Ekran Resmi 2018-01-11 18.50.02

Saadet Partili Bylock mağduru Mustafa Yaman anlatıyor

Metni hazırlayanlar: Sahra Atila & Gamze Elvan

Herkese merhaba. Bugün yanımda Saadet Partisi İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Yaman var. Mustafa Bey, hoş geldiniz.

Mustafa Yaman: Hoş bulduk, merhabalar.

Mustafa Yaman, 175 gündür Metris Cezaevi’nde tutuklu kaldı, izleyicilerimiz için söyleyelim ve 28 Aralık’ta tahliye edildiniz. En son da beraat kararı çıktı. Şöyle başlayalım, nasıl değerlendiriyorsunuz bu kararı?

Yaman: Şimdi beraat kararı en güçlü şekilde oluşturulmuş bir karar. Suç işlemediğinin sabit olmasından dolayı verilen bir karar, dolayısıyla ben sağlam durumdayım yani hakkımda hüküm var. Dolayısıyla böyle bir karar verildi, tabii ki biraz gecikmiş bir karar bu. Zaten mağduriyet kamuoyunun bilgisinde, sadece benim mağduriyetim değil aslında bu süreçle birlikte biliyorsunuz 11 bin 500 insanın, çıktığımda da söylediğim üzere 11 bin 500 ailenin, 11 bin 500 sosyal çevrenin, 11 bin 500 iş çevresinin beraatı yönünde bir adım atılmış oldu bizim dosyamız vesilesiyle. Burada tabii süreçte sorumluluk üstlenen, emek veren meslektaşlarım, siyaset çevreleri özellikle kendi mensubu bulunduğum partinin genel başkanı sayın Temel Karamollaoğlu, hakikaten büyük özveriyle bu süreci yürüttüler, kamuoyunun gündeminde tuttular, medyamızın bir kısmı hepsi olmasa da bu mağduriyet konusunda duyarlı oldular, en azından teknik gelişmeler konusunda sürekli iletişim halinde oldular, kamuoyunu bilgilendirdiler. Bu tabiri caizse göstere göstere gelmiş bir karardır, işin başına söylersek işin başında yargı erkini kullananlar tamamen karşı tarafta konumlanmışlardı, tamamen yani teknik yöne ikna olmuşlardı kendilerince ve hatta bizim hakkımızda 10 yıl hapis cezalarının konuşulduğunu biz duymuştuk. Yani bayağı kaleler yıkılarak gelindi bu karara bir yönü itibariyle de. Onu söyleyebilirim.

Peki 175 gün az bir süre zarfı değil. Tutukluluk süresince neler yaşadınız? neler hissettiniz?

