“Kripto” kimlere denir?

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. Bugün, gazetelerin birinci sayfalarına baktığımda –ki aradığım şeyi tahmin edersiniz–, Türkiye’de dün yaşanan büyük –bir nevi devalüasyon–, Türk parasının yabancı paralar karşısında –başta dolar ve avro olmak üzere– değer kaybedişini gazeteler nasıl vermişler diye baktım ve fazla bir şey bulamadım. Tahmin edersiniz, hemen hemen hiç birisinde bu konuya değinilmemişti. İstisna olarak –tabii Cumhuriyet’i saymıyorum, Cumhuriyet gibi siyasî iktidarın daha dışında kalan yayın organlarını saymıyorum–, ezici bir çoğunluk tabii ki siyasî iktidarı destekleyen gazeteler; burada bir istisna Yeni Şafak. Yeni Şafak bu haberi lobilerin faaliyeti olarak verdi; işte malum, faiz lobisi vs. ama bu arada gazetenin birinci sayfasında şöyle bir başlık dikkatimi çekti — bu yayını da o başlığa borçluyum, iyi mi yapıyorum emin değilim, ama oradan cesaret alıp oradan aklıma düştü: “Kripto görevde direnen hedefte” başlıklı bir haber bu; haber değil, aslında masa başında yazılmış bir şey.

Kullanışlı bir kavram: kripto

17-25 Aralık’tan sonra başta TSK olmak üzere kamu kurumlarında FETÖ’yle mücadelede etkin rol oynayan isimler tek tek hedefte, pasif göreve alınıyor, istifaya zorlanıyor, isimsiz ihbar mektuplarıyla soruşturmaya konu oluyorlar. Bu çok acayip bir haber, 17-25 Aralık’tan bu yana diyor, özellikle de tabii 15 Temmuz’dan bu yana süren FETÖ’yle mücadele, özellikle devlet içerisinde bürokraside ayıklama faaliyeti var. Yeni Şafak’ın bu haberine göre aslında burada çok kişinin canı yanıyor, haksız yere canı yanıyor ve hatta bazıları FETÖ’yle mücadele eden kişiler ve bunların canını yakanlar da aslında kripto FETÖ’cüler. Yani, şu anda bizim günlerdir, aylardır haber yaptığımız ordudaki, emniyetteki vs. kripto FETÖ’cü operasyonu haberlerine Yeni Şafak’ın bu haberine göre çok fazla itibar etmememiz gerekiyor, çünkü öyle bir ima var ki, burada bunları yapanlar aslında kendileri FETÖ’cü gibi bir nokta.
Bu ne derece doğrudur? Bilmiyorum. Büyük bir ihtimalle yakın bir zamanda kendilerinin tanıdığı güvendiği birilerinin başına bir iş gelmiş olsa gerek, isim vermiyorlar ama buradan mütevellit iletilmiş bir masa başı habere benziyor; ama bu hiç şaşırtıcı değil. Çünkü Türkiye’de FETÖ’yle mücadele adı altında devletin, AKP iktidarının yürüttüğü mücadelenin –ki biz burada düzenli ve eleştirel bir şekilde bunu masaya yatırıyoruz– geldiği nokta böyle bir nokta. Çünkü çok kullanışlı bir kavram var “kripto” diye. Bu kavramı kullandığınız zaman karşı tarafa hiçbir şans tanımıyorsunuz. Kripto ne? Fransızca bir kelime, TDK bunu “siyasî inancını gizleyen kimse” olarak vermiş — bir nevi takiyyenin Latincesi gibi diyebiliriz, ama “kripto” daha kullanışlı bir kelime ve bu kelime özellikle son dönemde “kripto paralar” olarak tabir edilen bitcoin ve benzerleri için daha fazla gündemde; ama bizde siyasî literatürün en kullanışlı kavramlarından birisi haline geldi. Beğenmediği kişilere “kripto” deyip ardına olumsuz bir şey eklenerek karşı tarafa yönelik kara propagandanın yapıldığını görüyoruz.

