Ekran Resmi 2018-01-24 18.54.21

Transatlantik: Afrin Harekatı ABD’den nasıl görünüyor?

Yayına hazırlayan: Ali Mert İnal

Merhaba, iyi günler. Transatlantik’te bu hafta sadece Afrin Harekâtı’nı konuşacağız doğal olarak. Washington’da Ömer Taşpınar ve Gönül Tol’la Batı’ya, ama özel olarak Amerika’ya nasıl yansıdığını ele alacağız. Arkadaşlar merhaba. Ömer önce seninle başlamak istiyorum. Şu âna kadar bayağı bir zaman geçti. Orada Afrin Harekâtı’na yönelik yaklaşımlar, yorumlar beklediğin ölçüde mi? Yoksa fazla ya da az mı? Şu âna kadarki döküm nasıl?
Ömer Taşpınar
: Bugün beklediğimden daha fazla Amerikan basınında yer almaya başladı. Zira Pentagon’la Beyaz Saray arasında bir uyuşmazlıktan bahsediliyor. Aslında Trump yönetiminin daha genel bir anlamda başarısızlığı çerçevesinde de ele alınıyor. Yani dış politikada sağlam bir koordinasyon kuramayan bir yönetim var eleştirisi yapılıyor. Beyaz Saray’dan çıkan seslerle Pentagon’dan çıkan seslerin farklı olması bir bakıma amatörce hatalar şeklinde ele alınıyor. Bir de tabii dengeli bir şekilde David Ignatius’ın, Washington Post’un çok önemli bir yazarının, yazdığı köşe yazıları var. O da Pentagon’daki havayı, CENTCOM’daki havayı özellikle yansıtma açısından önemli. Yani sonuçta bu yavaş yavaş Amerika’da gündeme giriyor. Avrupa’da olduğundan daha fazla, NATO’da olduğundan daha fazla Amerika’da Türkiye’yle ilişkiler ve genelde dış politikadaki hatalar çerçevesinde, Trump’a eleştiriler çerçevesinde ele alınıyormuş gibi geliyor bana.

Gönül, şunu sormak istiyorum: New York Times’ın haber analizinde –ki orada kısaca senden de görüş almışlar gördüm–, orada çok önemli bir vurgu var: Bir tarafta, Türkiye, “Ally” yani müttefik olarak Türkiye, YPG ya da SDG’den de partner yani ortak olarak bahsediyor ve bunun doğurduğu bir çelişki… Bunu öteden beri Transatlantik’te konuşuyoruz ve ABD’nin bu çelişkili durumdan nasıl kurtulabileceği, kurtulma imkânı olup olmadığını soruyorduk ve Türkiye şimdi tam anlamıyla bir dayatma yapıyor aslında, değil mi? Washington’a tercih yapması konusunda çok ciddi bir dayatma. Afrin Harekâtı’nı böyle de görebilir miyiz?
Gönül Tol
: Kesinlikle Ruşen ve şunu da söylemek lazım; hani biz hep diyorduk ya: Rusya yeşil ışık yakar mı yakmaz mı? Ben hep kapsamlı bir Afrin Harekâtı’na Rusya’nın yeşil ışık yakmayacağını söylüyordum. Şimdi gördüğümüz kadarıyla gerçekten sınırlı bir operasyon yürütülüyor ve mümkün olduğunca Rusya’nın kontrolünde gerçekleşiyor her şey. Rusya’nın buna neden şimdi yeşil ışık yaktığını irdelersek eğer; aslında Rusya’nın da Amerika’ya, sadece Türkiyenin değil Rusya’nın, rejimin ve İran’ın da Amerika’ya bir mesaj verdiğini söylemek mümkün. Türkiye için bu yeni değil. Türkiye bir yıldır Afrin’e bir müdahaleden bahsediyordu. Bugüne kadar olmamasının sebebi Rusya’nın izin vermemesiydi. Rusya’nın bugün izin vermesinin sebebi bütünüyle Amerika’nın yeni açıkladığı Suriye stratejisinden duyduğu rahatsızlık. Neydi o Suriye stratejisi? Amerika’nın Suriye’de çok daha uzun soluklu varlık göstermesi gerektiğine inanıyor artık Washington. Özellikle petrolü, enerji rezervleri biliyorsun Kürtlerin elinde. Kürtler üzerinden Suriye’nin yani IŞİD-sonrası Suriye’nin, hatta çatışma sonrası Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak istediğini gördük. Son günlerde hem Rakka’da yapılan bir açıklama var. Bu Merkez Kuvvetler Komutanı Rakka’ya gitti. Orada Kürtlere destek mesajı verdi; fakat ilginç olan onun yanında bulunan insanların kimliğiydi. Bu insanlar Amerika’nın Uluslararası Kalkınma Ajansı’ndan yetkililerdi. Bu Kalkınma Ajansı tümüyle sivil yardım vermek, kalkınma yardımı vermek için orada. Tabii bütün bunlar Rusya’ya ne mesajı veriyor? Amerika burada kalmaya devam edecek. Kimler üzerinden bunu yapacak? Kürtler üzerinden. Dolayısıyla Rusya hem Kürtlere sopa göstermek için, yani “İpler hâlâ benim elimde, bütünüyle Amerika’ya yaklaşıp onun çıkarlarında ilerlemeyin” mesajı vermek için buna yeşil ışık yaktı. Rejim de aynı şekilde bundan şikâyet ediyor gibi görünse de aslında rejim de İran da Amerikan varlığı korkusu yüzünden buna olur dedi. Dolayısıyla Afrin Operasyonu’nda asıl önemli olan Türkiye’nin bir sonraki adımı, Menbiç’e girip girmeyeceği.