Yaman: Şimdi  FETÖ’cülerin konulduğu bir koğuşa öncelikle girmiş oldum. Metris’te kaldım bu süre boyunca, bu sürenin tamamını Metris’te geçirdim, bir hafta kadar yanılmıyorsam tabi süre çok aklımda değil ama bir hafta kadar orada tutuldum, orada parça parça olmak üzere yani grup grup olmak üzere 50 kişi geldi o koğuşta bulunmuş oldu değişik zamanda, bir haftanın içinde iki üç gün falan. Burada o sürenin sonunda cezaevi yönetiminde bir yetkili bizi ofise davet etti dedi ki “Siz FETÖ’cü değilsiniz” dedi, ben de “Tabiİ ki değilim, elhamdülillah” dedim yani bu hakikaten gerek kamuoyu gündeminde de olduğu içi ve gerek oradaki davranışlarımız, tavrımız da bilindiği için bunu en başta cezaevi yönetimi aslında o süreci başlatmış oldu, beraate ikna sürecini. Orada bize şöyle bir alternatif sundular, dediler ki “sizi başka bir yere alabiliriz dilekçe verirseniz. Fakat sizin türünüzde başka kimse yok” Yani türümüzün son örneği oluyoruz herhalde, “O yüzden hücreye atacağız biz sizi” dediler yani bir oda, bağımsız odaya koyacağız. Size uygun koğuş yok” dediler. Yani diğer koğuşlar gerek adi suçlar gerek diğer suçların barındığı 17-18 kişilik koğuşlar var, bizi bir hücreye göndermiş oldular, oraya bizi atmış oldular. Beş aylık  süreyi, hücrede geçirmiş olduk. Günlük olarak bir saat yani bazen de bir buçuk saat gibi bir süre bahçe izni oluyordu, bahçe dediğiniz şey bir her tarafı duvar bir duvar. Yalnız bir köşede ayrık otu bitmişti, ona özen gösteriyorduk yeşil olarak o vardı sadece. Bu süreyi orada diğer aslında oraya gelmiş koğuşlarında olay çıkarmış gençlerle görüşme imkanı oldu bu süre içerisinde. Üç gün, dört gün kalıyorlardı, koğuşlarında ciddi kavgalar yapan gençler bir süre orada kalıyorlardı, bazen 15-20 gün ceza çekmeye gelenler vardı. Bir kısım, yani suçlamalar olarak söylüyorum tabi yargı o konuda ne karar verir bilemem ama Alaattin Çakıcı ile irtibatta olduğunu iddia edilen, böyle iddia edilen ve uzun süre iki-üç ay civarında orada kalan biri vardı o da yine bağımsız koğuştaydı, hücredeydi o da diğer mahkumların arasına konulmadı. Belki kamuoyunda gündemindedir, Urfa’da Siverek’te beş kişinin öldüğü bir olay var, yani bir baskın sırasında bir aşiretler kavgası var, oradan da bir yine koruma amaçlı sanıyorum hücreye atılmış, öyle kalanlar vardı.

Peki Mustafa Bey, ilk sözünüzde de belirttiğiniz Fethullahçı terör örgütüne üye olduğu iddia edilen insanlarla da aynı koğuşa düştüğünüzü söylediniz. Şunu özellikle sormak istiyorum, ruh halleri nasıldı? Ne hissediyorlar, neler konuşuyorlar? Bu çok bilinen de bir şey değil çünkü.

Yaman: Tabi ruhi bir çöküntü gözlemledim fakat Fethullahçı terör örgütü üyesi midir yoksa sempatizanı mıdır? Sanki bana ikincisi gibi geldi yani toplumun en alttakileri gelmişti aşağı yukarı birkaç üst seviye insanlar mesleki anlamda, sınıflaşma anlamında değil ama bir doçent, tıp doktoru, deniz albay, emniyet müdürü… Ama bunlar tabi mesela özellikle Bylock konusunda bir yönden de ona da tanık oldum yani doğrusu, bir tuzağa düşürüldükleri birden bire hepsinin Bylock’a kayıtlarının yapılması onun hemen akabinde böyle derdest edilmeleri cezaevlerine doldurulmaları, biraz şüphelerini çekmiş anladığım kadarıyla. Onun dışında dediğim gibi yani vasat, sıradan halk kesiminden ne bileyim işte bir dershanede ön muhasebeye bakmış, öğrenci, sıradan bir esnaf yani bir örgüt niteliği taşımayan, örgüt davası sürdürebilecek niteliği taşımayan basit halktan insanlar olarak yani ideolojik bir yönü olmayan türde insanlar çoğunluktaydı diyebilirim ama tamamen ilgisiz değillerdi, sempatizandı genel olarak gördüğüm, gözlemlediğim. Özellikle bir kişinin tamamen şaşkın olduğunu görmüştüm, benim hatırladığım yani. Hiç alakası olmadığı halde  tam da aslında mevcut iktidar yanlısı bir siyasi kişiliğe sahip olduğu halde haksızlık eseri olarak ve çok şaşırtıcı bir şekilde kendisini oraya atıldığını söyleyen birine rast geldim. Diğerleri sempatizan, seven, uzaktan seven tarzında insanlardı ama tabi moralleri çok bozuktu.

