DN8IoDmX0AARRP8-816×516

Usta gazeteci Robert Fisk’e göre, Suudi Arabistan Hariri’yi rehin alıp başbakanlıktan istifaya zorladı

Independent gazetesinin, yıllardır Lübnan’da yaşayan deneyimli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, Lübnan Başbakanı Said Hariri’nin geçen hafta beklenmedik bir şekilde Suudi Arabistan’dayken istifa etmesinin gerisinde yatan nedenleri irdelemiş bugünkü yazısında. Fisk’in Hariri’nin Riyad’da bir bakıma rehin alınmış olduğuna işaret eden yazısını Işın Eliçin çevirdi.

3 Kasım akşamı jeti piste indiğinde, Said Hariri’nin gördüğü ilk şey uçağını çevrelemiş bir grup polis oldu. Polisler içeri girip, hem Hariri’nin hem de korumalarının cep telefonlarına el koydular. Lübnan Başbakanı işte böyle susturuldu.
Muazzam zengin Elvelid Bin Talal dahil 11 prens ve dört bakan ile onlarca devlet dalkavuğunun ev hapsine atılması ve 1700 kadar banka hesabının dondurulmasını da içeren- Suudi Arabistan’da bu hafta çekilen sabun köpüğünden piyesle uyumlu, dramatik bir andı. Peki bu veliaht prens neyin peşinde ola ki?
Açıkçası, bütün rakiplerini pençesinin altına alıyor ve –Lübnanlıları korkusu- Beyrut’taki hükümeti yıkıp, Şii Hizbullah’ı kabineden ayrılmaya zorlayarak Lübnan’da iç savaşı yeniden başlatmaya çalışıyor. Yok, olmaz, çünkü Lübnanlılar –o kadar zengin olmasalar da- Suudilerden çok daha akıllıdır. Ülkede, Hizbullah dahil bütün siyasi grupların tek bir talebi var: Hariri geri dönmeli. Suudi Arabistan’a gelince, Arap devriminin bir gün –azınlık Şiilerin ayaklanması ile değil, Vahhabi Sünni kraliyet ailesi içinde yaşanacak bir savaşla- Riyad’a da ulaşacağını söylemiş olanlar, geçen hafta yaşananları şok ve dehşet içinde izliyorlar.
Ama yine Hariri’ye dönelim. 3 Kasım Cuma günü, Beyrut’ta kabine toplantısındaydı. Sonra Suudi Arabistan Kralı Salman’ın kendisiyle görüşmek istediğine dair bir telefon aldı. Suikast kurbanı babası Refik gibi Suudi vatandaşlığı da bulunan Hariri derhal yola çıktı. Hariri gibi daha birkaç gün önce görüşmüş olsanız bile bir Kralı geri çevirmek istemezsiniz. Hele “nakite sıkışmış” olduğuna dair söylentilerin dolaştığı krallığın Hariri’nin “Oger” adlı şirketine 9 milyar dolar kadar borcu da varsa.

“Konuşan o değildi sanki”

