Ekran Resmi 2018-05-23 18.13.10

Transatlantik: ABD’den bakınca Türk ekonomisi, ABD’den İran’a şartlar & Suriye’den çıkması istenen “Yabancı güçler”

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

 

 

Merhaba, iyi günler. Transatlantik’te karşınızdayız. Bu hafta Washington’da sadece Gönül Tol var. Ömer Taşpınar, bir hoca olarak, okulundaki yoğun sınav maratonu nedeniyle katılamıyor. Biz de Gönül’le birlikte baş başa bir yayın yapacağız. Gönül, merhaba!

 

Gönül Tol: Merhaba Ruşen!

 

Bu haftanın en önemli olayı herhalde Amerikan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun İran’la ilgili şartlarıydı. Bu, İran’ın kabul etmesi imkânsız olan, 14 madde miydi saydığı?

 

Tol: 12 tane şart.

 

Evet. Ne yapmak istiyor Washington bu konuda? Kabul etmeyeceği belli olan şartları dayatıyor; İran da zaten tepki verdi. Ne oluyor Amerika-İran ilişkilerinde? Nereye doğru seyrediyor?

 

Tol: Öncelikle Pompeo’nun konuşmasından başlayalım; burada bir düşünce kuruluşundaki o konuşmasında İran’la ilgili Amerika’nın siyasetini açıkladı. Fakat bir sürü problem var konuşmada; o yüzden konuşmanın başlıklarıyla başlamak istiyorum: Konuşmasında, “İran bölgedeki zararlı faaliyetlerini ve balistik füze programını geliştirme faaliyetlerine başlayabildi; çünkü İran ekonomisi toparlanmaya başladı ve bu nedenle elinde ekstra finansal kaynaklar olduğu için İran bu faaliyetleri yerine getirebildi” dedi ve şunu söyledi; “Eğer …

 

Evet, bir sorun yaşıyoruz herhalde. Birazdan düzelecektir. Sadece sesli bir şekilde yaparsak herhalde devam edebileceğiz, herhalde öyle gözüküyor. Evet, Amerikan Dışişleri Bakanı Pompeo’nun bir muhafazakâr düşünce kuruluşunda İran’la ilgili yaptığı konuşmayı anlatıyordu. Evet, Gönül, yarım kaldık; tekrar kaldığımız yerden devam edelim: Diyordun ki, “İran ekonomik olarak zor durumda.” Oradan devam et.

 

Tol: Evet, “İran’ın zararlı faaliyetlerini yerine getirmesinin sebebi İran’ın ekonomik olarak kaynaklar bulması, çünkü ekonomisini toplamaya başlamıştı” dedi ve “bizimle tekrar masaya oturmak istiyorsa bazı şartlarımızı var” dedi. İşte, nükleer faaliyetlerine tamamen son vermesi şartlardan bir tanesi; balistik füze programına son vermesi; Hizbullah gibi, Hamas gibi örgütlerden desteğini çekmesi; Suriye’den tamamen çekilmesi gibi şartlar — ki bu şartların İran rejimi tarafından karşılanması imkânsız. Fakat bunun dışında konuşmasında aslında çok önemli mantık hataları ve bilgi hataları da vardı. Çünkü aslında İran, bölgedeki etkinliğine aslında ekonomisinin yaptırımlar altında en fazla ezildiği dönemde başlamıştı. Yani Pompeo’nun dediği gibi elinde ekstra ekonomik finansal kaynakları olmamasına rağmen faaliyetlerine başlamıştı. Biliyorsun, yaptırımların İran ekonomisini vurduğu yıllar 2011 ile 2015 yıllarıydı ve bu dönemlerde dahi faaliyetlerini hayata geçirebildi. Dolayısıyla Pompeo’nun bilgi eksikliği vardı; ikincisi de İran rejiminin bu şartları yerine getirmesinin imkânı yok. İktidardaki rejimin ideolojisiyle taban tabana zıt şeyler bunlar, birincisi bu. İkincisi de şu: Ne dedi Pompeo? “Biz İran’ın bütün bu zararlı faaliyetlerini tespit edeceğiz ve bulduğumuz yerde ortadan kaldıracağız bunları” dedi. Tabii herkesin aklında şöyle bir soru var: Bunları nasıl yapacaksınız? Bir taraftan Suriye’den çekilmekten bahsediyorsunuz, bölgeye ekstra asker göndermeden bunu sadece müttefikler üzerinden, Suudi Arabistan ve İsrail üzerinden yapmak istiyorsunuz; bu konuda pek çok soru işareti var ve dediğim gibi, bölgede İsrail, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri arasında İran’ın zararlı faaliyetlerini kısıtlama yönünde anlayış var; fakat bunun nasıl önünün alınacağına dair konsensüs yok ve aslında siyasî irade de yok; bir plan, bir yol haritası da yok. Dolayısıyla Pompeo’nun söyledikleri çok havada kaldı.

