854756-1

Ve Gül düello teklifini kabul etti

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Abdullah Gül’e yönelik olarak Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın salı günü yaptığı çıkışı bir düello daveti olarak tarif etmiştim. Malum grup toplantısında çok net bir şekilde adını anmadan, ama Abdullah Gül’ü tarif ederek, “trenden düşmüş kişi” olarak tanımladı. Ve onların artık söz hakkı olmadığını söylemişti özetle. Ve Gül’ün buna ne cevap vereceği, bunun bir savaş daveti olduğunu düşündüğümü söylemiştim. Ve Gül’ün cevabının ne olacağının önemli olduğunu söylemiştim. Birkaç gün boyunca Gül’den herhangi bir ses seda çıkmadı. Hatta bunun üzerine bazı kişiler Gül’den lider falan olmayacağını yazdılar –ki bunların başında Hürriyet yazarı Ahmet Hakan geliyor biliyorsunuz–, ama Gül daha önce değişik vesilelerle yaptığı gibi bugün Cuma namazı çıkışında cevap verdi. Önce o cevapları dinleyelim. Ondan sonra devam edelim:

“— Efendim, son günlerde Sayın Cumhurbaşkanı’nın eleştirileri vardı sizlere yönelik. AK Parti’den de size yönelik eleştiriler vardı, attığınız tweet’le ilgili olarak. Bir de buna bağlantılı olarak bazı iddialar var, 2019’da başkan adayı olacağınız yönünde. Neler söyleyeceksiniz?

— Bu konularla ilgili polemiğe girmek bana yakışmaz. Dolayısıyla her şey zaten ortada. Herkes birbirini biliyor. Onun için bir polemiğe girmek istemiyorum arkadaşlarla.

— Kırgın mısınız?

— Başka var mı?

— Efendim, Anayasa Mahkemesi’nin gazeteciler Şahin Alpay ve Mehmet Altan’la ilgili verdiği bir karar var. Hem onunla ilgili değerlendirmenizi hem de OHAL’in altıncı kez uzatılmasıyla ilgili değerlendirmenizi rica edebilir miyiz?

— Biliyorsunuz ben cumhurbaşkanı iken de ayrıldıktan sonra da gazetecilerin tutuksuz yargılanmasının hem adalet açısından, hem Türkiye’nin imajı açısından doğru olduğunu hep söylemişimdir. Bugün de o görüşteyim. Türkiye’nin rahatlaması, Türkiye’nin imajı ve iyileşmesi açısından da, ayrıca tabii ki hak, hukuk, bütün bu konularda da yargılama yine devam eder. Ama yazarların, çizerlerin, gazetecilerin tutuksuz olmasının doğru olduğu kanaatimi her zaman söyledim.

— OHAL’in altıncı kez uzatılmasıyla ilgili değerlendirmenizi alabilir miyiz?

— Herhalde son defa Meclis’e sevk edildiği kanaatindeyim OHAL’in. İnşallah son kez uzatılır. Türkiye’nin artık demokratik nizama geçtiğini tüm dünyaya göstermesi, özgürlükçü bir yolu izlediğini göstermesi, tekrar reformcu bir Türkiye olduğunu göstermesinin, hem özgüveni itibariyle hem Türkiye’nin dış ilişkileriyle itibariyle, hem Türk ekonomisi itibariyle, hem diğer birçok konularda çok doğru olacağına inanıyorum. O bakımdan artık tabii ki çok olağanüstü bir dönem yaşadı Türkiye. Bunları kontrol altına almak için bunlar gerekliydi. Ama artık her şeyin normalleştirilmesi ve Türkiye’de demokrasinin bütün fonksiyonlarıyla işlediğini göstermek Türkiye’ye çok büyük bir iyilik olur. Herkes için de büyük bir ümit olur kanaatindeyim.”

