Screenshot_4

Devlet Bahçeli’nin tercihi: Kemal Can ile söyleşi

 

Kemal Can ile “Bahçeli’nin tercihi” başlıklı söyleşinin tam metni.

Yayına hazırlayan Sahra Atila.

Medyascope TV özel yayından merhaba. Bu özel yayında MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dün basın toplasında deklere ettiği 2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleme kararını konuşacağız. Konuşacağımız kişi ise Kemal Can. Kemal Can’ı biraz anlatmak gerekirse Devlet, Ocak, Dergah kitabı yazmışlardı Tanıl Bıra ile. 1970’lerden 1990’lara kadar MHP ve ülkücü hareketin tarihi vardı burada. Ardından Devlet ve Kuzgun’da ise 90’lardan 2000’lerin başına kadar MHP tarihi vardı. Dolayısıyla Kemal Can’a 8 Ocak 2018’in yine bu hareketin bir kırılma noktası olup olmadığını soracağız. Ayrıca Devlet Bahçeli’nin neden böyle bir destek verdiğini konuşacağız. Hoş geldiniz Kemal Can. Öncelikle neden Devlet Bahçeli böyle bir açıklama yaptı?

 Kemal Can: Şimdi ne yaptığı ve ne söylediği ile bunu nasıl gerekçelendirdiği beraber düşünürsek şöyle bir şey aslında. Bahçeli bir biçimde, bir süredir önemli iç güç odaklarının da mutabakatıyla Erdoğan’ın kişiselleşmiş iktidarını koruma üzerine kurulan yeni güç koalisyonun bir parçası olduğunu tescil etti. “Ben buradayım, pozisyon olarak burada kararlı biçimde duracağım.” İsmi ile musaba bir görev tarif ediyor kendine.

Burada hemen araya gireceğim. Bir koalisyon mudur yoksa ilhak mıdır? Bu da tartışmalı.

