e0cfde1b-5ca9-46e0-9441-ca832f40f371-1-1024×685

Meral Akşener ve İyi Parti’nin şansı

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. 24 Haziran seçimlerinin herhalde Türkiye içinde ve dışında en çok merak edilen partisi İYİ Parti ve siyasetçisi de Meral Akşener olsa gerek. Çünkü eski isimler olsa da, eninde sonunda yeni bir parti, yeni bir oluşum var. Türkiye’de siyasetin tıkandığı yolunda içeride ve dışarıda genel, ortak bir kanı var. Ve bu tıkanıklığın aşılması için de daha önce benzer dönemlerde olduğu gibi yeni bir partinin ve yeni bir liderliğin bu tıkanıklığı aşmada ne derece rol oynayabileceği sorusu var. Bu anlamda MHP içerisinde Devlet Bahçeli’ye kongrede meydan okudukları için ya da meydan okumak istedikleri için tasfiye edilmiş olan kişilerin ön ayak olduğu İYİ Parti, birdenbire bir ilgi odağı hâline geldi — içeride ve dışarıda. Bu “dışarıda”nın özellikle altını çiziyorum. Çünkü her ne kadar yabancı medyada bu konuda çok fazla şey yazılmasa da, gazeteci olarak bizimle temas kuran yabancı gazetecilerin ve diplomatların en çok merak ettikleri hususlardan birisinin İYİ Parti olduğunu biliyorum. Başkalarından da böyle duyuyorum.

Eğer o 15 milletvekili olayı olmasaydı…

Peki İYİ Parti ne yapar, nasıl bir şansı var? Bir kere öncelikle şunu vurgulayayım: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimleri 24 Haziran’a bu kadar hızlı bir şekilde almasında kesinlikle önemli bir İYİ Parti faktörü vardı. İYİ Parti’nin seçime girmemesi bence arzulanıyordu. Ama CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı hamleyle, 15 milletvekilini ödünç verme hamlesiyle bu ihtimal ortadan kalktı. Daha sonra da Yüksek Seçim Kurulu zaten buna gerek olmadığı şeklinde bir açıklama yaptı; ama hâlâ kafalar karışık.
Eğer o 15 milletvekili olayı olmasaydı YSK böyle bir karar verir miydi konusunda, şahsen ben de çok emin değilim. Muhtemelen 20 milletvekili olmasaydı İYİ Parti seçim dışında bırakılacaktı. Tabii Meral Akşener’in 100 bin imzayla cumhurbaşkanı adaylığını engellemeyecekti, bağımsız aday olarak girmesini engellemeyecekti; ama seçimlere parti olarak katılmasının engellenmesi durumunda, İYİ Parti şu anda olduğu gibi CHP ve Saadet Partisi’yle işbirliği yaparak –ama kendi parti adıyla değil– adaylarıyla belki Meclis’e bazı milletvekillerini sokar ve daha sonra da belki yeterli sayıya ulaşırsa grup kurabilirdi. Ama 15 milletvekili hamlesiyle bu engellenmiş oldu.

