DLZwi1GX0AAQHbi

Melih Gökçek’ten sonra AK Parti

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ukrayna ve Sırbistan dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamalardan çok net bir şekilde görüyoruz ki artık Melih Gökçek’in çok fazla belediye başkanı olarak ömrü kalmadı. Gerçekten gidiyor. İstifa etmesini bekliyor Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunu anlıyoruz. Hatta örnek olarak da İstanbul, Düzce ve Niğde belediye başkanlarını vermiş. “Onlar nezaketli bir şekilde ayrılmayı bildiler” demiş. “Kimse ilanihaye buralarda kalmaz, 22-23 yıl demiş” — ki 23 yıla denk gelen bir tek Melih Gökçek var. Zaten kendisiyle olan o iki saati aşkın görüşmenin de sadece müze görüşmesi olmadığı, bu konuların da konuşulduğu belli.
Kanal D Ana Haber Bülteni’nde bu haber verildiğinde, Melih Gökçek’in adı yukarıya konulduğunda, izleyenler bilir artık bu işin bitmiş olduğunu; çünkü Kanal D’nin, Ahmet Hakan’ın böyle bir şeyi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çevresinin onay ve hatta teşviki olmadan yapmasının mümkün olmadığını düşündüğümü söylemiştim. Orada gerçekten bir şeye start verilmişti. Ardından da zaten yapılan açıklamaların hiçbirisinde ne Erdoğan ne de diğer üst düzey AK Parti yöneticileri, “Böyle bir şey yok” demediler. En önemlisi Melih Gökçek “Kesinlikle böyle bir şey yok, ben görevimin başındayım, niye ayrılayım ki?” gibi bir şey demedi — ki o her konuda kendisine konuşma bahanesi yaratabilen biri olarak, kendisini birinci dereceden ilgilendiren bir konuda sesini çıkartmadı. Anlaşılıyor ki çok fazla sürmeyecek. Zaten Erdoğan gazetecilere önümüzdeki hafta demiş. Herhalde bir hafta on gün içerisinde bu defterin kapandığını göreceğiz.

Gökçek’in siyasetten tasfiyesi

Sonuçta çok ciddi bir defter. Erdoğan’la Melih Gökçek aynı tarihte belediye başkanı oldular. Erdoğan’ın ondan sonraki kariyeri inişli bir çıkışlı şekilde –cezaevi var, belediye başkanlığını kaybetmesi var– ama sonra hep çıkarak devam etti. Melih Gökçek hep aynı yerde kaldı. Şimdi Melih Gökçek’in o kariyeri noktalanıyor. Bir iddiaya göre kendisinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a başdanışman olacağı söyleniyor. Belki 2019 seçimlerinde başkanlık için cumhurbaşkanı yardımcılığı, daha doğrusu başkan yardımcılığı için kendisine söz vermiş olabilir. Ama kişisel görüşüm o ki, belediye başkanlığını bıraktığı andan itibaren Melih Gökçek’in Türkiye’de siyaseten etkili olabilmesinin bir imkânı, zemini kalmayacak.
Şöyle bir hesap yapıyor olabilir kendisi — ki zamanında çok yapmıştı, beraber yol aldığı kişilerin bir şekilde başarısız kalması durumunda kendisinin öne çıkabileceğini düşünmüştü. AKP ilk kurulduğu zaman bir müddet girmemişti. Onun başarısız olacağını, izin verilmeyeceğini düşünmüştü ve kendisi Demokrat Parti üzerinden yürüyebileceğini düşündü. Ama olmadı.
Şu anda bir kriz var. Bu kriz AK Parti’nin ama esas olarak Erdoğan’ın, yani Reis’in krizi. Zaten Melih Gökçek –Kadir Topbaş da öyle gitti– ve diğerleri bu kriz sonucunda gidiyorlar. Çünkü 2019’da önemli seçimler olacak, belki öne çekilecek. Yerel seçim için söz konusu değil, ama cumhurbaşkanlığı için olabilir. Seçimler var ve bu seçimlere Erdoğan çok tedirgin giriyor. Bunu uçakta gazetecilere anlattıklarından da görüyoruz. Bu belediyelere yönelik operasyonu kesinlikle 2019 seçimlerini –ki normalde önce belediyeler, yerel yönetimler olacak, sonra diğerleri olacak– öne almak için yaptığını anlıyoruz.

Neden tasfiye ediliyorlar?

