Screen Shot 2017-11-09 at 19.32.28

Atilla Yeşilada ile TL neden değer kaybediyor, kayıplar engellenebilir mi?

 

Atilla Yeşilada ile “TL neden değer kaybediyor, kayıplar engellenebilir mi?” başlıklı söyleşinin deşifresi

Yayına hazırlayan: Ali Mert İnal

Merhaba, hoşgeldiniz. Bugünkü yayınımızda konuğumuz Atilla Yeşilada. Kendisiyle Türk lirasındaki değer kaybını konuşacağız, son dönemde hızlanan değer kaybını. Bugün en son baktığımda dolar/TL kuru 3,86 civarından işlem görüyordu. Merhaba Atilla Bey.

İyi akşamlar Semih. Tüm Medyascope izleyicilerine iyi akşamlar dilerim ve ilk önce aldığınız yayın ödülü için sizi tebrik ediyorum. Türkiye’de gerçekten çok büyük eksiği olan bir hizmet yapıyorsunuz. Buna en ufak katkım olursa ben şahsen minnettarım.

Çok teşekkür ederiz. Katkınız çok büyük. Ne zaman istersek yayınımıza çıkıyorsunuz. Biz de teşekkür ederiz size katkılarınız için. Atilla Bey, Türk lirasındaki değer kaybını konuşacağız bugün. Öncelikle şuradan başlayalım, yanlış hatırlamıyorsam 7-8 eylülde, o tarihler arasında dolar/TL kuru 3,40’a kadar düşmüştü. Orası uzun süredir gördüğü en dip nokta olarak tarihe geçti. Oradan sonra düzenli bir artışa geçti. Dolar, TL karşısında ve özellikle son 1-2 haftada bu çok hızlandı. Geçen hafta sonu 3,90’ı gördü. Öncelikle siz bu artışı bekliyor muydunuz? Tahmininiz yönünde gelişen bir artış mı?

Tabi somut tarihler içinde beklemiyordum ama Türk lirasının değer kaybedeceğini değerli izleyicilerim Para Analiz’deki yazılarıma da girebilir, Medyascope’ta yaptığım yayınlara da girebilir, bekliyordum. Türk lirasında gerek temel analiz bazında baktığımızda, gerek siyasi gelişmelerin Türkiye’de estireceği rüzgarlara baktığımızda değer kazanmasının imkansız olduğunu defalarca tekrarladım. Hatta winter is coming yani Taht Oyunları’ndan kış geliyor diye defalarca yazıp işte şaka konusu da oldu medyada.

Onun tshirtünü de yaptırmışsınız sanırım, izledim videoyu da…

Evet. Giyecektim sonra dedim artık çok tekrar oluyor, giymeyeyim bu sefer.

Belki tam karakış geldiğinde giyersiniz. Atilla Bey şimdi, bu 3,40’tan sonra Türk lirası yaklaşım yüzde 14 değer kaybetmiş bugüne kadar. Dolar endeksine bakıyoruz yüzde 3,5 civarında değer kazandığını görüyoruz Dolar endeksinin. Yükseldiğini görüyoruz. Burada Türk lirasının negatif ayrıştığını görüyoruz değil mi?

Evet.

Bunun nedenleri neler acaba? Yani Dolar endeksinden yaklaşık dört kat daha hızlı bir şekilde değer kaybetmesinin sebepleri nedir Türk lirasının?

