Screenshot_4

Oprah’ın Altın Küre konuşmasının tam metni: “Erkek iktidarının zamanı doldu”

Ünlü televizyoncu Oprah Winfrey’in 75. Altın Küre ödül gecesinde yaptığı konuşma geceye damgasını vurdu. Konuşmasında ayrımcılık ve cinsel taciz vakalarına değinen Oprah, izleyiciler tarafından dakikalarca alkışlandı. Winfrey’in konuşmasının ardından, ABD medyasında, Winfrey’in 2020 yılında düzenlenecek başkanlık seçimlerinde aday olacağı iddiaları da gündeme geldi.

Oprah’ın konuşmasının Türkçe çevirisini sizler için yaptık:

Çeviri: Mert Doğruer

“1964’te, annemin Milwaukee’deki evinin muşamba döşeme zemininde oturmuş, anne Bancroft’un 36. Akademi Ödülleri’nde En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını açıklayışını izleyen bir kız çocuğuydum. Bancroft zarfı açtı ve tam anlamıyla tarihe geçen cümlesini söyledi: “Kazanan Sidney Poitier.” Sahneye benim o âna kadar gördüğüm en zarif adam çıktı. Papyonunun beyaz olduğunu hatırlıyorum –teni elbette siyahtı- ve ben bir siyah adamın böyle kutlandığını hiç görmemiştim. Annesi başka insanların evini temizlemekten yorgun argın dönerken, kendisi evin ucuz koltuğunda bu sahneyi izleyen küçük bir kız için böyle bir ânın ne anlama geldiğini açıklayabilmeyi birçok kez denedim. Ama size ancak Sidney’nin Çayırdaki Zambaklar filmindeki repliğinden bir alıntı yapabileceğim:
“Amen, amen, amen, amen.”

1982’de, Sidney tam olarak burada, Altın Küre töreninde Cecil B. DeMille Ödülü’nü aldı ve ben de şu anda bu ödülü alan ilk siyah kadın olurken beni izleyen küçük kızlar olduğu gerçeğinin gayet farkındayım. Bu büyük bir onur: Bu akşamı hem o kızlarla, hem de bana ilham veren, bana meydan okuyan, beni ayakta tutan ve bu sahneye gelmeme yardım eden tüm o harika erkek ve kadınlarla paylaşmak büyük bir onur. A.M. Chicago dizisinde bana şans veren Dennis Swanson… Beni o dizide görüp Steven Spielberg’e, “Evet, o kız Mor Yıllar’daki Sophia,” diyen Quincy Jones…  Örnek bir arkadaş olan Gayle ve bana her zaman destek olan Stedman… Sayabildiğim yalnızca birkaç isim bunlar.

Hollywood Yabancı Basın Birliği’ne teşekkür etmek istiyorum, çünkü hepimizin bildiği üzere bugünlerde basın kuşatma altında. Ayrıca şunu da biliyoruz ki yozlaşmaya ve adaletsizliğe, tiranlara ve kurbanlara, sırlara ve yalanlara göz yummamızı engelleyen şey, mutlak gerçeği ortaya çıkarma tutkusudur. Bu karmaşık zamanlarda yolumuzu bulmaya çalışırken şunu söylemeliyim ki; ben basına her zamankinden daha çok önem veriyorum ve kesinlikle eminim ki sizin gerçeğinizi konuşmak hep birlikte sahip olduğumuz en güçlü araç. Ayrıca, sessizliklerini bozup başlarından geçen kişisel olayları anlatabilecek kadar güçlü, dirayetli olan tüm kadınlarla gurur duyuyorum, onlardan ilham alıyorum. Bu odada hepimiz anlattığımız hikâyeler sayesinde bir yerlerdeyiz ve bu yıl hikâye biz olduk.