 

Bu söylediklerinden ve Pompeo’nun söylediklerinden Washington’la Tahran’ın kolay kolay yakınlaşamayacağı anlaşılıyor; hatta tam tersine makas iyice açılıyor. Peki burada Ankara nasıl bir rol oynayabilir ya da nasıl bir pozisyon alabilir?

 

Tol: Tabii şunu söylemek lazım: Aslında tabii Amerika’nın İran’la arasında makas açıldıkça Türkiye de daha zor bir duruma giriyor — mâlum, Türk-Amerikan ilişkilerinin durumu, halihazırda bir sürü problem. Amerika ve İran bölgede daha kafa kafaya geldiği zaman Türkiye’nin Amerika’yla olan sorunları katlanacaktır; çünkü mesela özellikle bu nükleer anlaşmadan çekilme kararı ve yaptırımları yeniden gündeme getirme kararı, Türkiye gibi İran’la iş yapan, enerji bakımından İran’a bağımlı olan bir ülkeyi çok zor durumda bırakacaktır. Hatırlayalım: 2011-2015 yılları arasında yaptırımlar uygulandığı zaman Rusya o kadar zor durumda kalmıştı ki, işte Halkbank mevzuu gibi; daha yeni Hakan Atilla’yla ilgili karar netleşti, 32 aya netleşti. Neden Reza Zarrab’ın ve Halkbank’ın dahil olduğu sistem gündeme getirilmişti? Çünkü bu yaptırımlar Türk ekonomisini kötü etkiliyordu ve Türkiye bir şekilde bu yaptırımları delerek ekonomik etkilerini azaltma çabasındaydı. Tabii bunun yolsuzluk vs. boyutundan bahsetmiyorum, sadece İran boyutundan bahsediyorum; dolayısıyla bu Türkiye’yi çok vurmuştu — turizm sektörü mesela, yaptırımlarla ekonomisi çok zor duruma düşünce İranlı turist sayısı azalmıştı; Doğu’da ve Güneydoğu’da İran’la iş yapan yerler çok zor durumda kalmıştı, Türkiye’nin tabii enerji alması da zora girmişti. Bütün bunlar yaptırımların Türkiye’yi ne kadar kötü etkilediğine işaret ediyor ve yeniden bu yaptırımlar gündeme gelirse Türkiye yeniden aynı zor duruma düşecek ve Amerika İran’ı sıkıştırmaya çalıştırdıkça, tabii bir müttefik olarak bütün problemlere rağmen yanında durabilir ve Türkiye için bütünüyle Amerika’nın yanında durmak çok güç. O yüzden gelinen, o açılan makas, Amerika ve İran arasında açılan makas Türkiye’yi zor duruma sokacaktır diye düşünüyorum.

 

Gönül, bir başka yere, hemen yanına geçelim: Suriye’ye baktığımızda Putin ortaya bir laf attı, dedi ki: “Suriye’de yabancı güçlerin çekilmesi lazım”. Kendisini de kastediyor mu bilmiyoruz, zaten isim vermedi; ama biliyoruz ki ABD var, İran var, Rusya’nın kendisi var, Türkiye var, bir de devletlere bağlı olmayan birtakım milisler var — Hizbullah gibi ya da Pakistan’dan vs.’den İranlıların getirdiği Şii milisler gibi. Bütün bunları mı kastediyor yoksa burada belli bir yere mi işaret ediyor?