Şimdi aslında ikisi de birbirine bağlı ama ikisini birlikte inceleyebiliriz. Türkiye’nin Amerika ve Almanya ile olan sorunları bir politik risk algısı yarattı. Ve daha da ötesi politik risk muğlak bir kavram olduğu için çok fiyatlanmıyordu. Ama Türkiye örneğinde bu muğlak risk birden bankacılık sisteminin dış krediye erişemeyeceğine dair somut kaygılar ortaya attı. Eğer daha da açık konumşak gerekirse Almanya; Avrupa Kalkınma ve Yatırım Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ve Avrupa menşeli ticari bankalara Türkiye’ye kredinizi azaltın dedi ya da kesin dedi. Bunu Avrupa Kalkınma ve Yatırım Bankası (EBRD) reddetti. Zaten Almanya’nın payı orada yüzde 6 kadar. Biz öyle bir şey yapmayacağız dediler. Tebrik ederim kendilerini. Cesur bir karar. Ama Avrupa Yatırım Bankası EIB boyun eğdi. Türkiye’ye daha az yatırım yapacak. Ben ticari bankalar hakkında yorum yapamıyorum, etik olmaz. Yani zaten bankalar aleyhinde konuşmak etik olmaz. Onların da neler yapacağını zaman içinde göreceğiz ama böyle bir baskı vardır ve bir bankanın da genel merkezinin kayıtlı olduğu bir ülkede siyasi baskıya direnmesi güçtür. Amerika cephesinde Rıza Sarraf ve Halkbank yöneticisi, meslektaşım umarım suçsuzdur, eski meslektaşım Hakan Atilla ve diğerlerinin yargılanacağı İran yaptırımlarını ihlal davasının ilk celsesi 27 kasımda görülecek. Burada çok ağır iddialar var. Rıza Sarraf’ın İran’a yaptırımları ihlal ettiğini biliyoruz yani dava konusu olduğunu biliyoruz ama ben savcılığın son mahkemeye sunduğu ek iddianameyi de gördüm, 53 sayfa. Buradan çok özetle söyleyeyim: Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin ve çeşitli kurumlarının; bunların içinde yine bir bankanın adı geçiyor ,tahmin edersiniz ama ben söylemeyeyim, sistematik bir şekilde Rıza Sarraf’a destek ve teşvik olduğu görüşü açıkça ortaya çıkıyor. Şimdi burada birden bu konuyu herkesin gündemine getiren, Rıza Sarraf davadan kayboldu, buharlaştı. Dava öncesi hukuksal rutin olan bir takım kendi haklarını savunacak başvuruları yapmadı. Sonuçta şöyle bir kanaat oluştu: Rıza Sarraf muhtemelen savcılıkla iş birliği yapıyor, kendi cezasını azaltmak için muhtemelen ne biliyorsa, bir şey biliyorsa eğer bunları savcılığa anlatacak ve cezasını azaltacak ya da estetik cerrahiye tabi olup ortadan kaybolacak. Bu durumda tabi diğer sanık Hakan Atilla savcılığın iddiasına göre davaya eklenecek başka sanıklar hakkında aleyhte bir karar çıkması olasılığı yükselir. Daha önce de Habertürk bu konuda bir haber yapmıştı ve sonra Habertürk Amerika temsilcisi Serdar Turgut ağabeyimiz de teyit etti, şu anda bu davanın yanında Amerika Hazine Bakanlığı bazı bankaların da bu suça iştirak ettiğine dair bir dosya hazırlıyor. Bu bir soruşturmaya ve davaya dönüşebilir. E tabi Amerika daha önce yine banka ismi vermiyorum etik olmadığı için, büyük global bankalar hakkında 5 milyar, 15 milyar, 20 milyar dolarlık cezalar kesti. O bankalar bunu kaldırabilir, Türk bankacılık sistemi bunu kaldırmakta zorlanır. Dolayısıyla politik risk hani başka ülkelerde “kardeşim bu ne anlama geliyor?” denebilir ama Türkiye’de çok somut şekilde bizim yaşamak için ihtiyacımız olan dış krediyi temin eden bankaları vurmaya başladı. Bu yüzden de Türkiye’nin temerrüt olasılığını ölçen CDF pirimleri yükseldi. Türk bankalarına yurt dışında döviz likitidesi sağladığı takas maliyetlerinin son iki günde hızla arttığını gördük. Bütün bunlar Türk lirasının hızla değer kaybetmesine neden oldu.

