Trump-signs-Jerusalem-Getty

Halbuki Trump’ı çok sevmişlerdi: Kudüs kararının Ankara’da yarattığı yeni hayal kırıklığı

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. ABD Başkanı Donald Trump dün İsrail’deki Amerikan Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararını açıkladı. Bu aslında Trump’ın seçim vaatlerinden birisiydi. Hatta gelir gelmez, yemin töreninin hemen ardından bunu hayata geçireceği bile söylenmişti. Ama bir şekilde Amerika’daki devlet yapısı ona izin vermedi ya da onu ikna etti. Ama sonuçta altı ay sonra Trump bu kararını uyguladı. Dün yaptığı açıklamayla çok net bir şekilde gördük; İsrail’e çok büyük övgüler sıraladıktan sonra bunun aslında barış sürecini olumsuz etkilemeyeceği, tam tersi olacağı şeklinde birtakım şeyler söyledi.

Hillary yerine Trump tercihi

Şimdi bu kısma daha sonra gelmek üzere, Trump’ın bu kararının nelere yol açabileceği meselesine gelmeden önce, olaya Türkiye açısından bakmak istiyorum. Zaten başlığa da bunu çıkarttım, Trump’ı çok sevmişlerdi halbuki. Kim bunlar? Tabii siyasî iktidar ve siyasî iktidara destek veren çevreler Trump’ın Hillary Clinton’ın yerine çok ideal bir isim olacağını düşündüler. Bunun öncelikli nedenlerinden birisi, Obama yönetiminin –ki Hillary Clinton onun devamı olacaktı– Suriye’de YPG/PYD’yle işbirliği içerisinde olmasıydı öncelikle. Trump’la bunun bozulacağını düşündüler. Fethullah Gülen’in iadesi meselesinde adım atılabileceğini düşündüler. Ama her şeyin ötesinde Trump’ın Amerikan derin devleti ya da Amerikan müesses nizamının dışında bir kişi olduğu ve birebir ilişkilerle, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birebir ilişki kurarak Trump’la kişisel bir ilişki geliştirebileceği düşüncesi hâkimdi. Böyle bir beklenti vardı.
Yani şöyle bir yaklaşım var: Amerika’da bir müesses nizam var, Amerikan deyimiyle establishment. Bu yapıyla Türkiye’nin çıkarları örtüşmüyor, çok sık sorun çıkıyor. Ama Trump bu yapıyla mücadele etme iddiasındaki birisi ve biz de onunla pekâlâ bazı konuları, o Amerika’daki müesses nizama rağmen, hatta Trump’la birlikte onlarla mücadele ederek halledebiliriz gibi fazlasıyla naif bir yaklaşıma sahiptiler.

