MHP oylarının sırrı

Yayına hazırlayanlar: Gamze Elvan & Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) 24 Haziran seçimlerinin en büyük sürprizini yaptı, üzerine çok şey söylendi, biraz gecikmeli de olsa ben de bu konuda bir şeyler söylemek istiyorum — biraz dersime çalıştım diyeyim, notlarımla il il seçim rakamlarına da göz attım.

Aslında AKP oylarının sırrı

MHP’nin oylarının sırrı meselesine baktığımız zaman, aslında buradaki esas sır, MHP’den ziyade AKP’nin oylarında yatıyor. Büyük ölçüde burada gördüğümüz, MHP’ye AKP’den çok ciddi bir oy kayışı olmuş; bunlar da özellikle İç ve Doğu Anadolu’da — birazdan onların ayrıntılarını dile getireceğim. Yalnız şunu özellikle vurgulamak lazım: Bu aslında yeni bir olay değil; çok öteden beri milliyetçi-muhafazakâr camiada, kimi zaman milliyetçilik kimi zaman muhafazakârlık öne çıkıyor. Bu özellikle taşrada yaşanan bir olay.
İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz’de, Karadeniz’in özellikle orta ve doğuya doğru olan bölümünde geleneksel olarak kimi zaman oyların Türk milliyetçi partilerinde, kimi zaman da daha İslamî muhafazakâr partilerde yoğunlaştığını görüyoruz ve bu iki hareket arasında çok büyük geçişkenlik var. Yani taşradaki seçmenin öteden beri bu iki akım arasında gidip gelebildiğini –tabii tamamen değil, ama gidip gelebildiğini– görüyoruz. Örneğin, 1973 seçimlerinde Milli Selamet Partisi (MSP) yüzde 11 oy almış, MHP yüzde 3 oy almış, MSP bugünkü AKP’nin diyelim ki atası, öyle kabul edelim. Daha sonraki 1977 seçimlerinde MSP’nin yüzde 8 yani üç puan kaybettiğini, MHP’nin de 3 puan aldığını, yüzde 6’ya çıktığını görüyoruz. Bu geçişler büyük ölçüde MSP’den MHP’ye geçişler olarak görülüyor.
1987’de baktığımız zaman 12 Eylül’den sonra Refah Partisi (RP) yüzde 7, Milliyetçi Çalışma Partisi –o sırada MHP yasaktı, MÇP adıyla seçime giriyordu– yüzde 2 oy almışlar, yine RP daha önde. 91 seçimlerinde MÇP ve Islahatçı Demokrasi Partisi seçime RP listelerinde girdi; yüzde 10 barajın geçilmesi için bir kutsal ittifak yapıldı ve bir önceki seçimde RP ve MÇP toplam yüzde 9 almışken bu ittifakta dört yıl sonra yüzde 16’yla, birlikte Meclis’e girdiler. 95’te RP yüzde 21, MHP yüzde 8; 1999’da baktığımız zaman MHP yüzde 17 –MHP’nin en büyük çıkış yaptığı tarihtir bu–, RP’nin kapatılmasıyla yerine kurulan Fazilet Partisi (FP) yüzde 15. Burada da RP’nin kapatılmasından sonra FP’yi tercih etmeyenlerin önemli bir kesiminin MHP’ye gittiğini görüyoruz; yani geçişkenliği görüyoruz. 2002’de AKP’yle beraber işin rengi değişiyor. AKP her zaman için bu coğrafyaların oylarının büyük bir kısmını alıyor, 2007’de böyle oluyor, 2011’de de; yani 2002’de yüzde 34, 2007’de yüzde 46, 2011’de de yüzde 49.8’e çıkmış bir AKP var, bu çok önemli; ama bu arada MHP’nin yüzde 8’den yüzde 14’e çıktığını görüyoruz.