Onu istersen bilahare konuşalım. Ömer, şunu sormak istiyorum: Senin de referans verdiğin Ignatius’un yazısında önemli bir detay vardı; General Votel’le Tampa’da yaptığı görüşmeyi anlatıyor. Orada büyük Rakka Operasyonu’nun en son aşamasında SDG’den yanılmıyorsam 650 kişinin hayatını kaybettiği, Amerikalıların sıfır zayiatla bu başarıyı elde ettikleri vurgusu özellikle var. Ve askerlerin sanki bir nevi, bu birlikte hareket ettikleri partner olarak Suriye’de YPG’yi ya da SDG adı her neyse ona karşı daha bir sadakat eğiliminde olduğu şeklinde bir hava var o yazıda. New York Times’taki yazıda da böyle bir şey var. Amerikan politikasında, özellikle Amerikan Silahlı Kuvvetleri’nde böyle sadakat gibi şeyler hakikaten öne çıkar mı? Yoksa bu bir taktik olarak mı kullanılıyor?
Taşpınar
: Askerler açısından sahada ortaklık kurdukları ünitelerle tam olarak bir operasyonel ve taktik birlik içinde olmaları çok önemli. Dolayısıyla askerler açısından sahada omuz omuza savaştıkları ve onlardan yerel istihbarat aldıkları Kürt güçler vazgeçilmez bir unsur. O açıdan Pentagon olarak baktığımızda bu yıllardan beri devam ediyor. Obama’nın 2014’ten, 2015’ten, Kobani’den beri izlediği politika Kürtlere destek verme üzerine kurulu. Dolayısıyla bu aslında yeni bir şey değil. Şu anda Kürtlerle kurulmuş olan ortaklık IŞİD’i yok etmek açısından, IŞİD’i sınırlamak açısından Türkiye’yle olan jeo-stratejik müttefiklik aşamasından daha önemli bir aşamaya gelmiş durumda. O müttefik ve ortak farkı çok önemli Ruşen. Gerçekten Türkiye jeo-stratejik dengeler açısından bir NATO müttefiki. Anlaşmalar var Türkiye ile Amerika arasında, İncirlik gibi bir üs var. Fakat Amerika dış politikasında ve Amerika siyasetinde, acil olan her zaman önemli olanın önüne geçer. Acil olan da bugün Türkiye ile ilişkiler değil. Acil olan IŞID’in Suriye’de yok edilmesi.