 

Tol: Yani aslında İran’a işaret ettiğine dair bir şey var, İran’ı kastedebilir; bana da bu mantıklı geliyor, çünkü aslında İran ve Rusya’nın arası açılıyor. Özellikle Suriye sahasında bir siyaset değişikliği görüyoruz. Şunu da hatırlatmak lazım, 2017’de tam tersini söylüyordu İran konusunda, “İran’ın Suriye’deki varlığı meşrudur” diyordu, İsrail’in İran hedeflerine, Suriye içerisindeki İran hedeflerine saldırmasına çok net bir tepki göstermişti. Şimdi bugünkü konjonktüre baktığımızda bu söz konusu değil, bir taraftan Suriye içerisindeki İran hedeflerine İsrail saldırıyor, Rusya’nın sesi çıkmıyor ve hatta Netanyahu Putin’i ziyaret ettikten hemen sonra Suriye’deki İran hedeflerine saldırı düzenlemişti, bu çok önemli bir saldırıydı ve Rusya’nın hiç sesi çıkmadı. Dolayısıyla zannediyorum bir anlaşmaya varıldı, bir ortak anlayışa varıldı ve bu da şunu gösteriyor: Rusya ve İran arasındaki makas da açılıyor, çünkü İran’ın Suriye içerisindeki nüfuzunu bu kadar artırmış olmasından rahatsız. Nihayetinde Rusya ve İran Suriye’deki nihaî çözüme dair farklı sayfadalar. Bir taraftan İran bu çatışmasının bitmesini istemiyor, çünkü o çatışma sayesinde Lübnan, Irak vs. içerisinde, bütün o bölgedeki etkinliklerini artırma mesaisinde. Rusya için de bence artık meseleyi kapatma zamanı geldi; daha bu sabah Rusya Genelkurmay Başkanlığı bir açıklama yaptı ve “Suriye’de artık nihaî çözüme varılması için şartlar olgunlaşmıştır” dedi. Bu nedenle açılan bir makas görüyoruz ve İran da bundan rahatsız; bir taraftan da Rusya İsrail’le paslaşıyor, İsrail’in pozisyonuna daha yakın duruyor; mesela Netanyahu’nun Putin’le görüşmesinin ardından Putin’e yakın kaynaklar açıklama yapmıştı ve demişlerdi ki: “İsrail endişelerini anlattı, İran’ın Suriye’deki varlığından duyduğu endişeleri anlattı ve Putin buna anlayış gösterdi.” Dolayısıyla artık İran’ın nüfuzunu daraltma isteği, Suriye’deki çatışmayı sonlandırma isteği var. Zamanlama olarak da bu Rusya açısından iyi bir zaman, çünkü bir taraftan Trump’ın nükleer kararının ardından İran çok zayıflamış durumda; diğer taraftan zayıflayan bir İran, zayıflayan bir Esad anlamına geliyor ve bu da Rusya’nın hem Esad nezdinde hem İran nezdinde elini güçlendiriyor. O yüzden Rusya için, İsrail’e yaklaşıp İran’ın elini Suriye içinde biraz zora sokmak için tam doğru bir zaman.

 

Son olarak seçimleri konuşalım, bizim 24 Haziran’ı, ama bunu sormadan önce tabii Türkiye birkaç gündür kur meselesini, doların –ve avronun tabii ki, ama esas olarak doların– aşırı değer kazanması, Türk lirasının da aşırı değer kaybetmesini konuşuyor ve Batı medyası da artık bunu bayağı ciddi konuşmaya başladı — dünden, bugünden itibaren ve bu tabii tam bir seçim dönemine denk geliyor. Ne diyorsun? Bu Türkiye’de yaşananlar gerçekten orada bayağı bir konuşuluyor mu? Yoksa biz mi abartıyoruz burada?

 

Tol: Çok konuşuluyor, mesela Wall Street Journal’da bir makale çıktı — ki orada dünyaca ünlü ekonomistlere de referans verildi ve şöyle bir anlayış var, özellikle Türkiye’yle Arjantin’in sırada olduğu konusunda bir anlayış var, ekonomilerinin ne kadar kırılgan bir dönemde olduğuna dair bir anlayış var ve bunu genel olarak yapısal reformların yerine getirilmemiş olmasına ve bunun yanında da özellikle liderlerin yani Erdoğan şahsında, Erdoğan’ın çok etrafında onu ekonomi konusunda uyaracak danışmanlarının olmaması ve bu nedenle çok popülist bir siyaset izleme eğilimden kaynaklanmasına bağlıyorlar. Ekonomi çok konuşuluyor yani; burada benim gördüğüm şu son hafta içerisinde Türkiye üzerine yapılan toplantılarda, Türk ekonomisinin nereye evrileceğine dair, bir kriz beklenip beklenmeyeceğine dair tartışmalar yapılıyor. Tabii Haziran seçimleri de yaklaştığı için de, o çerçevede çok sık konuşulan, tartışılan bir konu.