Erdoğan Akşener’in adını anmıyor

Şu âna kadar görüyoruz: Erdoğan İYİ Parti’nin ve Meral Akşener’in adını anmıyor, anmamaya özellikle dikkat ediyor. Hükümete yakın medya kuruluşlarında da arada sırada karalama maksatlı yayınlar dışında İYİ Parti ve Akşener’in adının anılmadığını görüyoruz. Bence bu nokta önemli. Karalamaya da cesaret etmiyorlar. Çünkü karalamak, biliyorsunuz, reklamın iyisi kötüsü olmaz perspektifiyle, aleyhinde yazılsa bile İYİ Parti’nin adının bir şekilde dolaşmasını, Meral Akşener’in adının dolaşmasını istemiyorlar.
Neden böyle? Çünkü AKP’nin en büyük tedirginliği kendisine Türkiye’de sağ olarak tanımlayabileceğimiz çevreden bir meydan okumanın gelmesi ve bunu yapabilecek esas güç de böyle bir yeni parti pekâlâ olabilir. İlk başta Akşener’in çıkışı tabii ki MHP’ye yönelik bir çıkıştı ve MHP tabanında ve kadrolarında çok ciddi yarılmaya yol açtı. Ama bütün bu kurucu kadronun, öncü kadronun MHP kökenli olmasına rağmen başından itibaren çok fazla bir MHP’nin devamı görünümü ya da MHP’nin alternatifi görünümü vermemeye çalıştılar.
Siyasete ilk defa İYİ Parti’de giren, merkezde olarak tanımlanabilecek birtakım isimlerle beraber İYİ Parti daha çok Türkiye’de ne zamandan beri varlığı hissedilmeyen merkez sağı kendi denetimine almak isteyen bir parti olarak çıktı. Dolayısıyla merkez sağ derken de öncelikle hem milliyetçiliğin –Türk milliyetçiliği tabii–, muhafazakârlığın ve liberalliğin bir şekilde, kimi zaman birinin kimi zaman diğerinin öne çıktığı bir yapılanma, daha pragmatist bir yapı ve siyasî hareket olarak ortaya çıkmak istedi. Bunu ne derece başardı? Bu konuda rivayet muhtelif. Değişik anketler yayınlanıyor biliyorsunuz. Kimileri İYİ Parti’nin uçtuğunu gösteriyor. Kimileri de İYİ Parti’nin çok da bekleneni veremeyeceğini gösteriyor. Anket iddialı araştırmalar ya da yayınlar bu kadar iki uçta olduktan sonra, bu konuda açıkçası çok fazla söz söylemek mümkün değil. Ama herkesin tabii ki kişisel gözlemleri, değerlendirmeleri vardır.
Benim kişisel görüşüme göre İYİ Parti’nin MHP’den kopmuş ve MHP’nin alternatifi imajından tam olarak sıyrılabildiğini düşünmüyorum. Öncelikle bunu vurgulayayım. Bu anlamda bir sorunu var. Ama diğer önemli bir sorun, özel olarak siyasî iktidar ve belli ki Erdoğan’ın müdahalesiyle beraber yaşanan, İYİ Parti’ye yönelik çok ciddi bir medya ambargosu var. Demin biraz bahsettim. Bu medya ambargosu gerçekten çok zorlu ve bunu kırabilmek için ellerinde neredeyse tek seçenek olarak sosyal medya kalıyor. Çünkü İYİ Parti’ye angaje olmuş gibi görünen bir gazete var –ki o gazete Yeniçağ–, onun zaten etki alanı sınırlı. Onun dışında bir televizyon kanalı yok. Kurmaları beklentisi vardı, ama olduğunu açıkçası duymadım. Ama Halk TV’den –ki CHP kanalı olarak biliniyordu– bayağı bir ilgi görüyorlar. Sözcü gazetesinden belli bir ilgi görüyorlar. Ama bunların yeteceğini açıkçası çok fazla sanmıyorum. Sosyal medyada diğer partilere göre daha fazla, daha iyi bir kullanım var; ama bu kadar kısa süre içerisinde bu yeterli olacak mıdır, emin değilim.