Müslümanlara seyahat yasağına tepkisizlik

Bu yaklaşımın gereği olarak da Trump’ın gelir gelmez yaptığı ilk ciddi uygulama, yapmaya çalıştığı ve uzun bir süre engellenen Müslümanlara seyahat yasağı, bazı İslam ülkelerinden gelecek olan kişilerin ülkeye girişini engellemesi –ki tamamen İslam karşıtı, Müslüman karşıtı bir politika olduğu belliydi–, buna karşı hiç ses çıkmadı Türkiye’de, Ankara’dan. Çok cılız sesler çıktı. Normal şartlarda bunun binde birini Avrupa’da, diyelim ki bir zamanlar düşman muamelesi gören Hollanda, Avusturya, Almanya yapmış olsaydı herhalde kıyamet kopardı. Ama Trump’ın İslam karşıtlığını bu kadar açık, net, fütursuzca gösterdiği bu olaya sessiz kalındı. Ve bunun bir şekilde hallolacağı düşünüldü. Ve bu arada tabii birçok konuda Trump yönetimiyle temaslar kuruldu.
Öncelik tabii ki YPG/PYD’yle Suriye’de kurulan, bir nevi stratejik hâl alan ilişkinin dondurulması, iptali, özellikle de silah sevkiyatının durdurulmasıydı. Bu olmadı. Tam tersi oldu. Bayağı bir sistemli bir şekilde artarak devam etti. Bunu gördük. Bir hezimet yaşandı bu noktada. Fethullah Gülen konusunda hemen hemen hiçbir şey olmadı. Olacağa da pek benzemiyor. Ve Reza Zarrab olayında da herhangi bir şekilde müdahalesi olmadı ya da olamadı. İstese de müdahale edebileceği bir yapı yok ABD’de. Yargı süreçlerine müdahale etme imkânı bu anlamda yok. Tam bir hayal kırıklığı oldu.
Halbuki Hillary Clinton seçilmiş olsa bir geleneğin devamı gelecekti ve Türkiye en azından sınırlarını bildiği bir başkanla bence çok daha verimli, makul, rasyonel bir ilişki kurabilirdi. Çünkü Hillary Clinton’ın çizgisi belli. Demokrat Partili başkanların yaklaşımı belli. Türkiye bunların bazılarından rahatsız olsa da bazılarından da memnun olduğunu biliyoruz. Bill Clinton’la ve Obama’yla değişik dönemlerde, değişik konularda olumlu ilişkiler kurulabildiğini görüyoruz. Olumsuzluklar da oldu, ama Clinton’la en azından nasıl yapılabileceği bir çerçevede anlaşılabilirdi.

Yanlış Trump hesapları

Ama Trump’ın o kestirilemezliği, Ankara tarafından Türkiye’nin lehine bir durummuş gibi algılandı. Yani bu öngörülemez birisi, ne yapacağı belli olmayan birisi. “Pekâlâ biz bu kişiyle birçok konuda anlaşabiliriz, var olan yapının dışında bizimle birtakım ilişkiler geliştirebilir” düşüncesi hiçbir şekilde gerçekleşmedi. Dünyanın değişik yerlerinden liderlerle yaptığı görüşmelerde Trump’ın her görüştüğü kişiye bol bol vaatlerde bulunduğu, onları pohpohladığı biliniyor. Ama bunların reel-politikte pek bir karşılığı olmuyor. Çünkü onun vaatlerinin, sözlerinin ABD Savunma Bakanlığı’ndan, Dışişleri Bakanlığı’ndan ya da başka birimlerinden geçmesi, hele hukuku ilgilendiren konularsa adalet sisteminden geçmesi çok zor, hatta imkânsız olabiliyor. Dolayısıyla Trump’a yönelik yatırım çok büyük bir fiyasko oldu. Aslında Türkiye’de AKP iktidarının dış politikada son dönemde iyice netleşen vizyonsuzluğu ya da yanlış vizyonu, hatalı bakışı, dış politikadaki yanlış vizyonun en açık kanıtıdır Trump meselesi, Trump tercihi. Ve en son Kudüs’le de bunu gördük.
Şimdi bakıyoruz, Kudüs konusunda en sert çıkışı dünyada yapan birkaç yer var. Bunlardan birisi Türkiye, birisi İran, birisi de Filistinlilerin kendileri. Onun dışında çok sayıda İslam ülkesinden ve Batı ülkesinden tepki geliyor. Ama bu tepkilerin çoğu diplomatik bir dille oluyor. Ama Türkiye daha ilk andan itibaren, karar açıklanmadan önce, bir kırmızı çizgi olarak bunu belirtti. Önce belirtti, bugün de Cumhurbaşkanı Erdoğan Yunanistan’a giderken yaptığı açıklamada yine bu konuya değindi. Ama dikkat edilirse Trump’a karşı yaptığı çıkış bayağı makul. Daha doğrusu şöyle söyleyelim: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başka konularda başka kişilere yaptığı, başka devlet yöneticilerine yaptığı çıkışlarla kıyaslandığında yumuşak. Yani değişik tarihlerde Almanya’ya, Hollanda’ya, Avusturya’ya, Irak’a yönelik yaptığı çıkışlarda — ki orada yaşanan krizler Kudüs olayının tırnağı bile olamaz… Trump’a yönelik bugün söyledikleri çok büyük meydan okuma değil. İlk yaptığı açıklamada da zaten dikkat ederseniz şunu söylemişti: “Eğer böyle bir adım atılırsa İsrail’le ilişkileri yeniden kesebiliriz”. Yani İsrail’in Kudüs’ü başkent tanıması diye bir olay zaten bugünün olayı değil. Zaten yıllardır İsrail için böyle bir şey var. Siz de zaten bunu bilerek İsrail’le bir ilişki kuruyorsunuz. Burada yeni olan mesele ABD’nin Kongre’sinin yıllar önce aldığı bir kararın yıllar sonra bir başkan tarafından pratiğe geçirilmesi. Yani öfkelenecek birisi varsa ABD ve onun başkanı. Ama siz ona kızıp İsrail’le ilişkileri yeniden dondurma, iptal etme gibi bir kart ortaya atıyorsunuz. Bu da şunu net bir şekilde gösteriyor ki, Türkiye’nin bu konuda eli hiç de güçlü değil. Hele muhatap Trump’sa, ABD ise, iç politikaya yönelik bir Amerikan karşıtlığını bir yandan güçlü bir şekilde kullanmak mümkün. Ama dış politikada baktığımız zaman çok fazla yapacak bir şey yok.

