selfi

Devlet Bahçeli neden Meral Akşener’in önünü açıyor?

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba iyi günler. Geçen hafta burada “MHP’nin geleceği” başlıklı bir yayında bu partinin pek bir geleceği olmadığını söylemiştim. Ancak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, benim bu tespitimi çok hızlı bir şekilde gerçekleştirmek için sanki çabaya girmiş gibi. Bugünkü grup toplantısında yaptığı konuşmayı kastediyorum, çok alâkasız bir şekilde uzun uzun Suudi Arabistan’dan bahseden MHP lideri, bu arada Suudi Arabistan’ın vatandaşlık verdiği robota bile değinmeyi ihmal etmedi.
2019’la ilgili söyledikleri gerçekten çok çarpıcı. Adalet ve Kalkınma Partisi’yle beraber bu yeni başkanlık sistemini hayata geçirmekten vazgeçmeyeceklerini, kararlı olduklarını söyledi. Bunu zaten biliyoruz, bu yapılıyor zaten; MHP Genel Merkezi uzun süreden beri Cumhurbaşkanı Erdoğan’la beraber hareket ediyor, bunu biliyoruz; ama bunun bu açıklık ve netlikle ortaya konulması gerçekten çok yadırgatıcı ve bunu bir nevi MHP’nin siyasi sahneden çekilme sürecinin alabildiğine hızlanması olarak yorumlayabiliriz.

AKP üst düzey yöneticisi gibi

Bugünkü konuşmaya baktığımız zaman, en azından o bölümüne baktığımız zaman, Devlet Bahçeli bir Adalet ve Kalkınma Partisi mensubu, üst düzey yöneticisi gibi bir görüntü çizdi. Bu olabilir diye düşünebiliriz; ama söz konusu olan MHP gibi çok köklü, Türkiye’nin en temel siyasi hareketlerinden ve toplumsal karşılığı da olan Türk milliyetçiliğinin en temel hareketlerinden birisi, çok köklü bir hareketin bugünkü devamı, adı da aynı, MHP olarak, her ne kadar Alparslan Türkeş önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’yle başladıysa da onun adını Milliyetçi Hareket Partisi’ne çevirmişti; arada birtakım zorunlu molalar, askeri müdahale molaları sayılmazsa MHP yoluna devam etti, yani 70 olarak alırsak tarihi, bugüne kadar kaç yıl oluyor? 47 yıl; neredeyse 50 yıllık bir hareket söz konusu, bir parti söz konusu; ama bu partinin şu anda tek fonksiyonunu, ilk değil belki de tek fonksiyonunu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve onun lideri de olduğu AKP’ye destek olmak, onun işlerini kolaylaştırmak olarak çizdi.
Buradan ne çıkıyor? Buradan MHP’nin kendi kendini tasfiye etmesi gibi garip bir durum çıkıyor; ama bir başka gariplik de tabii MHP’nin şu anda en önemli rakibi olan İyi Parti’nin ve Bahçeli’nin en önemli rakibi olan Meral Akşener’in önünü bizzat açmış oluyor Bahçeli bu tür çıkışlarla. Neden? Şöyle düşünebiliriz: İyi Parti, MHP kökenli isimlerin, MHP’de genel başkanlık adaylığına talip olmuş ve daha sonra tasfiye olmuş isimlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan bir parti. Yani MHP’de varlık imkânları kalmadığı için mecburen kurulmuş bir parti; ama bu parti, ikinci bir MHP olma halinde şansının çok yüksek olmadığını bildiği için kendisini merkez sağda tanımlamak isteyen bir parti. Yani geçmişin Doğru Yol Partisi, ANAP gibi partilerinin tekrardan tek bir partide vücut bulması gibi bir perspektifleri var. Bunu ne derece gerçekleştirirler? Bu ayrı bir husus; ancak şunu biliyoruz ki, bu partinin esas üzerinde yükseldiği zemin MHP tabanı, ülkücü hareket. Dolayısıyla bu partinin MHP’ye ve ülkücü hareketin imkânlarına, kadrolarına –ve oylarına tabii ki– çok ciddi bir şekilde ihtiyacı var. Ama kendisini ikinci bir MHP olarak da göstermemek zorunda; çünkü daha geniş alanlara, daha geniş kesimlere, farklı kesimlere ulaşması gerekiyor.