Peki, Ömer burada sözünü keseceğim ama, Ankara bu hamlesiyle şunu demiyor mu: IŞİD zaten büyük ölçüde burada yok oldu, artık bu güçlerle işiniz de bitti. Acil olan benimle olan stratejik işbirliğinizi korumaktır, müttefikliğinizi korumaktır mesajı değil mi aynı zamanda Afrin Harekâtı?
Taşpınar
: Afrin Harekâtı Türkiye’nin, Amerika’nın gündemine girebilmek için, “Bak ben buradayım, bana dikkat et, beni kaybedeceksin” dediği bir mesaj. Bu mesajı daha güçlü olarak Menbiç’e verebilir. Menbiç’e saldırmayacağını düşünüyor bence Pentagon ve Amerika; ama Afrin’e girerek Türkiye o mesajı verdi ve Beyaz Saray o mesajı aldı. Fakat Pentagon diyor ki: “Tamam mesajı aldık, ama bu Kürtlerle çalışmayacağımız anlamına mı geliyor?” Pentagon’a verilen görev nedir? Askerlere verilen görev nedir? IŞİD’le mücadele edeceksin, IŞİD’i yok edeceksin. Eh, IŞİD’i yok etmek için kiminle çalışacak askerler? Bir de askerlere deniyor ki: “IŞİD’i yok ederken sana ben 30 bin tane Amerikalı deniz piyadesi ya da 30 bin Amerikan askeri vermeyeceğim. Bölgedeki Kürtlerle çalışacaksın”. Askerler de diyor ki: “Tamam, o zaman benim için acil olan IŞİD’i yok etmek ve IŞİD’i yok etmek için şu anda Kürtlerle bu tür bir operasyonel, taktiksel bir birlik içindeyim” diyor. Bir de askerlerin şu mesajı çok önemli: “Irak’tan biz çıktık ve Irak’ta El-Kaide IŞİD’e dönüştü. Bugün biz IŞİD’e karşı bir zafer elde ettik diye çıkarsak ne olacak? O IŞİD geri gelecek. IŞİD’in geri gelmemesi için bölgede bizim sosyal, ekonomik, siyasî açıdan Kürtlerle beraber çalışmamız lazım.” Gönül’ün dediği gibi, buraya sosyal, ekonomik, kültürel açıdan yardım getirmemiz lazım. O yüzden Amerika’nın Kalkınma Ajansı da geliyor ve bu bölgede sadece Kürtlere değil ama Rakka gibi bir yerde Sünni Araplara, Suriyeli Araplara nasıl ekonomik yardım yapılabilir ki tekrar IŞİD’e gitmesinler diye uğraşıyorlar. Yani askerlerin derdi IŞİD’i bir şekilde geri gelmeyecek şekilde yok etmek.