Düelloyu kabul ediyor ama silahını kendisi seçiyor

Evet, kimileri bugün söylediklerini yetersiz bulabilir. Ancak eşitsiz bir savaş söz konusu olduğu için, Tayyip Erdoğan’ın imkânlarıyla Gül’ün kısıtlı imkânları düşünülecek olursa, Gül’ün temkinli bir şekilde davrandığını görmek lazım. Ve bana göre bugün, Cuma namazı çıkışında Gül’ün bu söyledikleri, Erdoğan’dan gelen düello teklifini kabul etmek anlamına geliyor. Ancak Gül’ü yakından tanıyan bir gazeteci arkadaşımın bugün aramızdaki sohbette söylediği gibi, düelloyu kabul ediyor ama silahları Erdoğan’ın seçtiği şekilde seçmiyor. Daha başka bir düzlemde, temel hak ve özgürlükler, demokrasi, hukuk devleti üzerinden bir duruş. Yani “Trene kim indi kim bindi? AK Parti’nin gerçek sahibi kimdir?” vs. tartışmaları yerine, başka bir vizyon üzerinden, değerler üzerinden gideceğe benziyor. Dikkat edilirse burada OHAL’le ilgili, “Bunun son uzatma olacağını düşünüyorum” demesi — ki herhalde öyle olmayacağını o da biliyordur; Erdoğan tarafından 2019’a kadar bunun sürdürülmek istendiğini, cumhurbaşkanı seçimine de Türkiye’nin muhtemelen OHAL’le gireceğini o da biliyordur. Ama bu, duruş farkını gösteriyor. Gazeteci ve yazarların tutuksuz yargılanması meselesi –ki dün yaşanan o acayip olay, Anayasa Mahkemesi’nin kararına yerel mahkemelerin ayak uydurmaması, direnmesi ve siyasî iktidarın da Anayasa Mahkemesi’ne çok açık tavır alması hususu– Şahin Alpay ve Mehmet Altan olayı bu duruşunu da çok net bir şekilde koyuyor. Ve bu hükümetle, daha doğrusu Erdoğan’ın iktidarıyla arasına net bir farkı koymuş olduğunu görüyoruz.
Ve büyük bir ihtimalle bundan sonra siyasî iktidar çevrelerinden Gül’e yönelik olarak, onun ihanet ettiği, davasını sattığı, arkadaşlarını yarı yolda bıraktığı şeklinde –kaba tabiriyle belden aşağı diye tabir edebileceğimiz– birtakım yaklaşımlar gelecektir. Gül de bütün bunların karşısına, bugün söylediği gibi, “Polemikler bana yakışmaz” diyerek, daha başka bir yerden, siyaset üzerinden demokrasi, temel hak ve özgürlükler üzerinden, hukuk devleti üzerinden bir çizgi tutturmaya çalışacak. Bunu ne derece başarabilir emin değilim. Çünkü demin dediğim gibi imkânlar eşit değil. Bir diğeri de, şimdiden işaretlerini gördüğümüz gibi gerçekten onu itibarsızlaştırmaya yönelik çok ciddi kampanyalar başlayabilir. Bunların hepsini görmezden gelip tamamen kendi bildiği yolda gidebilecek mi? Gerçekten bu bir merak konusu. Zor bir iş.