Bu süreçte borsanın yükselmesine dikkat çekenler de oldu. Yani borsa doğrusu son 2-3 gündür düşüyor ama 115 bin seviyesini gördü, rekor kırdı. Borsa ağırlığının da yabancılarda olduğunu biliyoruz. Yüzde 60’tan fazlasının. Bu kadar fazla istikrar olursa borsa nasıl yükselir diye bir argüman var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi tabii borsada artık fiyatlamayı yabancı fonlar belirliyor. Ben oradaki mantık zincirini izah edeyim: Bir, bu fonlara devamlı para giriyor. Yani dünyada tasarruf fazlası var ve şu anda dünyada en güvenilir tahvil olan Amerikan tahvilinin getirisi, Amerikan borsasındaki şirketlerin temettüsünden daha düşük. Dolayısıyla bütün fonlar hisse senedi almak istiyorlar. Bakıyorlar, Amerika’daki endeks SNP 500 fiyat-kazanç çarpanı bazında çok pahalı, 27-28 geçmişte. Diyorlar ki o zaman biz gelişmekte olan ülkelere gidelim. Orası daha ucuz. Riskli olabilir ama çok ucuz. İşte MSCI GOP endeksi bu gelişmekte olan ülkelerin FK’larını ölçen. Orası 12, 13 civarı 14 civarında. Onların arasında da bir eleme yapıyorlar, Türkiye’ye geliyorlar. Ben BM’de menkul kıymetlerin analizine bu konuda kıymet veririm. Onların analizine göre bizim borsa 2018 FK, fiyat kazanç çarpanı bazında diğer gelişmekte olan ülkelerin borsalarına göre %35 iskontoyla işlem görüyor. Şimdi tamam Türkiye’nin riski var, faizleri tüksek falan da %35 çok yüksek bir iskonto. Yine aynı zamanda bu fondan sırf hisse senedi alabildiği için bizim bono tahvili onlar açısından bir alternatif değil. Dolayısıyla SMP 500 yükseldikçe para gelişmekte olan ülkelere akıyor. Gelişmekte olan ülkeler arasında en ucuz biz olduğumuz için bize de geliyor. Dünyanın her yerinde borsalar diğer piyasalardan koptu ve yani eğer çok büyük bir kriz olmazsa ki öyle bir beklentim kesinlikle yok, borsaya para girmeye devam edecek. Yalnız şunu söyleyeyim, eğer bu bankalar aleyhinde kötü haber devam ederse borsanın yükselmesi zorlaşır çünkü borsa endeksinin yarısı finansallar. Onun da büyük bir kısmı bankalar. Dolayısıyla bankaların krediye erişmesinde zorluk çıkacağı algısı yerleşirse o zaman borsa endeksi hantallaşır. Yukarı çıkması çok zorlaşır.

Biliyorsunuz Binali Yıldırım da şu an Amerika’da. Bir görüşme yapacak Pence ile. Muhtemelen bu dediğiniz gibi Sarraf ve o çerçevedeki davayı da konuşacaklarını tahmin ediyoruz. Piyasa ona da bakıyor. Hatta Yıldırım’ın görüşmesi ertelenince onun da biraz tepki verdiği söyleniyor doların. Öncelikle siz bu geziden bir sonuç bekliyor musunuz? Ve bir de şunu sorayım, piyasa tahvil satın aldı mı acaba sizin de söylediğiniz cezayı veya Sarraf davasının olası sonuçlarını? Yoksa hala daha orada çıkacak Türkiye için kötü bir sonuçlar tam fiyatlanmadı mı piyasalarda?

Vize yasağını satın aldı. Rıza Sarraf davasının tam satın alınmadığı düşüncesindeyim. Çünkü benim muhatap olduğum sınırlı yabancı yatırımcı kitlesinden bu konuda sorular gelmeye devam ediyor. Çok iyi anlaşıldığı kanaatinde değilim açıkçası. Dolayısıyla mesela bir Amerikan Hazine Bakanlığı soruşturma açarsa ki bu resmi olarak açılır, o zaman bu kötü fiyatlama devam edecek. Şimdi Sayın Yıldırım da tersi iddia edilmesine rağmen Michael Pence ile gerçek devlet adamları ve Pence etkisiz ve yetkisiz değil, Amerika’yı Trump’tan daha çok yönettiği söylenebilir. Bence onların bir araya gelmesinde çok büyük fayda vardır. Yani pek çok sorun belki çözülür ama şunu anlamamakta çok ısrarlıyız yani ben hani vatandaşımızın anlamamasını hoşgörüyle karşılıyorum da Ankara’nın anlamamasını hoş görüyle karşılamıyorum. Amerikan hükümeti yargıya müdahale edemez yani. Yargıya müdahale edebilseydi bu Trump kampanyasının Rusya’yla alengirli işlerini araştıran özel savcı Muller’i durdururdu. Adam Trump’ın dostlarını içeri alıp duruyor. Bizim dostumuz General Flynn’i de içeri alacak yakında. Yani bu konuda yapılabilecek hiçbir şey yok. Dava bittikten sonra ve bir karar çıktıktan sonra hükümet yetkisini kullanarak bir şeyler yapabilir ama bu aşamada ellerinden hiçbir şey gelmez. Dolayısıyla bu konuya bir çözüm gelmez.