 Can: Bu çok tartışılan bir durum komple teorileri var. Ama sonuçta Erdoğan’ın çeşitli ittifak imkanlarını iktidarın başında itibaren değiştirerek, bazen ağırlıklarını değiştirerek, tamamen kombinasyonlarını değiştirerek hep buna bir koalisyon da diyebiliriz, iş birliği alanı da diyebiliriz, bir ittifak zemini de diyebilir. Ama orada farklı gerekçelerde bulunan unsurlar hep oldu. Daha önce nasıl cemaat bu denklemin içinde bir parça ise, bugün nasıl Kemalizm açılımı meselesi başka bir ulusalcı zümreyi o koalisyona dahil edildiyse, nasıl milliyetçilik önceden bunun dışında ve karşıtı konumlanmışken son üç yıldır çok açık bir ideolojik hat olarak buna eklemlenmişse bunun tabii ki perde arkası, nitelemeleri, orada ki oluşan komple teorilerinde tanımlama değişebilir ama Bahçeli, şunu söylüyor, bu her ne ise ister bir koalisyon, ister devlet için bir araya gelmiş güçlerin müttefikliği isterse başka bir şey. “Ben bunun bir parçasıyım ve ben burada pozisyon alamaya devam edeceğim” deklarasyonunu yapıyor. Bunu üstelik retorik düzeyinde şöyle diyor; bunun bir devlet görevi olduğu imasında bulunarak bunu yapıyor. İkinci tarafı ise, zaten fiili olarak yapmakta olanın kendi dilinde söylediği biçimde ahlaken ve resmen tescil edilmesini istiyor. “Ben zaten bunu yapıyorum, yapmaya devam edeceğim hatta seçimden sonra da devam edeceğim bunu resmileştirelim ben bu taahhüdün altına giriyorum bununda karşılığında tescilini bekliyorum” demiş oluyor bu çıkışıyla, zamanlaması itibariyle de. Yine hadisenin zamanlaması erken seçimle de ilişkilendiriliyor ama bir tarafı var, çok net biçimde 2018’de MHP kongresini yapacak. Bütün bu çalkantılar, İyi Parti’nin kopması filan. O kongreye de bu tescil ile dahil olmak ve çıkmak istiyor. Kendi siyasi partisinin hem geleneksel o partinin o genel başkanı olarak siyasi varlığını da korumak için ihtiyaç duyduğu desteği bir ricayla, bir pazarlıkla değil açık iş birliği ile tescil ettirmek istiyor. Bir mahkumiyet ilişkisini kendisi için daha anlaşılır bir şeye çevirmek istiyor. Bunun politik gerekçelerin de ise şöyle bir şey var. Aslında bunu bir kaç kez kendisi de dile getirdi bu klasik sağ, sol blok dengesi içerisinde sosyolojik olarak blok tercihinin böyle olmasının bir zorunluluk olduğuna inanıyor. Bu zorlanabilir bir şey değil yani Kılıçdaroğlu’nun 7 Haziran’da söylediği diğer blok önerisinin sosyolojik olmadığını düşünüyor. Yani MHP’nin yerinin ya da milliyetçilerin yerinin eğer böyle bir bloklaşma varsa bu kimlik hattında Türkiye siyasi pozisyon alıyorsa zorunlu olarak iktidar tarafında olduğuna inanıyor. Burada geçici bir takım pozisyon ve güç kayıplarına uğrasa bile orta ve uzun vadede bunun bir mecburiyet olduğuna inanıyor. Blok değiştirme tercihinin mümkün olmadığını düşünüyor. Bunu bir kaç kez ifade etti. Gerçekten de böyle pozisyon alıyor. Onun dışında çok temel bir şey partisin de yaşanan son kayıpların bu mevcut tercih ile olabildiğince olduğunu ama bu resmi iktidar tescili ile bunu nispeten durdurup belki de bir konsültasyon ve iktidar nimetlerinin açık vaadini taban için bir toparlama olarak kullanabileceğini düşünüyor ve hesaplıyor. Neredeyse bunu 7 Haziran’dan kritik dönemeçlerde hep erken hamleler ile bu kilit rolünü işaret ederek sonuç almayı becerdi ve yine böyle davranarak avantajlı kendi gücünün üzerinde bir etki üretecek bir siyasi pozisyon elde edeceğini düşünüyor. Son olarak da kendisinin mecburiyeti kadar iktidarın ve Erdoğan’ın da MHP’nin ne kadar küçük olursa olsun., ne kadar erimiş olursa olsun desteğine büyük ihtiyacı olduğunu biliyor ve bunu hatırlatarak pozisyonunu bu ittifak ve resmileştirecek iş birliğin de ya da koalisyon ile sağlamlaştırmak istiyor. Çok kabaca bütün arka plan tartışmalarıyla bunu bir siyasi kurnazlık olarak mı yapıyor yoksa zaten karşılıklı olarak herkesin kazandığı bir mutabakatta ki bir rol bölüşümü mü? Bu konuda çok tartışmalı bir arka plan var.

 Bu durumda genel konvansiyonel görüş MHP’nin aslında mecbur olduğu, oylarının erimekte olduğuna dair bir görüş var. Böyle yaparak kendisini daha da eritecek, daha da küçültecek AKP’nin içinde kaybolacak. Bu görüşlere katılıyor musunuz?

