“Ne deizmi kardeşim!”

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

 

Merhaba, iyi günler. Gençlerin, özellikle dindar ailedeki gençlerin dine mesafeli olmaya başladığı yolundaki tespitler, gözlemler ve burada bir sekülerleşme eğiliminin tespit edilmesi ve Türkiye’de yeni yeni konuşulmaya başlanan deizme yöneldikleri, hatta bazılarının ateizme yöneldikleri yolundaki iddialar giderek adım adım Türkiye’de gündemi belirliyor, etkisi altına alıyor. Bugün MHP lideri Devlet Bahçeli bu konuda çok sert bir çıkış yaptı. Önce onu bir izleyelim, ondan sonra devam edelim.

Devlet Bahçeli:

“Atalarımız boşuna söylememiş. Arife günü yalan söyleyen bayram günü utanır. Türk gençliğine ateizmin bir önceki istasyonu olan deizm karası çalanlar yüzleri varsa utansınlar. Onurları kaldıysa nedamet getirsinler. Yüksek ülküler yüksek dağlara benzer. Alışık olmayanları ürkütür. Türk gençliği yüksek ülkülere tırmanmayı göze alan, eften püften tezviratları ayağının altına alan, inanç ve iman erleridir. Onlar gelecektir. Gelecek onların iradelerine emanettir. Deizmle uğraşanlar önce haram yiyenlere baksınlar. Sahte fetva ve makamlarıyla uğraşsınlar. Çocukları istismar eden kansızlarla ilgili çalıştay düzenlesinler. Münafıklara, müşrik emellere, kâfir niyetlere tedbir alsınlar. Bırakın hayallere pranga vurmayı, düşün Türk gençliğinin yakasından. Çekin ellerini Türk gençlerinin yarınlarından. Türk gençliği haklıdır, haysiyetlidir, erdemlidir. İnanç kalpazanlarının, din tacirlerinin üstesinden gelecek güce, yeterliliğe kabiliyet ve kifayete hamdolsun sahiptir”.

Konya’daki çalıştay

Devlet Bahçeli gördüğünüz gibi çok kızgın, çok kızmış gençlerin içerisinde deizmin yaygınlaştığı iddiasına. “Ateizmin bir önceki istasyonu olan deizm karası” diyor. Bugünkü grup toplantısında oldu bu. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ı yanına çağırdığı ve onunla bir şeyler konuştuğu, tartıştığı söyleniyor. Ve gazetecilerin iddiasına göre ona Bahçeli’nin bahsettiği konuyu sorduğu söyleniyor. Buradaki olay şu: Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün desteğiyle bir çalıştay düzenlendi. Bu çalıştay gençlik üzerine bir çalıştay. İmam-hatip liselerinden 50 öğretmenin katıldığı bir çalıştay olduğu söyleniyor. Bu çalıştayın raporu yayınlanmıştı. Ve bu rapordaki öncelikli saptama, gençlerde, öğrencilerde, imam-hatip liselerindeki öğrencilerde de deizme yönelik çok büyük bir ilgi olduğu yolundaydı. Ve Bahçeli’yi de en çok kızdıran bu çalıştay olsa gerek. Çünkü “Gidin başka şeylerle uğraşın, gidin başka çalıştaylar yapın” diye söyleniyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Konya’da yapılan bu çalıştayı Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’a sorduğu anlaşılıyor. O gazeteci arkadaşlarımız böyle yazdılar. Ve sonra ne oldu? Bugün Konya Milli Eğitim Müdürlüğü’nün sayfasına girdiğimiz zaman çalıştayın kısa bir süre öncesine kadar internette olan raporu ortadan kayboldu. Rapor silinmiş. Yani sansür yedi. Çok kapsamlı bir rapordu. Nasıl olsa elimizin altında diye linkini kaydetmiştim. Ama linke gittiğimiz zaman rapor yok. Çok kapsamlı bir rapordu, çok ilginç gözlemler vardı. Ve bu gözlemleri yapanlar da din kültürü ve ahlâk dersi hocaları, imam-hatip lisesi hocaları. Ve gençlerdeki dindarlıktan uzaklaşma, dine mesafe koyma, birtakım yeni teknolojilerle beraber sorgulamaların değişiyor olması ve mesela ilginç bir nokta olarak eşcinselliğe bakışlarında daha özgürlükçü bir bakışın gençlerde hâkim olması gibi şikâyetler vardı. Sonuçta bu tespitler, bu değerlendirmeler devletin hoşuna gitmemiş olacak ki, Bahçeli de bunu gösteriyor. Çünkü biliyoruz Bahçeli artık devletin bir ortağı, koalisyon ortağı. Ardından Cumhurbaşkanı’nın da buradan hareketle Milli Eğitim Bakanı’yla konuşması ve sonra ortadan kaybolan bir rapor.

