Carlo Rovelli, physicien italien specialise en gravite quantique.

Fizikçi Carlo Rovelli: “Şimdiki zaman, küresel değil yerel bir mefhumdur”

2014’te “Yedi Kısa Fizik Dersi” (Sette Brevi Lezioni di fisica, Adelphi) adlı best-seller’ı yazan İtalyan fizikçi Carlo Rovelli, son kitabı “Zamanın Düzeni”nde (L’Ordine del tempo, Adelphi, 2017), bilim insanlarının ve düşünürlerin İlkçağ’dan beri kabuğunu soymaya çabaladıkları başdöndürücü bir mefhuma girişiyor : Zaman. Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi (CNRS) yöneticisi ve Institut Universitaire de France üyesi olan Rovelli, kuantum kütleçekimi alanında doktorasını yaptığı 1980’li yıllardan beri zamansallığın karmaşık yapısını inceliyor. Bununla birlikte, gizem ve önyargılarımız dirençli çıkıyor. Zamanı nasıl algılıyoruz? Dünyayı zamansallığın dışında düşünebilir miyiz? Carlo Rovelli, felsefenin, kuantum mekaniği araştırmasının ve aydınlatıcı bilimsel şemaların yardımıyla, zamanı daha iyi anlamak için onunla ilişkilerini farklı bir şekilde düşünmeye teşvik ediyor okurlarını. Dünyanın bilgisi fizikçinin zihnini açıyor ve ona gündelik yaşamda yol gösteriyor. Düsturu ise, ebediyet de bir yanılsama olduğuna göre, yaşamın güzelliğini takdir etmek için şeylerin geçici karakterini kabullenmek. Carpe diem (Ânı yaşa).
Rovelli ile Télérama için Annabelle Chauvet’nin yaptığı ve 20 Mart 2018’de yayınlanan söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

rovelli
Carlo Rovelli

Zamanı nasıl algılıyoruz?
Zamanın çok yalın ve tanıdık bir şey olduğunu düşünme eğilimindeyiz; geçmişten geleceğe doğru tek yönde akan sarsılmaz bir birim gibi. Zamansallığı algılayışımızda beyin her tür denklemin dışında bir rol oynuyor. Mesela, geçmişin ardımızda ve geleceğin önümüzde olduğunu düşünüyoruz: Fiziksel değil duygusal bir gerçekliktir bu. Katiyetle geçen zamana, ölme korkusuna bağlı bunaltılarımız, zamanın anlaşılmasıyla hissettiğimizin önemini her gün gösteriyor. Zamanın akışı fikrinin sıradanlaşması nispeten yakın tarihlidir. Aristoteles, Fisica’sında (Fizik), değişimin ölçüsünün zaman olduğunu ileri sürüyordu. Hiçbir şey değişmezse, zaman da akmaz. Olaylara bağımlıdır ve her şeyden önce günleri saymamıza olanak verir. 18. yüzyılda, Newton bu Aristotelesçi bakışa karşı çıkar. Britanyalı fizikçi, zamanı her tür maddeden ve olaydan bağımsız olarak kavrar. Zaman mutlaktır ve her ne olursa olsun akar. Günümüzdeki zaman bilincimize Newton şekil vermiş ve modern fiziğin temellerini atmıştır. Bununla birlikte, 20. yüzyılda Einstein’ın çalışmaları bu şemayı sarsar: Zaman gerçekte ne bağımsız ne birimseldir.

Einstein’ın çalışmaları zamanla ilgili bilgimizi hangi bakımdan alt üst etti?
Einstein bilimde devrim yapar. Görelilik kuramını dolaşıma sokarak, bir güzergâhın süresinin zorunlu olarak bir başka şey nispetinde olduğunu keşfeder. Zamanın birimsel karakteri darmadağın olurken yerini çok sayıda zamansallığa, yapıya, katmana bırakır. Bilim artık zaman içinde dünyayı incelemez; yerel zamanlardaki şeylerin evrimini ve bu yerel zamanların birbiri nazarında evrimini inceler. Zamanın artık, bizim her günkü basit algılamamızla hiç alâkası yoktur. Farklı hızlarda akar, yukarıda aşağıdakinden daha hızlı geçer. Mesela ikiz kardeşler aynı sayıda gün boyunca tatile çıksalar, biri dağa diğeri denize gitse, zamanın akışını aynı şekilde yaşamayacaklardır. Dağa giden, kardeşinden daha yaşlı dönecektir. Çok kesin ölçümlü saatlerle saptanmış olan fiziksel bir gerçekliktir bu. Christopher Nolan’ın “Yıldızlar Arası” (Interstellar) filmi, zamanın gerçekliğini çok iyi tasvir eder. Kahraman uzay yolculuğundan döndüğü zaman, kızının kendisinden yaşlı olduğunu keşfeder, zira zaman evrenin her tarafından aynı hızda akmaz.