 Can: Şimdi tabii ki bunlar olasılığı olan şeyler ve bunları öngörenlerin koydukları argümanların boş olduğunu söyleyemeyiz. Şöyle bir cepheden bakınca ben buna bu kadar emin olmaktan imtina ediyorum. Neden? Bir, MHP’nin geleneği ve geçmiş siyasi deneyimlerindeki pozisyonu itibarıyla tersi örnekler mevcut en geriye gidersek 70’li yıllarda efsane lideri Türkeş’in başında olduğu MHP aslında hiç bir zaman yüzde 7’nin üzerinde oy almış bir parti değil. En kabadayı oy aldığı o dönemde, 70’lerde yüzde 7 civarında bir oyu var. Koalisyon ortağı olarak Milliyetçi Cephe’ler (MC) bildiğimiz MC’lerin içinde olan ve o zamanda orada etkili olan en küçük ortak. Hem Türkeş çok önemli bir aktördü hem MHP o dönemin siyasi gündemi içerisinde çok ağırlıklı bir rol oynuyordu. Hatta MC’lerin ortanca ortağından ki İslamcı hareketin MSP’si, Erbakan’ın ondan bile zaman zaman hem iktidarın politikalarında hem de siyasi etkinlikte daha belirleyici roller edinebiliyordu. Gelelim 90’larda yine Refah Partisi ile yapılan ittifak deneyimi var. Orada o ittifaka girmek ile bir türlü pazarlıkta iyi pazarlık yapamadığı için büyük şey kaybeden aslında ittifakın ekmeğini Refah Partisi yediği üzerine çok fazla şey var. Ama 90’lardaki milliyetçiliğin poplaştığı büyük çıkışında o dönemde siyasi ittifakının olsa meclise taşımış olmasının önemli bir etkisi olduğunu unutmamalıyız. Gelelim son dönemde ki konjonktüre. Hatırlayalım çözüm süreci sırasında AKP’liler o zaman ve onu destekleyen liberal çevrelerin MHP’nin fonksiyonsuz eriyip bitecek dediklerini, 7 Haziran’dan sonra yine muhalefetin MHP kendi ipini çekiyor referanduma “Evet” diyerek dediğini ve böyle gelen zincirler içerisinde herkesin MHP’ye bir ömür biçtiği, artık bittiğini söylediği şeyler yaşadık. Çoğunda o nihai durum oluşmadı bir biçimde Bahçeli hem genel başkan olarak pozisyonunu hem de partisinin siyasi rolünü sürdürmeyi becerdi. Bugün de çok tabi olarak bir pozisyon alıyor gibi gözükse bile aslında hemen bu pozisyonu alır almaz saraya davette gördüğümüz gibi aslında denklik kuran yani kendinden oldukça büyük bir siyasi aktörün daha güçlü bir aktörle denklendiği bir pozisyon da üretebildiğini de görüyoruz bunun için bu kadar kolay biçimde bu pozisyonun otomatik olarak bir finali işaret ettiğini söylemek için erken. MHP’nin ve diğer partilerin -buna AKP’de dahil- akıbetini hamleler filan değil eğer bir takım partiler siyasi varlığını, ömrünü tamamlayacaksa burada MHP ne tek olur ne de ilk olur diye düşünüyorum. Çünkü yeni sistem siyasi partiler sistemini kökten değiştiren bir sistem ona geçilip geçilmeyeceği ve onunu nasıl yerleşeceğini meseleler belirleyecek siyasi hatların geleceğini.

Peki Devlet Bahçeli’nin Erdoğan’ı destekleme gerekçeleri arasında dile getirdiği ülke bekası risk altında söylemi ona gönül verenleri ikna eden bir söylem mi?

 Can: Kısmen. Şunu biliyor bu referandum sürecin de çok ikna edici olarak kullanılmadı. MHP seçmeninin belki 4’de 3’ü falan buna ikna olmadı daha doğrusu bu tehlike üzerinden kurulan şey değil de bu sistemin sıçratacak o slogan olan “Güçlü Türkiye’yi” ilişkin meseleye inanmadı ve referandum da “hayır” oyu verdiler. Fakat referandum da “hayır” oyu verirken referandum arasında yapılan araştırmalar ve sonrasında yapılan araştırmalar gösteriyor ki “hayır” vermesine rağmen partisinde duran kesim az değil bir kısmı daha sonra İyi Parti ile birlikte biliyoruz ki koptu. Ama şu anda MHP’ye oy vermeyi kitlenin -yine yapılan araştırma sonuçlarına göre- önemli bir kısmı bu dışardan gelen tehlike meselesine bir prim veriyor veya ortaya çıkabilecek iktidar değişimin yaratacağı riskin mevcut iktidar pozisyonunu yarattığı riskten az olduğuna henüz inanmış değil. Fakat şu andaki MHP’ye oy verecek kitlenin tamamı da Erdoğan’ı destekliyor değil hala İyi Parti’ye gitmemiş olanların bile içinde Erdoğan’a destek vermeyecek bir cep olduğu biliniyor. Dolayısıyla şöyle bir şey söyleyebiliriz; davranma ve tırnak içinde o dış tehdide karşı savunma hattında olma fikri ile, Erdoğan’ı destekleme fikri arasında bir açı var. MHP seçmeni açısından. Bu açıyı MHP’nin bu hamleleri, Bahçeli’nin bu hamleleri büyütür mü, küçültür mü? onu önümüzde ki dönemde göreceğiz.