Akşener-İnce çekişmesi

İYİ Parti için bir diğer husus tabii özellikle cumhurbaşkanlığı seçiminde — daha doğrusu Meral Akşener’i ilgilendiren husus. Anladığım kadarıyla Meral Akşener genellikle şöyle bir düşüncedeydi: Erdoğan’ın karşısında ikinci isim olurum. İkinci isim olduktan sonra da Erdoğan’dan kurtulmak isteyenlerin oylarıyla cumhurbaşkanı seçilirim düşüncesindeydi. Ancak buna birtakım itirazlar, eleştiriler vardı — özellikle Kürt meselesi konusunda. Ona birazdan tekrar geleceğim. Ancak CHP’nin Muharrem İnce’yi aday göstermesi ve Muharrem İnce’nin de aday gösterilir gösterilmez ortaya çıkmasıyla birlikte işin rengi değişir gibi oldu.
Şu anda Muharrem İnce’nin Meral Akşener’den daha ileri bir noktada olduğu görüşü var; bunu kabul etmeyenler de var, ama benim de kişisel görüşüm o yönde. Her şeyden önce CHP’nin zaten bir geleneksel tabanı var, yüzde 25 olarak tarif ediliyor. Yüzde 20’ler civarında diyelim. O bile başlı başına onu Akşener karşısında daha önde kılıyor. Meral Akşener bu anlamda ilk başta CHP’nin diğer aday isimleriyle, muhtemel adaylarıyla kıyaslandığı zaman daha rahat hareket ederken, Muharrem İnce’yle beraber İYİ Parti saflarında, yönetim kademelerinde rahatsızlık ve kaygı işaretleri görülüyor. Ben en azından böyle yorumluyorum bunu. Ama tabii 40 gün gibi bir süre kaldı; bu süre içerisinde telafi edilemeyecek bir husus değil.
İYİ Parti’nin bunu kırmak için öne sürdüğü argüman şu: Bir ankete dayanıyorlar. Bu anket ne derece güvenilir çok emin değilim, hatta hiç emin değilim. Şunu söylüyorlar: Eğer ikinci tura Tayyip Erdoğan’ın karşısına Muharrem İnce çıkarsa alabileceği oy yüzde 40’lar civarında olur. Ancak Meral Akşener çıkarsa, Meral Akşener Tayyip Erdoğan’ı rahatlıkla geçer. Burada şöyle bir akıl yürütme yapılıyor: Muharrem İnce sağdan oy alamaz. AKP tabanından da oy alamaz. Hatta ilk turda İYİ Parti’ye ve Saadet Partisi adaylarına oy vermiş olan kesimlerin de oyunu alamaz, almakta zorlanır. Dolayısıyla CHP’nin oylarından diyelim ki 10 puan ya da 15 puan üstte çıkabilir. O da hiçbir şekilde kazanmasına yetmez. İkinci turda Muharrem İnce’yle Tayyip Erdoğan’ın karşı karşıya kalması durumunda sağa yakın olan seçmen çok da arzu etmese de Tayyip Erdoğan’a oy verir diyorlar. Buna karşılık kendilerinin yani Meral Akşener’in ikinci turda CHP’nin oylarını da rahatlıkla alacağını ve bütün muhalefetin oyunu alacağını, hatta AKP’nin içerisinde de ikinci tura kaldıktan sonra bayağı bir oy alabileceği iddiasını seslendiriyorlar.