O zaman 27 kasımda başlayacak davaya kadar Türkiye’de ekonominin ana gündem maddelerinden birisi olacak değil mi sonuçlanana kadar?

Evet. Bir de şunu çok iyi anlamak lazım yani bu haberler çıkmadan öncesinde Türk bankaları muhtemelen kendi risk değerlendirmeleri nedeniyle zaten dışarıdan borçlanmayı azaltmışlardı ve biz bunu sıcak para girişleriyle telafi ediyorduk. Ama tabi sıcak para çok kaprisli bir finansman yöntemidir. Ayrca sıcak para asla kredinin yerini tutmaz. Şimdi Türk bankaları yine siyasi nedenlerle kredileri daha da azaltırlarsa Türk lirasının değer kaybı önlenemez hale gelir. Çünkü dış kredilerin azalması demek şirketlerimiz ve bankalarımız ister istemez bir miktar net kredi ödemesi yapacak. Yani Türkiye’den döviz satın alıp bunu yurt dışındaki kreditörlere iade edecek demek. Şimdi Türkiye’nin zaten senede 40 milyar cari açığı var. Petrol 64 dolar oldu. Bu yüzden döviz ihtiyacı var. Yerliler son yedi haftada 10 milyar döviz satmış ama yakında dönüp alacaklar. Bunu hepimiz biliyoruz. O yüzden de özellikle kış aylarında hani Türk lirası nasıl değer kazanır sorusuna ben kafamı kaşıyorum. Açıkçası cevabı biliyorum yani. Çünkü biz bunu 2011’de, 2014’te ve 2016’da yaşadık. Merkez Bankası’na nazikçe bir telefon açılır, rica edilir, ikna edilir diyelim de bazı izleyicilerimizin hassasiyeti bozulmasın. Merkez Bankası şu an Türkiye’yi geç likitide faiziyle idare ediyor. O da 12. O faiz 16’ya çıkartılır ve sorunların bir kısmı çözülür.

Çözülür mü yani yüksek bir faiz artışına gidilerek çözüm mümkün mü diyorsunuz bu konuda?

İki aşamada çözülür. Birincisi; Türkiye ve dünyada her türlü siyasi gelişmeye kulağını tıkayan, sırf faiz farklarıyla işlem yapan bir para var. O para Türkiye’ye gelir. İkincisi, faizler arttığı zaman ithalat talebi kesilir. Dolayısıyla hemen bir günde olmasa dahi bir süre içinde Türkiye’nin dış dengesi düzelir. O nedenle. Ama daha önemli bir yönü var. İnsanlar tabii yahu Ankara bu sorunları duyuyor da ne yapıyor diye merak ediyor. Doktor sana dese ki kardeşim sen 150 kilosun bak şekerden ölmek üzeresin, perhize gir dediğinde sen ya doktor boşver, ben iyiyim böyle diyorsan kaygılanır. Ama hemen şimdi ben unu, şekeri, tuzu kesiyorum; yarından itibaren yürüyüş yapmaya başlıyorum desen doktor seni ciddiye alır. Şu andaki sıkıntının bir nedeni de Ankara’nın lay lay lom böyle bir sorun yok demesi. Ama Merkez Bankası’nın derhal ben bu sorunu ciddiye alıyorum, bakın faiz arttırdım bu Türkiye’ye acı çektirir ama ben bu acıyı… mesajı vermesi çok önemlidir. Ama bakın şimdi Sayın Cemil Ertem’i dinliyorum, Türkiye’ye manipülasyon yapılıyor. Sayın Gedikli’yi dinliyorum, spekülasyon bunlar. Merkez Bankası Pazartesi çok utangaç bir hamle yaptı, bunu yaparken de şunu söylüyor: Şu andaki fiyatlamaların ekonomik gerekçesi yoktur. Efendim ben anlattım ne  gerekçesi olduğunu. Ki ben zeki bir insan değilim. Piyasalarda bu gerekçeyi görüyorlar. Faiz arttırımı bu anlamda Ankara’nın bu mezarlıkta ıslık çalma sendromunu aşıp sorunların köküne indiği ve çare aradığını gösterir.