Peki biraz erken değil mi 2019’a bir buçuk yıl kala bu desteği açıklamak için. Yoksa erken mi davranmak gerekiyordu?

 Can: Daha önceki örneklerde söylediğim gibi Bahçeli gücünün üstünde veya yüksek etkili süreçleri başlatma konusunda hep erken davranışlarla ilerledi. Hatırlayalım 7 Haziran seçimlerinin daha yeni sonuçları çıkmış “koalisyona girmiyoruz, onu flu görüyoruz” diye bir takım kapıları kapatıp çok erken bir şey başlattı. O pozisyonu erken alarak aslında yeni seçimin uzatmalar, görüşmeler koalisyon görüşmelerinin hepsini boşa çıkartan hamleyi yapmış oldu. En erken hamleyi yaparak aslında girilecek olan yolu da göstermiş oldu. Bu anlamda kendisi için mi yaptı, yoksa Erdoğan’ın mı elini rahatlattı? Tartışılır. Oradaki rolü neydi. Ama sonuçta süreci belirleyen adımlardan biriydi. Gelelim referandum sürecinde tırnak içinde tabii ki konuşulan bir süreçti ama ortada fol yok yumurta yokken bu fiili durum hukukileştirelim diye çıktı ve referandum süreci başladı. Yine aynı soruyu burada da sorabilir. Bu hamle kendisi için bir avantaj mı kullandı yoksa bunun ısıtılmasının koç başı başı olarak mı bu rolü üstlendi? Tartışılabilir, bununla ilgili spekülasyon yapılabilir. Baraj tartışmasını açarak meselesinin kapısını açan da yine erkenmiş daha seçim yasası değişikliklerini AKP hazırlığını yapmamış, kamuoyuna tartışmaya açmamışken birden bire baraj tartışmasını açtı. Ama baraj tartışmasında aslında gerçekte tartışma olduğunda açacak bir çıkış olduğunu kısa sürede anladık ve baraj tartışması hemen gündemden düştü hemen ittifak tartışmasına geçti. Ama bu tartışmayı açarak hem Erdoğan’ın AKP’lilere “size ne biz ittifak yapıyoruz” demesinin imkanını açtı hem de kendisinin birden bire eşit bir pozisyona getirdi. Şimdi de yine eğer 2019 yasası için fazla erken bir hamle. Ama demin saydığım nedenler ile hem kendisi için, hem 2018’deki kongresi hem bu işin fazla sürüncemede kalmadan kendisi için netleşmesi ve resmileşmesi ihtiyacı gibi nedenlerle erkene çekiyor olabilir. Bu erkenlik belki yeni bir erkenliği de çağırıyor olabilir. MHP ve AKP’nin de çok ihtimal dışı göstermeye çalıştığı bir seçim gündemini erkene taşıma kapısını da açabilir. Bunu spekülatif bir şey olarak söylüyorum, bilgi ile söylemiyorum. Genellikle Bahçeli’nin çıkışlarının çıkışın kendisi dışında bir kapıyı da yolu da açtığını veya bazen kapıyı kapattığını unutmamak lazım. Onun için erken çıkışın bir acelecinin ürünü mü, açılacak yeni bir kapını işareti mi olduğunu yakın bir vadede daha net göreceğiz sanıyorum.

