fff

MİT’in Kosova operasyonunun düşündürdükleri

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba iyi günler, iyi haftalar! Evet, geçen hafta Kosova’da bir operasyonla altı kişi alındı, MİT’e teslim edildi. Daha doğrusu şöyle oluyor: Kosova’da yerel güvenlik birimleri İçişleri Bakanlığı ve istihbarat servisine bağlı birimler altı Türk’ü orada tutukladılar. Fethullah Gülen’in oradaki faaliyetlerini yürüttükleri iddia edilen altı kişiyi gözaltına aldılar ve MİT’in temsilcilerine, görevlilerine teslim ettiler; onlar da bu kişileri Türkiye’ye getirdi ve bu kişilerin yargıya intikal ettirildiği ya da ettirileceği söylendi. Altı kişinin bir şekilde Kosova’dan, Avrupa’nın göbeğinden alınıp Türkiye’ye nakledilmesi olayını yaşadık.
Bu, Türkiye’de devletin Fethullah Gülen örgütüne yönelik yürüttüğü mücadelede yeni bir boyutu bize gösteriyor. Aslında daha önce de buna benzer olaylar olmuştu, olduğu söyleniyordu, Malezya’da, Pakistan’da olduğu söyleniyordu. Bu, Avrupa’nın ortasında olması nedeniyle tabii çok bambaşka bir olay ve burada tabii ki Kosova’nın Avrupa ortalamasının çok gerisinde bir devlet yapısına sahip olduğu gerçeği de var. Daha yeni yeni inşa olan bir devlet, farklı farklı güç odakları var. Nitekim bu olaydan sonra Başbakan, İçişleri Bakanı’nı ve istihbarat servisinin başındaki kişiyi görevden aldı. Bu olaylardan kendisinin hiç haberi olmadığını, kendisinden habersiz hareket ettiklerini söyledi; ama şöyle ya da böyle, Kosova gibi bir ülkede bir zafiyeti değerlendiren Türkiye’deki devlet yetkilileri ve istihbarat teşkilatı önemli bir operasyona imza atmış oldular. Fotoğrafları yayınlandı; Anadolu Ajansı bunları servis etti.
Kendileri hakkında değişik suçlamalar var: hem orada faaliyet yürütmek, bir diğer husus da Türkiye’den yurtdışına çıkan kişilerin bir nevi trafiğinde de etkili oldukları iddiası var. Bunun bir yerden sonra çok fazla bir anlamı yok; önemli olan, Kosova’da rahat bir şekilde, özgür bir şekilde faaliyet yürüttüklerini düşünen, oradaki okullarında ve değişik kurumlarında çalışan kişiler birdenbire kendilerini tutuklu ve Türkiye’de buldular.

