildiğin gibi, ortodoks iktisada yönelik en güçlü eleştiri; Richard H. Thaler ve Cass R. Sunstein gibi davranışsal iktisatçılardan geldi. Bu iktisatçılar, Nudge (Dürtme) isimli kitaplarında araştırmacıları “Homo economicus’a değil Homo sapiens”e dayalı iktisat teorileri oluşturmaya çağırdılar. Ancak benim fikrimi sorarsan, davranışsal iktisat alanında, senin the Secret of Our Success (Başarımızın Sırrı) isimli kitabında ortaya koyduğun gelişkin evrimsel yaklaşım pek yok. Senin oluşturduğun paradigmayı davranışsal iktisat alanının mevcut durumu ile kıyaslarsan, neler söyleyebilirsin?
Davranışsal iktisatta, en azından senin şimdi anlattığın çerçeve içinde, iki problem görüyorum. Birincisi, birçok davranışsal iktisatçı benim WEIRD (Ç.N. Batılı, Eğitimli, Endüstrileşmiş, Zengin ve Demokratik sözcüklerinin baş harfleri) sorunu dediğim şeyle yüzleşmedi. Araştırmacılar çoğu zaman “Homo sapiens”i incelediklerini düşünüyorlar, ancak inceledikleri kültürel psikolojinin belirli bir formu. Bu yüzden, yakın zamana kadar, birçok çalışma WEIRD lisans öğrencileri ile yapıldı. Ancak kültürlerarası bir bakış açısından baktığımızda, WEIRD lisans öğrencilerinin, türümüzün psikolojisini inceleme açısından bize uygun olmayan bir örneklem verdiği ortaya çıktı. Bu bir sorun, ancak iktisatçılar bu sorunla herkesten daha hızlı ve verimli bir şekilde başa çıkmayı başarıyorlar.
İkincisi, birçok davranışsal iktisatçı, psikologların çoğunun yaptığı gibi, yüzeysel bir akıl yürütmede bulunuyor. Yani; tercihler ve inançlar da dahil olmak üzere birçok psikolojik unsurun nereden geldiğine kafa yormuyor. İhtiyacımız olan; psikolojinin belirli unsurlarının neden ve nasıl ortaya çıktığını açıklamaya yönelik üretici anlamda teoriler. Psikolojinin bu unsurlarının nereden geldiği ile ilgili nihai bir teoriniz yoksa; elinizde kalan parça parça sezgiler, önyargılar ve tercihler oluyor. Literatüre baktığımda benim gördüğüm bu. Teorinin yokluğunda; deneysel araştırmayı disipline ve organize etmek mümkün değil.
Bu iki problem, beni son sorunuzda kaldığım yere getiriyor. İktisadın; tercihleri, inançları ve potansiyel olarak diğer psikolojik unsurları içine yerleştirebileceği geniş bir evrimsel çerçeveye ihtiyacı var. Sonrasında fayda fonksiyonu ve karar verme kuralları da bu geniş çerçeve içine dahil edilebilir.
Bu konuyla ilgili umudumu koruyorum. LSE’den Tim Besley gibi iktisatçıların yavaş yavaş kültürel evrimsel çerçeveyi sahiplendiğini ve bunu iktisadın mevcut araçları ile sentezlediğini görüyorum.

Harika! Bazı iktisatçılar da evrimsel kavramları kendi kendilerine benimsediler. Örneğin Thorstein Veblen, 1898’de yazdığı “İktisat Neden Evrimsel Bir Bilim Değildir?” makalesinde bu soruyu ortaya attı. Bu anlamda bilinen diğer isimler içerisinde Joseph Schumpeter, R. Nelson ve Sidney G. Winter, ve Friedrich Hayek de var. İçeriden kaynaklanan çabalarla senin paradigmanı nasıl karşılaştırabiliriz?
Tüm bu çalışmaların birçok farklı şekilde benim kültürel evrim çalışmalarımla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Şüphesiz, Hayek, Schumpeter, Nelson ve Winter, tüm bu kişiler –bazılarının kültürel grup seçilimi dediği- grup içi rekabeti kabul ediyorlar. Şurası açık ki kalıtımsal evrimsel bir temel kurma anlamında biz bu arkadaşlardan çok daha ileriye gittik; kalıtımsal evrimin kültürel evrime nasıl yol açtığını, bunun karşılığında kültürel evrimin kalıtımsal evrim üzerindeki etkilerini inceledik. Bu yaparken kültürel evrimi modellemek ve psikolojik/kültürel varyasyonu ölçmek için ilgili teorik ve deneysel çerçeveleri geliştirmeye çalıştık.
Buna karşılık, bir antropolog olarak güçlü atalarla da bağları koparmamanın önemini kabul ediyorum.

Tüm bunlar çok faydalı. Günümüz iktisatçıları arasında –yani kastım iktisat eğitimi almış, iktisat bölümlerinde çalışan kişiler- kimlerin insan ilişkileri söz konusu olduğunda modern evrim teorisi ile daha uyumlu olduğunu düşünüyorsun?
Harika bir soru. Evrim teorisini; genekonomiden ve işbirliğinden kültürel evrim ve kurumlara kadar birçok farklı şekillerde kullanan harika iktisatçılar görüyorum. Sanırım birkaçını seçemeyeceğim.