“Devletin başına devlet geçecek.” MHP’nin sloganıydı. Dünkü açıklamasıyla birlikte Bahçeli’nin artık bu sloganından vazgeçtiği iddiaları da var ya da senin bakış açından başka türlü bir durum da çıkabiliyor aslında. Ne dersin “devletin başına Devlet geçmesinin” artık imkanı kalmadı mı?

Can: Bir siyasi partinin iktidar iddiasını hele yeni sistemdeki cumhurbaşkanlığı sistemin de adayını göstermeden bir partiyi, bir adayı destekliyor olmasını onun iktidar iddiasını zayıflattığı düşünebilir ve bu bakış yanlış bir bakış değil. Ama bir başka cepheden bakmakta mümkün, bu seçimle sınırlı olmayan bir durum. Bugün grup toplantısında yaptığı ikinci bir şey var. Bu seçimle sınırlı olmayan bir iş birliğidir. Bunun altını doldurduğumuzda başka bir resim çıkıyor. Bu seçim ile sınırlı olmayan bir iş birliğidir, birlikte yürümeye birlikte devam etmeye ve bunun altında resmileştirilmiş bir iş birliği talebi de olduğu için bir tür iktidar bloğunun önemli bir aktörü olarak tescil edilmeyi içerir. Dolayısıyla bir başka bir biçimde kendi tabanına dolaylı olarak ideolojik açıdan bir süredir söylediklerini biliyoruz. Bizim politikalarımız, bizim söylediklerimiz uygulanıyor artık milliyetçi bir dünya görüşü ile Türkiye yönetiliyor fikriyatını uygulama düzeyinde taşıma iddiasını. Dolaysıyla devletin başındakilerden biri olarak devlet meselesinin gündeme gelmesinin söyleyebilirler. Tabii ki bu ikisinin ağırlığı, “devletin başına devlet gelecek” sloganının ağırlığı ile devletin başındakilerden biri olmak iddiası denk değildir. Ama mevcut koşullar açısından, hem mevcut oy desteği hem edindiği pozisyon itibari ile zaten şu anda devletin başına devlet diyerek bir iktidar alternatifi olarak kendini koyabilme şansı çok yok. Ama diğer yolla devletin başına gelmenin bir kapısı var daha gerçekçi.

Tabanını bu cümleler ile ikna edebilir mi?

Can: İki türlü. Bir negatif önermesi var, tehlike altındayız ve biz burada durmalıyız. İktidar için burada. Bu negatif yönü. Pozitif argüman ise bizim söylediklerimizi uygulamaya niyetli ve bizim desteğimize ihtiyacı olan ve bunu resmi olarak kabul etmiş bir iktidar ortaklığı var bu da pozitif tarafı.

 O kadar çaresiz değil MHP yönetimi bakıldığı zaman.

 Can: Ben birazcık öbür söylenenlerin çok doğru olmadığını iddia etmeden bu tür bakış açısının asıl MHP’nin Bahçeli’nin kafasındakinin anlamak için bunu söylüyorum. Kurguladığının bu olduğunu söylüyorum. Bu sonuç verir mi, evdeki hesaplar çarşıya uyar mı? Ayrı tartışma konusu ama neden bunu yaptığı sorusuna cevap arıyorsak bu olduğunu düşünüyorum.

 Bir de dünkü basın toplantısında Gül için de “gaza gelip aday olmasın” bunu sanki Ak Parti’den birilerinin söylemesi anlaşılabilirken onun söylemesi ilginç değil mi?

Can: Evet zaten onu uzunca bir süredir yapıyor Bahçeli bu ittifak resmileşmese bile bir tür AKP sözcüsü gibi davranıyor. Bir takım dış politika meselelerinde de böyle, Davutoğlu ile yaşanan polemikte böyle, Gül ile yaşanan polemikte böyle. Yani kendisinin doğrudan AKP’nin eski başbakanı, cumhurbaşkanına cevap vermeye mevzun gören bir sözcü pozisyonu edinmiş durumda. Kimse de -tabii ki burada Erdoğan’ı kastediyorum- “Ne alakası?” demiyor. MHP ile ittifak konusunda kendi parti üyelerine “Size ne?” diyen Erdoğan, Bahçeli’ye böyle bir şey söylemiyor benim başbakanıma, benim cumhurbaşkanıma -hala partili olan üstelik ikisi de- Davutoğlu da Gül de hala Adalet ve Kalkınma Partisi üyesi. Hem onun başbakanı ve Cumhurbaşkanı.