7 Haziran’da AKP’nin yaşadığı hezimet

En önemli husus bence 7 Haziran 2015 seçimleri. 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin dört yıl sonra yaklaşık 9 puan kaybettiğini görüyoruz; yani yüzde 40,9’a düşüyor ve burada MHP’nin yüzde 16,3’le 3 puan artırdığını görüyoruz — demek ki burada da kayış var. Şimdi işin rengi Türkiye’de büyük ölçüde 1 Kasım 2015 seçimleriyle değişti. Haziran seçimlerinin sonuçlarını kabul etmeyen Erdoğan ülkeyi yeniden bir seçime götürdü, biliyoruz. Orada 40,9’dan 49,49’a çıkarttı AKP oyunu. Çok kısa bir süre içerisinde bunun nasıl çıktığını hepimiz üç aşağı beş yukarı hatırlıyoruz ve MHP’nin orada oyu yüzde 11,9, diyelim ki yüzde 12; oyunu artırırken MHP’den de çok ciddi bir şekilde oy almış, orada esas olarak AKP o aradaki, Haziran ile Kasım arasında ülkede yaşanan o büyük terör ortamında istikrar arayışındaki seçmenin oylarını alabildi ve bunun bir kısmını HDP’den bir kısmını da MHP’den aldı ve çok büyük bir çıkış yaptı. Şimdi Haziran 2018 seçimlerine baktığımız zaman yüzde 42,6; yani AKP yaklaşık 7 puan gerilemiş, çok ciddi bir gerileme, aslında seçime damgasını vuran olay bu ve MHP’nin oranının azaldığını görüyoruz — yüzde 11,9’dan yüzde 11,1’e. Tabii bu aslında ilk başta başarısızlık görülebilir ya da oyunu korudu olarak gözükebilir, ama burada çok önemli bir husus var — zaten MHP’yi konuşmamızın en önemli nedeni de bu: MHP’nin içerisinden çıkmış olan İYİ Parti’nin yaklaşık yüzde 10 oy almış olması. Yani bir parti ikiye bölündü ve bu iki partinin toplam oyu yüzde 21,1 oldu; yani MHP’nin Kasım 2015’te aldığı oyun yaklaşık 9-10 puan fazlası. Bunlar nereden geldi? Gördüğümüz gibi bunun 7 puanı AKP’den geliyor — basit bir hesapla tabii. Tabii bu geçişkenlikler, doğrudan AKP’den İYİ Parti’ye gitmiş olmayabilir, AKP’den MHP’ye gitmiştir, MHP’den de bir kısmı İYİ Parti’ye gitmiştir; ama baktığımız zaman, rakamlar bize basit bir şekilde esas kaybedenin AKP olduğunu; MHP’nin çok fazla bir şey kaybetmediğini, ama İYİ Parti’ye olan kayıplarını AKP üzerinden telafi ettiğini bize gösteriyor.

MHP Batı’da kaybedip İç ve Doğu Anadolu’da oy kazanmış

Burada baktığımız zaman, iller bazında baktığımız zaman gördüğümüz, MHP oylarına baktığımız zaman gördüğümüz çok çarpıcı bir husus var: MHP Batı’da çok ciddi bir oy kaybına uğramış. Yani Batı derken, Antalya’da 8 puan, Aydın’da 7 puan, Balıkesir’de 7 puan, Çanakkale’de 9 puan, Isparta’da 7 puan, İzmir’de 5 puan, Kırklareli’nde 8 puan, Manisa’da 7 puan, Mersin’de 8, Muğla’da 9, Uşak’ta 8 puan gibi kayıplar yaşıyor, çok ciddi kayıplar. Aslında 90’lı yıllarla beraber MHP’nin yakalamış olduğu bir damar bu; Batı’daki seküler-milliyetçi, özellikle Kürt hareketinin yükselmesine tepki olarak ortaya çıkan, Batı’da sahil şeridinde ortaya çıkan seküler-milliyetçi tepkisel oylar. Daha önce merkez sağa ve merkez sola yönelmiş olan, daha sonra daha milliyetçi bir muhteva kazanan, ama muhafazakârlıktan ziyade, seküler laikliğe daha yakın bir kesim — bunların İYİ Parti’ye yönelmiş olduğunu pekâlâ düşünebiliriz. Burada MHP çok ciddi bir kayıp yaşamış.
Buna karşılık İç ve Doğu Anadolu’da ve Karadeniz’de kazançları var — bir önceki seçime göre. Yani Bayburt, Düzce, Erzincan, Erzurum, Antep, Maraş, Konya, Malatya, Ordu, Rize, Yozgat’ta mesela 12 puan artırıyor. Burada en esrarengiz olan husus, Şanlıurfa’daki 7 puanlık artış var; ama bu artışa da baktığımız zaman geldiği yerin büyük ölçüde AKP olduğunu söylemek mümkün, çünkü Şanlıurfa’da AKP Kasım seçimlerinde yüzde 64,6 iken 52,15’e düşmüş — yani 12 puanlık bir kayıp var, burada MHP’nin kaybı da 7 puan. Dolayısıyla bunun AKP’den kaymış olma ihtimalini düşünebiliriz. Birtakım iddialar var, onlar ayrı, rakamlar üzerinden baktığımız zaman Şanlıurfa’da şaşırtıcı bir yükseliş var; ama burada Şanlıurfa’da MHP’nin çıkışı varken AKP’nin de çok ciddi düşüşü var. Dolayısıyla o demin sözünü ettiğim, İç ve Doğu Anadolu’da ve Karadeniz’deki milliyetçilik ve muhafazakârlığın iç içe geçtiği bölgelerde bu seçimde AKP’den çok ciddi bir şekilde MHP’ye oy kayışı olduğunu söylememiz mümkün. Buralarda ekstra olarak İYİ Parti de belli bir etkinlik gösterdi, ama İYİ Parti’nin en büyük başarıyı Batı’da yaptığını biliyoruz.