HDP ve Demirtaş faktörü

Burada şöyle bir parantez açmak lazım: Eğer başkanlık seçimi ikinci tura kalırsa ve ilk turda Meclis çoğunluğunu Millet İttifakı, yani muhalefetin ittifakı artı HDP Meclis çoğunluğunu kazanırsa, yani AKP Meclis’te azınlık durumuna düşerse, ikinci turda Tayyip Erdoğan’ın oylarının daha da azalması ihtimal dahilinde. Ve bu noktada Meral Akşener bunu ben başarırım diyor ya da İYİ Partililer bunu Meral Akşener başarır diyor. Meral Akşener’in bu argümanına karşılık öne sürülen çok ciddi bir argüman — ki en önemli tartışma konularından birisi bu: HDP oyları Meral Akşener’e gitmez iddiası, önermesi. Bugün yabancı basın mensuplarıyla olan sohbet toplantısında Meral Akşener bunu bir şehir efsanesi olarak değerlendirmiş. Kendisinin Güneydoğu’yu karış karış dolaştığını ve elinin hiç havada kalmadığını söylemiş. Yani herkesin elini sıkabildiğini söylemiş. Bu ne derece gerçekçi bir değerlendirme bilmiyorum. Ancak kendisinin şu âna kadar Kürt seçmenin hoşuna gidebilecek herhangi bir açıklama, çıkış yapmadığını biliyoruz — özel olarak hoşuna gidecek bir şey.
Buna karşılık Muharrem İnce’nin yaptığını biliyoruz. Muharrem İnce Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etti. Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğini söyledi. Daha sonra Hakkâri’ye gitti. Hakkâri’de miting yaptı. Orada Kürt sorununun varlığını telaffuz etti, altını çizdi. Ve Rize’ye gittiğinde benzer şeyleri orada da tekrarladı. Bugünkü yabancı medyayla olan toplantısında Meral Akşener de Selahattin Demirtaş’a haksızlık yapıldığı, daha doğrusu eşit koşullarda yarışılmadığını –çok net olmasa bile– bir şekilde söylemiş. Kürt sorunu konusunda, anadilde eğitim konusunda birtakım pozitif olarak tanımlanabilecek şeyler söylemiş. Ancak şu âna kadar bunları kamusal alanda yaptığı toplantılarda, mesela dünkü çıkışlarında, sunumlarında, manifestolarını duyurdukları toplantıda bu tür konulara değinmediklerini biliyoruz. Orada tabii böyle incelikli bir husus var.
Bir konuya, Kürt meselesi, HDP, Demirtaş gibi konulara el attığınızda bir şeyler gelirken bir şeyler de gidebiliyor. Tabii ki böyle bir risk var. Kürt sorunu Türkiye’de gerçekten her şeyi belirleyen bir husus. Burada bir kâr-zarar hesabı yapıyor herkes kendince. Burada Muharrem İnce belli ki buradaki hesapta gidecekleri göze almış durumda, geleceklere bakıyor. Ama benzer bir durumun Meral Akşener için geçerli olmadığını söyleyebiliriz. Yabancı gazetecilere söylediği şeylerin tek başına yeterli olmadığı kanısındayım. Onun ötesinde yalnız şu husus var: Bunun açıkça telaffuzu, ikinci turda oy almak, HDP oylarını alıp almamak meselesinin dışında Muharrem İnce’yle ilgili bir yayında da söylediğim gibi bana göre Türkiye’de özellikle yeni bir siyasetçinin, yeni iddialarla ortaya çıkmış bir siyasetçinin ya da partinin çıkış yapabilmesi için, etkili çıkış yapabilmesi için Kürt sorununu çözme iddiasını bir şekilde, ısrarlı bir şekilde dile getirmesi gerekiyor.

