aputin2

Tatiana Kastouéva-Jean: “Putin’in popülerliği savaşlarda doruk yaptı, ama bu dayanak tükenmeye başlıyor”

Tatiana Kastouéva-Jean Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü IFRI’de Rusya/Yeni Bağımsız Devletler Merkezi’ni yönetiyor. Rus iç ve dış politikasının bu uzmanı, Ocak ayında, “100 Soruda Putin’in Rusyası”nı yayımladı (La Russie de Poutine en 100 questions, Tallandier, 352 sayfa, 15,90 €).
Kastouéva-Jean ile Benoît Vitkine’in mülakatı 10 Mart 2018’de Le Monde’da yayınlandı ve Haldun Bayrı tarafından çevrildi.

Tatiana Kastouéva-Jean
Tatiana Kastouéva-Jean

18 Mart’taki Rus başkanlık seçiminde hedef nedir?
Sonuç hakkında hiçbir kuşku yok: Putin kazanacak; hem de ilk turda. Muhalif Aleksey Navalni’nin Yolsuzlukla Mücadele Vakfı’nın yürüttüğü yoklamalar bile onu açık ara önde gösteriyor. Bununla birlikte kıyıda köşede gözlemlenecek şeyler var; ikisi de siyaset sahnesine yeni çıkan, Pavel Grudinin (komünistlerin adayı) ile Ksenia Sobçak’ın skorları gibi. Onların elde edecekleri sonuçlar protesto oyları hakkında yaklaşık bir fikir verecek; çünkü protestocu seçmenlerin bir kısmı Aleksey Navalni’nin çağrısına uyarak oy vermeyecekler.
2012’de, Vladimir Putin yüzde 65,3 katılımlı bir seçimde oyların yüzde 63,6’sını almıştı. İlk iki görev dönemindekinden çok farklı olan halihazırdaki politikasının seçmenler tarafından desteklendiğini ispatlamak için daha iyisini yapmaya ihtiyaç duyuyor. Oysa galip peşinen belli; katılım oranının hayli düşük olma riski var. Dolayısıyla iktidar, oylamayı ilginç kılmak maksadıyla her tür “seçim teknolojisi”ni kullanıyor: Mesela aynı tarihe koyulan yerel ya da bölgesel referandumlarla.

Şayet bu hedefe ulaşılmazsa, hile ya da usûlsüzlükler beklenebilir mi?
2011-2012 protestolarından beri, bütün seçimler için, hiç değilse en çok göze batan hilelerden özellikle büyük şehirlerde azami kaçınılması talimatı verildi. İşler başka türlü, özellikle de tam kaynağından hallediliyor. Bunun birinci yolu, yarışa girmesine izin verilecek adayların seçilmesi. En büyük rahatsızlığı çıkarma riski teşkil eden Navalni’nin adaylığı kabul edilmedi. Bu arada, başta Kuzey Kafkasya olmak üzere bazı bölgelerde yerel yetkililer Moskova’ya çok elverişli sonuçlar sunmak için hileleri sınırlı tutma talimatına kulak asmıyorlar.

secim

Putin’in bu yeni görev dönemi için önerdiği proje ne?
Vladimir Putin kampanyayla ilgilendiği izlenimini hakikaten vermiyor: Adaylığının açıklanmasına bile gitmedi, tartışmalara da katılmıyor. Programının içeriği hakkında bir fikir edinebilmek için, 1 Mart’ta Parlamento’ya hitap etmesini beklemek gerekti. Bu konuşması sırasında, işitilmedik bir tarafı da olmayan, gerçekçi de olmayan, uzun bir ekonomik ve sosyal vaatler listesi çıkardı.
Üstelik, konuşmasının bu ilk bölümü, Rus silahlanmasının yeni kapasitelerini merkez alan ikinci bölümünün gölgesinde kaldı. Türlerin böyle karıştırılması, önümüzdeki görev döneminin önceliklerini anlamamıza yardımcı olmuyor gerçekten. Oysa Rus yurttaşları şu son beş yılda satın alma güçlerinin yaklaşık yüzde 10’unu kaybettiler; yapılan yoklamalar da, dışarıdaki çatışmalardan ziyade, ekonomik durumla ilgilendiklerini gösteriyor.