Ama ortada çok ciddi bir sorun var, o da şu: Niye bu kişiler gidiyor? Yani sadece son referandumda bu şehirlerde “Evet” oylarının az olması mıdır? Tabii ki bu önemli bir faktör; ama bunu bile çok fazla söylemiyor Erdoğan, baktığımız zaman. Hiçbir şey söylemeden birtakım insanlar görevlerini bırakıyorlar. Sıkı sıkıya yapıştıkları görevlerini bırakıyorlar. Öyle ki, o görevlerini bıraktıktan sonra birdenbire neredeyse hiçleşiyorlar. Kadir Topbaş mesela şu anda siyaset yaptığını söylüyor; ama nerede nasıl yaptığını bilmiyoruz. Yapabileceğini de açıkçası sanmıyorum. Diğerleri için de keza böyle olacak. Buradaki sorun şu: Buradaki kişilere açık ve tanımlı bir şekilde bir eleştiri getirilmiyor. Var belli ki birtakım birikmiş bir yığın husus. Ama bunlar kamuya açık bir şekilde dile getirilmiyor. Sonuçta bunlar var olan krizin kurbanları olarak görevlerini kaybediyorlar. Dolayısıyla böyle yapılan bir tasfiye, böyle yapılan bir ayıklama bu krizi çözmeye yetmiyor, bence yetmeyecek.
Bu noktada baktığımız zaman Melih Gökçek’in “Gidişat kötü, beni bile gözden çıkarıyorlar, dolayısıyla daha sonra işler iyice sarpa sararsa ben belki yeniden alternatif bir şeyler yapabilirim” diye bir beklentisi varsa –ki az da olsa böyle bir ihtimal olabilir– buradan bir şey çıkacağını sanmıyorum. Çünkü şu anda AKP’nin içerisine sürüklendiği krizin önde gelen nedenlerinden birisi tam da AKP’nin bir süredir Melih Gökçek’vâri siyaset yapma tarzını benimsemiş olması. Yani gerçekler üzerinden değil, açıklık üzerinden değil, daha çok kurgular üzerinden, imajlar üzerinden, algılar üzerinden yürüyen bir siyaset yapma tarzı. Ben buna bir anlamıyla “lümpenleşme” de diyorum. Şu anki tabiriyle belki “trolleşme” diyebiliriz. Bu çok ciddi bir şekilde gündemde.
Şunu çok iyi hatırlıyorum: 94 yerel seçimlerinin ardında “Ne Şeriat Ne Demokrasi- Refah Partisi’ni Anlamak” adlı bir kitap yapmıştım. Ve Refah Partisi’ni ele almıştım. Orada Refah Partisi’ni değerlendirirken, Refah Partisi’nin geleceğinde iki ismin öne çıkabileceğini, bunlardan birisinin Tayyip Erdoğan, bir diğerinin Melih Gökçek olduğunu söylemiştim. Ve Melih Gökçek’in taşralı faşizan sağcı çizgisinin bir yanda, Erdoğan’ın da daha şehirli, İslamî hareket içerisinde o tarihlerde gelişen daha liberal, özgürlükçü çizgiyle kendini yakınlaştırarak bir alternatif olabileceğini söylemiştim. Erdoğan başlangıçta bu yola meyletti görüldüğü kadarıyla, AKP’den itibaren özellikle. Daha Batı’ya açık, küreselleşmeci, liberal bir çizgiyi benimser gibi oldu. Avrupa Birliği’ni üstlendi mesela. Ama şimdi bakıyoruz ki bir süredir Erdoğan, “Reis” kimliğiyle öne çıktığı andan itibaren o Melih Gökçek’e atfettiğim siyaset yapma tarzını büyük ölçüde benimsemiş durumda.
Sonuç olarak benim gördüğüm kadarıyla buradan, bu gidişatta artık Melih Gökçek ve onun tarzındaki insanlara çok fazla bir ekmek olduğunu sanmıyorum. Ama onun gibi insanların tasfiye edilmesinin de AKP’nin ve Erdoğan’ın krizini çözebileceğini sanmıyorum.