Kürt sorununa sahip çıkarak Kürt olmayanların oylarını kazanmak

Bu sadece Kürt oylarını almak için değil, Kürt olmayan kesimin de oylarını almak için önemli bir husus. Siz Kürt sorunu konusuna ciddi bir şekilde eğilirseniz, bu konuda gerçekten insanlara “Ya buradan bir şey çıkabilir” duygusunu verebilirseniz, HDP oylarını almanın ötesinde kendini bir şekilde sağda tanımlayan kesimlerin de ciddi bir miktarının oyunu alma ihtimaliniz var. Çünkü bu sorunun Türkiye’nin en önemli sorunu olduğu ve bu sorun çözülmediği müddetçe Türkiye’nin ileri gidemeyeceği duygusu aklı başında herkeste –sağcı olsun solcu olsun, Alevi olsun Sünni olsun, hangi etnik gruptan olursa olsun– bence bir şekilde herkeste var. Bunu yüksek sesle dile getirmiyor olabilirler; ancak sandık gibi vicdanlarıyla baş başa kaldıkları durumda bence bu olay önemli bir etkiye sahip. Ama İYİ Parti bu konuda sürekli ayağı frende gidiyor. Ve böyle gideceğe de benziyor. Bunun İYİ Parti’nin şansını birçok anlamda, sadece ikinci turda HDP oyu alıp almama değil, aynı zamanda Türkiye’yi yönetip yönetemeyeceği konusunda vermek istediği imaj konusunda da yaralayacağı kanısındayım.
Şu anda baktığımız zaman, İYİ Parti’nin seçim kampanyasında çok ciddi bir atılım içerisinde, çok yoğun bir kampanya yürüttüğünü de görmüyoruz. Hani medya ambargosunun dışında baktığımız zaman da çok büyük, çok yoğun bir faaliyet yok. Ama kendileriyle konuştuğumuz zaman yerel teşkilatların çok aktif olduğunu söylüyorlar, olabilir. Burada bence önemli olan husus İYİ Parti’nin İç Anadolu’da, Doğu Anadolu’da ve özellikle Karadeniz’de ne derece etkili olacağı. MHP’nin dışında AKP’ye oy vermiş olan seçmenlerin ne kadarını kendi yanına çekebileceği hususu.
Şahsen İYİ Parti’nin potansiyel olarak sadece MHP’den değil, bir önceki seçimlerde MHP’ye oy vermiş olanlardan değil, aynı zamanda AKP’ye oy vermiş olup şu ya da bu şekilde artık AKP’den ve Erdoğan’dan yorulmuş, ondan sıkılmış, bıkmış olan seçmenin de önemli bir kesiminin oyunu alabileceğini düşünüyorum. Ama bunu alabilmesi için İYİ Parti’nin gerçekten Türkiye’yi yönetebilir bir parti olduğunu bize gösterebilmesi lazım. Bunun henüz gerçekleşebilmiş olduğunu sanmıyorum. Bunu sadece ve sadece medya ambargosuyla izah etmek de bence çok gerçekçi değil. İYİ Parti’nin kendini tanımlamada, programını oluşturmada, perspektifini belirlemede ciddi sorunları olduğunu düşünüyorum.
Bu aslında normal. Yeni bir parti. Her ne kadar içindeki isimlerin önemli bir kısmı, özellikle kurucu kadro çok öteden beri siyasetin içinde olsa da yeni bir parti, yeni bir arayış ve kendini, kimliğini şekillendirmesi için zamana ihtiyacı var. Dolayısıyla bu baskın seçimin en çok İYİ Parti’yi gafil avladığını söyleyebiliriz. Daha doğrusu herhalde onlar da bir erken seçim olacağını tahmin ediyorlardı; ama bu kadar hızlı olması en çok İYİ Parti’nin aleyhine olmuşa benziyor. Daha fazla zamana ihtiyacı vardı bu partinin. Ve Türkiye 24 Haziran’da öyle bir seçime gidiyor ki, şunu da tam diyemez hiç kimse: “Tamam, biz bu seçimde alacağımızı alalım; ama ondan sonraki seçime kendimizi daha iyi hazırlayalım. Hatalarımızdan ders çıkartalım” vs. Çünkü bu seçim gerçekten çok kritik bir seçim olacak. Ve bu seçimden başarılı bir şekilde çıkamayan parti ve siyasetçilerin önümüzdeki dönemde yeni seçimlere, hele iddialı bir şekilde girebilme şansları pek olamayacağa benziyor.

Potansiyel ve gerçek

Evet, toparlayacak olursak, potansiyel olarak İYİ Parti’nin bir şansı var. Ama şu âna kadarki performansından –tabii ki önüne çıkartılan engelleri de hesaba katarak söylemek lazım– bu potansiyeli tam olarak pratiğe yansıtabilmiş olduğu söylenemez. Bu bir yönüyle kadro sorunlarıyla ilgili olabilir, bir yönüyle geçmişlerinin kendi önlerini tıkaması hususu olabilir — ki bence bu çok önemli bir nokta. Bunları aşmak için de, bu tür sıkıntıları aşmak için de yeterli zamanları yok. Ama yine de İYİ Parti hâlâ her şeye rağmen, yaşadığı bütün sıkıntılara rağmen, sorunlara ve engellemelere rağmen 24 Haziran’ın en çok merak edilen partisi olma özelliğini koruyor. Bu merak bile başlı başına İYİ Parti’nin oylarını rahatlıkla birkaç puan artırabilecek bir olgu. Bunu da özellikle vurgulamak lazım.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.