IH3-281955-1

Sam Heller: Suriye’deki Türk askeri varlığının geleceği

New York merkezli Century Foundation’dan  (Yüzyıl Vakfı) gazeteci Sam Heller, “Suriye Aynasında Türkiye” başlıklı uzun makalesinde Türkiye’nin İdlib’deki askeri varlığını mercek altına alıyor. Heller, mevcut durumun hem Türkiye, hem de İdlib sakinleri için sürdürülebilir olmadığı görüşünde. Heller’in analizini Işın Eliçin çevirdi.

Sam Heller
Sam Heller

Türk ordusunun muhaliflerin elindeki kuzeybatı Suriye’ye müdahalesinin üzerinden bir aydan uzun bir zaman geçti ve hâlâ Türkiye’nin Suriye’deki mevcudiyetinin nedeni konusunda netlik yok. Türk birlikleri İdlib eyaletine 12 Ekim’de, Astana’da Türkiye, Rusya ve İran’ın vardıkları anlaşma çerçevesinde “çatışmasızlık” bölgesi kurmak üzere girmişti. Fakat bölgeye konuşlandırılan bu birliklerin gerçek hedefi ve kapsamı bilinemediği gibi, Türkiye’nin varlığının İdlib ve sakinlerini nasıl koruyacağı da belirsizliğini koruyor.
Bu muğlaklık bir tercih olabilir, zira Türkiye’nin müdahalesi sorunlu ve siyasi olarak hazmı zor bir uzlaşmanın sonucunda gerçekleşti. Türkiye kendi çıkarlarını korumak ve İdlib sakinlerinin en azından bir bölümünün güvenliğini sağlamak için, belli ki İdlib’i kontrol eden, el Nusra’nın halefi, cihatçı grup Hayat Tahrir el Şam ile işbirliği yaptı.
Türkiye Tahrir el Şam’ı angaje ederek, işbirliği yapmayı reddeden El Kaide’nin şahinleri ile uluslararası cihatçıları temizlemeyi yahut da kendi çıkarlarını düşünüp, elinin altındaki en uygun yerel ortakla çalışmayı düşünmüş olabilir. Her halükarda Türkiye uluslararası pozisyonu ile kumar oynuyor

Türkiye ile Tahrir el Şam arasındaki koordinasyon

İdlib’in 2 milyonu aşkın nüfusunun kaderi, bölgeden binlerce kilometre uzakta, Cenevre’de yeni tur BM barış görüşmelerinde alınacak kararlarla şekillenecek. Türkiye’nin Suriye’de konuşlanması, hem operasyonun düşük başarı şansı yüzünden hem de Türkiye’nin itibarı bakımından riskli. Milyonlarca sivili içine çekebilecek İdlib için verilecek bir savaşı önlemenin tek yolu da bu olabilir.
Türkiye, askeri operasyon düzenlenmesi halinde topraklarına doğru başlaması muhtemel bir mülteci akınını ve Kürtlerin olası toprak kazanımını engellemek için askerlerini İdlib’de konuşlandırdı. Fakat Tahrir el Şam bu planın neresinde duruyor belli değil. Başlangıçta Türkiye’nin vekil muhalif güçlerini Tahrir el Şam’a saldırmak için hazırladığına dair spekülasyonlar yapılıyordu. Ama Türkiye’nin müdahalesinden hemen önce Tahrir El Şam İdlib’e kendi aleyhine girmeye çalışacak bütün grupları tehdit ederken, Türkiye’yi hedef almadığı görüldü. Türkiye de İdlib’e muharebe amaçlı girmediğini duyurdu.
Türkiye keşif gücünü bölgeye 8 Ekim’de yolladı, kalan birlikler de Hayat Tahrir El Şam’ın korumasında 12 Ekim’de girdiler. Türk birlikleri Kürtlerin Afrin kantonunun hemen altında Halep kırsalına yerleştiler ve o günden bugüne de besbelli Tahrir el Şam’la koordineli bir şekilde Afrin’in köşesine kadar ilerlediler. Daha da doğuya yönelmeleri ise Afrin hattında o bölgeyi kontrol eden Nureddin el Zengi Tugayları nedeniyle zora girdi.
Kuzeybatı Suriye, şimdilerde Hayat Tahrir El Şam tarafından kontrol edildikleri anlaşılan bir dizi yeni, görece bağımsız gruplarca yönetiliyor. Hayat Tahrir El Şam’ın siyasi iktidar projesi olan “Selamet Hükümeti”, görece kapsayıcı bir ulusal diyalog içeren, yetkinin yerele devredildiği minyatür bir modelde kurulmuş görünüyor. Temas kurduğum kaynaklarım, yerel hizmetler için daha önce kurulmuş olan yapıların ise özerk bir şekilde işlemeye devam ettiğini söylüyorlar.
İçinde bazı eski Geçici Hükümet üyelerini de barındıran bu Selamet Hükümeti, aslında Geçici Hükümet projesine karşı oluşturulmuş bir yapı ve kuruluşundan önce de Türk hükümeti –dostane Türk medyası aracılığıyla- böyle bir sivil hükümet projesini desteklediğinin sinyallerini vermişti.