Bütün kişilikleri etkisizleştirme operasyonu

Yerlerine kim gelecek? İşin ilginci de bu. Yerlerine kimin geldiğinin hiçbir anlamı olmayacak. Çünkü Erdoğan siyasette o kadar fazla egemen oldu ki, kendi hareketi içerisinde her şey onunla başlayıp onunla biter oldu. Bu anlamda da hiçbir mevkinin bir anlamı kalmadı. Aslında büyük şehirlerdeki bu operasyon bir anlamda Erdoğan dışındaki bütün kişileri, kişilikleri etkisizleştirme operasyonu. Böyle bir yönü var. Ama bu bir çıkmaz sokak. Çünkü Türkiye gibi bir ülkede, ne kadar tek adam yönetimini tesis ederseniz edin, o tek adam kim olursa olsun Türkiye’yi yönetemez. Bu siyasî iktidarı sürdüremez.
Son vize krizinde bunu çok açık bir şekilde gördük. Vize krizinin gelişimi, bir kere vizelerin ABD tarafından askıya alınmış olması gerçekten çok büyük bir faciaydı. Şöyle bir facia: Bunu tabii insanlar milliyetçi bir tepkiyle, “ABD bize bunu nasıl yapar?” diye bakıyorlar. Belki haklılar, o ayrı bir tartışma konusu. Ama esas sorun şu: Türkiye gibi bir devlet geleneği olan bir ülkede, Dışişleri vs. o kadar yapının olduğu bir ülkede böyle bir krizin geleceği nasıl görülemez ve önü alınamaz? Eğer bu kriz patlak veriyorsa da nasıl hızlı bir şekilde telafi edilemez? Şimdi ne yapılıyor? Meydan okunuyor. Kriz bir tek büyükelçiye, iki gün sonra gideceği bilinen büyükelçiye fatura edilmek isteniyor. Ancak Erdoğan ona fatura etmek istediği ölçüde Washington’dan bunun Bass’la ilgili bir olay olmadığı, Amerikan devletinin politikası olduğu açıklamaları geliyor. Çok ilginç yazılar çıkıyor Amerikan basınında ve bu yazıların çok ciddi bir şekilde sayısının artacağını söyleyebiliriz. Trump bu yazıların çıktığı gazeteleri sevmiyor olabilir. Ama ABD’de kamuoyu oluşturmada bunların çok etkili olduğunu biliyoruz.

Vizyonsuz savrulma

Şu anda bir anti-Amerikanizm’le yürümeye çalışan bir siyasî iktidar var. Ama bu anti-Amerikanizm istenen bir şey değildi. Mecbur kalınan bir şeydi, sürdürülebilir şey de değil. Yarın anti-Amerikanizm’den çıkılıp belki başka bir hedefe yönelinecek. Bir zamanlar İsrail’di bu, bir dönem Esad’dı bu. Yakın bir zamanda Irak Kürtleri oldu. Türkiye böyle böyle kendine anlık düşmanlar, içeride ve dışarı anlık meydan okuyacak kişiler bularak yol almaya çalışan, ama bir vizyonu olmayan bir siyasî iktidarla yola devam etmek istiyor.
Dolayısıyla burada Melih Gökçek’in o iktidarı çoktan, o belediyeyi çoktan kaybetmiş olması gerekirdi, o ayrı bir konu. Ama net bir şekilde şu anda Tayyip Erdoğan kendi yaşadığı krizi çözebilmek adına zaten çok da fazla –ki her seçim öncesine bu olurdu, Melih Gökçek’in adaylığı son âna kadar belli olmazdı– tercih etmediği bir ismi tasfiye ederek kendi krizini aşmaya çalışıyor. Ama öyle ki, sadece olay bu değil. Hayatında çok önemli bir yeri olan, “Ağabey” dediği Kadir Topbaş’ı da bu anlamda tasfiye edebildi. Ama bu tasfiyelerden bir şeyin çıkma ihtimalinin olduğunu hiçbir şekilde düşünmüyorum.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, ama en önemlisi Tayyip Erdoğan’ın kendine yeni bir vizyon bulması lazım. Şu anda var olan bir sıfır vizyon, hiçbir vizyon yok. Erdoğan’ın kendisi var, şahsı var. Ve şu yapılıyor en fazla: Erdoğan’ı eleştirmek aslında Türkiye’yi eleştirmektir, Erdoğan’a meydan okumak Türkiye’ye meydan okumaktır türünden yürüyen ve Bahçeli, Doğu Perinçek gibi kısmî destekçiler bulan bir duruş var. Ama bu duruşun Türkiye’deki genel kamuoyunu –ve bu kamuoyunun içerisinde çok ciddi bir şekilde AKP’ye oy veren insanlar da var– tam anlamıyla tatmin etmesini beklemek mümkün değil.
Dolayısıyla tekrar şunu söylemek lazım, her yayında bir şekilde söylüyorum: 2019 yaklaştıkça Erdoğan’ın yönetememe krizi derinleşiyor. Ve o krizi aşabilmek adına kendini sorgulamak, kendini yenilemek yerine parti içerisinde, parti mekanizmaları ve devlet mekanizmaları içerisinde birtakım değişiklikler, tasfiyeler yapma yoluna gidiyor. Ama buradan bir çıkışın olabileceğini açıkçası sanmıyorum. Ama şunu söyleyebiliriz: Bu kriz, bu çaresizlik hâli en azından Türkiye’de Melih Gökçek’in bir yıldan daha fazla bir süre daha belediye başkanı olmasının önünü kapatmış oldu. Dolayısıyla her işte bir hayır vardır diye noktayı koyalım. Evet, söyleyeceklerim bu kadar.
İyi günler.

Bunlar da ilginizi çekebilir