Trump kötü birisi olduğu için bunu yaptı

Türkiye ne yapabilir? Cumhurbaşkanı bugün İslam Konferansı Örgütü’nün dönem başkanı olarak birtakım inisiyatifler aldıklarını söyledi. Değişik liderlerle görüşmeye –ki bunlara Papa’nın da dahil olduğunu söyledi– çalıştığını, görüşmeler yaptığını söyledi. Ama buradan bir şey çıkacak mı? Çıkması mümkün değil. Zaten şu âna kadar hiçbir ülkenin büyükelçiliği Kudüs’te değil. Sadece ABD’nin büyükelçiliği Kudüs’te. En fazla yapılabilecek olan herhalde şudur: ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e naklinin –ki bir süre alacağı bekleniyor, en aşağı bir altı ay falan deniyor– geciktirilmesi olabilir. Ya da bir başka hususta, başka ülkelerin buraya, ABD’yi örnek alıp başka ülkelerin de büyükelçiliklerini Kudüs’e taşımasını engelleme yolunda çabalar olabilir. Ama bunun dışında Trump’ı bu kararından caydırabilecek bir gücü ne Türkiye’nin, ne onun dönem başkanlığı yaptığı İslam Konferansı Örgütü’nün, ne de bu kararı değişik dozlarda eleştiren diğer ülkelerin böyle bir gücü yok.
Trump bunu yaptı. Trump bunu niye yaptı? Çok açık. Trump öngörülemez birisi. Aslında öngörülebilir bir öngörülemez birisi. Yanlış birisi, kötü birisi. Bu çok net. İslam’la ve Müslümanlarla olan ilişkisi de belli birisi. Bunu gizlemeyen birisi. Daha yakın bir zamanda İngiltere’de faşist bir kadın politikacının Twitter’da paylaştığı İslam ve Müslümanlar karşıtı üç videoyu retweet eden, sabah kalkar kalkmaz yaptığı ilk iş bu olan bir başkandan bahsediyoruz. Öyle ki kadın siyasetçi de neye uğradığını şaşırmış ve kendisine nasıl teşekkür edeceğini bilememişti. Buradan İngiltere’deki sağcı hükümetle bile sorun yaşayabildi Trump. Böyle birisi. Onun için gerçekten çok ilginç bir şekilde İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğu zaman bir anlamda, olumsuz anlamda akan sular duran birisi. Buradaki mesele zaten bu. Bu kadar net bir şekilde pozisyonunu gizlemeyen birisinin, siyasetini İslamî söylemler üzerine inşa etme iddiasındaki bir siyasî iktidar tarafından çalışılabilir, beraber iş yapılabilir, tercih edilmesi gereken kişi olarak görülmesi çok büyük bir yanlıştı. Şimdi de bu yanlışın bir fiyasko olarak görülmesinin engellenmesi için Trump’ın Kudüs adımı konusunda aslında çok da sert olmayan, ölçülü bir tepki veriliyor.