Artık AKP’de siyaset yapamaz

Gül neden böyle yapıyor? Artık onun AK Parti içerisinde siyaset yapması, tekrar Erdoğan’la birlikte siyaset yapmasının imkânı kalmadı. Bunu net bir şekilde artık herkes görüyor. İstese de artık izin verilmeyeceği biliniyor. Bunun birçok nedeni var. Ama öncelikle bir neden, Erdoğan’ın kendine yeni düşman ihtiyacı içerisinde Gül’ü bir şekilde değerlendiriyor olması var. İkincisi ama daha önemlisi, Gül ve onunla beraber hareket eden kişiler Erdoğan’ın bugününü Erdoğan’ın dünüyle beraber eleştiren, yargılayan kişiler olacaklar. Bu da Erdoğan’ı siyasî olarak çok zor bir duruma taşır. Yani bu hareketin, AK Parti hareketinin kuruluşundan yakın bir zamana kadar gelişine baktığımız zaman, ne kadar ilke, slogan vs. varsa bugün bu ilkeler, bu sloganlar vs. geri plana itilmiş durumda. Zaten çok net bir şekilde görüyoruz. MHP’yle kurulmuş olan yerli ve milli bir ittifak var, adı da böyle kuruldu. Bu duruş, bu pozisyon AK Parti’nin kuruluşu ve en aşağı ilk on yılına tam zıt bir pozisyon. Bu anlamda Gül’ün bu çıkışlarının Tayyip Erdoğan’ı çok ciddi bir şekilde rahatsız edeceğini görmek lazım.
Bir başka husus: Gül yalnız değil. Çok sayıda, farklı kesimlerden insanlar, AK Parti içerisinde siyaset yapmış ya da AK Parti iktidarını desteklemiş, net bir şekilde, açık bir şekilde desteklemiş, farklı çevrelerden ama şu anda değişik nedenlerle dışlanmış, kenara itilmiş çevrelerden Gül’e yönelik çok ciddi bir baskı var. Yani Gül bir nevi bu kişilerin lideri olmanın dışında, daha önemlisi sözcüsü olarak görülüyor. Gül’ün bu kişilerin itirazlarını, beklentilerini dile getirmesi bekleniyor. Yani bunun önemli bir ayrım olduğunu düşünüyorum. Liderden çok sözcü ayrımı. Gül’ün hâlâ bir kredibilitesi var. İçeride Türkiye çapında AK Parti dışındaki çevrelerde de kısmen, tam olmasa da belli bir itibarı var. Yurtdışında çok ciddi bir itibarı var. Ama AK Parti’nin içerisinde de hâlâ belli bir karşılığı var.
Dolayısıyla şu anda Tayyip Erdoğan’ın bir süredir izlediği stratejiden rahatsız olan, beklentilerinin karşılanmadığını düşünen, kendilerinin dışlanmış olduğunu düşünen ve hâlâ siyaset yapmak isteyen, siyasette etkili olmak isteyen kesimler Gül etrafında bir tür birleşmiş gibiler. Dolayısıyla Gül’ün bu çıkışını; hem kendisinin kişisel duruşu, kişisel arayışı ve rahatsızlıkları, hem de bu çevreden gelen baskılarla beraber düşünmek lazım. Sonuçta ortada toplumsal bir hareket yok. Çok büyük bir toplumsal karşılığı olup olmadığını bilmediğimiz, rahatsız olan ve yakın zamana kadar birçoğunun adı herkes tarafından bilinen, en azından AK Parti tarafından bilinen insanlar, Gül’ü bir şekilde itiyorlar. Gül’ü bir şekilde öne çıkarmak istiyorlar. Gül’ün uzun bir süre bunlara direndiği anlaşılıyor. Bu konuda değişik kulis haberleri geliyordu. Ama belli ki hem bu taraftan gelen baskılar hem de Erdoğan’ın ve çevresinin tutumu nedeniyle Gül de artık bu noktaya gelmiş durumda.

Nitelik farkı

Bence bundan sonra artık Gül için bu mücadeleyi yürütmek –ve uzun bir süre belki Erdoğan’ın adını hiç anmayacaktır, yani böyle tanımsız birtakım öznelere yönelik olarak birtakım eleştiriler getirecektir belli bir süre–, ama bir yerden sonra kaçınılmaz olarak kendisini doğrudan hedef almak durumunda kalacaktır. Ama bu yola girdiği kanısındayım. Başarılı olur mu olmaz mı? Bu tabii birçok faktöre bağlı.
Ama şunu söylemek lazım: Şu anda Gül’ün etrafındaki kişiler, Gül’le beraber hareket etme eğilimindeki kişilerin nitelik olarak konumu, seviyesi, Erdoğan’la beraber hareket edenlerden gerçekten çok ileride. Çünkü Erdoğan’ın etrafında şu anda gördüğümüz kadarıyla Erdoğan siyasî kariyerindeki –daha önce birçok yayında söylemiştim– en zayıf ekiple çalışıyor. Çok kişi geldi geçti, Erdoğan’la beraber çalıştı. Şu anda onunla beraber cumhurbaşkanlığında, başdanışmanlarına baktığımız zaman, kabineye baktığımız zaman, AK Parti yönetimine ve grup yönetimine baktığımız zaman, geçmişteki çıtanın çok altında olduğunu görüyoruz.
Burada tabii ama şöyle bir mesele var: Erdoğan’ın elinde çok geniş imkânlar var. Şu anda Abdullah Gül’le hareket edebilecek durumdaki kişilerin ise imkânları çok sınırlı. Örneğin Abdullah Gül tweet atıyor. Abdullah Gül Cuma namazı çıkışı birkaç kelime ediyor. Ama Tayyip Erdoğan sürekli bir vesileyle konuşuyor ve konuştuğu zaman da Türkiye’nin televizyon kanallarının ezici bir çoğunluğu onu canlı olarak veriyor. Sonra özetlerini veriyor. Sonra gazeteler genellikle aynı başlıklarla kendisini sürmanşet olarak veriyorlar vs. Ama bu kadar güç farklılığı, güç eşitsizliği bir yerden sonra o gücü çok fazla bir şekilde elinde tekelleştirmiş kişilerin aleyhine işleyebilir. Bunun en çarpıcı örneği tabii ki 94 yerel seçimlerinde Erdoğan’ın yaşadığı deneyim. Erdoğan orada tamamen imkânsızlıklarla beraber çok önemli bir çıkış yakalayıp İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kazanmıştı. Belki de onun güçsüzlüğü ona bu iktidarı getirmişti. Şu anda Tayyip Erdoğan zamanında kendisine karşı uygulanan yöntemlerin benzerini belki uygulamaya kalkacak. Ama tarih bir kere daha tersten tekerrür edebilir. Bunu özellikle vurgulamak lazım.