Peki, Mustafa Bey hep şu dillendiriliyor bazı raporlar da var iddia düzeyinde tabi ki ama bir sürü avukat kısıtlamaları getiriliyor görüşlerde vs. veya kötü muamele iddiaları var. Böyle bir şeyle karşılaştınız mı?

Yaman: Şöyle söyleyeyim; cezaevi personeliyle ilgili “kötü muamele ettiler” demeyeyim, haksızlık olur. Orada sonuçta işini yapan personel vardı, orada onlarla ilgili bir şey değil de genelgelerle KHK’larla oluşturulmuş bir düzen vardı. Meslek olarak avukatım, sanık-müvekkil görüşmelerinin üç aşağı beş yukarı bilirim alanım ceza olmasa da, efendim kesinleşene kadar masumiyet karnesinin olması gerektiğini ki bu evrensel hukuk kuralı olduğunu biliriz, herkes bilir sıradan insanlar da, hukukçu olması şart değil, herkes bilir. Fakat işte bu bypass edilmiş bir kuraldı orada yani bizim kalemimiz kırılmış adeta, her şey bitmiş, hüküm verilmiş, kesinleşmiş, Yargıtay süreçlerinden geçmiş, kesinleşmiş gibi ayrımcı bir muameleye tabi tutulduk. O nedir? Bir, avukat-müvekkil görüşmesinde bir kamere çekimi vardı, bir kamera çekmesi delil olmadığı için oraya bir gardiyan oturtuyorlardı o da sürekli dinliyordu bizi, bir şeyimiz yok rahatsız olmadık ama sürekli orada böyle bir, onlar için de yük oldu yani diğer mahkum veya diğer sanıklar avukatlarıyla serbest, özel odalarda görüşüyorlar biz söz konusu olduğumuz zaman yok kamera ayarlıyordu, yok açısını ayarlıyordu onlar için külfetti, onlar da rahatsızdı bundan. Onun dışında bir avukat bir saat, ikinci saat ikinci avukat hatta arkadaşlarımız geldiğinde dışarıda bekletildiler, görüştürülmediler, diğer mahkumlarda ya da sanıklarda serbest, istediği kadar avukat, istediği saatte avukat bizim mesai saatlerinde böyle bir durum vardı. Bir tepki var darbe teşebbüsü neticesinde oluşmuş bir tepki var. Bu etkilenen insanların en fazla nasıl etkilenirse öyle etkilendiği ve böyle yasal düzenlemeler yaptığını adeta ispatlayan bir tepki süreciydi. Onun dışında herkes her hafta ailesiyle telefonla görüşebiliyordu, ben iki haftada bir on dakika, yani onlar da herhalde on dakika ama benim iki hafta bir telefonla görüşme imkanım vardı. Herkes diğer suçlardan sanık olanlar ayda bir açık görüş imkanına sahipken ben iki ayda bir açık görüş imkanına sahiptim. Bir de tabi koruma amaçlı şeyler vardı, herkes bir sıra bir yere gidecekken bizi tamamen bağımsız bir gardiyanla beraber tek diğerlerinden ayrı olarak götürürlerdi. Hatta bir sefer berberde bile özel berberden yararlandığımı biliyorum daha sonra onu kaldırdılar. Daha sonra tabi mahkeme kararıyla bu kısıtlamaların, özellikle avukat görüşmesi olanını kaldırttık biz, arkadaşlarım, meslektaşlarım mahkeme kararıyla bu kısıtlamaların avukat-müvekkil görüşmesini sınırlandırılamayacağı bu evrensel hukuk kuralları dolayısıyla, bu kısıtlamaları kaldırdılar. Aşağı yukarı bir-iki ay sanırım serbest, ayı diğerleri gibi avukat görüşmelerini sağlıklı yapabildik. Böyleydi, hatırlayabildiğim bunlardı.  

