Russian President Putin meets with Syrian President al-Assad in Sochi

Jean-Pierre Filiu: Putin, Suriye’de Esad’ın mahpusu

Jean-Pierre Filiu, Columbia (New York) ve Georgetown (Washington) üniversitelerinde davetli öğretim üyesi olarak ders verdikten sonra, Paris Siyasal Bilimler (Sciences-Po) Okulu’nda Çağdaş Ortadoğu Tarihi profesörlüğü yapmaktadır. 1988-2006 arasında diplomat olarak Afganistan, Lübnan, Ürdün, Suriye ve Tunus’ta görev yapan Filiu’nun 11 Şubat 2018’de Le Monde’da çıkan bu yazısını Haldun Bayrı çevirdi.

JPFiliu-2013
Jean-Pierre Filiu

Kremlin, Ortadoğu’da savaş kazanmanın barıştan kolay olduğunu öğrenmekle meşgul Suriye’de. Eylül 2015’ten beri Rusya’nın doğrudan müdahalesi gerçekten tartışılmaz bir askerî başarı oldu; çünkü yaklaşık 5 bin kişi gönderip 50 ila 60 kayıp veren Moskova, sadece Esad rejimini kurtarmakla kalmayıp, bölgesel denklemin göbeğinde de kendini kabul ettirmiş oldu. Bununla birlikte Vladimir Putin’in bu askerî kazanımların ardından siyasî bir yol açmayı beceremediği apaçık; bu acziyet ise tamamen bizatihi Esad rejiminin doğasına bağlı.

Eli verirken kolu kaptırma hikayeleri

“Zayıf” Suriye rejimiyle “güçlü” Rusya arasında oluşan paradoksal bağımlılık ilişkisini tasvir etmek için, tercümesi zor bir kelime var Arap dilinde. “Tawrit” sözcüğü, iki taraf için de yararlanılabilir görünen bir müdahalede, “zayıf”ın “güçlü”yü kendi lehine bir şekilde bir çarkın içine çekme biçimine atıfta bulunur; aslında müddet uzadıkça “güçsüz” daha çok yararlanmaktadır bu durumdan. Baba Hafız Esad, Soğuk Savaş adına Rusya’yı “çarka dolama” işinin üstadlarından olmuştu: Böylece 1982’de Lübnan’ın İsrail tarafından işgali tehdidini öne çıkararak, Moskova’nın yoğun desteğini elde etmiş, Suriye Silahlı Kuvvetleri’ni iki katına çıkarmış ve bunları son model malzemeyle donatarak binlerce Sovyet danışmanından destek almıştı.
Beşar Esad 2011’de Rus Başkanı’nı, iktidarda kalmasının Kremlin’in stratejisi için temel önemde olduğuna ikna etmeyi becerdi. Bunun sonucunda Moskova ile Şam arasında kurulan hakiki hava köprüsü sayesinde Suriye diktatörlüğü kendi halkına karşı açtığı savaşı tırmandırabildi; o sırada BM Güvenlik Konseyi’ndeki Rus vetosu ise cellatların cezalandırılmama teminatı olmuştu. Esad yanlısı kuvvetlerin sahadaki eksiklikleri yine de o derecedeydi ki, İran ve hempası milislerin bu eksiklikleri gitgide daha etkin biçimde doldurmaları gerekmişti. Yine de, Rusya’nın Suriye’deki savaşa doğrudan girişine sebep olan, yönetimin 2015 Yazı’nda uğradığı bozguna engel olmamıştı bu. Putin Esad rejiminin “egemenliği”ni kayıtsız şartsız savunma yönünde tavır alarak, Şam’a baskı yapma yollarını da kendi kendine kapatmıştı.