Batı karşıtlığı ve radikalizm güçlenecek

Buradan çok fazla bir şey çıkacağını açıkçası çok sanmıyorum. Gösteriler olacaktır. Filistinliler yine büyük ölçüde yalnız ve çaresiz bir şekilde seslerini çıkarmaya çalışacaklardır. Yarın özellikle Cuma namazında Kudüs’te Mescid-i Aksa yine dünyanın gözü önünde olacaktır. Ama buradan bir şey çıkması mümkün gözükmüyor.
Kaldı ki Trump, damadı Kushner üzerinden Suudi Arabistan, Mısır gibi ülkeleri katarak Filistin konusuna yeni bir çözüm hazırlığı içerisinde. Kudüs’ün resmen Trump tarafından başkent olarak tanınmasıyla beraber bu planın bile iyice riske girdiği söyleniyor. Ama zaten bu planın sızdığı kadarıyla çok da fazla sorun çözebilme imkânı gözükmüyordu. Diyelim ki o planda bir ısrar olacak. Ama şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz: Kısa vadede buradan bir sonuç almanın, hatta hiçbir vadede buradan bir sonuç almanın imkânı yok. Ama bu olay, Kudüs meselesi çok ciddi bir şekilde İslam dünyasında zaten var olan Batı karşıtlığını ve radikalizmi alabildiğine güçlendirecektir. Irak’ta ve Suriye’de IŞİD’in elindeki topraklar büyük ölçüde alındı ama IŞİD tabii ki bitmedi. Bu adımla bütün bu yapılan çabaların, mücadelelerin vs.’lerin üzerine bir nevi sünger çekmiş oluyorsunuz. Çünkü bu tür adımlar, Müslümanların tercihlerini, beklentilerini hiçbir şekilde önemsemeyen adımlar, İslam dünyasında bu radikal cihadcı örgütlerin en çok ihtiyacı olan öfkeyi, yalnızlık duygusunu, çaresizlik duygusunu güçlendiriyor. Ve radikalizmi alabildiğine güçlendiriyor.