 Davutoğlu’na söylenenler yenilir yutulur gibi değildi.

 Can: Evet. Kimse Erdoğan ve yine önemlice parti sözcülerinden hiç biri “Bir dakika ne oluyor?” demediler. Yani medyadaki yazılan, çizilenleri kastetmiyorum. Böyle bir şey duymadık. Ama çok daha somut bir şey yani ittifaka giriyor bir parti ve partililere “size ne?“ denebiliyor. Bu sözcülüğün bir tür zımni olarak verilmiş olduğunu anlıyoruz.

Bu konuşulmuş bir şey midir yoksa iyi mi okuyor Bahçeli, Erdoğan’ı. yYani Erdoğan’ın neye kızıp neye kızmayacağını iyi mi biliyor?

 Can: Ben şimdi Ankara gazeteciliği yapmadığım için çok arka planına, perde arkasına çok iddialı şeyler söylemek istemem ama bence ikisi de.

Erdoğan’ın neye kızıp kızmayacağını çok iyi biliyor gibi düşünebiliriz. Peki şimdi bir de diğer tarafı Ak Parti’yi konuşalım. AKP kuşkusuz bu sestekten memnundur da olmayanlar olabilir mi?

 Can: Bir kere şunu söyleyeyim MHP bu yeni siyaset mimarisinde “Varlığını koruyabilir mi?” tartışmasında şu notu koyarak soruya cevap vereyim eğer bir partinin, parti olarak varlığı ortadan kalktığı konuşulacak ise zaten AKP bu konuda birinci sırayı sanırım kimseye vermeyecek. Biraz önce söylediğim ”Size ne?” Örneğinde olduğu gibi. Metal yorgunluğu tartışmasında olduğu gibi ve belediye başkanların tasfiye meselesinde olduğu gibi şu anda AKP bir siyasi organizasyon olarak, siyasi denklemlerin hiç birinde belirleyici bir rol almamaktadır.

 Hatta Erdoğan için bir yük müdür?

 Can: Aygıta dönüşmüş. Cumhurbaşkanlığın, Beştepe’nin, Köşk’ün bir bürokratik seçim birimine dönüşmüştür. Bundan başka bir fonksiyon beklenmemektedir. Bütün istişare mesellerinden öte bunların siyasi kararlarda bir aktör olarak bir değişken olarak “Parti ne diyor?” diye bir şey yok. Seçmene bakarsak seçmen o bloklaşma hattında şu anda hala kim –maç skoru gibi bakım- kazanacak maçı? Dolaysıyla yabancı oyuncu da oynatabiliriz gibi bakabilir. Şeyi kastedenleri, Milliyetçilikle mesafeli, İslamcı liderlerin çevreleri. Ama onlarında politik olarak bir ağırlığı, ideolojik benzerliğinin zayıfladığını düşünüyorum. Bütün topluma bir takım İslami hayat tarzı baskısına dair şeyler empoze edilirken iktidarın bu ideolojik sorumluluklara kendini bağlı hissettirmelerine dair bir şey görmüyoruz. Yani İslamcılığı başkasına yapan kendine çalıştırmayan bir iktidardan bahsediyoruz. Dolayısıyla onların da bir etkisi yok. Yani diğer direnecek kesimler ise Ak Parti seçmeni olup MHP ile bu kadar sıkı fıkı olunmasına tepki göstereceklerin önemli bir kısmı daha böyle seküler alanda ki merkez sağ gibi onların bir kısmı merkez arayışında bazıları İyi Parti kararsız bloğuna geçmiş durumdalar. Ama şu anda MHP ve AKP’nin ittifak kurmasında kategorik olarak karşı olan reaksiyon hem parti öyle bir şeyi tetiklemediği için hem de sonuçla çok ilgili olduğu için bu kesimi çok görmüyoruz. Ama iş milletvekili adaylarını belirlemede alana çıkıldığında işi kimin yüklendiği konularına gelince yerel düzeyde bir takım sıkıntılar üretmeye adaydır.