Musee d'Orsay

Bu nedenle mi zamanın düzeninin olmadığını söylüyorsunuz?
Zamanın küresel bir düzeni yoktur gerçekten. Evren bir sürü olaydan müteşekkildir, ama bu olayları düzen altına alan yegâne bir zamansallık yoktur. Gerçeklikte, zaman çok yapılandırılmış ve karmaşıktır. Einstein’ın çalışmaları sayesinde ise, zamanın yapısının bu karmaşıklığını tasvir edebiliyoruz. Zamanın “düzensizliği”nin böyle anlaşılması sayesinde GPS icat edilebilmiştir: Telefon dört farklı uydudan mesaj alır ve sinyallerin ulaşma zamanını zemin alarak konumunu hesaplar. Verilerin uyduya ulaşma zamanı ne kadar azsa, kişinin konumu o uyduya o kadar yakın demektir. Kitabımın başlığı aldatıcı aslında! Çok sevdiğim ve bundan yirmi yüzyıl önce yeryüzünün uzayda yüzdüğünü anlayan, Sokrates-öncesi Yunan düşünürlerden Anaksimandros’tan kalan tek parçadan alınmıştır: “Şeyler zorunluluk uyarınca birbirine dönüşür ve zamanın düzeni uyarınca tüm olanaklar kapsanır.” (ROVELLI, Carlo, Miletli Anaksimandros ya da Bilimsel Düşüncenin Doğuşu, çev.: Atakan Altınörs, Bilge Kültür Sanat, 2014).

Zaman evrensel değil de kişisel mi?
Saint Augustinius bireyle zaman arasındaki bağı sezmişti. İtiraflar’ın yazarına göre, zamanın aktığının bilinci sadece kendi içimizde vardır: “Zamanı sende ölçüyorum ruhum”. Süre ihsası varlığımızın dışında ayırt edilmezdir. Sinir bilimleri bu mekanizmayı git gide daha iyi açıklamaktadır. Hafızanın merkezi olan beyin, bilgileri kaydederken, gelecek olayları öngörmeyi dener. Bizi oluşturan ve zaman içinde saçılmış süreçleri birbirlerine kaynatan, hafızadır. Bu hususta, Proust Swann’ların Tarafı’nda şöyle yazar: “Gerçeklik sadece hafızada oluşur.” Sürekli değişmekteyiz, zamanda süreç olarak var oluruz. Böyle düşünerek, kendimizi bir anda durmuş gibi düşünme hatasına düşmekten kurtuluruz; düşünülemezdir bu. Ayrıca, hepimizin ortak olduğu “şimdiki zaman”, nerede olursa olsun, yoktur. Burada mesela, sizi karşımda görüyorum; ama gerçekte, ışık sizden bana gelene kadar birkaç nano-saniye geçtiği için, sizi “şimdi” görmüyorum. Son derece ufak bir süredir; bu yüzden ihmal ederiz onu. Dolayısıyla zaman sezgimiz takribîdir/yaklaşıktır. Fakat bir başka gezegenin üzerinde “şimdi” ne olup bittiğini bilmeye çalışırsam, fizik bu arayışın imkânsızlığını kanıtlar bize. İki bütünlüğün arasında ışık-yılları vardır ve hepsi için ortak bir “burada ve şimdi”nin varlığını geçersiz kılar. Şimdiki zaman, toplu değil yerel bir mefhumdur.

Star Wanders Too Close to a Black Hole

Siz fizikçisiniz, ama düşüncenizi geliştirirken felsefeye çok müracaat ediyorsunuz. Niçin?
Dalların birbirine kulak vermesi gerektiğine inanıyorum. Bilgiye daha organik ve daha tutarlı bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Aksi takdirde, kendi üzerine dönük çorak bilimlerle karşı karşıya kalırız. Dünyayı anlamak için münasip olan, genel çerçevedir. Herhangi bir toplu düşünceden çıkmış olan bir bilimsel denklem pek ilginç olmaz. Büyük bilim insanları daima felsefeden beslenmişlerdir: Einstein Kant’ın üç Eleştiri’sini 15 yaşında okumuştur ve Schopenhauer’ın kitaplarını tüm yaşamı boyunca yatağının başucunda tutmuştur. Kuantum mekaniğinin mucidi Heisenberg de döneminin felsefesinden etkilenmiştir. Newton ve Descartes kendilerini hem bilim insanı hem filozof olarak tanımlıyorlardı. Zamanın ortaya çıkardığı problemlerin bir kısmı, fizik denklemleriyle çözülür. Ama bir başka kısmı, kullandığımız kavramsal yapıyı değiştirmemizi, ilerlemek için şeyleri farklı biçimde düşünmemizi gerektirir. Felsefe o zaman elzem olur.

14 Mart’ta vefat eden fizikçi Stephen Hawking’in çalışmalarınız üzerinde bir etkisi oldu mu?
Elbette: Stephen Hawking kuantum kütleçekimi alanında en önemli kuramcılardan biri. Baş keşfi, kara deliklerle ve bu deliklerin nasıl “buharlaşabildiği” ve ufalabildiğiyle ilgilidir. Halihazırda, Stephen’ın göz önüne almamış olduğu bir problem, bu buharlaşma sonunda olup bitenler üzerine çalışıyorum. Bilimde hep yapıldığı gibi, onun sonuçlarından yola çıkarak kuruyorum…