Peki Mustafa Bey, aslında yayının başlığını da öyle attık, en önemli yere geçmek istiyorum, yani siz bir ifadenizde çıktığınızda da “FETÖ’ye Türkiye’deki en uzak insanlardan biriyim. Adımın anılması da benim için mağduriyet oluşturuyor” diyorsunuz. Bu kamuoyunda sürekli tartışılıyor, sizin Saadet Partili olmanız, yönetici olmanız ve yine Eğitim-Sen üyesi insanlar da cezaevine giriyorlar, farklı kesimlerden insanlar yine cezaevinde FETÖ’den yargılanıyorlar. Böyle bir torba yaratıldığını ve farklı kesimlerden insanların buna atıldığını veya sizin özelinizde Saadet Partili olmanızın, bu kimliğin bir önemi olduğunu düşünüyor musunuz? Yani içeri girmenize dair böyle bir şey düşünüyor musunuz?

Yaman: Bu insanlığın doğal süreci sanıyorum. Hani hatırlarsanız okul dönemlerinde, bizim de oldu, duvara yazarlar “Bütün insanlar eşittir, bazıları daha eşittir” diye. Şimdi insan etkilenen canlı, dolayısıyla akrabalık ilişkileri, siyasal kamplaşmalar, ideolojik kamplaşmalar doğal olarak etkiliyor insanları. Bunları aşabilecek dirayet ise herkesin gösteremeyeceği bir üstün erdem, vasıf. Tabi, Saadet Partili olmamızın aslında bir yönüyle kamuoyu güvenilirliği açısından artı faktör olduğunu söyleyebilirim, olumlu faktör olduğun söyleyebilirim. Gerçekten bizim ben tabi az seviyede bir görev ifa ediyorum, yani üst organlarda görevli değilim ama bu süreci bugüne getiren insanlar çok titiz davranmışlar yani gerek siyasi erdem gerek eşitliğe riayet, gerek güvenilirlik konularında bu herkesçe malumdur, rahmetli Erbakan herkesçe malumdur. Bunlardan dolayı insanların tanımayanlara bile bizim hakkımızda olumlu düşünüyorlar, Saadet Partili olmamızdan dolayı, bu bir. Onun dışında yani ben 35 yıldır Saadet Partisi’nde bulunuyorum, çeşitli kademelerde görev almış bulunuyorum, ilçe teşkilatlarında, mahallesinde her kademesinde görev aldım, bu süre içerisinde de doğal olarak  İstanbul’da olmamız dolayısıyla “kameralar önünde” diyebileceğim, tabir bunu kullanacağım, yani hayatımız ortada ve tabi İstanbul’da çok geniş bir çevreyle irtibatım var bunun içinde hükümetin üst düzey görevlileri, yetkilileri de var yani en üst düzey yetkililer de var, tanırlar bizi genel olarak. Bu bakımdan da tanıdıklarımız itibariyle de meslek itibariyle de bir de bir hassasiyetim var, insanların savundukları fikirleri veya bir şeyi doğru olduğuna inanıyorlarsa o doğruyu sadece içlerinde tutup da kendileriyle beraber mezara götürmelerinin doğru olmadığına inanıyorum. Dolayısıyla bir şeyin doğru olduğuna inanıyorsam ki herkes kendince bazı doğruları taşır yüreğinde, zihninde. Bu doğruları başkalarına aktarmak gerektiği, benim hayatımın temel anlayışlarından biridir. Dolayısıyla ben her ortamda yani bu 15 Temmuz süreci falan benim için çok geç bir süre, ben çok çok öncelerde lise seviyelerinde ben siyasi görüşlerimi ideolojik görüşlerimi, fikri inanışlarımı insanlara her ortamda, her platformda aktarıyordum ki bunların içinde o zaman FETÖ denmiyordu da Fetuhullah Cemaati deniyordu, cemaat deniyordu veya hizmet hareketi deniyordu, onlarla ilgili her zaman bir karşı duruşum oldu. Sebebi de temel fikriyatlanan insanlar zararlı olduğu kanaatiyle yani insanlara hem dünyevi hem uhrevi açıdan zararlı veya işte onların nihai erimde zarara uğrayacakları dünya görüşü olduğunu düşündüğümden. Bu tabi bu programa sığmaz, süreç içerisinde izahı mümkün değil ama bundan dolayı eskiden beri ben karşıydım, 15 Temmuz sadece bir ayrıntıdır benim için, çok öncesinde zaten biz fikri olarak, duruş olarak karşıydık bu topluluğa.  