Ama tabii ki bu uzun bir tartışma da, sonuç olarak, IŞİD’in önünü esas olarak siyasî adımlar kapatacaktır ve o anlamda da askerden çok Dışişleri vs. gündeme gelecektir. Neyse, bu tartışmayı burada bırakalım, Menbiç’e gelelim. Gönül’le devam edelim. Gönül, bugün New York Times’ta senden yapılan alıntı Menbiç üzerineydi. Sen de diyorsun ki orada Amerikan askerlerine herhangi bir şey olması durumunda işler çok karışır. Bunu birçok yerde de görüyoruz. Ömer demin Menbiç’e pek ihtimal vermiyorlar dedi, ama Cumhurbaşkanı Erdoğan defalarca bunu tekrarladı. Afrin’den sonra sıranın Menbiç’te olacağını söyledi. 1) Devamının Menbiç olma ihtimalini ne derece yüksek görüyorsun? 2) Olursa ne olur? Böyle bir ihtimalde Amerika oradaki güçlerini çekebilir mi?
Tol
: Tabii hem Erdoğan hem diğer AK Partili yetkililer o kadar çok bu Menbiç Operasyonu’ndan bahsettiler ki, artık bir noktada kendilerini köşeye sıkıştırdılar. Yani Amerika’dan gerçekten elle tutulur bir taviz alınmadığı sürece, Menbiç Operasyonu yapılmazsa bu tabii elini çok zayıflatacak bir şey Erdoğan’ın. O yüzden olabilir diye düşünüyorum, fakat şu noktada Amerikalılar için bu çok kritik. “Afrin bizim sorunumuz değil, Rusya’nın sorunu” dediler; fakat Menbiç Amerika’nın sorunu ve Rusya da Amerika’nın sorunu olduğunu biliyor, Menbiç’in Türk-Amerikan ilişkilerinde bir kırılma noktası yaratabileceğini bildiği için bence Rusya da Menbiç Operasyonu’nu destekleyebilir. Ruslar da var Menbiç’te, ama sonuç olarak Amerikalılar bunun ilişkilerde bir kırılma noktası olacağını biliyorlar. Bugüne kadar neydi? Hep Amerika bir anlamda idare etti. Bir tarafta Kürtleri, bir tarafta Türkiye’yi idare etti. Türkiye’yle bir kırılma noktası yaşanmadı, diğer taraftan Kürtlerle çalışmaya devam etti. Fakat Menbiç Amerika’yı taraf tutmaya zorlayacak. Yani Türkiye diyecek ki: “Buradan çıkacaksın”, yani “Kürtlerin de buradan çıkmasını sağlayacaksın ve ben gireceğim”. Dolayısıyla NATO müttefiki ve Kürt partneri arasında bir seçim yapmak zorunda. Şimdi mesele bu kadar ciddi olduğu için aslında bu kadar önemli bir diplomatik trafik görüyoruz Amerika ve Türkiye arasında. Amerika bir orta yol bulmaya çalışıyor Türkiye Menbiç’e ilerlemesin diye. Bugün biraz evvel gördüğüm bir açıklama vardı, Tillerson daha evvel de bu açıklamayı yapmıştı ama galiba detayları biraz daha netleşti. Türkiye’ye bir korunaklı alan öneriyor Kuzey Suriye’de. Böylece o korunaklı alanları bizim himayemizde kurarsak eğer, Türkiye’nin meşru güvenlik sorunları halledilir mesajı veriyor. Tabii bunun bütün detaylarına şu an hâkim değiliz. Nerede kurulacak? Buna tabii Rusya ne diyecek? O çok önemli. Bu konuda henüz detaylara hâkim değiliz. Dolayısıyla Türkiye bunu kabul edecek mi? Rusya ve rejim ne diyecek? Bunların hepsi gelecek hafta tartışılacak. Fakat önemli olan, Amerika gerçekten çok çabalıyor. Hatta Afrin Operasyonu başladığından beri o kadar yumuşak söylemlerle Türkiye’yi rahatlatmaya çalıştı ki, bu da asıl endişenin Menbiç olduğunu gösteriyor. Eğer bir orta yol bulunamaz ve Türkiye Menbiç’e ilerlerse tabii Amerikan güçleriyle orada çok ciddi bir çatışma riski var; iki tarafın güçleri arasında ve bu bence gerçek anlamda bir kırılma noktasına gidebilir Türk-Amerikan ilişkilerinde. Fakat daha önemlisi ve bence Washington’da daha çok kafa yorulan şey, ne yönde karar verilecek? Çünkü bir taraftan Türkiye NATO müttefiki olması bağlamında önemli bir ülke. Ama diğer taraftan yeni açıklanmış bir Suriye stratejisi var. Suriye’yi, Rusya’ya ve İran’a kaptırmama konusunda hemfikir olmuş bir Amerikan yönetimi var. Bunun için de Kürtlerle çalışmak zorunda Amerika. Dolayısıyla Kürtlerle vazgeçmek de söz konusu değil Amerika için, Türkiye’den vazgeçmek de söz konusu değil. Fakat benim duyduğum kadarıyla şu tür tartışmalar oluyor yönetim içerisinde, “Türkiye’yi zaten kaybettik.” Yani Türkiye uzun süredir Suriye’de bizim için işleri güçleştiren bir aktör. Oysa bizim Kürtlere ihtiyacımız var. Kürtler olmadan Suriye, bütünüyle İran’ın etki alanına, Rusya’nın etki alanına girecek ve Pentagon’un da paylaştığı bir fikir bu. Onlar da diyorlar ki: “Evet, Irak’ta olanlar tekrarlanacak, biz buradan çıktığımız an IŞİD ve ona benzer gruplar, cihadî gruplar yeniden yükselecek. Dolayısıyla bizim sahada varlığımız önemli, bu yüzden de Kürtlerle çalışmamız önemli” tartışması yapılıyor. Yani çok zor bir karar olacak Amerika için.