İnceldiği yerden kopsun

Suriye krizine tek siyasî çözüm umudu, Aralık 2015’te BM Güvenlik Konseyi’nde nasıl olduysa oybirliğiyle kabul edilmiş olan 2254 sayılı kararın hatlarını çizdiği bir geçiş sürecindedir. Altı ay içinde “güvenilir, kapsayıcı ve mezhepsel olmayan bir yönetim”in göreve gelmesi, bunun peşinden de BM gözetiminde düzenlenecek “özgür ve adil” seçimlere dayanak oluşturacak yeni bir anayasanın hazırlanması maksadıyla bir geçiş sürecini başlatmaya yönelik olarak ateşkes ilan edilmişti. Moskova, bu krizden çıkış senaryosunun tek maddesinin bile uygulamasına başlanılmadan, Ankara ve Tahran’la eşgüdüm içinde, Suriye’deki tarafların sadece kendi yönetimi altında kuracağı bir “ulusal diyalog” perspektifiyle, “çatışmaları azaltma” anlaşmalarına öncelik tanıdı.
Putin böylelikle Birleşmiş Milletler’in kefaleti altında titizlikle hazırlanmış olan müzakerelerde Esad’ın heyetini diklenmeye teşvik etmişti: Esad’ın heyeti muhaliflerin hepsini “terörizm”le suçlayarak onları gayrimeşru ilan etti; o esnada ise rejim, topraklarının tamamının “kurtarılacağı bütünsel zafer” beyanları yayınlayıp duruyordu. Suriye dosyasında Rusya’yla İran arasında çıkması muhtemel bir zıtlaşmaya bel bağlayan Batı diplomasilerinin hevesleri kursaklarında kaldı, zira Esad rejiminin iki baş müttefikinin siyasî ve askerî destekleri her şartta sürüyordu. Bu “inceldiği yerden kopsun” mantığı, Rus esinli bir muhtemel “ulusal diyalog”u tamamen içeriksizleştirdi ve kısa süre önce Karadeniz kıyısındaki Soçi’de toplanan konferans, muhalefetteki tüm eğilimler, ayrıca da PKK’nın Suriye kolu tarafından boykot edildi.

Sıfır toplamlı bir oyun

Kimileri böyle bir fiyaskonun Putin’i nihayet Esad’ın kolunu bükmeye iteceğini zannetmiş olabilir. Ama Ortadoğu “çarkına dolanma” dinamiğinden hiçbir şey anlamamaktır bu. “Çatışmaları azaltma” yolunda bulunulan tüm vaatlere rağmen, Soçi-sonrasına, Esad rejiminin aktif Rusya desteğiyle yürüttüğü, Şam banliyösünde kuşatılmış olan iki isyancı mahalleye ve İdlib vilayetine yoğun saldırılar damgasını vurdu. Ayrıca Moskova, kuşkusuz Soçi sürecini akamete uğratmış olduğundan PKK’yı cezalandırmak için, Afrin kantonuna Türk harekâtına da yol verdi. Türkiye ise buna karşılık, 2016 Sonbaharı’nda Halep’teki isyancıları yüz üstü bıraktığı gibi, İdlib’deki isyancıları da kaderlerine terk etmekte. Washington ve Avrupa başkentlerine gelince; IŞİD’le mücadeleye tanınan mutlak öncelik yüzünden bu yeni şiddet patlaması karşısında felç olmuş durumdalar.

sochi
Soçi Zirvesi

Oysa şu basit sonucu herkesin kabul etmesi lazım: Esad rejimi kendi mutlak iktidarını tehlikeye atabilecek her türlü geçişi reddediyor ve reddedecek; sabote ediyor ve edecek. Bundan sonra ona bir ateşkesi, hele kapsamlı bir müzakere sürecini dayatabilmek için bir güç dengesi kurulması lazım. Oysa ABD ve Avrupalı müttefikleri, sadece IŞİD’e karşı savaşı öne alarak sahici bir Suriye politikasından el çekmiş durumdalar. Suriye oyunundan böyle dışlanınca, oyunun gerçek efendisi olan Kremlin’in Esad rejimi üzerinde belirleyici bir rol oynayarak tıkanıklığı açmasını ilanihaye bekleme durumunda kalabilirler.
Bunun tam aksine, Moskova, Esad’a ciddi bir baskı yapmak yerine, fazlasıyla onun güçlendirilmesine itibar etti, muhaliflerini dövdü, dövülürlerken de ses çıkarmadı. Hatta Rusya kısa süre önce BM’nin bir aylık insanî ateşkes önerisini de akamete uğrattı. Putin ile Esad arasında, son söz muhtemelen ikincisinde olacak.
Zavallı Suriye!