Paradigmanı bir başka akademik disiplin ile –sosyokültürel antropoloji- kıyaslamanı rica etmeden edemeyeceğim. Çalıştığın konu itibariyle aslında sosyokültürel antropologsun, ancak disiplin içinden birçok kişi seni bu şekilde tanımlamaz hatta bazıları seni aynı departmanda bile istemeyebilir. Bunu nasıl açıklarsın?
Antropoloji isimli akademik disiplin; bilim ve beşeri bilimler diye iki gruba ayrılır. Beşeri bilimlerden birçok kişi insanları anlamak üzere ortaya konulan tüm sistematik bilimsel çabayı reddeder ve insanları anlamak için evrim teorisini kullanmayı yersiz ve ahlâk dışı sıfatları arasında bir yerde görür. Lisans sonrası araştırmalarımdan beri “üç E”yi (Ç.N. kaynak metinden: “evolution, equations, experiments”) kullanıyorum: Evrim, Denklem ve Deney. Bu kültürel antropologlar için kabul edilebilir değil; çünkü işi sayılara dökmeye, ölçmeye ve açıklamaya yönelik bir çabayı temsil ediyor. Beşeri bilim dışındaki insanlar için bunu anlamak zor, ancak bu türden bilimsel çabalara yönelik beşeri bilimlerin en azından bir kısımında küçümsemeye varan bir beğenmeme tavrı mevcut.
Ne var ki, zamanın değiştiğini görüyorum. Ben işe başladığımda, antropologlar asla davranışsal iktisat deneylerini kullanmazdı. Şimdi ise Current Anthropology dergisinde davranışsal iktisat deneyleriyle sıkça karşılaşıyoruz. Dahası, özellikle gençler başta olmak üzere birçok antropoloğun; deneyler, kültürel evrim ve niceliksel etnografik metotlara yönelik ilgisi gittikçe artıyor. Belki de alan bize yaklaşmaya başladı.
Şunu söylemeliyim ki hâlâ babadan kalma niceliksel etnografi yöntemini alet çantamın en önemli parçası olarak saklıyorum. Peru Amazonları’nda, Şili kırsalında ve Güney Pasifik’te yaptığım saha çalışması deneyimleri bana hâlâ teorik açıdan ilham veriyor.
Kitabım; vardığım birçok sonucu destekleyen niceliksel verileri zenginleştiren, tamamlayan etnografi parçalarıyla dolu. Zengin bir antropolojik etnografi çalışması yaparken aynı zamanda dikkatli bir şekilde kontrol edilen deneyler gerçekleştirmenin bağdaşmaz bir yanı yok. Tüm bunlar, araştırma konusu olan olguların daha derinden anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Lisans sonrası eğitimimin ilk gününden beri bu benim için çok açık bir hakikat olarak göründü. Hatta birçok diğer araştırmacının bunu bir hakikat olarak görmemesi beni şaşırttı.

Herkes için Evrim kitabımda; fildişi kuleyi fildişi takımadaları –yani aralarında iletişim olmayan bir sürü düşünce adacığı- diye adlandırsak daha iyi olur diyorum. Evrim teorisi; Birleşik Fildişi Takımadalarını yaratma yolunda ortak bir teorik dil olarak kullanılabilir. Kitabın, kavramsal bütünlük açısından müthiş bir örnek; bu da onlarca akademik disiplinden –kültürel antropolojiden nörobiyolojiye kadar- örneklerle tek bir hikâye anlatmanı sağlıyor. Röportajımız, akademik bütünlüğe duyduğumuz ihtiyacın –evrimsel psikoloji, davranışsal iktisat ve evrimsel iktisat gibi birbirine yakın “adacıklar” için bile- güncelliğini bir kez daha ortaya koydu. Röportajımızın kapanışını daha pratik bir soruyla yapalım. Kitabında ortaya koyduğun yeni ve bütüncül dünya görüşü hem küçük (örneğin şehirleşmiş bölgeler) hem büyük ölçekte (örneğin gelir eşitsizliği ve iklim değişikliği) gerçek siyasalar oluşturma yolunda nasıl kullanılabilir? Bunun son soruya sıkıştırılamayacak kadar uzun bir mesele olduğunu biliyorum ancak paradigmanın pratikte nasıl uygulanabileceği ile ilgili biraz bilgi verebilirsen harika olur.
İnsan davranışını, açık ya da zımni olarak, açıklamaya yönelik tüm yaklaşımlar insan doğasıyla ilgili varsayımlar içerir. Benim temel katkım, daha iyi bir insan doğası teorisi oluşturmaya yönelik olabilir; bu teori de sonrasında siyasa oluşturmak için temel alınabilir. Kitabımın son bölümünde insan psikolojisinin ve davranışlarının kalıtım ve kültürün birlikte evrilmesi yaklaşımıyla açıklanabilen bir dizi özelliğini sıralıyorum. Umarım bu insan doğası anlayışımızı zenginleştirir ve siyasa yapıcılar için de faydalı olur.

Röportaja ayırdığın vakitten dolayı çok teşekkürler! Pete Richerson ve Rob Boyd’un da dahil olduğu evrim çalışan bir önceki kuşağın mensubu olarak; senin temsil ettiğin yeni neslin bu kadar başarılı işler yapmasını zevkle takip ediyorum.
Teşekkürler David, benim için bir zevkti.

Bunlar da ilginizi çekebilir