Buradan Ömer, Gönül’le kaldığımız yerden seninle devam edelim. Gönül’ün kullandığı kırılma noktası lafı birçok yerde karşımıza çıkıyor. Yanılmıyorsam David Ignatius’un yazısında da vardı, New York Times’taki analizde de var. Ben bugün mesela Richard Haass’ın iki tane tweet’ini gördüm. O hâlâ Dış İlişkiler Konseyi’nin başında mı?
Taşpınar
: Evet.

Çok sert ve net tweet’ler atmış. “Artık Türkiye’yle Amerika’nın ilişkileri kopma noktasındadır” diyor. Hatta tweet’in birinde diyor ki: “İncirlik’in alternatiflerine şimdiden bakmamız lazım” vs.. Çok etkili bir kurumun etkili bir ismi bildiğim kadarıyla. Hâlâ o etkisini koruduğunu tahmin ediyorum. Bu kırılma noktası, kopmanın eşiği vs. gibi şeyler çokça telaffuz ediliyor. Böyle bir şeyi gerek Amerika Birleşik Devletleri, gerek Türkiye ve gerekse NATO böyle bir kopmayı, kırılmayı kabullenebilir mi, taşıyabilir mi?
Taşpınar
: Beyaz Saray ve stratejik düşünen, uzun dönemli düşünen uzmanlar ve karar vericiler, devletin içindeki böyle bir gecikmeyi istemiyorlar. Fakat bir gerçek var ki Türk-Amerikan ilişkileri, tarihindeki en zor dönemlerden birini yaşıyor, belki de en zor dönemi yaşıyor. Kıbrıs döneminde bir silah ambargosu gelmişti, bugün bir silah ambargosu yok Türkiye’ye; fakat yakında bence Halkbank’a gelecek ciddi ekonomik cezalar, yaptırımlar ve Türkiye Rusya’dan füze savunma sistemi olarak S-400’leri alırsa Kongre’den de gelebilecek bazı askerî yaptırımlar olabilir. Yani ilişkilerde şu anda zaten adı konulmamış bir kriz var. Öte yandan Trump bu krizi büyütmek istemiyor. Trump Erdoğan’la, Türkiye’yle daha uzun soluklu bir ilişki istiyor ve Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı da bir şekilde koordinasyon yapmak zorunda. Yani şu anda McMaster’ın görevi, Amerika’da Ulusal Güvenlik Konseyi’nin görevi Pentagon’la Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray arasındaki koordinasyonu oturtmak. Şu anda bir kopukluk söz konusu. Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı böyle bir krizin daha fazla büyümesini istemiyorlar ve Pentagon’u suçluyorlar. Niye Pentagon’u suçluyorlar? Çünkü bu Afrin Harekâtı bir Amerikalı generalin sınır güvenliği oluşturuyoruz demesi üzerine daha da ciddi bir şekilde ele alındı ve tetiklendi. Yani: “Sınır güvenliği oluşturuyoruz; Kürtlerle 30 bin kişilik bir ordu oluşturuyoruz”. Bu ordu ne yapacak? Sınırda görev alacak. Türkiye bunu duyunca ne dedi? “Bu Amerikalılarla Kürtler bizim buraya girmememiz için iyice stratejik ortaklık içine girdiler. Bu sınır gücü bize karşı tehdittir” dedi Cumhurbaşkanı. Hemen geri adım attı Tillerson, “Yanlış konuşuldu” dedi, “sınır gücü değil bu” dedi ve geri adım attı. Bugün Beyaz Saray yine geri adım atıyor, diyor ki: “Oradaki general orta seviyedeki bir asker. Yanlış konuştu, bu bir sınır gücü değil. Kürtlerle kurduğumuz ilişki IŞİD’in bölgeye tekrar girmemesi için bir polis gücü gibi olacak” diyor. Yani bir şekilde bu koordinasyonu yapmaya çalışıyorlar. Bir dengede tutmaya çalışıyorlar ilişkileri. Türkiye’yi uzun dönemde gerçekten Beyaz Saray da, Dışişleri Bakanlığı da kaybetmek istemiyor, ama Pentagon Türkiye’yle artık çalışamaz durumda. Ben burada bir askerî akademide ders veriyorum. Yaklaşık 12 yıldan beri ders veriyorum. İki yıldan beri buraya Türk albay gelmiyor artık. Ve son yıllarda buraya Türk albaylar geldiklerinde kendilerinin Amerikancı olarak görüleceklerinden korkuyorlardı Türkiye’ye gidince. Yani bir Türk albayı için Washington’da prestijli bir Amerikan Askerî Akademisi’nde ders almak, master derecesi almak, kendi kariyeri açısından büyük bir başarı değil artık. Bu da gösteriyor ki TSK içinde de Amerika’ya karşı çok ciddi bir antipati var. Pentagon içinde de Türkiye’ye karşı bir güvensizlik var. Bu mesele, askerî ilişkilerdeki mesele, Türk-Amerikan ilişkilerini çok ciddi etkiliyor; çünkü Türk-Amerikan ilişkileri temelinde askerî bir ortaklık üzerine kurulu. Bizim ilişkilerimiz Amerika’yla ekonomik ortaklık üzerine kurulu değil. Fazla ticaretimiz yok. Bu, güvenlik üzerine kurulmuş, NATO üzerinden giden bir ittifak. O ittifak çatırdıyor bugün.