Colani ve arkadaşlarının pragmatizmi

Hayat Tahrir el-Şam Türkiye’nin müdahalesine dair resmi bir gerekçe açıklamadı. Yine de grubun önde gelen isimlerinden bazıları, Türkiye’nin sınırlı varlığının hoş olmasa da Tahrir el Şam’ın sivil yönetiminin korunması için gerekli olduğuna dair beyanlarda bulundular. Türkiye’nin varlığı şu iki koşulla kabul ediliyordu: Türk yetkililerin değil Tahrir el Şam’ın anladığı şekliyle Şeriat geçerli olacak ve Suriye rejimine karşı cihat sürecek.
Benim anlayabildiğim kadarıyla Türkiye, Tahrir el Şam’ı dışarıdan içeriye doğru değil de içeriden dışarıya doğru dönüştürmeyi hedefliyor. Yani önce grubun dış çeperindekileri, marjinalleri ayırıp Türkiye liderliğinde bir anti-Tahrir el Şam projesine katmaya çalışmak yerine; doğrudan çekirdekle, Ebu Muhammed el Colani’nin çevresinde toplanan çoğu Suriyeli olan örgüt liderliği ile ilişki kuruyor. Colani ve arkadaşları esnek ve pragmatik insanlar olarak tanınıyorlar. Türkiye de belki örgüt içinde çatlaklar, bölünmeler yaratmaya çalışıyordur.
Hayat Tahrir el Şam’ın Türkiye ile dirsek teması, grubun El Kaide’ye bağlı eski liderleri ile giderek bozulmakta olan arasını iyice açmışa benziyor. 27 Kasım’da Tahrir el Şam Nusra Cephesi’nin eski dini liderlerinden biri dahil bir grup ayrılıkçıyı tutukladı. Bu arada son dönemde yabancı savaşçılar da dahil İdlib’deki Tahrir el Şam üyelerine suikastler de arttı.
Son tahlilde, Türkiye’nin müdahalesini El Kaide’ye karşı ama Tahrir el Şam’a karşı olmayan bir adım olarak yorumlamak mümkün. Fakat bu cihatçı grubu yukarıda bahsettiğim yöntemle nötralize etmeyi planlıyorsa, bu tür bir girişimin başarılı olduğu da bugüne dek görülmüş şey değil. Bazı aşırılıkçılar gruptan ayrılmış bile olsalar, ne Türkiye ne de Tahrir’in uzlaşmaya yanaşmayanları sahneden tasfiye ettiklerini görmüyoruz; dolayısıyla pekala Suriye’nin kuzeybatısındaki karanlık cihatçı havuzunda yüzüyor olabilirler. Üstelik Tahrir el Şam’ın El Kaide’den boşanması, aşırılıkçıların ayrışması bağlamında sandığımızdan daha az önemli olabilir. Yani belki de İdlib’de, El Kaide ve Tahrir el Şam ya da uzlaşılabilir cihatçı ve uzlaşılamaz cihatçı arasında kesin ayrımlar yapmak mümkün değildir artık. Buradaki muhalif grupları ayırmak için nüans kalmamış olabilir.

Türkiye İdlib’i kurtarabilir mi?