 

Burada biliyorsun özellikle iktidar yanlıları dolar meselesini bir operasyon olarak algılayıp öyle sunmaya çalışıyorlar; yani Erdoğan’ı devirmek için dış güçlerin oyunu diyorlar. Bunun herhangi bir şekilde doğruluk payı olabilir mi?

 

Tol: Tabii ben ekonomist değilim; ama okuduğum ekonomistler, “Bu yeni duyduğumuz bir şey değil bizim, aslında Türkiye’deki gibi bütün otoriter rejimlerin çok sık başvurduğu şey: Bütün içeride yaşanan problemleri dış güçlere bağlamak” diyorlar. Halkın bir kısmında da bu söylem anlamlı; aslında zannediyorum yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre bölmüşler; AKP tabanında, muhalefetin tabanında bile aslında azımsanmayacak bir grup gerçekten bunun Batı’nın bir operasyonu olduğunu düşünüyor. İşte bu yükselen Batı karşıtlığı, Amerika karşıtlığı, özellikle 15 Temmuz’dan sonra yükselen Batı karşıtlığı çerçevesinde okunuyor; belki anlaşılabilir, fakat ekonomistler nezdinde tabii bu söylemin hiçbir anlamı yok ve çok uzun zamandır aslında ekonomistler uyarıyordu. Dolasıyla çok daha yapısal aynı zamanda siyaset ve atamalar nedeniyle Türk ekonomisinin bu noktaya geldiğine dair anlayış var benim görebildiğim kadarıyla.

 

Son olarak sana kendi kişisel görüşünü sormak istiyorum: Genellikle tam seçimlere neredeyse bir ay kala Türkiye böyle bir krizin içerisine, ekonomik krizin içerisine giriyor ve seçmen tercihlerinde, biliyorsun, ekonomi çok öndedir, ama şu anda yeni yeni başlayan bir şey. Sen ne dersin? Mesela sandığa doğrudan siyasî iktidar aleyhine etki yapar mı? Yoksa tam tersine siyasî iktidar taraftarlarının daha konsolide olmasına mı yol açar?

 

Tol: Aslında geçmişte bir sefer 2015’te de gördük; yani ekonomide dalgalanmalar olduğunda aslında Türkiye’de oy veren kesimin çok pragmatik bir tarafı var, yani çok ideolojik olarak oy verdiğini düşünmüyorum — bu aslında bir öngörü –bunu bir dataya vs.’ye bağlı olarak söylemiyorum– ama sanki bana partiler arasında o akışkanlık yükseliyormuş gibi geliyor. Bu da aslında ideolojinin bir yere kadar çok da belirleyici bir rol oynamadığını gösteriyor — Kürt meselesi vs. bunun dışında tutarsak. Dolayısıyla ekonomi çok önemli bir rol oynuyor. Geçmişte Türkiye’de halkın ekonomiye olan inancı sarsıldığında ya da ekonomide atılan yanlış adımların kendi cebine yansıdığını gördüğünde hükümetleri cezalandırdığını gördük. Dediğim gibi bu yakın zamanda da oldu; o nedenle bunun seçmen davranışını etkileyebileceğini düşünüyorum; fakat bunun ne ölçüde etkileyeceğini kestirmek mümkün değil, çünkü erken seçimlerin yapılmasının muhtemelen en önemli sebebi de oydu — daha büyük bir kriz kapıda ve onun etkileri halk tarafından çok da fazla hissedilmeden evvel bu seçim yapılmak istendi. Dolayısıyla 24 Haziran’a kadar halk bunun etkilerini ne kadar hissedecek ve oy verme davranışını bu nasıl etkileyecek? Onu bilmiyorum. Fakat yine gördüğüm kadarıyla hiç olmadığı kadar tepki var. Ben Mersinliyim, Mersin’de de daha evvel görmediğin kadar çiftçilerin tepkisini görüyorsun, işçilerin tepkisini görüyorsunuz, insanlar hayat pahalılığından, enflasyondan çok daha yüksek sesle şikâyet ediyorlar ve bunların bir kısmı da AKP seçmeni. Dolayısıyla bu bana şunu düşündürüyor: Mutlaka bir etkisi olacaktır, fakat sonucu değiştirme noktasında olup olmayacağı konusunda emin değilim; çünkü seçimlere çok az bir zaman kaldı.

 

Evet Gönül, burada noktayı koyalım, çok teşekkürler. Bu hafta Transatlantik’i Gönül Tol’la yaptık, Ömer Taşpınar yoktu. Gönül’e çok teşekkür ediyoruz, sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler.