martelli

Roger Martelli: “Sınıf mücadelesi katiyen ölmedi, ama sosyolojik sınıfları artık basit şekilde sınırlarla ayırmıyor”

Fransa’da L’Humanité gazetesi 11 Aralık 2017’de “Kapitalizmin evrimi ve yeni siyasi pratikler” altbaşlığıyla, “Sınıf savaşının hâlâ bir anlamı var mı?” başlıklı bir soruşturma yayınlandı. Filozof Jean-Luc Nancy, filozof ve psikanalist Slavoj Zizek ve tarihçi Roger Martelli’nin katıldığı soruşturmada, Zizek’in Sınıflar, sol ve sağ, Nancy’nin “Günümüzde sınıf mücadelesi sistemin ruhuna karşı koyma demektir” başlıklı katkısını daha önce yayınlamıştık. Roger Martelli’nin yazısını da yine Haldun Bayrı çevirdi.

martelli-2
Roger Martelli

Kapitalizm yine kapitalizm, ama artık aynı değil. Bireyleri hiç olmadığı kadar güvencesizleştiriyor, ayırıyor; mülkler, bilgiler ve iktidarlar üzerinden sınıflandırıyor onları. Sınıflandırma alt sınıflarla üst sınıflar, yoksullarla zenginler, hükmedenlerle hükmedilenler arasında binlerce yıldır süren mücadeleyi teşvik ediyor. Sınıf mücadelesi katiyen ölmedi. Ama sosyolojik sınıfları artık basit şekilde sınırlarla ayırmıyor. Hükmedenlerin merkezinde, dar bir oligarşi bulunuyor; sınıftan ziyade, finans ağlarının saydamsızlığınca nazarlardan esirgenen elitist bir kulüp gibi. Hükmedilenler tarafında ise, sanayinin salgıladığı merkezî ve yayılmacı grup yok artık. Hükmedilenler daha kalabalık, ama dağınıklar, rekabet tarafından atomlaştırılmışlar. Haddizatında, siyaseten sınıf mücadelesi yürütmek için, işçi sınıfına “iktidarı alma”sında rehberlik etmenin yettiği düşünülebiliyordu dün. Fakat küreselleşme ve finanslaşmanın yardımıyla yoğun iktidar daha yaygınlaştığı ve bizatihi devrimci sınıf merkezîliğini yitirdiği zaman ne yapmalı?
Açık söyleyelim: Rehberlik etmeden önce, o halkın oluşması lazım. Sadece, onu halk olmayana, “elit”e ya da “kast”a karşı çıkararak da yapılamayacaktır bu. Halk, öncelikle ayrıcalıklıdan nefret içinde değil, sayısal çoğunluğun özgürleşmesine ters düşen ve artık hayatî önemi haiz ortaklık ve paylaşım talebine sırt çeviren ayrıcalığın bilinciyle oluşur. Mücadelenin uzun solukluluğunun mayası nefret değildir; eşitsizliği meşrulaştıran o sınıflandırmaya karşı çıkan tasarıdır. Aslında, Marx ile Engels’in 1848’de tartışmanın merkezine “sınıf partisi”ni değil, “komünist parti”yi koymuş olmaları bir tesadüf değildir.
Halk kategorileri çokluk halinde, yani toplumsal hareket halinde teşekkül etmelidir. Bunun ötesinde, kendini siyasal halk olarak dayatmalıdır. Çünkü, her ne kadar siyaset siyasal örgütlenme olmasını gerektirse de, artık parti sorununu merkeze koymamaktadır. Değişen zamanın belirtisi…
Kapitalizm, kendini tarihsel olarak dayatarak, ekonomik, toplumsal, siyasal ve simgesel mercileri ayırmıştır. Derneğin, sendikanın ve partinin işlevsel ayrımına yol açmıştır. Günümüzdeki evrim ise “merciler” oyununu git gide daha içinden çıkılmaz kılmaktadır. Muhafaza etmek için de olsa, dönüştürmek için de olsa, toplum üzerinde etken olmak, her bölümü üzerinde etken olurken aynı zamanda bütünü üzerinde de etken olmayı gerektirir. Örgütlenmelerin uzmanlaşması kural olarak kalabilir; ayrılıkları bir handikaptır. Dolayısıyla, dünyada devrime yol açmak isteyen için, sınıf mücadelesinin siyasal hâkimiyeti dört sorun etrafında yenilik yapmayı gerektirir.
1) Toplumları birbirine bağlı kılmak için rekabetin ve idarî devletin yerini alan bir ortaklar mantığını nasıl düşünmeli?
2) Hepsini tefriki imkânsız bir bütünün içinde eritmeksizin toplumsal eylem sicillerini (dernek, sendika, parti) nasıl tekrar birbirine eklemlemeli?
3) Genel olarak siyasal örgütlenmenin değilse de, yüzyıldır bu örgütlenmeye şekil veren “parti biçimi”nin tarihsel sınırlarını aşarak siyasal eylemin kolektif mantıklarını nasıl tekrar temellendirmeli?
4) Bireysel özerklik ile kolektif eylem arasındaki sürekli gelgiti nasıl durdurmalı? Ki bunun için, aynı zamanda birey anlayışı (bireyci değil) ile kolektif anlayışı (kolektivist değil) tekrar temellendirmek gerekmektedir.