Balkanlar’ın Gülen için önemi

Bu birçok açıdan önemli bir gelişme, çünkü Türkiye’de büyük ölçüde etkisi kırılmış olan, bütün yapıları dağıtılmış olan, tamamen yeraltına inmiş olan bir hareket söz konusu ve bu hareket varlığını yurtdışında, özellikle Batı ülkelerinde, ama sadece Batı ülkelerinde değil, Afrika’da, Asya’da, Latin Amerika’daki okullarıyla da ve diğer kurumlarıyla da sürdürmeye çalışıyor, bir nevi kendi toparlanmasını buralarda yapmaya çalışıyor. Bu noktada Balkanlar ayrı bir öneme sahip; bu yapının Orta Asya’dan sonra yöneldiği ikinci coğrafya olarak biliniyor Balkanlar. Köklü bir okullaşma geleneğine sahip Gülen yapısı, Fethullahçılar. Burada yedikleri bir darbe söz konusu; ama bir diğer husus da devletin artık bu mücadeleyi, savaşı yurtdışına taşıdığının çok daha net bir şekilde karşımıza çıkması.
Pakistan’daki, Malezya’daki olaylar bu kadar gündem olmamıştı, ama bu olayı bir halkla ilişkiler faaliyeti olarak da kullandılar — özellikle MİT, hemen bunların tek tek fotoğrafları ve bir MİT operasyonuyla getirildikleri başlığıyla AA bunu yaptı -tabii ki istihbarat teşkilatının bilgisi ve herhalde önerisiyle olan bir başlık bu. Böyle bir aşamaya gelmiş görünüyor.
Burada tabii bu yapının yurtdışında faaliyet yürüten insanlarının çok ciddi bir şekilde tedirgin olduklarını pekâlâ varsayabiliriz. Kosova’nın birtakım özellikleri nedeniyle bu gerçekleşmiş olabilir; ama bu bize gösteriyor ki Ankara her ülkeyle ilgili ayrı ayrı bir faaliyet yürütüyor belli ki. Asya ülkelerinde, Afrika ülkelerinde bazılarını –biliyorsunuz en son Afganistan’da da oldu– okulların kapatılmasına ya da okullara el konulmasına, Ankara’ya bağlı olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bağlı olarak faaliyet yürüten Maarif Vakfı’na devrini gerçekleştiriyor, bu konuda ülkelerle çok ciddi görüşmeler yapılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan özel olarak Afrika ülkelerine, Asya ülkelerine, hatta –erteledi, ama daha sonra yapacaktır– Latin Amerika ülkelerine yaptığı gezilerde ya da o ülkelerden gelen temsilcileri kabul ettiğinde gündeminin birinci maddesinin belki de bu olduğunu ve buralardaki Fethullahçı yapılanmaların o ülke yönetimlerinin rızasıyla lağvedilmesi ve devredilmesi için çalıştığını, bu konuda onlara birtakım teşvikler de sunduklarını biliyoruz. Ama bunların büyük bir kısmı okulların ve diğer benzer kurumların lağvedilmesi ya da devri üzerineydi. Bu tür, orada faaliyet gösteren kişilerin yakalanıp derdest edilip Türkiye’ye teslim edilmesi gibi bir olay en çarpıcı bir şekilde Kosova’da yaşandı ve bunun da bu yapıyı, Fethullahçı yapılanmayı ciddi bir şekilde tedirgin ettiğini görmek mümkün.
Ardından ne oldu? Ardından Batı ülkelerinde özellikle birtakım protestolar yapılmak istendi, yapıldı da. Ama bunların etkili olduğu kesinlikle söylenemez. Hem Kosova hem de Türkiye’yi kınamaya yönelik şeyler oldu; ama dünyanın bu halinde, uluslararası kamuoyunun bu tür ayrıntılarla çok fazla ilgileneceğini söylemek çok fazla mümkün değil, yapanın yanına kâr kalan bir operasyon oldu bu. Buna karşı hem Fethullahçılar sesini yükseltemedi, hem zaten bu tür bir örgütlenmeye çok fazla sahip değiller yani sokaklara çıkıp gösterip yapmak gibi. 15 Temmuz’dan bu yana yaptıkları birtakım faaliyetler yabancı medyada küçük de olsa yer buluyordu, ama böyle bir olaya karşı etkili bir faaliyet yürüttüklerini, lobi oluşturduklarını görmedim.

Gülen’in exit stratejisi var mı?

Bir diğer ilginç bir husus, bu Kosova olayı konusunda Amerika’da yaşayan, Amazon’da çalışan bir mühendis, kendisi de bu yapının içerisinden çıkmış olan İsmail Tutar adlı bir mühendis ilginç bir tweet attı ve o tweet’te, Kosova olayının Cemaat’in bir exit (çıkış) stratejisi olmadığını gösterdiğini ve merkezin –merkezden kastı Pensilvanya herhalde– buradan hareketle istifa etmesi, şimdi tam kelimeyi hatırlamıyorum ama bu işleri bırakması gerektiğini söyledi — çok cüretkâr bir çıkıştı. Takip ettiğim kadarıyla, bu yapının yurtdışında yaşayan mensupları arasında bayağı ciddi bir tartışma doğdu. Tabii ki bu kişiye, İsmail Tutar’a yönelik çok sert, saldırgan, hakaretâmiz tepkiler de oldu, ama ilginç olarak bazı kişilerin de pekâlâ bu eleştiriyi ciddiye aldıklarını, önemsediklerini gördük ve sonra birden bu paylaşım ortadan kayboldu. Hatta ilk gün bu paylaşımı yapan kişi Twitter’daki hesabını da kapattı anladığım kadarıyla, ama şimdi bugün baktığımda tekrar –ama o paylaşım olmadan– hesabın tekrar faaliyette olduğunu gördüm.
Bu da şunu gösteriyor: Mesafesi ne olursa olsun, ister kopmuş olsun ister kopmasın, bu tür önemli gelişmeler Fethullah Gülen’in ve etrafındaki çekirdek kadronun beceriksizliğinin, öngörüsüzlüğünün kanıtı olarak da pekâlâ değerlendirilebiliyor. Bu anlamda geçen hafta yaptığım, kopuşların başladığı tespitinin bu tür olaylarla daha da güçlendiği kanısındayım. Artık yurtdışında Türkiye’ye dönme perspektifleri pek kalmamış olan kişiler, yaşadıkları ülkelerde de kendilerini pek güvenli hissetmemeye başlarlarsa, bu kişilerde kendini bu yapıdan, cemaat yapısından koparıp bireysel arayışlar ve bireysel kaçış arayışlarının artacağını düşünüyorum. Çünkü şu bir gerçek: Tamam, yurtiçinde büyük darbeler yenildi, üst üste darbeler geliyor, ama bu yapı küresel anlamda o kadar güçlü şebeke ki, bunlar dünyanın dört bir tarafında insanlara yer bulabilir, faaliyetlerini oralarda sürdürmelerinin zeminini, imkânını bu kişilere, bağlılarına sürebilir, böyle bir imaj vardı. Pakistan ve Malezya’da kısmen zedelenen bu imaj, Kosova’da iyice yara aldı; kendi insanlarını, önemli yerlerdeki insanlarını Avrupa’nın göbeğinde koruyamayan bir yapı imajı ortaya çıktı ve içeriden de bu konuda sesini yükseltenlerin olduğunu görüyoruz.