İyi Parti MHP ile tartışmak zorunda kalmıyor

Yani İyi Parti’nin önünde zor bir süreç var; o da MHP iskeletinin üzerine, omurgası üzerine bir kitle partisi, merkez sağ partisi inşa etmek. Ama biliyoruz ki MHP’nin de hâlâ bir genel merkezi ve hâlâ bir lideri var, kadroları var, teşkilatı var. Dolayısıyla o omurgayı muhafaza edebilmek için İyi Parti’nin MHP’yle sürekli bir tartışma, çekişme içerisinde olması lazım, Akşener’in de Bahçeli’yle böyle bir şeye girişiyor olması lazım. Ama bunu yaptığı zaman da bu sefer merkez sağ olma iddiasını gölgede bırakacak. Evet, ama şimdi Bahçeli, bu tür çıkışlarla, kendisini bir MHP liderinden ziyade AKP üst düzey yöneticisi ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurmay heyetinden birisi gibi gösteren çıkışlarıyla Akşener’in ve İyi Parti’nin bu zorluğunu bertaraf etmesine yardımcı oluyor.
Şu anda çok net bir şekilde MHP tabanının önünde iki seçenek var: birisi MHP mirasını sürdürme iddiasını muhafaza etmekle birlikte daha geniş kesimlere seslenmek isteyen bir İyi Parti var; bir başka tarafta da MHP mirasının doğal sahibi, yasal sahibi gibi görünüp, ama bu mirası esas olarak Erdoğan’ın siyasi hedeflerini gerçekleştirmeye kanalize eden bir hareket var. Dolayısıyla şu anda Bahçeli’nin şaşırtıcı bir şekilde açık olarak Erdoğan’a verdiği bu desteğin, yani Bahçeli’nin bir nevi Erdoğancı, ya da kaba tabiriyle Reisçi bir pozisyona girmiş olması, MHP tabanında büyük ihtimalle çok büyük kırılmalara yol açıyor. Bu kırılmalar sonucunda Bahçeli’nin yaptıklarını doğru bulan MHP’liler illaki olacaktır; yani MHP çizgisinin, Türkiye’deki ülkücü hareket çizgisinin bugünkü zorunlu durağının Erdoğan’ın destekçiliği olduğunu düşünenler mutlaka olacaktır; ama büyük bir çoğunluğun bunu sorgulayacağı ve bunu yadırgayacağı da muhakkaktır. Çünkü Erdoğan MHP’ye rakip bir gelenekten, İslami hareketten gelen birisi; tarih boyunca ülkücü hareket nasıl varsa İslami hareket de Milli Görüş Hareketi de hep var oldu. Bu hareketler kimi zaman koalisyonlar yaptılar, ama birçok yerde de birbirleriyle çok amansız bir rekabete girdiler; özellikle İç Anadolu’da, Doğu Anadolu’da, Karadeniz’de böyle oldu ve belli bir aşamadan sonra da yollarının çok net bir şekilde ayrıştığını gördük; özellikle AKP iktidarının ilk yıllarında MHP hareketi ve lideri Bahçeli bütün siyasi perspektifini AKP ve Erdoğan eleştirisi üzerine bina etti, Haziran seçimlerinin ertesine kadar. O tarihten sonra adım adım Erdoğan’a –AKP’ye de değil, Erdoğan’a–, yanaşma sürecini gördük ve şu anda bu yanaşmanın büyük ölçüde tamamlanmış olduğunu görüyoruz.