Ama Ankara derken Merkez Bankası’nı kastettiniz tabii ki, Merkez Bankası sıkı para politikası uyguladığını ve bunu devam ettireceğini söylüyor. Önce buna katılıyor musunuz? Sıkı para politikası ve tabii maliye politikası o zaten gevşek, son derece gevşek. Öncelikle onu konuşalım. O konuda zaten bir gevşeklik var. Maliye politikası gevşek ve o yönde devam ettirileceği hükümet tarafından söyleniyor. Ama Merkez Bankası’nın uyguladığı politika sıkı mı?

Vallahi ben bunu iddia eden ekonomistler adına çok utanıyorum ve üzülüyorum. Yani mesleğine ihanettir bu. İstiyorsanız sizin ekranınızda, istiyorsanız taksim meydanında getirin onları tartışalım. Bakın, sıkı para politikası enflasyonu düşürmekte başarısız olabilir. Çünkü bir zaman farkıyla çalışır. Tansiyon ilacı gibidir diyelim. Tansiyonunuz yüksek, ilaç aldınız tansiyonunuz hemen düşmez. Başka mesela dediğim gibi kilolu bir insansınızdır vs. zamanla düşürür. Dolayısıyla merkezin sıkı para politikası vardır enflasyon düşmüyor diyenlere itiraz edemem ama enflasyon beklentilerini düşürmesi lazım. Bakın yıl başından bu aya yani ekim yayınlanmadı, eylül yayınlandı Merkez Bankası’nın kendi yaptığı anketlerde yalnız yıl sonu değil, 12 ve 24 ay sonrası öngörüleri ölçen rakamlar da yükseldi. Yani kimse Merkez Bankası’nın sıkı para politikası izlediğine inanmıyor. Bunu herkes bilir yani bunun için hani bir-iki yıllık ekonomi diploması almak yeterlidir. Dolayısıyla hangi anlamda Merkez Bankası’nın para politikası sıkıdır ben anlamış değilim.

Bu Pazartesi biraz önce bahsettiğiniz attığı iki adım var: rezerv opsiyon mekanizması ve reeskont kredileriyle ilgili. Onları nasıl buluyorsunuz? Utangaç diye yorumladınız ama…

Yani hani kardeşim bu piyasada yani döviz piyasası her yerde, yalnız Türkiye’de değil dünyadaki en likit piyasadır. Siz kendi rakamlarıyla 1.4 milyar döviz vermişsiniz zaten reeskont kredilerinde TL ile ödeme opsiyonu ancak 4-5 ay içinde etki gösterecek bir şey. O da 4 milyar dolar falan yani. Devede kulak. Ya da işte okyanusta bir yağmur damlası. Nitekim de etkili olmadı. Bir de şu var, bunun yan etkileri var yani küresel bir şok ya da kötü bir olay olduğunda para bizim gibi ülkelerden çıkmaya başlarsa yatırımcılar bir sıralama yaparlar hangi ülkeler sağlam, hangi ülkeler kırılgan. Sağlamlardan daha az para çıkar. Baktıkları şeylerden biri de Merkez Banka’sının rezervleridir. Bu alınan tedbirlerin yan etkisi, Merkez Bankası rezervlerinin azalmasıdır. Dolayısıyla gerekli bir adım değildi. Yani her işin bir namuslu yolu bir de şarklı yolu var. Dediğim gibi böyle bir fiyatlama veriyorsan ya doğrudan döviz satarsın piyasaya ama yapamıyorsun çünkü dövizin yok ne kadar tersini iddia etsen de. Ya da dediğim gibi faiz artırırsın o da dediğim gibi o da izin gerektiriyor. Yok.

Şu an için yok. Kırılgan ekonomilerden öncelikli ve daha çok para çıkışı olur dediniz. O kırılgan beşliden de bahsedelim. Diyorsunuz ki liste değişti, değişmeyen tek ülke Türkiye oldu. Ben yeni kırılgan beşli listesine baktım, Türkiye dışındaki ülkeler bayağı… Esasında bakınca insan şey diyor yani biz o kadar da değiliz demiyor mu?