Gönül, seninle bitirelim. Tam bu konuyu noktalayalım. Burada şöyle bir olay var; ABD’den birtakım açıklamalar geldi. Özellikle Rusya’nın iki müttefikin arasını açmak istediği, yani Türkiye’yle NATO’nun ya da Türkiye’yle ABD’nin… Bu genel kabul gören bir görüş mü?
Tol
: Kesinlikle Ruşen. En çok tartışılan, aslında başından beri bizim de düşündüğümüz, en çok dillendirilen şeylerden bir tanesi o. Ve mantıklı olan argüman da o. Çünkü Rusya hakikaten bu son Afrin Operasyonu’nda da gördük. Niyet bütünüyle Türkiye ile Amerika arasındaki gerilimi artırmak. Bence … de o planın bir parçasıydı. Bugün Afrin’e yakılan o yeşil ışık da bir parçası. Ve dediğim gibi eğer Menbiç’e –Menbiç konuşuldu mu bilmiyoruz Afrin tartışmaları yapılırken, Rusya’yla müzakereler sürerken; farklı şeyler duydum, bazı kaynaklar “Hayır, Menbiç tartışılmadı” diyor, bazıları da “Evet Menbiç tartışıldı” diyor ama– Rusya’nın bir Menbiç Operasyonu’na ben pozitif bakabileceğini düşünüyorum ve bu sebeple Türkiye ile Amerika arasındaki gerilimi mümkün olduğunca artırmak için böyle bir adım atıyor ve nihayetinde görmek istediği tablo Amerika’nın hem dediğim gibi Kürtleri zayıflatarak –Rusya tümüyle ortadan kaldırmak istemiyor, yani Kürtlerin bence bir noktada masada olmasını istiyor–; dolayısıyla Soçi’de de göreceğiz, daha sonraki siyasî müzakerelerde de göreceğiz. Kürtleri bütünüyle öldürmek istemiyor. Fakat yeterince zayıflatarak bu şekilde Amerika’nın Suriye’deki varlığını sekteye uğratmak istiyor. Bu Rusya’nın Suriye’de görmek istediği tablo. Bir Amerika-Türkiye çatışması da dolayısıyla Rusya’nın görmek isteyeceği bir şey bence.

Evet. Burada noktayı koyalım. Bayağı yoğun bir tartışma yaptık, ama anladığım kadarıyla haftaya tek başına olmasa bile yine ağırlıkla bu konuyu konuşacağız. Çünkü harekât süreceğe benziyor. Şu anda daha ilk günleri. Sürdükçe belki tepkiler de yaklaşımlar da buna paralel olarak gelişebilir, değişebilir. Evet Gönül Tol’a ve Ömer Taşpınar’a çok teşekkürler. Transatlantik’i bu hafta burada noktalıyoruz. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.