Geçen seçimlerde, Putin kendini bir modernleştirici ve reformcu gibi takdim etmişti. Söyleminde bu veçhe hiç kalmamış. Neden?
O modernleştirici söylemin soluğunda bir tür tıkanma var. Şayet on sekiz yıldır iktidardaysanız, seçimden seçime aynı şeyleri vaat etmek çapraşıklaşıyor. Mesela, özünde hiçbir şeyin değişmediği ekonominin çeşitlendirilmesi ya da yolsuzluğa karşı mücadele konularında durum bu. Yolsuzlukla mücadele konusuna 1 Mart konuşmasında değinilmedi bile. Aksine, kriz ve yaptırımlar karşısında Rusya’nın gösterdiği müthiş direnişin altını çizdi Putin. Öyleyse, neden bir modernleşme önersin ki?

“İstikrar” gerekliliği üzerine söylemi ise sürekli nüksediyor; özellikle de korkutmak için 1990’lı yılları hatırlatmak yetiyorken. Ama bu hatırlatma artık bayatlamaya başladı ve istikrar tehdit altında gibi…
1990’lı yılları hatırlatmanın git gide daha az işe yaradığı doğru. Ama şimdi de onun yerini Ukrayna’yla karşılaştırmalar aldı; bu sayede siyasî alt üst oluşların tehlikeli olduğu minvalli söylem güçleniyor.
Aynı zamanda, Rusların bir bölümünün gözünde, istikrar demek eşitsizliklerin sürüncemede bırakılması demek. Değişimler temenni ediliyor, ama bunlardan korkuluyor da. Tek paradoks bu değil. Ruslar Vladimir Putin’i destekliyor; ama onlara yollar, hastaneler, adalet, eğitim, yargı kararları hakkında ne düşündüklerini sorduğunuzda, getirdikleri hükümler sıklıkla çok eleştirel. Orası öyle ama, bu kusurlar bizzat başkana isnat edilmiyor. Adeta o, muayyen bir Rus ulusu fikrine vücut veriyor da, devlet politikalarının somut sonuçlarıyla birleştirilemiyor gibi.

Bu nasıl açıklanır?
İnsanlar Putin’in iyi yönde gittiğine, ama emirlerinin yerine getirilmediğine inandırıyorlar kendilerini. Ayrıca, Batı’daki “dış düşmanlar”ın oynadıkları varsayılan rol de var. Daha genel olarak, Rus yurttaşlarının büyük bir kesimi, istikrarsızlığı akla getiren ve kırılgan da olsa kazanımlarını kaybettirecek her şeyden korkuyorlar. Medyadaki, özellikle televizyondaki propaganda da bir rol oynuyor ve ülkenin durumu hakkında, başka yerlerde hüküm süren “kaos”un aksine çok olumlu bir bakış sunuluyor.

 

protesto
Şubat 2012’de Putin karşıtı bir gösteri

Ya baskı korkusu?
Stalin dönemi baskılarının anısı, onunla birlikte de devletin yurttaşlara karşı yürütebildiği şiddet fikri Rusya’da çok kuvvetlidir. Bununla birlikte baskının yoğunluğu, hedefleri ve yöntemleri, zamanla değişiklikler gösteriyor. En katı baskı dönemi 2011-2012 gösterilerine denk gelmişti; sadece mitinge katıldı diye insanlar uzun hapis cezalarına çarptırıldılar. O zamandan beri, baskılar hem daha hedefli, hem de keyfî. Aynı protesto eylemi yüzünden bir kişi, tutuklanabilir de, basit bir para cezasına da çarptırılabilir, ya da hiçbir şey olmaz.

Kuşatılmış kale belâgati iktidara sağlam bir zemin sunmaya yetebilir mi?
Putin’in popülerliğinin doruk yaptığı zamanlar hep savaşlara denk geldi: Çeçenistan’daki, Gürcistan’daki, Ukrayna’daki, Suriye’deki… Ama bu dayanak tükenmeye başlıyor. “Kırım etkisi” on yıl boyunca sömürülemez. Suriye’ye gelince; askerlerin yiğitliklerinden muayyen bir gurur duyulmasını sağladı, ama bu konu hiçbir zaman güçlü duygular uyandırmadı.