Genel yenilmişlik hissi

Bu operasyonlar sürer mi? Kolay değil, işbirliği yapacak yerel yetkililer bulmak tabii ki kolay değil. Kosova belki de en kolaylarından birisiydi, ama Afrika’da ve Asya’da, başka yerlerde yine bu tür arayışların olduğunu herhalde tahmin edebiliriz ve ardından birtakım isimlerin, birtakım benzer operasyonların yine AA üzerinden duyurulması halinde bunun zaten var olan moral çöküntüyü daha da artıracağı kesin. Bir genel bir yenilmişlik hissi var, onu görmek mümkün. Dışarıda yaşayan kişilerde, sesleri çıkan kişiler içinde, çok agresif olanlar da var, hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışanlar, her şey yolunda gidiyor diye güvenleri ve inançları, bağlılıkları hiç darbe almamış gibi gözükenler de var — ki unutmamak lazım: Aslında zincirin en kırılgan halkaları bu tür kişilerden çıkar, bunu bir not olarak belirtmek lazım.
Dünyanın değişik dönemlerinde değişik olaylarda bu tür kopuşlarda en keskin olanların ilk gidenler olduğu gerçeğini Türkiye’de de biliyoruz, dünyanın değişik yerlerinde de biliyoruz. Her neyse, ama ciddi bir şekilde bu olayı gündeme getiren, tartışan ve artık birilerinin hesap vermesini isteyenlerin sayısı da giderek artıyor. Öyle ki bu hareketin içerisinde her türlü kötülükle özdeşleşmiş birtakım isimler, adlarını anmaya bile tenezzül etmek istemediğim birtakım kişiler bile Fethullah Gülen’i eleştirenler kervanına katılıyor. Tabii bu tür kişilerin de eleştiriyor olması var olan diğer eleştirilerin değerini azaltıyor; burası muhakkak, ama şunu söyleyebilirim: Sistemli bir şekilde, ayakları yere basarak yapılan eleştirilerin gelişmesi halinde –ki gelişme potansiyeli çok var–, daha önce de söylediğim gibi Fethullah Gülen’in buna karşı verilebilecek bir cevabı hemen hemen hiç yok. Bir tıkanıklık halinde, bir açmaz içerisinde, ama buna karşılık devletin de Gülen’e ve Fethullahçılığa karşı bu mücadele stratejisinin doğru olduğu söylenemez.

İki yanlışın mücadelesi

İki yanlışın mücadelesini görüyoruz; iki tarafın da yöntemleri yanlış, iki tarafın da savundukları aslında bence yanlış; ama şu anda bu iki yanlışın çok sert bir mücadelesine tanık oluyoruz ve artık olay Türkiye’nin ötesinde tüm dünyayı ve Avrupa’yı da kapsamış durumda. Fethullah Gülen’in bu krizden çıkabilecek bir yöntemi olduğunu açıkçası sanmıyorum, kendisine destek veren birtakım dış odaklar varsa –ki muhakkak var–, onların da kendisine bu konuda, bu aşamada çok fazla yardımcı olabileceklerini sanmıyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.