Peki bu yargının aldığı kararları nasıl görüyorsunuz? Bir kumpas var 11 bin 480 kişi denildi. Bazıları işe iade olacak denildi ama bir taraftan da geç kalındı biraz. Bu yargının genel gidişatı ve FETÖ soruşturmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yaman: Yani yargının bir parçası olarak çuvaldızı kendime batıracağım. Çünkü ben aynı zamanda hukuki araştırmalar derneğinde de uzun yıllar görev yaptım ve halen orda bir pozisyonum var aslında genel olarak söylemek gerekirse bir zehirli atmosfer var. Şimdi hakim, savcı vasfını taşıdığınızda sonuçta bir kişi olarak ifa ediyorsunuz. Karışınızda kurumsal bir yapı dayatıyor. Yani hakim olacaksan şu şartlara sahip olacaksın. İşe girişin şartları önceden belirtilmiş. İş ilanında yazıyor. Boyu 1.75 olacak, eni şöyle olacak falan. Maalesef ağır ceza mahkemelerimizde bile üç, dört yıllık hakimler görev yapıyor. Ağır ceza sonuçları itibariyle adından da insanların anlayacağı gibi çok ciddi kararlar verilmesi gereken mahkeme. Dolayısıyla hukukumuz açısından bu dönemi fetret dönemi olarak adlandırırsak yanılmış olmayız. Çünkü bir mesleğe başladığımız yıllarda bir savcı “Devlet gibi adam” diye bakardık. O zamanlarda da bazı sorunlar vardı ama savcı baktı mı adamın hayat planını çıkarır, suçlu mu suçsuz mu bir kanaate sahip olur. O kanaate de genel olarak doğru çıkar, insan tanıma vasfına sahip olur derdik. Bu dönem Sanki bunun aşındığı dönem oldu. Çünkü çok sayıda yargı mensubu elendi yani eleğin altına düştü diye tabir edebiliriz. Kalanlar ise yeni mezun hakim ve savcılar. Birde bu formatı kabul eden veya bu formatta sorun yaşamayan veya bu atmosferde “ne yapalım benim suçum değil ki. Bir suç varsa başkasından kaynaklanıyor bu” düşüncesin de olan. Tek başına yargı mensuplarına ihaleyi çıkarmak haksızlık olur. Bir hakime sen neden böyle hakimlik yaptın demek yerine bu atmosferde neden yaşadın denebilir belki. Ben olsam mesela şimdi ki düşünce şeyimde belki o zaman başka faktörler olur mu bilmem hakim olsaydım bu atmosferi görseydim ben bu atmosferin dışına çıkmayı tercih ederdim. Siyasi imkanımız var.

Siyasi iklimin de bir varlığı var?