Öyleyse yalnızca kazanılanları koruma hedefi kalıyor. Bir tür durgunluğu andırıyor bu…
Önümüzdeki görev süresinin tüm ilginçliği burada. Şu an için iktidarın önceliği, seçim sürecinin sükûnet içinde geçmesi. Hiçbir tutkuyu uyandırmamak gerek; özellikle de 2011-2012 mitinglerinin tekrarlandığı görülmemeli. Kremlin’in saplantısı denetim. Bundan sonraki iddia, seçmen kitlesini seferber etmeyi başarmak, ama sınırlı şekilde. Akabinde, seçim vaatlerini yerine getirmek için halihazırdaki yüzde 1,5’luk büyümeden hayli fazlası gerekecek.

Elitler başkana sadık mı?
Yönetimin içindekiler de dahil olmak üzere çok kişide Rusya’nın kalkınması üzerine daha demokratik ve daha Avrupaî olan farklı bir yaklaşım var. Fakat bu şahsiyetler Vladimir Putin’in kişisel otoritesine karşı çıkmıyorlar. Bilhassa Kırım’ın ilhakından beri, büyük krizlerde ülkeyi yönetme kapasitesi olduğunu teslim ediyorlar.
Bizzat elit sınıfın bağrında bile, alt üst oluşlardan bir korku var. Başkan’ın yakın çevresi de dahil olmak üzere, çoğu bayağı zenginleşti. Herhangi bir değişiklikle silinip gitmek istemiyorlar. Her biri, kırılganlığının ve sistem tarafından unufak edilebileceğinin çok bilincinde; tıpkı, sadık olmasına rağmen hapse atılan eski Ekonomi Bakanı Aleksey Ulyukayev’in başına geldiği gibi.
Batı, bireysel yaptırımlarla elitin bağrındaki bu potansiyel ayrılıklar üzerine oynamak istedi. Ama bu işlemedi. Vladimir Putin kayıpları telafi ediyor ve başka avantajlar sağlıyor. Eninde sonunda, çıkarlar bakımından, gemide kalmak inmekten daha ilginç. Kaldı ki “cansimitleri” de eksik değil: çift pasaportlar, offshore mekânlara kayıtlı şirketler, yeryüzünün en güvenlikli yerlerinde gayrimenkul mülkiyetleri…

Milliyetçi ve aşırı-muhafazakâr dalga, propagandanın ötesinde, ahalide derin bir temele sahip mi?
Kremlin toplumdaki mevcut eğilimleri ele geçirip bunları sömürmeye uğraşıyor. Bazen sert bir yabancı-düşmanı söyleme bürünen milliyetçilik, SSCB’den miras kalan enternasyonalist geleneğe rağmen ahalinin içinde mevcut. Bu konu, mesela 2013’teki Moskova belediye başkanı seçiminde kullanıldı. Muhafazakârlığa gelince; orada da ağır eğilimler var, özellikle de eşcinsel düşmanlığı hususunda. Ama bu sorunlar, Ruslar’la Batılılar arasındaki ayrımı kuvvetlendirmek için, değerler konusunda bir kırılma hattı çizmek için araçsallaştırılıyor.
Burada da iktidarın önceliği denetim: Aşırı uçların bu konuları ele geçirmesinden kaçınmak. Aşırı milliyetçiler 2014’teki Ukrayna krizinin en civcivli ânında kullanıldılar; daha sonra çabucak marjinalleştirildiler, hatta baskı gördüler. Aynı şey 2017’de de aşırı Ortodoksların başına geldi.

İnsan sizi dinleyince, omurgasız esnek bir iktidar olduğu duygusuna kapılıyor…
Özellikle başvurulan yollar ve şiddetin dozajı bakımından doğru bu. Ama hedefler bahsinde sabiteler var: ülkenin toprak bütünlüğünün korunması, siyasal rejimin istikrarı, egemenliğin savunulması. Putin iktidara gelir gelmez bu konuları öne çıkardı. Bunlara ulaşmak için, hem iç hem dış politikada sürekli olarak kendini konjonktüre uyarlıyor.

Rus iktidarının analizinde, onun kişiselleşmesine aşırı yer vermekte haklı mıyız?
Bu da Rus tarihinin bir diğer sabitesi: İster çar olsun, ister parti genel sekreteri veya başkan, liderin baskın rolü. Biçimsel bir role indirgenen kurumların ve sivil toplumun zayıflığına da bağlı bu. Çok dar bir çevreye dayanarak, özel yaşamından başlamak üzere kendisiyle ilgili her konuda gizliliği koruyan Putin, bu eğilimi daha da güçlendirdi. Başkanın tüm iletişimi özenle kuruluyor ve orada da sıkı bir denetim var.