Ya ben raporu okudum. Şimdi bazen böyle bir kredi notu çıkıyor, adam efendim işte güney doğudaki gelişmelermiş, yok yapısal reform eksikliğiymiş, yok kurumların çürümesi falan ben bunlara inanırım, siz inanmazsınız. Ama yoruma açık şeyler söyler. Ve bunu okuyan der ki bu adamın siyasi bir duruşu var. Yok bakın açın raporu okuyun ya da bir kopyasını sunayım ben, yayınlayın arzu ettiğiniz yerde adam ülkeleri; cari açığın milli gelire oranı, merkez bankası rezervlerinin dış borca oranı, bir yıl içinde vadesi gelen dış borçların milli gelire oranı gibi son derece somut gelirler bazında dünyanın borçlu büyük 20 gelişmekte olan ülkesini sıralamış. 7 kriteri var. 7 kriterin her birinde Türkiye en kötü çıkıyor. O kriterlere de baktım, IMF de bunları kullanır. Bu konuda yoruma açık bir şey yok. Yani ben size çok daha basit bir şey söyleyeyim. Türkiye’nin bir sene içinde yeniden borçlanması gereken 175 milyar dolar civarında borcu var. Biz de bunun üzerine 40 milyar dolar cari açığı finanse edeceğiz. 210 milyar dolar diyelim. Peki kötü senaryoda bunları karşılayacak ne kadar rezervimiz var? Merkez Bankası’nın 110 milyar dolar rezervi var. Bu dünyanın en düşüğü. Bunu IMF de söyledi, bu konuyla ilgilenen herkes de söyler. Dolayısıyla normalde ben de pek kredi derecelendirme kurumlarını ciddiye almam. Bunu çok ciddi buldum. Ayrıca söyleyen bir tek o da değil. Bakın, benim kredi derecelendirme kurumları içinde en ciddiye aldığı JCR Eurasia’dır. Çünkü sayın Ökmen Türkiye’de yaşayan, çok iyi bir uzmandır ve yani Türkiye’yi seven bir vatandaştır. Açın para analizde var ama manifesto gibi söyledikleri. Ayağınızı denk alın diyor resmen. Bu düşük faizlerle bu işi yürütemezsiniz diyor. Türkiye’de yapısal reforma ihtiyaç vardır diyor. Yine aynı şekilde bizi çok seven EBRD, bütün gazetelerde çıktı işte büyüme tahminlerini yukarı çekti. En ufak bir şokta gidersiniz diyor. O da çok kırılgansınız diyor. Fitch, Moodys hepsi uyarıyorlar yani bir yerden geldiğinde düşmanımdır dinlemeyeyim diyorsun. Ama herkes defalarca aynı şeyi söylediğinde insan inanmasa da bir oturup yahu herkes tekrarlıyor acaba bizde bir hatamı var diye bir hesap kitap yapması lazım. Bizde maalesef o mentalite yok açıkçası. Türkiye çok kırılgan. Hayır zaten artık söyleyecek bir şey de yok yani. Söylediğimizde gülebilirdiniz ama işte rakamlar kendini gösteriyor. Yani şu anda dünyanın en zayıf para birimi, herkesin sattığı para birimi Türk lirası yani. Ya hakikaten bütün dünya bir araya geldi, haçlı seferi başlattılar ya da bütün dünya bizde bir eksik-kusur görüyor.

Peki böyle bir ortamda ani bir faiz artışına giderse Türkiye, bu ani duruş dedikleri şey ekonomide olabilir mi? Yani sonuçta bu borçların, kredilerin, cari açığın hepsi ödenmesi gereken şeyler. Tabii ki faiz artışıyla bunların bir kısmı azalacak ama sonuçta bir gerçek var. Burada büyümede de ani bir yavaşlama olursa…

Ama yani bizde hep böyle bir resesyona girmek çok kötü, resesyona gireceğimize cehennem ateşinde yanalım kardeşim gibi bir anlayış var. Resesyon bir ekonominin tipik durumlarından biridir. Altı ay resesyona girersiniz, cari açık milli gelirin dört buçuğundan iki buçuğuna iner, enflasyon 12’lerden 5’lere iner, temiz bir sayfa açar yeniden başlarsanız yani bunda ve bazı şirketler de batar kardeşim. Modern ekonomilerde her şirket yaşayacak diye bir sorun yok ki. Dünyada bakın her yerde şirketler batıyor. Batacak adam yani para kazanmayı bilmiyorsa. Bu kadar da herkese acıyacak halimiz yok. Maalesef enflasyon öyle bir düzeye geldi ki kol kesmek zorundayız. Yani ekonomi bir altı ay duracak durması gerekiyorsa. Yapacak bir şey yok. Böyle gidemiyor yani bakın hani şunu anlayamıyoruz geçen sene bu kredi garanti fonunu yaptık çünkü 100 binlerce şirket kurdan dolayı bilançosu tahrip olmuştu, batmak üzereydi. 200 milyar aktardık, kurtardık. Ama bakın gün itibariyle o bilançoları tahrip eden döviz tepeli yani euro-dolardan oluşan sentetik bir kur yine aynı seviyeye geldi. Bu arada daha fazla döviz borçlandık. E yine şimdi şirketler batacak. E peki biz 200 milyarı nereden bulacağız? Yok ki bankalarda o para. Yani 11 ayda biz hastaya kan verdik, kortizol verdik, yine aynı haltı yedi affedersin. E peki nereye varacak bu işin sonu? Aman ekonomiyi resesyondan koruduk. E ekonomi yine çok affedersiniz pavyonlarda, barlarda eğlendi. Şimdi ne yapacağız? Birisi bana cevap versin.