AKP’nin taşrada yaşadığı kayıplar

Demin sözünü ettiğim, MHP’de çok ciddi oy kayıplarının yaşandığı yerlerde –Batı’da esas olarak yaptı ama onun dışında da– İYİ Parti’nin bu milliyetçi-muhafazakâr taşrada belli bir varlık gösterdiğini, kendi Türkiye ortalamasına yakın oylar alabildiğini görüyoruz. Mesela Erzurum’da yüzde 8, Antep’te yüzde 6, bunlar aslında çok büyük başarı değil; buralarda MHP daha etkili olmuş, İYİ Parti’nin esas olarak gücünü MHP’nin o seküler-milliyetçi kesiminden aldığını görüyoruz; MHP de buna karşılık milliyetçilikle muhafazakârlığın iç içe geçtiği coğrafyada AKP’den çok ciddi bir oy çalmış diyelim. Burada AKP’nin kaybettiği yerlere baktığımız zaman da aynı olayla karşı karşıya kalıyoruz. AKP, en büyük kayıpları İç ve Doğu Anadolu’da ve Karadeniz’de yaşamış. Mesela Çankırı’da 11 puan, Çorum’da 10 puan, Elazığ’da Erzincan’da 13 puan, Erzurum’da 15 puan… Bunların önemli kısmı MHP’ye gitmişe benziyor, bir kısmı da İP’ye gitmişe benziyor. Çok ciddi kayıpları var. Ankara’da çok ciddi bir kayıp, evet Ankara’da da 9 puanlık kaybı var. İstanbul’da 7 puanlık kaybı var.
Ama onun dışında Batı’da büyük ölçüde oranlarını korumuş AKP. Ama İç ve Doğu Anadolu’da, Karadeniz’de çok ciddi bir gerileme var. Bu gerileme yalnız ilginç bir şekilde bize 7 Haziran 2015 rakamlarını gösteriyor. 24 Haziran 2018’de alınan oylarla 7 Haziran 2015’te AKP’nin aldığı oylara baktığımız zaman, büyük ölçüde bu oyların aynı olduğunu görüyoruz. Çok az oynamalar var. Yani 1 puanlık, 2 puanlık, artı ya da eksi oynamalar var. Aslında AKP için 24 Haziran seçimleri bir anlamda –bir anlamda diyorum– 7 Haziran 2015 seçimlerinin tekrarı gibi olmuş. Burada çok ciddi bir istisna var. O da Güneydoğu. 7 Haziran seçimleriyle 24 Haziran seçimlerini karşılaştırdığımız zaman, AKP’nin Güneydoğu’da hatırı sayılır bir oy artışı yaşadığını görüyoruz.