Yaman: Siyasi iklim aslında topyekûn toplumsal iklim siyaset bunun bir parçası yani siyaset bir tarafta bir sahne dizayn edilmiş orada oynuyorlar. Sokakta yürürken siyaset yok ama rahat mı yürüyorsunuz bugün?  Yani orada o gençleri gördük işte onlar bizim içerimizden çekilip oraya alınmış insanlar ve nasıl bir mayın tarlasında yürüdüğümüzü oraya gidin görün hepsi psikopat olmuş çocukların. Kendi kusurlarıyla değil onlara dayatılan hayat tarzı, imkanları. Benim çocuğum, sizin çocuğunuz son derece korunaklı büyüyor özellikle takip ediyoruz, ilgileniyoruz.  Zararı uğraması için tüm özeni gösteriyoruz. Ama bizim yetersiz kaldığımız durumda devletin boşluğu doldurması gerekir. İşte o boşluğu doldurmamaktan kaynaklanan artık imalat hatası demeyeceğim artık imalat hatası biz olduk. Çünkü gerçekten çok sayıda sokaklarımız da çocuklarımız, gençlerimiz var o beni çok yaralıyor.

Peki 15 Temmuz konusuna biraz girdiniz. Dediğiniz de doğru program süresini de aşan bir konu ama şunu özellikle sormak istiyorum; Bir Gülen cemaati var, şimdi FETÖ deniyor. Bir darbe girişimi var önümüzde dolayısıyla şu da tartışılır hale geliyor sizde bu hareketin içerisinden gelen insansınız: 35 senedir hareketin içerisindeyim dediğiniz İslami cemaatler veya genel olarak İslamcıların da tartışılmaya başlandığı döneme denk düşüyor. Hak, adalet kavramlarının aşınması,  iki dönem öncesiyle bu dönemin sürekli olarak tartışılır olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? İslamcılığın tartışılma şekli hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yaman: Şimdi ben bir tarafım burada bir kere yanlı olabilir doğaldır da. Açık yüreklilikle söylenebilir. Şimdi İslamcılık yani tabii ideolojik kamplaşma olarak tanımlanmış şeklinde söyleniyor. Şimdi bu yaftayı kabul etmeyebilir. Kur’an’ı kerim diyor ki “Müslüman ismiyle can verir”. Allah’ın bize seçtiği isim “Müslüman “ Şimdi bu dünya görüşü sadece ibadetlerle şekli veren bir dünya görüşü değil. Siz ne kadar güzel tespih çekerseniz çekin iyi bir Müslüman olmuş olmazsınız. Dünyaya dönüp baktığınız zaman iyi bir Müslüman olmuş olursunuz. Kapınızı hemen dışında hatta şöyle söyleyeyim bize en fazla husumet beslediği bildirilen mesela başka ırkçı emperyalist bir şeyi düşünün ona zulüm ediliyorsa Müslüman buna sessiz kalıyorsa onun Müslümanlığını yaralar. Dolayısıyla bizim sadece İslamcılar, Müslümanların derdiniz kovalamak gibi bir yerde durduğumuz söyleyenler Müslümanlık konusunda ayıbı olan insanlar, ayıplı insanlar. Kesinlikle bu doğru değil. Eğer Müslümanlığın kaynağı Kur’an’ı Kerim ise -ki öyledir- bakıldığı zaman en çok vurgulanan sütünün zulüm olduğu görülür.   İnsanların hangi dini seçerse onlara özgürlük alanı tanımak İslamiyet’in emridir. Zorla Müslüman yapmak gibi bir şey yoktur. Dinde zorlama yoktur. Kesindir. Bugün bugüne kadar 21. Yüzyılda yaşıyoruz Hz. Adem’den beri İslam dinidir aslında farklı isimlerde de olsa da Müslüman yapma bizim dinimizde övülmemiştir hatta hep yasaklanmıştır. Bu zaten insan tabiata uymaz. Size Müslüman oldum der içinden husumet besler. Dolayısıyla bugün arenasında şimdi bazıları çıkıyor ben şunu söyleyeyim, kim söylerse söylesin “Eyy bilmem kim sen ne anlarsın Müslümanlıktan?” ben öyle demem ben o kürsüye, o miting alanına çıktığımız zaman “ne güzel eline Kur’an’ı kerim almışsın hadi beraber anlamaya çalışalım” dostça bir dil kullanmamız gerekir. Çünkü sonuçta siz benim fikrimiz farklı olursa olsun düşmanım değilsiniz ki siz benim dünya arkadaşımsınız hatta kardeşimsiniz aynı babanın evladıyız biz. Bile b ilke sizi ben çukura atmaya nasıl cesaret ederim. Çünkü sizin hesabınız bana sorulacak. Çünkü diyecekler ki “doğru biliyordun bir şeyi bu arkadaşa anlatmadın ya da bir  yanlışı argümanları paylaşmadın” diyecekler. Ben nasıl derim ki “ne halin varsa gör, cehennemin dibine git diyebilir miyim ben?” dolayısıyla bugün İslam adıyla ortaya çıkanlar tırnak içerisinde “İslamcı” diye hakketmedikleri sıfatlarla sıfatlandırılanlar  her kimse ister şura da görevli olsun ister diğer tarafta önemli değil.  Eğer bizim temel yasamızda, temel Kur’an’ımızla bağdaşmıyorsa o dostluklarını yeniden oluşturmalıdırlar. İnsanlara çıkıp ta “Allah” veya beş defa “Ya ilahe illallah” demekle en ileri Müslüman olamaz.  