Onun zamanlaması konusunda şey var değil mi? Yani resesyona gireceksek de en azından bizim belirlediğimiz bir zamanda girelim. Yani seçimlerden sonra veya daha uygun şartlarda.

Yani işte o zaman da bir erken seçim olacak ki sonra hep beraber belki ramazan bayramını da atlatırız, 29 ekimi herkes bayram yapsın diye bizim gibi laikler de. Şakaya vuruyorum kusura bakmayın yoksa ağlayacağım ve kanser olacağım. Ondan sonra 29 ekimler, 10 kasım şimdi meşhur oldu hepimiz Atatürkçü’yüz. 10 kasımdan sonra bir yas töreni sonu resesyonu ilan edebiliriz kardeşim ben de bilemiyorum artık yani.

Atilla Bey son olarak şu benzin ve motorindeki zammı sorayım, herkesin konuştuğu son 2 haftadır 3. defa zam geliyor bugün ve yarın, Cumartesi de muhtemelen motorine gelecek. Bunun da enflasyona bir etkisi olacak tabii ki. Niye zam geliyor? Otomatik ayarlama oluyor gerçi onu hükümet, iktidar söyledi yani biz yapmıyoruz otomatik kendisi ayarlanıyor dedi ama… Doların artışı ve petrolün artışı değil mi sebep? Devam eder mi sizce?

Vallahi onu siz veliaht prens Bin Salman’a sorun. O Suudi Arabistan olayı. Şimdi Suudi Arabistan çok kısa söyleyeceğim orada bir taht kavgasının ötesinde bir şey var mı çok uzun bir tartışma girmeyeceğim. İki şeyden korkuyor piyasalar; bir Prens Salman bütün rakiplerini temizliyor da onlar dur sen ne yapıyorsun diye diklenebilirler. O zaman Suudi Arabistan’da bir iç kavga çıkabilir ve petrol üretimi tehlikeye girebilir. İkincisi, Salman kazanırsa Trump İsrail ve Mısır ve hatta belki Türkiye’yi de yanlarına çekebilirse iş birliği içinde İran’la bir kavgaya girebilirler. O zaman bu işler vekalet savaşına dönüşür. Petrol üretim veya iletim tesisleri sabote edilebilir. Psikolojik bir olay bu, olur demiyorum. Ama o Brenti yukarı çekiyor. Brent iki yıllık zirve yaptı. Türk Lirası da Trump seçildiğinden bu yana dolara karşı %22 değer kaybetti. Tabii ki enerji fiyatları dayağı yiyecek. Asıl ben size turbun büyüğü heybede onu söyleyeyim: Şimdi benzine, mazota zam geliyor; 1 ay sonra domatese zam gelecek, iki ay sonra sağlık hizmetlerine zam gelecek çünkü doktorun sizin gırtlağınızı ellerken kullandığı plastik eldivenler de petrokimyadan yapılıyor, içtiğiniz ilaçların %90’ında da petrokimya var. Böyle yayılacak ekonomiye.

Türkiye için ekonomik çerçevede baktığımızda en sıkıntılı durum doların ve petrolün aynı anda yükselmesi değil mi?

Ve bir de bu kredi. Dış kredi maliyetleri.

Çok teşekkür ederiz Atilla Bey sohbetiniz için. Bugünkü yayınımızda konuğumuz Atilla Yeşilada’ydı. Kendisiyle Türk Lirası’nın kaybını konuştuk ve bunun nasıl engellenebileceğini konuştuk. İzlediğiniz için teşekkür ederiz.