İran’ın Kudüs dışında her yerde olan Kudüs Ordusu

Buradan bir başka açıdan İran öne çıkacaktır. İran öteden beri İsrail konusundaki pozisyonu belli olan bir ülke. Ve Trump’ın IŞİD’den sonra bölgedeki en önemli hedefi olacağını biliyoruz. Ama Trump Kudüs adımıyla İran’ın eline çok ciddi bir koz veriyor. İran bunu ne derece kullanacaktır, bunu kestirmek çok mümkün değil. Ama her halükârda bu adımın İran’ın lehine olacağını söylemek lazım.
Burada İran’la ilgili bir not düşmek istiyorum. Son dönemde gerek Suriye, gerek Irak söz konusu olduğunda en çok karşımıza çıkan figürlerden birisi Kasım Süleymani adındaki Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü komutanı. Ne yapıyor Kasım Süleymani? Irak’ta ve Suriye’de rejimlerin, orada özellikle IŞİD vb. yapılara karşı mücadelelerine çok ciddi, aktif bir şekilde destek veriyor. Kendisi stratejik olarak katkıda bulunuyor; ama daha önemlisi oraya değişik yerlerden savaşçı taşıyor. Silah taşıyor. Yani Kudüs Ordusu’nu Irak’ta ve Suriye’de görüyoruz, çok faaller ve bayağı da kendilerince belli başarılar da elde ettiler. Halbuki bu, orada zamanında Ayetullah Humeyni tarafından Devrim Muhafızları içerisinde Kudüs’ün kurtarılması konseptiyle kurdurulmuş bir orduydu. Ve içinde değişik İslam ülkelerinden gönüllülerin olması düşünülen bir orduydu. Ama şunu görüyoruz: Bu ordu, Kudüs ordusu, İran’da Kudüs’ü kurtarma gibi bir misyonla inşa edilmiş ve bayağı da imkânları olan bu ordu, Kudüs dışında neredeyse dünyanın her yerinde aktif bir şekilde varlığını sürdürüyor. Yani Kudüs’ün böyle bir kullanışlılığı var. Kudüs üzerine yaptığınız bir örgütlenmeyle Irak’ta, Suriye’deki nüfuzunuzu genişletebiliyorsunuz.
Kudüs meselesi ne oluyor? Birçok İslamî hareketin söyleminde önemli bir malzemeydi. Son dönemlerde unutulmaya yüz tutmuştu. Şimdi tekrar ısındı. Ve Türkiye’de de ne olacak? Şu son dönemde özellikle Amerika’da yaşanan davayla vs.’yle, yolsuzluk iddialarıyla, şunlarla bunlarla belli sıkıntılar yaşayan siyasî iktidar için de bir nefes alma imkânı, gündemi değiştirme imkânı sağlayabilir. Ancak bunun çok da fazla abartılacağını sanmıyorum. Çünkü çok hassas bir konu. Burada çok radikal bir karşı duruş sergilenirse, hatırlayın, Mavi Marmara olayında yaşandığı gibi protestolar, devletin açık desteğiyle yapılan, binlerce insanın katıldığı çok etkili gösteriler vs.’ler olursa işin rengi, özellikle Washington’la ilişkilerde işin rengi bayağı bir değişebilir. Dolayısıyla bu kadar olağanüstü büyük bir protesto açıkçası çok fazla beklemiyorum. Tabii şu ihtimali unutmamak lazım: Filistinliler kendileri bu olaya karşı gösterecekleri tepki sonucunda Filistin topraklarında yaşanabilecek birtakım yeni gerginlikler belki bazı şeylerin hacmini genişletebilir. Ancak Türkiye’de, AKP iktidarının özellikle son yıllarında bağımsız bir İslamî hareket falan kalmadı. Belki bir avuç insan siyasî iktidara rağmen, hükümete ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a rağmen Kudüs konusunda bağımsız inisiyatif almaya çalışabilir. Ama bunun çok fazla etkili olacağını sanmıyorum. Gösterinin etkili olabilmesi için hükümetin açık bir desteği ve teşviki olması lazım. Açıkçası bunu çok fazla beklemiyorum. Belli ölçülerde denetimli birtakım protestolarla yetinileceğini tahmin ediyorum. Çünkü ABD’yle, dün İsrail’le yaşandığı gibi bir kopuşa gidebilecek bir meydan okuma çok gerçekçi olmayacaktır. Zaten bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklama da bunun işaretlerini bize çok ciddi bir şekilde veriyor.

Bu da İslam dünyasına ders olsun

Evet, ne dedik? Halbuki Trump’ı çok sevmişlerdi. Çok büyük yanlış yapmışlardı. Trump sevilebilecek birisi değildi. İlk andan itibaren sevilecek birisi değildi. Sevilmeyeceği belli olan birisiyle, sevilmesi zor olan, imkânsız olan birisiyle sırf birtakım çıkarlar üzerinden hesaplar yapılarak iyi geçinmeye çalışıldığı zaman da böyle hayal kırıklıkları, hezimetler kapınızda oluyor ve peş peşe geliyor. Kudüs meselesi tarifi zor bir hezimet aslında. Tüm dünyadaki İslamî hareketler için ve İslam ülkeleri için, Müslümanlar için. Yıllarca en güçsüz hâliyle, Amerikan başkanlarının büyükelçiliği taşımasını engelleyebilmiş bir irade vardı. Bu sadece Amerikan başkanlarının kişisel tercihleriyle oluşan bir şey değildi. İslam dünyasında var olan atmosferle ilgisi olan bir şeydi. Artık öyle bir atmosfer kalmadı ki, Trump da bunu çok rahat bir şekilde hayata geçirdi. Bu da herkese ders olsun diyelim. Ama İslam dünyası zaten ders almaktan ders vermeye gelme şansına galiba hiçbir zaman sahip olamayacak.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.