Ama eğlence endüstrisini etkileyen şey yalnızca bir hikâye değil. Kültür, coğrafya, ırk, din, siyasi durum, çalışma ortamı gibi kavramlardan bağımsız olarak her yerde olan bir şey. Bu yüzden bu gece buradan tüm kadınlara seslenmek istiyorum: Çocuklarına bakmak, faturalarını ödemek ve hayallerinin peşinden koşmak için yıllarca istismara ve saldırıya katlanan kadınlara buradan minnetlerimi sunarım. Onlar, isimlerini asla bilmeyeceğimiz kadınlar. Ev hizmetçileri, tarla işçileri, fabrika işçileri, garsonlar, akademisyenler, mühendisler, tıp çalışanları, bilim kadınları… Teknoloji dünyasından, siyaset dünyasından, iş dünyasından kadınlar. Olimpiyat sporcusu atletlerimiz, ordudaki askerlerimiz…

Bir de Recy Taylor var. Bu ismi ben biliyorum, sizin de bilmenizi istiyorum. 1944’te Abbeville, Alabama’da katıldığı bir kilise töreninden evine dönen genç, yeni evli Recy Taylor, silahlı altı beyaz adam tarafından kaçırıldı, tecavüze uğradı ve kilisesiyle evi arasındaki yolda gözleri bağlı halde bırakıldı. Olanları anlatırsa öldürüleceği söylendi ona, ama Taylor’ın hikâyesi NAACP’ye (Ulusal Siyah İnsanları Koruma Derneği) bildirildi ve oradaki Rosa Parks isimli genç çalışan, davanın baş soruşturmacısı oldu. Birlikte adalet aradılar. Ama Jim Crow’un döneminde adalet bir seçenek değildi. Onu mahvetmeye çalışan adamlar asla adalet karşısına çıkmadı. Recy Taylor on gün önce, 98. doğum gününe çok az kala öldü. Taylor da bizim gibi yaşadı, acımasız bir güce sahip adamlar tarafından mahvedilen bir kültürün içinde çok yıllar geçirdi. Gereğinden uzun bir süre boyunca, kadınlar bu adamların gücü hakkında konuştuklarında dinlenmediler veya onlara inanılmadı. Ama artık bu adamların zamanı doldu. Zamanları doldu.

Zamanları doldu. Ve umarım ki… Umarım ki Recy Taylor, tıpkı o günlerde ve hâlâ, günümüzde ızdırap çeken birçok diğer kadın gibi, kendi gerçeğinin aktarıldığını bilerek gitmiştir. Bu gerçek, [Alabama’daki olaydan] yaklaşık on bir yıl sonra, Montgomery’deki o otobüsten inmeme kararı alan Rosa Parks’ın kalbindeydi ve şimdi, “Ben de,” diyen her kadının, dinlemeyi seçen her erkeğin içinde.

Kariyerim boyunca, televizyon veya filmler aracılığıyla, erkek ve kadınların gerçekten nasıl davrandıkları hakkında bir şeyler söylemek için elimden geleni yaptım. Nasıl utanç duyduğumuz, nasıl sevdiğimiz, nasıl öfkelendiğimiz, nasıl başarısız olduğumuz, nasıl geri çekildiğimiz, nasıl tahammül ettiğimiz ve engellerin üstesinden nasıl geldiğimiz hakkında konuştum. Hayatın size sunabileceği en iğrenç kaderlerden bazılarıyla karşılaşmış insanlarla röportaj yaptım; ama hepsinin ortak özelliği gibi görünen, en karanlık gecelerde bile, daha parlak bir sabah için umutlarını koruyabilme yeteneğiydi. Bu yüzden, beni şu an dinleyen her kızdan isteğim, ufukta yeni bir gün olduğunu bilmesidir! Ve o yeni gün sonunda ışıdığında, bunu sağlayanlar, bizi bir daha asla kimsenin, “Ben de,” demeyeceği bir geleceğe götürecek liderler olmaya azmetmiş, birçoğu bu gece aramızda olan bir sürü harika kadın ve gerçekten olağanüstü erkekler olacak.”