AKP Kürt oylarını korudu

Bu da arada 1 Kasım’da almış olduğu Kürt oylarını önemli ölçüde korumuş olduğunu bize gösteriyor. Baktığımız zaman, üç yıl içerisinde, 7 Haziran’dan 24 Haziran’a, 2015’ten 2018’e baktığımız zaman, Hakkâri’de 10 puanlık, Ağrı’da 12 puanlık, Ardahan’da 10 puanlık, Mardin’de 10 puanlık, Siirt’te 10 puanlık, Van’da 11 puanlık artışlar var. Bu da AKP’nin geleneksel Kürt tabanıyla arasındaki mesafenin açılmakta olduğu yolundaki tezlerin –ki ben de son dönemde izlediği politikalar ve MHP’yle ittifakı nedeniyle böyle olacağını varsayanlardandım– yanıldığını/mızı gösteriyor. AKP Kürt oylarını büyük ölçüde muhafaza edebilmiş. Buradaki mesele, AKP’ye yönelik tercihi insanların neden yaptığı — belli ki HDP’ye yönelik olarak bir ürküntü var. Ve 7 Haziran’da AKP’nin aldığı oylarla 1 Kasım’da aldığı oylar arasında Güneydoğu’da çok büyük fark vardı. Bunun büyük ölçüde bugün de korunabilmiş olması, bütün attığı adımlara rağmen; açılımın bitmesi, çözüm sürecinin bitmesi, HDP’ye yönelik baskılar, MHP’yle işbirliğine rağmen; AKP’nin kendi oylarını, Kürt oylarını büyük ölçüde muhafaza ettiğini bize gösteriyor.
İlginçtir, 7 Haziran 2015’le 24 Haziran 2018 arasında AKP’nin Güneydoğu dışında oylarını hatırı sayılır ölçüde artırdığı bir tek Batı Karadeniz’de Bartın, Karabük, Sinop ve Zonguldak var. Neden olduğunu bilmiyorum. Onun yerel birtakım nedenleri olabilir. Buna karşılık AKP’nin Konya’da, Malatya’da, Niğde’de, Osmaniye’de, Yozgat’ta 7 Haziran’dan da çok az oy almış olduğunu görüyoruz. Aslında bu seçim bize şöyle bir tablo veriyor bence: Cumhur İttifakı’na baktığımız zaman, burada AKP’nin 7 Haziran 2015’te aldığı oyla MHP’nin 1 Kasım 2015’te aldığı oyların toplamıyla karşı karşıyayız. İlginç bir durum var burada. Tabii buranın en çok istifade edeni CHP falan değil, yeni bir parti olan İYİ Parti. Bu nasıl olmuş olabilir? MHP; AKP’nin oylarını, özellikle İç ve Doğu Anadolu’da bir kısmını nasıl almış olabilir?

AKP dilini milliyetçileştirince…

Bu noktada şunu söylemek mümkün: AKP’nin dilini milliyetçileştirmesiyle beraber burada, bu bölgede, bu coğrafyada milliyetçiliğe tekrar bir alanın açıldığını ve milliyetçiliğin geleneksel olarak esas sahibi olarak bilinen MHP’nin bundan istifade ettiğini söyleyebiliriz. Bu çok basit bir açıklama, ama bence burada başka önemli bir husus var, o da şu: Devlet Bahçeli’nin 7 Haziran’dan sonra, ama özellikle 1 Kasım’ın ardından AKP’yle ve esas olarak Erdoğan’la bir ittifaka girmiş olması, Erdoğan’a yönelik saldırgan üslûbunu tamamen bırakmış olması ve ona çok saygılı bir üslûpla hep işini kolaylaştırıcı bir şekilde yaklaşması. Ben bunun çok belirleyici olduğu kanısındayım. Yani Erdoğan’a yönelik, 7 Haziran öncesi üslûbunu hatırlıyoruz Bahçeli’nin. O bir süre daha sürdü. Ama 1 Kasım’a doğru giderken iyice azalmış oldu. Artık saldıran değil, onunla iyi geçinen, hatta onu öven, önünü açan, en ihtiyaç duyduğu anlarda yanında olan bir Bahçeli gördük. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi ardından bu çok daha net bir şekilde ortaya çıktı. Bence daha önce İç ve Doğu Anadolu’da ve Karadeniz’de AKP’ye oy vermiş seçmenin bir kısmının MHP’ye oy vermesini kolaylaştırdı.
Burada Erdoğan’ın o seçim öncesi söylediği “münafık” olayına geliyoruz. Erdoğan ne demişti? “Bazıları cumhurbaşkanlığı seçiminde bana, ama Meclis seçimlerinde AK Parti dışında partilere verecekmiş, böyle söyleniyor. Bunlar münafıktır, bu yanlıştır” demişti. Bu münafıkların esas olarak MHP’de toplanmış olduklarını, MHP’ye yönelmiş olduklarını görüyoruz bence. Bahçeli seçim süresince hiç kampanya yapmadı, yoğun bir şekilde kampanya yapmadı; sınırlı bir kampanya yaptı. Ama stratejisini Erdoğan’la savaşmak yerine Erdoğan’la barışmak, Erdoğan’la işbirliği üzerinden yaptığı için, Erdoğan’ın kampanyaları –ki Erdoğan’ın kampanyalarında milliyetçi söylem de çok öne çıkıyordu biliyoruz–, Erdoğan’ın kampanyaları bir şekilde Bahçeli’ye yaramış oldu. Ve sonuçta ne oldu? AK Parti puan olarak kaybettiği için MHP kazanmış oldu. Erdoğan kazanmış olduğu için de Bahçeli kazanmış oldu.