Destek var ama koalisyon yok

Tabii burada bir başka sorun var, o da şu: Devlet Bahçeli Erdoğan’a bu kadar angaje iken Erdoğan’ın Bahçeli’ye ve MHP’ye bu kadar angaje olmadığını görüyoruz, çünkü böyle bir ihtiyacı yok. Yani MHP’ye ihtiyacı var, MHP’nin desteğine tabii ki ihtiyacı var, %50+1 oy için özellikle çok ihtiyacı var; ama hiçbir zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bahçeli kadar açık ve net bir şekilde bu ilişkiyi öne çıkarttığını, gündeme getirdiğini ve bunu sürekli olarak övdüğünü, Türkiye’nin en önemli birlikteliklerinden birisi gibi gösterdiğini görmüyoruz, böyle bir şey yapmıyor. Dolayısıyla burada Bahçeli’ninkini bir nevi tam karşılığını alamamış bir destek olarak tanımlayabiliriz. Yani burada MHP’nin Erdoğan’a bir desteği var, ama bu bir koalisyon değil bana göre, bunu daha önce de söyledim, bu aslında bir ittifak değil. Bu, MHP’nin Erdoğan’a desteğini vermesi, ama Erdoğan yarın öbür gün MHP’nin desteğini verirken dile getirdiği gerekçeler –ki bunların başında Kürt sorununda eski barışçı çözüm arayışlarından vazgeçmesi geliyor–, bu tür gerekçelerin çoğundan pragmatist bir siyasetçi olarak vazgeçebilir, tekrar eskisine benzer birtakım pozisyonlar alabilir ve böyle bir durumda da MHP’nin, daha doğrusu şu andaki MHP yönetiminin ve Bahçeli’nin işi gerçekten çok zor olur.
Toparlayacak olursak; Devlet Bahçeli Erdoğan’la kurduğu, AKP’yle ama esas olarak Erdoğan’la kurduğu ilişkiyi artık çok daha açık, net bir şekilde altını çizerek ve bunu sürekli yücelterek gündeme getiriyor, bunu yaptığı ölçüde de MHP hareketinin tarihiyle yolunu çok ciddi bir şekilde ayırıyor; bu durumda tabii sadece MHP tabanına angaje olmamak ama aynı zamanda da MHP’nin tabanından ve MHP’nin tarihinden istifade etmek isteyen İyi Parti’nin ve Meral Akşener’in elini çok ciddi bir şekilde güçlendiriyor. Şunu biliyoruz: Bahçeli’nin şu andaki en temel meselelerinden birisi %10 barajı –her ne kadar bugün kendisi böyle bir sorunları olmadığını söylediyse de–, en önemli rakibi de Meral Akşener. Ama buna karşı bulduğu çözüm de direksiyonu iyice Erdoğan’a doğru kırmak; ama şunu da görüyoruz: Bunu yaptığı, direksiyonu iyice Erdoğan’a kırdığı zaman da %10’a ulaşma ihtimalini daha da azaltıyor ve Meral Akşener ve İyi Parti’yle olan mücadelesinde elini daha da zayıflatıyor.
Şöyle düşünebiliriz: Devlet Bahçeli’nin tanımladığı AKP ve Erdoğan bu kadar birlikte yol alınabilecek bir partiyse, bunda bir sorun yoksa –MHP’liler için söylüyorum–, o zaman MHP yerine AKP’ye oy vermekte de bir sorun yok. Ya da bugün önümüzdeki süreçte yaşanacak olan Meclis başkanlığı seçimlerinde yer alan adayları oldu MHP’nin ve bugün Devlet Bahçeli bir kere daha tebrik etti, başarı diledi; ama pekâlâ İsmail Kahraman’ın tekrar Meclis başkanı olmasından da MHP’lilerin rahatsız olacağını kesinlikle söyleyemeyiz. Dolayısıyla MHP’li bir milletvekili de pekâlâ İsmail Kahraman’a oy verebilir, çünkü Bahçeli MHP’yle AKP arasındaki farkları alabildiğine sıfırlamaya doğru gidiyor. Dolayısıyla Bahçeli MHP’lileri bir anlamda AKP’li olmaya ve Erdoğancı olmaya teşvik ediyor — dolaylı olarak da olsa. Ve bu da tabii ki en çok Meral Akşener’in ve İyi Parti’nin işine yarayacaktır diye düşünüyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.