Çünkü göründüğü kadarıyla barajla oynama niyeti yok Ak Parti’nin ya da Saray’ın Sanki ittifak 40-50 MHP adayı AKP listelerinde gösterilerek çözüme gidiyormuş gibi. Bundan sonra herhalde AKP ve MHP bunu konuşacak. Peki bu Bahçeli’nin son açıklaması İyi Parti için avantaj sağlar mı?

 Can: Bu çok sürpriz tamamen dengeleri değiştiren bir durum olarak doğmadı. Aslında çok uzun bir süredir hem fiili olarak uygulandığı için hem de işaretleri verildiği için bu ittifakın olacağına dair borsa tabiri ile söylersek bu satın alınmış bir şeydi. O yüzden büyük reaksiyon veya oluşacak büyük dalgalar beklenmesi çok gerçekçi değil. İyi Parti’ye sadece bu çıkışın zaten açılmış potansiyelin üzerinde çok katlayan biyometrik bir ivme sağlayacağını düşünmüyorum ama bunun söylem düzeyinde kullanabileceği argümanları arttıran bir tarafı olduğu ortada ama İyi Parti CHP gibi çok sert girmedi bu açıklamalara tam da bu nedenle. Özellikle girmenin tam tersine alerji yaratabileceği sürekli MHP’ye “bittiniz siz, bitersiniz siz” demecinin rahatsızlık yaratan tarafı da var. MHP seçmenini tanıyan bilen insanlar olduğunu ön görürsek partide bu sertlikte karşılanmanın iyi olamayacağını ön görmüşler ve muhalefet içerisinde parti içerisinde en yumuşak reaksiyonu veren İyi Parti.

Akşener’in resmi açıklaması da “saygı duyarız” şeklinde. CHP’li Özgür Özel’in “Patron dükkanı kapattı” açıklaması gibi yapmadılar.

 

Can: Gerçekçi bir çıkış. Pozisyonlar açısından gerçekçi.

Peki, o zaman seçim sahtı mailine girdiğimiz zaman önce bir yerel seçim var. Dolayısıyla bu yeni pozisyonlar orada sınava çıkacak. Herkes boyunun ölçüsünü alacak. İyi Parti’nin de ilk testi olacak. MHP’nin sıkıntı yaşama ihtimali yüksek. O zaman yerelden önce bir erken genel seçim olabilir mi?

 Can: Biraz önce söylemeye çalıştım. Bahçeli kendi hamleleri ile pozisyon alırken bir çok şeyi de erkene taşıma işlevi gördü. Yani referandum meselesinde öyleydi, seçimin yenilenme meselesinde de öyleydi. Şimdi de aynı tür bir fonksiyon üstlenmiş ya da nedeni olmuş olabilir. Çünkü bu kadar önce daha önceki seçime yönelik strateji açıklamak önde ki seçimin ilgili bir meseleyi gündem dışına itmek olur ki takvim sıralamasında çok sonra ki dönük stratejiyi açıklamış oluyor. Dolayısıyla bu böyle olacak mı bilmiyorum, ama daha önce ki örneklere bakıldığında bu ihtimalin arttığını düşündürüyor bana.

Yine Devlet Bahçeli’nin oyun kuruculuğunda seçim sahtına gitme ihtimalimiz.

Can: Buna da çok peşin bir şey söylemiyorum. Acaba bu Devlet Bahçeli’nin oyun kuruculuğu mu yoksa oyunda Devlet Bahçeli’nin oynadığı rolle mi ilgili?

Ona da izleyiciler kara versin gelişmelere göre. Çok teşekkürler Kemal Can. Kemal Can ile Devlet Bahçeli’nin dün yaptığı açıklamaları konuştuk, umarım faydalı olmuştur. Hoşça kalın. İyi günler.