İYİ Parti AKP ile yakınlaşır mı?

Ama şimdi işin rengi değişebilir. Özellikle İYİ Parti’den gelen birtakım mesajlarla –ki bugün Millet İttifakı’nın seçimle beraber sona erdiğini ilan ettiler– yapıcı muhalefet diye bir söylemi öne çıkartacakları anlaşıldı. Birtakım spekülasyonlar da var. İYİ Parti’nin önümüzdeki dönemde Bahçeli’nin benimsemiş olduğu stratejiyi benimseyebileceğine dair çok ciddi emareler var. Dolayısıyla burada önümüzdeki dönemde Erdoğan’ın eli alabildiğine güçlenecektir. Özellikle Bahçeli ve MHP’yle olan –nasıl söyleyeyim?– müzakerelerinde, pazarlıklarında, İYİ Parti opsiyonu nedeniyle eli güçlenecektir. Ama buradan şunu söyleyebiliriz: Çok abartacak bir durum yok. Burada MHP’nin çok büyük bir başarısından ziyade, AKP’nin çok ciddi bir başarısızlığı var — ki rakam olarak baktığımızda 7 puandan fazlasına denk geliyor. Ve bundan esas olarak istifade eden, bunu yaparken de kendini çok yormayan, sadece Erdoğan’la sorunsuz bir siyaset üslûbu benimseyen bir MHP ve Bahçeli var.
Buradan hareketle şunu da söyleyebilirim: Eğer Muharrem İnce Erdoğan’la polemik temelinde bir kampanya yerine, Erdoğan’la savaşıyormuş görüntüsü vermek yerine, savaşıyormuş görüntüsü de değil, savaşmak yerine, o konulara girmeyip sadece ve sadece birtakım temel sorunları, somut sorunları ele alan ve somut projelerle, çözüm önerileriyle yaklaşan, onları temel alan bir strateji izleyebilseydi –izleseydi aslında izleyebilseydi değil–, bu çok kolaydı aslında; ama tercih etmedi, izleseydi nasıl İç Anadolu’da, Doğu Anadolu’da, Karadeniz’de MHP milliyetçi-muhafazakârların bir kesimini yanına çekebildiyse, CHP de Muharrem İnce de pekâlâ Batı’daki birtakım AK Parti seçmenini ikna yoluyla çekme ihtimali olabilirdi. Dolayısıyla Erdoğan’la savaşarak seçim stratejisi oluşturmanın en çok Erdoğan’ın işine yaradığını, MHP örneğinden –MHP kazandı–, ve Muharrem İnce örneğinden –Muharrem İnce kaybetti– hareketle söyleyebiliriz. Ortadaki sır, tekrar başta söylediğim gibi esas olarak AKP’nin başarısızlığının sırrıdır. Ve burada Bahçeli’nin çok basit bir formülü –bana göre tabii– Erdoğan’la kavga etmek yerine onunla iyi geçinen, ama milliyetçiliğin ana merkezinin kendisi olduğu iddiasından asla vazgeçmeyen pozisyonudur. MHP bu sayede oylarını korudu. Daha doğrusu, bir kısım oyu giderken onların yerini dolduracak oyları AKP’den büyük ölçüde almayı başardı. Ve şu anda da ülke yönetiminin ikinci ortağı olarak karşımızda duruyor. Herhalde önümüzdeki dönemde bundan olabildiğince istifade etmeye çalışacaktır. Ama demin de söylediğim gibi denkleme İYİ Parti de pekâlâ girebilir, orada işler karışabilir. Ama geride kalan, özellikle CHP, bu anlamda her anlamıyla kaybeden parti olarak CHP geride kalıyor, yanında Saadet Partisi’yle birlikte.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.