Peki değiştiğini düşünüyor musunuz? Aslında biraz bunu sormaya çalıştım. 35 yılda bu siyasi gidişin değiştiği veya şekillendiğini düşünüyor musunuz?  

Yaman: İlla ki. 35 yıl önce böyle şeyler yapacağımızı söyleselerdi herhalde rüya, kabus gibi bir şey derdik. 35 yıl önce tabii sayımız azdı ama bizim adımıza bazıları bizi kirletmemişti. Bizimle beraber veya bizimle aynı dünya savunucusu olduğunu ileri sürüp de insanların belki de  haklı oldukları husumeti sürdüklerini insanlarla biz böyle bir sorun yaşamıyorduk. Biz hep bir ümit yaşıyorduk her seçimde yeniliyorduk yine bugün de olduğu gibi ama bir gün kazanacağız. Kulakları çınlasın İsmet Özel’in söylediği gibi bize yüzde altılar derlerdi  gururlar hepimiz yazılar paylaşıyorduk, konuşuyor ve bizim milliyet gazete o zaman bir seçim koordinasyon merkezinde ki görevim sırasında bir röportaj yapılmıştı gençken, içindeydim belgeleme şeyi öyle olabilir belki “yolsuzlukları bitirmeye ant içtik”  diye manşete çıkmıştı. Orada ki bir savunmamız, mesajımız. Gerçekten böyle bir davayı halen devam ettiriyoruz. Şunu söyleyebilirim halk kendisine sergilenen seyrediyor. Bizim sahnede etkinliğimiz olmayabilir. Sahneyi oluşturan iletişim organlarında olamayabilir ve çok güçlü sermeyenlerde bu iş yürütülüyor olabilir ve tek başına halkımızı suçlamıyorum doğrusu. Ben de özel bilgilenme imkanım olmasaydı ben de olanlar gibi bazı anlayışları daha körü körüne tutabilirdim, o yoldan gidebilirdim diye düşünüyorduk. Halkımıza düşen şu olabilir biraz daha perdelerin arkasını, arasını görmeye çalışması beklenebilir. Çünkü çok affedersiniz pazara gitse çürük domates almamak için 10-15 dakika uğraşır, ayıklamaya çalışır. Ama ülkeyi 5 yıl yönetecek bir yönetimi seçerken bir arkadaş hatırı var  yok işte eniyle boyuyla yok işte beş yıl bu senin domatesinin, ekmeğinin fiyatını belirliyor biraz daha özenle seçmek gerekir. Belki sorumluluk odur.