İ’lerin üzerindeki noktaları koymak

Bakıyoruz, Tayyip Erdoğan’a karşı olan kesimler, AK Parti içerisinde ya da AK Parti çevresinde ya da o gelenekten gelen kesimlerin içerisinde Erdoğan’a yönelik eleştiriler ve Abdullah Gül’e yönelik destekler daha bir cesurca telaffuz edilir hâle geldi. Birtakım köşe yazarlarını görüyoruz. Her ne kadar bunlar çok fazla farklı yerde toplanamasalar da, özellikle bir iki yerde bir arada duruyorlar, Karar gazetesi başta olmak üzere. Artık adını koyarak, Fransızlar buna “i’lerin üzerine noktalarını koymak” derler. Yani örtülü bir şekilde değil, doğrudan açık açık Erdoğan’ı eleştiren ve Abdullah Gül’ü destekleyen yazılar çıkmaya başladı. Tabii ki bu çok etkili olmayabilir şu anda. Ama bu da bize bir eşiğin aşılmakta olduğunu gösteriyor. Kademe kademe bu eşikler aşılmak istenecek. Ama eşikler aşıldıkça da karşılarına birtakım yeni engeller, zorluklar çıkacak — ki bu engeller, zorluklar, Türkiye’de AK Parti içinden olmayan muhalif kesimlerin uzun bir süredir maruz kaldığı engeller ve baskılar olacak.
Ama yine de burada çok önemli bir husus var. Durdukları yer, aldıkları pozisyon ilkeler üzerinden gittiği müddetçe, bu kesimler hep bir inisiyatifi ellerinde tutma imkânına sahip olacaklar. Yani bir yanda siz basın özgürlüğünü savunan bir kesim, bir yanda da ulusal güvenlik için basın özgürlüğünden feragat edilebilir diyen bir kesim. Bir yanda, “OHAL artık çok uzadı, ülkenin normalleşmesi gerekir” diyenler var, bir yanda da “Gerekirse sonuna kadar OHAL’le gideriz” diyenler var. Böyle bir durumda tabii ki kimin sözel olarak, söz olarak güçlü olduğu ortaya çıkıyor. Ancak bu söz olarak güçlü olanlar maddi olarak güçlü değiller.
Geçmişleri var, geçmiş deneyimleri var. Ama bazı durumlarda geçmişleri kendi önlerine engel olarak da çıkabiliyor. Çünkü çok net bir şekilde şunu görüyoruz, bugün Abdullah Gül de dahil olmak üzere onunla beraber hareket eden kesimlerin Tayyip Erdoğan’a yönelik ya da Erdoğan yönetimine yönelik dile getirdikleri eleştirilerin hemen hemen hepsine karşı birtakım üçüncü şahıslar, dışarıdan birileri, “Bunu iyi söylüyorsunuz ama, zamanında şöyle şöyle yapmamış mıydınız?” gibi itirazlar da gelecektir. Dolayısıyla böyle bir ikilemleri de olduğunu söylemek mümkün. Ama şöyle diyelim: Artık olay giderek daha fazla netleşiyor. Abdullah Gül anlaşıldığı kadarıyla alabildiğine temkinli bir üslûpla ama geri adım atmadan, hükümeti, siyasî iktidarı ve Erdoğan’ı –belki adını vermeden– eleştirmeye devam edeceğe benziyor. Onun eleştirileri sürdüğü ölçüde de ona yönelik eleştiriler ve saldırılar, karalamalar artacağa benziyor. 2019 sürecine de şu aşamada gördüğümüz kadarıyla damgayı bu gerilim vuracağa benziyor. Bunu özellikle vurgulamak lazım. Bitirmeden, haftaya pazartesi günü saat 14.00’da Levent Gültekin’le burada tam da bu konuyu konuşacağız. “Erdoğan’ın rakibi Gül mü olacak?” başlıklı bir yayınla Levent Gültekin’le pazartesi günü karşınızda olacağız.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.