Ama daha da olağandışı şeyler olacaktı. Cumartesi günü, durup dururken, Lübnanlı bakanların hepsini şoke eden bir şekilde, Hariri, Arabia televizyonunda –okuyucularımız sahibinin hangi Körfez krallığı olduğunu tahmin edecektir- elindeki metni okuyarak, Lübnan başbakanı olarak görevinden istifa ettiğini duyurdu. Canına kast ve tehdit edildiğini –Beyrut’taki güvenlik servislerinin haberdar olmadığı bir durumdu-; Hizbullah’ın silahsızlandırılması gerektiğini ve İran Ortadoğu’da nereye bulaşsa kaos çıktığını, söyledi. Hizbullah’ın bir başka iç savaş olmaksızın silahsızlandırılamayacağı gerçeğini bir yana bırakırsak, yani en büyük azınlık grubunu Şiilerin oluşturduğu ülkede Lübnan ordusunun onlara saldırması mı isteniyordu? Bunlar Hariri’nin daha önce hiç sarf etmediği sözlerdi. Onu yakından tanıyan birinin, bu hafta dediği gibi, “konuşan o değildi sanki”. Bir başka deyişle, Suudiler Lübnan başbakanına istifa etmesini ve dilekçesini de yüksek sesle Riyad’dan okumasını emretmişlerdi.
Şunu da eklemeliyim ki, Hariri’nin eşi ve ailesi de Riyad’da, yani kendi Beyrut’a dönse bile, onlar geride rehin kalacak. Dolayısıyla bir hafta süren bu inanılmaz siyaset komedisinin ardından, Hariri’nin büyük kardeşi Bahaa’nın kabinede onun yerini alması bile konuşulur oldu Beyrut’ta. Peki ya Said? Arayanlar Riyad’daki evinden ona ulaştılar ama pek az şey söyledi: “Hiç de kendisinden görmeye alışık olmadığımız bir şekilde ‘Geri geleceğim’ ya da ‘iyiyim’ dışında başka bir şey söylemedi.” Hariri geri dönseydi ne olurdu? İstifaya zorlandığını iddia eder miydi? Suudiler böyle bir riski göze alabilirler mi?
Başına bunların geleceğini beklemediği açık. Gerçekten de Hariri, hiç de istifa etmeyi planlayan biri gibi davranmayarak, müteakip Pazartesi günü için Beyrut’ta IMF’ye, Dünya Bankası’na ve su kalitesini iyileştirme konulu bir toplantı için randevular vermişti.
Ama okuduğu –kendisi için yazılmış- sözler, Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile Amerikan Savunma Bakanınınkinden farksız bir öfke ile İran’dan bahseden kaçık ABD Başkanı’nın çizgisiyle son derece uyumlu idi.

Lübnan’ın en büyük krizlerinden biri

Elbette, esas büyük hikaye Suudi Arabistan içinde yaşanmakta olanlar. Çünkü veliaht prens krallıkta kraliyet ailesi ile ulema ve aşiretler arasındaki büyük uzlaşmayı sonsuza kadar bozdu. Ayakta mı kalacak, yoksa yıkılacak mı, ülkenin üzerine inşa edildiği temeli Muhammed Bin Salman darmadağın etti. Düşmanlarını tasfiye ediyor –tutuklamalar, elbette bütün Arap diktatörlerin siyasi muhaliflerini bertaraf etmek için kullandığı bir araç olan “yolsuzlukla mücadele” için yapılıyor denecekti elbette.
Veliaht prensin bir başka projesi, Suudi Aramco’yu üleşme arzuları her tür protesto ya da uyarıdan daha ağır basan Washington ya da Londra’dan şikayet işitilmeyecektir. Veliaht prensin son açıklamalarının New York Times’tan aldığı pohpohlamaya da bakılırsa, bu yaşlı yayın organı bile bir Suud darbesine görece kayıtsız kalabilir. Çünkü olan şeyin adı bu. Bu yıl daha önce içişleri bakanını görevden almıştı, şimdi de Muhammed bin Salman rakiplerinin maddi gücünü kesiyor.
Ama acımasız erkeler mütevazı da olabilirler. Hariri’nin Kralı görmesine izin verildi –resmi olarak gösterilen Riyad’a gitme sebebi- hatta bu hafta, Hariri’nin Beyrut’a giden bir uçağa atlamasını engelleyebilecek Suudların yakın müttefiki Birleşik Arap Emirlikleri’nin veliaht prensini bile ziyaret etti. İyi de Hariri neden Birleşi Arap Emirlikleri’ne gitmek istesin ki? Yönetiyor olması gereken ülkeye bile geri dönemese de, seyahat serbestisi olduğunu kanıtlamak için olması sakın?
Lübnan son en büyük krizinden bu yana en büyük krizlerini yaşayıp duruyor. Ama bu kez, gerçekten…