Devlet eliyle İslamileştirmenin başarısızlığı

Peki rapor ortadan kaybolduğu zaman gençlerde yaygınlaştığı söylenen deizm ilgisi, dinden uzaklaşma –din derken tabii ki neyi kastediyoruz, İslamiyet’i ve Türkiye’de hâkim olan Sünni İslam’ı kastediyoruz– iddiaları ortadan kalkmış mı olacak? Bahçeli’ye göre bu zaten bir kara çalma. Türk gençliği kesinlikle böyle bir şey yapmaz, yapamaz. Bunu bir yakıştırma olarak görüyor belli ki. Bu bir resmî görüş. Şimdi biz burada Medyascope’ta bu konuda çok yayın yaptık. Ben şahsen yaptım. Mücahit Bilici ile yaptığım iki ayrı söyleşide bunu ele aldık. Başka arkadaşlar da başka konuklarla bu konuyu tartıştılar. Ve genellikle konuklar İslamî hareket içerisinden gelen kişiler. Ve onların gözlemleriyle Türkiye’deki dinî temsiliyetlerin, gençlerin önemli bir kesimini dine karşı soğuklaştırdığı, mesafe koymaya başladıkları tespitini dile getirdiler. Bu giderek yaygın bir tespitti. Ve tam da Konya’daki çalıştayın raporu bununla üst üste geldi. Ve bu olay Türkiye’de bayağı bir tartışılır oldu, gündem oldu.
Burada biz bunu yaptığımız zaman şahsen benim yaptığım yayınlara –ya kendi analizlerim ya da konuklarla, Mücahit Bilici gibi konuklarla yaptığım yayınlara– bir kısım şöyle tepki geldiğini çok iyi biliyorum. Özellikle YouTube’a gelen yorumlarda, “Böyle bir şey yok, ülkeye şeriat geliyor, siz bunu yaparak aslında iktidarın ekmeğine yağ sürüyorsunuz, gerçeklerin üstünü örtüyorsunuz. Bu naifliktir, aldatmadır, göz boyamadır” vs.. Ama bugün gördüğümüz olay devletin hiç de böyle bir propagandayı kasten çıkartmadığını bize net bir şekilde gösteriyor. Bu bir olgu. Ve bu olgudan devleti yönetenler ciddi bir şekilde rahatsız. Neden rahatsızlar? Çünkü bu olgunun baş sorumlusu bizzat kendileri.
Bu aslında devlet eliyle yukarıdan aşağı yapılmak istenen İslamizasyonun, İslamîleştirmenin geri tepmesi. Şimdi bu konuyu konuştuğumuz zaman, gençlerin dine karşı mesafeli olduğunu konuştuğumuz zaman, bu gözlemleri aktardığımız zaman, bir diğer eleştiri de bu konuda yapılmış bir araştırma olmadığı, tamamen bir iki kişiden ibaret gözlemler olduğu yolunda itirazlar var. Ve nerede bunu kanıtı diyorlar. Bu olay daha yeni bir olgu. Bunun araştırmaları da herhalde yapılmaktadır, yapılacaktır. Türkiye’de geleneksel olarak yapılan birtakım muhafazakârlık araştırmaları var. Bunlarda bu olguları görmeye başlayacağız diye düşünüyorum. Ancak bazı durumlarda, bazı toplumsal gelişmeleri, eğilimleri, trendleri görmek için araştırma yapmak çok da gerekmeyebilir. Bunları görürsünüz, hissedersiniz. İnsanlar dilden dile bunu anlatır. Bu olayda da böyle oldu. Ben şahsen bunu gördüm. Yaptığım yayınların ardından itiraz edenlerin sayısından çok daha fazla sayıda hak veren, çevresinde bu olguyu bizzat yaşadığını söyleyen, ama daha önemlisi bizzat kendilerinin böyle bir serüvenin içerisinden çıkıp geldiklerini söyleyen çok sayıda insanla muhatap oldum. Kadınlar içerisinde bu özellikle çok daha fazla dikkat çekici. Çünkü kadınlara ayrıca bir de erkek-egemen bir dinci perspektifle yaklaşıldığı için, devletin bunu teşvik etmesi nedeniyle, oralardaki kopuşların, mesafe almaların daha fazla olduğu, ama onların dile getirilmesinin daha zor olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Sonuçta Türkiye’de 80’li yıllarda yaşanan dine dönüş dalgasının artık günümüzde dinden dönüşe doğru evrildiği olayının üzerinden tartışmayı yürütmek lazım. Bu tartışma çok sağlıklı bir tartışma, yararlı bir tartışma. Tartışma geliştikçe insanların da cesareti geliyor. Normal şartlarda bunları dile getirmek, özellikle dindar çevrelerden gelen gençler için çok zor. Çünkü bayağı bir meydan okumak anlamına geliyor bu bir yerden sonra. Ama bunun birçok yerde yaşanan bir olgu olduğu konusu gündeme gelince daha fazla rahatladıklarını, daha açık konuşabildiklerini görüyoruz.