Mustafa bey sona doğru yaklaşırken şunu sormak istiyorum; uzun yıllardır siyaset yapan birisiniz 175 gün tutuklu kaldınız belki dışarıyla ilişkiniz biraz zayıfladı ama iç siyasetin gidişatını nasıl görüyorsunuz ve yorumluyorsunuz? En önemli problemler sizce ne?

Yaman: İç siyasetle ilgili en önemli problemler aslında kamplaşma denebilir. Yani ben sizinle konuşamaz hale gelirsem şu programda birlikte farklı fikirlerde bile olsak ..  hale gelirsek esas tehlike budur. Çünkü insanlar birbirlerinin gıyabında birbirlerini saldırma konusunda daha cesaretli oluyorlar. Yüz yüze baktığımız zaman o kadar cesaretli değiliz. Ben size bağıramam. Elinizi tutar tokalaşırım, yüzünüze gülerim yani yüze yüze insanlar birbirlerine saldıramıyor doğal olarak ne kadar farklı fikirde olurlarsa olsunlar hatta cezaevinde bir şeyi de söylemem lazım orada kamuoyunda biliyor ismi ileri derece ülkücü bir abimiz vardı bizden dört, beş yaş büyük ve DHKP-C’li  bir gencimiz vardı. Bu ülkücü ve DHKP-C’li  olduğu söylenen abimiz bir gün bana dedi ki “Üst kata çıkmak için dilekçe vereceğim”.  Ben de “Ver o zaman” dedim O da “Berk’in çıkmasını, başka cezaevine gitmesini bekliyorum” dedi. O kadar seviyordu Berk’i yan hücrede o bir yanda Berk. Berk DHKP-C’li,  öbürü ölümünü göze alacak kadar ülkücü. Onlara diyordum ben, “Bakın ne kadar güzel bir ilişkiniz var. Dostça konuşuyorsunuz”. Hatta kendi ideolojileri üzerine espriler yapıyorlardı.  Dedim “peki 12 Eylül’de neden beş bin kişi oradan, beş bin kişi diğer yandan öldü. Yazık değil mi, bunların hepsi ana kuzusu değil mi?” bizim bugün en büyük yaşadığımız kırılma toplumun bağlayan harcın dejenere edilmesi, ortadan kaldırılmaya dair planlar uygulanması. Kim yapar yapmaz bilmem ama ben sizinle konuşabildiğim sürece ister hangi olursanız olun problem değil önemli olan kanalımız, penceremiz birbirimize açık kalsın sorun bu ama şimdi maalesef sorumluluk üstlenmiş noktada ki insanlarımız bize ön ayak oluyor ki şu kötü şu siyah. böyle bir dünya yok. Hiç kimse tam siyah ve beyaz değil. Herkes biraz gri. Bazılarının grisi koyu bazısı açık gri. Hepimiz kuluz ya kusursuz insan yok. Nasıl sen üstten bakarsın başkasına, nasıl sen ne anlarsın dinden imandan diye siyasi arenada böyle şeyler yaparsın? Yapmamalılar. Her kim olursa olsun bu topluma b unu yapmaya kimsenin hakkı yok. En büyük tehlike bu.

Peki çok teşekkürler Mustafa Yaman katıldığınız için. Çok geçmiş olsun.

Yaman: Ben teşekkür ederim o iletişim kanallarını açık tuttuğunuz için. İzleyebildiğim kadarıyla pencereleriniz her tarafa açık. O bakımdan özellikle Ruşen Beyi ve sizi kutluyorum. Aynı fikirde olmamız gerekmez, inşallah böyle devam edersiniz.

Bunu da seyircilerimize söyleyelim. Birçok program yapık Bylock kumpası konusunda. Saadet Partili Avukat Ali Aktaş’a da teşekkür etmek lazım. Mustafa Yaman ile birlikte Bylock tutukluluk süresini ve daha fazlasını konuştuk. Bizi izlediğiniz için teşekkür ederiz. İyi günler.