ana

Avrupa’da merkez partilerinin koalisyonları aşırı sağ hareketleri besliyor

New York Times’da Amanda Taub imzalı yazıda Almanya’da yapılan koalisyon görüşmelerine referans verilerek burada merkez sağ ve merkez solun birleştiği belirtiliyor. Bunun Avrupa’da yükselen aşırı sağa karşı bir önlem olarak çıktığını belirten Taub, Harward Universitesi’nde çalışan Yascha Mounk’ın People vs Democracy (Demokrasi’ye Karşı Halk) kitabına atıfta bulunuyor.

Mounk’a göre, merkez sağ ve merkez solun bu tür koalisyonlarla birleşmesi seçmenleri bu partilere karşı yabancılaştırıyor. Mounk, bu koalisyonların ‘ideolojik garabet’ olduğunu belirtip aslında popülistlerin işine yaradığını veya yarayacağını düşünüyor. Popülistler bu partileri seçmenlere gösterip “işte bakın, hepsi aynı” diyebiliyor ve daha çok oy toplayabiliyor. Mounk bununla birlikte Avrupa demokrasisinin geleceğinin de böylece tehlikeye girebileceği ihtimalini ortaya koyuyor.

Almanya’da yeni koalisyon

Amanda Taub bu noktada Almanya’daki tamamlanan yeni koalisyon görüşmelerini hatırlatarak, merkez sağın lideri Angela Merkel, sosyal demokratların lideri Martin Schulz ve Hristiyan Sosyal Birliğin lideri Horst Seehofer’in koalisyonunun ve bunun geleceğinin Mounk’ın karanlık tahminini yansıttığını ileri sürüyor.

Horst Seehofer, Angela Merkel, Martin Schulz
Horst Seehofer, Angela Merkel, Martin Schulz

Taub 2017 yılında Almanya’da yapılan genel seçimlerin, Hristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokratların şimdiden 2. Dünya Savaşı sonra en çok oy kaybı yaşadıkları seçim olduğunu belirtiyor. Bu da yerleşik merkez partilerinin giderek popülarite kaybına uğradığını gösteriyor.

Avrupa için yeni dönem

Taub, eskiden normal karşılanan, hatta övülen merkez sol ve merkez sağ partilerin anlaşmasının, bu partilerin eskisi kadar popüler olmadığı günümüzde çok olumsuz sonuçlara yol açabileceği görüşünde. Buna örnek olarak da Hollanda’da yapılan son seçimleri gösteriyor. Hollanda’da son seçimlerde, aşırı sağ oylarını arttırırken, daha önce koalisyon yapmış olan merkez sağ ve merkez sol partiler ciddi oy kaybına uğramıştı.

Hollanda seçimleri: Geert Wilders ve Mark Rutte
Hollanda seçimleri: Geert Wilders ve Mark Rutte

Fransa’da ise geçtiğimiz yıl yapılan başkanlık seçimlerindeyse, yerleşik, düzen partilerinin hiç biri ilk turu geçememişti. Ardından yapılan genel seçimlerde bu düzen partileri büyük oranda silinmişti.

En Marche hareketiyle Fransa Cumhurbaşkanı seçilen Emmanuel Macron
En Marche hareketiyle Fransa Cumhurbaşkanı seçilen Emmanuel Macron

İtalya’da Bologna Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Piera Ignazi “seçmenler, özellikle de işçi sınıfı ve düşük gelirliler, hiçbir parti  tarafından temsil edilmediklerine inanıyorlar . Bu parti karşıtı anlayıştan dolayı aşırı sağ yükseliyor” diyor.

Avrupa popülizm tehdidine açık

Bu noktada Taub, Steven Levitsky ve Daniel Ziblatt’in görüşlerine atıfta bulunuyor. Harvard Üniversitesi’nden  bu iki siyasetbilimciye göre önümüzde çok önemli bir sınav bulunuyor. Siyasal partilerin demokrasilerin bekçisi olduğunu belirten yazarlar, kitlenin aşırılara yönelmesinin önemli olduğunu ama esas olanın siyasal partilerin bunu engellemesi olduğunu belirtiyorlar. Bu anlamda siyasal partilerin bir filtre görevi gördüklerini vurguluyorlar.

Taub, Avrupa’nın da popülizm tehlikesine açık olduğu görüşünde. Ona göre tıpkı Venezuela veya diğer popülizm örneklerinde olduğu gibi Avrupa da kutuplaşma, güvenlik endişesi ve kurumların zayıflamasından muzdarip. Yazar Avrupa’nın Venezuela gibi olma ihtimalinin düşük olduğunu, bununla birlikte kurumların zayıflamasının aşırılıkçılığa ve demagojiye daha fazla sebebiyet vereceğini vurguluyor.