Türkiye İdlib’i kurtarabilir mi? Bu sorunun yanıtı iki önemli soruyla ilişkili. İlki, Türkiye’nin müdahalesinin kapsamı nedir? Şimdilik Afrin sınırına gönderilen birlikler Türkiye’nin temel çıkarlarını korumaya yetmiş görünüyor. Ama Türkiye İdlib’i gerçekten çöküşten kurtarmak isterse, daha güneye, Tahrir el Şam ile Suriye ordusu arasına daha fazla birlik göndermesi ve kalıcı bir ateşkes sağlayabilmesi gerekecek. Bunu yapabilmek içinse İran ve Rusya ile anlaşması lazım. Onlar karşılığında ne isterler, tahmin etmek güç. Türkiye’nin Tahrir el Şam ile de anlaşması gerekir. Ama Türkiye’nin müdahalesi Kürtlere karşı Afrin tarafıyla sınırlı kalacak diyen örgüt liderlerini, böyle bir anlaşma yalancı durumuna sokacaktır. Üstelik söz konusu ateşkes Tahrir el Şam’ın varlık sebebi “Suriye rejimine karşı cihat”a da ters.
İkinci olarak, uluslararası aktörler Tahrir el Şam’ın kontrolündeki bir İdlib’de kalıcı bir Türk korumasını kabul ederler mi? İran ve Rusya, Türkiye bunda diretirse, Türk askerine silah doğrultmak istemeyeceklerdir ama yine de Suriye rejimini kontrol edebilmek için bile olsa bu ülkelerin onayını alması şart.
Diğer uluslararası aktörler belli ölçüde El Kaide ile Hayat el Tahrir el Şam arasındaki ayrıma razı gelebilirler ama yakın bir zamana kadar El Kiade’nin Suriye kolu El Nusra’nın lideri olan Colani’nin artık “ılımlı” olduğundan şüphe etmekte ısrarcı olmakta haksız sayılmazlar.
ABD Tahir el Şam’ı El Kaide’nin devamı sayıyor ama kuzeybatı Suriye’nin de Amerika’nın değil Rusya’nın nüfuz alanı olduğu anlaşılıyor. Suriye ordusunun bölgeye saldırması bir felakete yol açacak olsa da, Rusya ve İran’ın Türkiye’nin müdahale için ileri süreceği insani gerekçeleri çok önemseyeceğini sanmam. Buna karşılık daha pragmatik argümanları kabullenebilirler. İdlib’in Esad’ın kontrolüne geçmesini tercih etseler de burada sürdürülebilir bir yönetim oluşturması, kalıcı olması güç olabilir. Daha önce Esad yerleşimleri geri aldıkça, rejimin yönetimi altında yaşamak istemeyen siviller ve milisler hep İdlib’e gönderilmişti. Bu kez onları gönderecek bir yer yok artık. Ayrıca Humus’un doğusundaki Karyatein kasabası örneğinde olduğu gibi, yerel halkın da rejime onları yeğlemesi nedeniyle, IŞİD’in denetimi yeniden ele geçirmesi de olası. Dolayısıyla Rusya ve İran, İdlib sorununu Türkiye’nin meselesi olarak görmeye ikna edilebilir.
Yine de bu argümanın, en başta da Esad tarafından kabul edileceğini sanmam. Esad en başından beri Suriye’nin en ufak parçasını vermeye karşı çıktı. Bundan sonra da farklı davranması için sebep yok.

En acayip seçenekler

Nihayetinde, Türkiye’nin İdlib’de kalıcı olmasına diğer aktörlerin sıcak bakacağını sanmıyorum. Türkiye’nin de diğer aktörlere rağmen daha ileriye gitmesini beklemiyorum. Fakat İdlib’ten umudu kesip, Esad ve müttefikleri buraya girdiğinde sakinlerinin büyük çoğunluğunun Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmasından başka bir seçenek de göremiyorum.
Suriye’nin cihatçılarla dolu kuzeybatısı kötü bir sona doğru ilerliyor. Şoke edici boyutlarda şiddet yaşanacak olması olasılığı, uluslarası siyaseti harekete geçirmeli ve askeri müdahalenin önünü açmalıydı. Normal koşullarda ise, İdlib’deki varlığı yüzünden Türkiye’nin çizgiyi aştığı söylenebilirdi. Ama şu aşamada kala kala elde geriye en acayip seçenekler kalmış görünüyor.