Bunu daha çok konuşacağız

Sonuçta açıkçası bugün Devlet Bahçeli’nin bu yaptığı konuşma, yani Devlet Bahçeli’nin bu yayının başlığı olarak seçtiğimiz “Ne deizmi kardeşim? Türkiye’de deizm olmaz, Türk gençleri deist olmaz” yaklaşımının tam tersine, Türkiye’de böyle bir eğilimin olduğunun, böyle bir yaklaşımın, böyle bir trendin giderek etkili bir şekilde, kimilerini rahatsız edici bir şekilde olduğunun göstergesi. Konya’daki rapor bunun yerel anlamda –ki Konya çok önemli bir yer, Türkiye’de öteden beri muhafazakârlığın kalesi olarak bilinen bir yer–, burada yapılan bir çalıştayda birinci derecede buna tanık olan din öğretmenlerinin bu olguyu dile getirmiş olması başlı başına bir olay. Ve bu raporun apar topar kaldırılması, sansür yemesi de bambaşka bir olay. Aslında çok da fazla uzatmaya gerek yok. Türkiye’de bunu daha çok konuşacağız.
Özgür bir medya ortamı olsa bu tartışma daha özgür, daha katılımcı bir şekilde gerçekleşebilse çok daha iyi olurdu. Ancak biz Medyascope olarak elimizden geldiğince, imkânlarımız ölçüsünde bu tartışmayı sürdürme konusunda kararlıyız. Çünkü burada bir realite var. Burada bir şeyler var. Gazetecinin görevi de bu değişeni yakalamak, değişeni anlamaya çalışmak, nereye doğru bunun evrildiğini görmeye çalışmak. Buradan bir siyasî perspektif vs. falan çıkartmak gazetecinin işi değil. Ama her siyasetçi de tabii ki bu tür gelişmeler karşısında pozisyon alacaktır. MHP’nin pozisyonunu gördük. AK Parti’nin pozisyonunu da kestirebiliyoruz. İşin ilginç ve komik yanı CHP’nin de bu pozisyon almada iktidarın bu iki partisiyle neredeyse yakın durduğunu ve onlarla bir tür dincilik yarışına girmiş olduklarını görüyoruz.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.