Kozanlı Ömer’in yazıları

Benim “kripto” kavramıyla Türkiye’de yakın tarihte ilk ciddi karşılaşmam Fethullahçılar üzerinden oldu; o da, o tarihlerde Fethullahçıların AKP iktidarıyla elbirliği ve işbirliğiyle ülkede hâkim oldukları dönemde kendi medyaları vardı; artık hiçbirisi yok, ama o görünen medyanın dışında bir de gerçek medyaları vardı. İnternet üzerinden yayın yapan bu bir-iki sitede Fethullahçıların daha gerçek yüzünü görme imkânı vardı; bunlardan birisi –adı vermeye gerek yok; galiba şu anda faaliyette değil, ya da faaliyetteyse bile erişim yasağı olduğunu tahmin ediyorum– burada bir köşe yazarı vardı. Hanefi Avcı bu köşe yazarının Emniyet İmamı olarak bilinen Kozanlı Ömer olduğunu, bu köşeyi onun yazdığını yazmıştı kitabında. Bu kişinin yazılarında, her yazısında ortalama 10-15 “kripto” lafı geçerdi ve “kripto”nun ardından gelen de genellikle “kripto” Yahudi ya da “kripto” Ermeni gibi gayrimüslimlerdi ve bunlar suçlama ifadesi olarak kullanılırdı.
Tabii bu işin garipliği şu: Fethullahçıların dünya çapında en büyük süksesi, dinler-arası diyalog iddiası, yani Fethullah Gülen’in kendisinin Papa ziyareti, düzenledikleri dinler-arası diyalog toplantıları, ortak iftarlar, İstanbul’da patriklerle beraber fotoğraf çektirme vs. bu cemaatin görünen yüzüydü; ama görünmeyen yüzünde, sahici yayın organlarında, beğenmedikleri kişilere hakaret için gayrimüslimlik atfederlerdi ve Kozanlı Ömer’e atfedilen bu yazılarda insanlara bol miktarda “Kripto-Yahudi” “Kripto-Sabetayist”, “Kripto-Ermeni” gibi tabirler yakıştırılırdı.

Tescilli Fethullahçıların sevdiği bir kavram

Bu “kripto” lafı burada da görüldüğü gibi güçlünün kullandığı bir laf. Demokraside, çoğulcu toplumlarda, özgürlüklerin hâkim olduğu toplumlarda çok kullanılabilecek bir laf değil; çok kullanışlı bir laf değil. Bu tamamen güçlü olduğunu düşünen kişilerin zor durumda, sıkıştıkları durumda kullandıkları bir kavram. Çünkü siz birisine “kripto” dedikten sonra ardından FETÖ’cü ya da size göre olumsuz gözüken birtakım sıfatları atfediyorsunuz, burada şunu söylüyorsunuz diyorsunuz ki: “Bu kişi aslında şöyle bir kişi ama kendini gizliyor, size yalan söylüyor; aslında bu kişi FETÖ’cü, aslında bu kişi terörist, aslında bu kişi PKK’lı” vs. Şimdi, o kişiye atfettiğiniz suçlama şu: Gerçek yüzünü gizleyen bir kişi bu; ama bir hiçbir delil sunmuyorsunuz, böyle bir ihtiyaç duymuyorsunuz; çünkü siz iktidardasınız, çünkü siz güce sahipsiniz, dolayısıyla suçlama makamındasınız. Karşı tarafın yapacağı hiçbir savunma dolayısıyla geçerli olmuyor. Mesela birisine, “Sen kripto FETÖ’cüsün” dediğiniz zaman, o da “Vallahi billahi ben değilim” diye başlayan cümleler kurduğu zaman, karşı taraf kıs kıs gülüyor, çünkü size atfettiği sizin gizli bir FETÖ’cü olduğunuz. Dolayısıyla siz istediğiniz kadar bunu yalanlamaya çalışın bunun hiçbir anlamı olmuyor.
Tabii burada işin ilginç tarafı, özellikle 15 Temmuz’dan sonra “kripto” lafını en çok kullanan, özellikle FETÖ’cülük bağlamında en çok kullanan kişilerin Fethullahçılığı tescilli kişiler olduğunu biliyoruz. Ne zamandır artık eskisi kadar meşhur olmayan Hüseyin Gülerce mesela. Yıllarca Fethullah Gülen’in en yanında olmak için çaba sarf etmiş, bir nevi onun sözcülüğüne talip olmuş, bunu iddia etmiş bir kişi olarak itirafçı olduğunu söyledi –neyi itiraf ettiğine çok emin değilim ama– ve ondan sonra kendisi gibi düşünmeyen insanlara –ki bunlardan birisi de bendim– “kripto-FETÖ’cü” dedi; kendisi artık güçlünün yanında olduğu için onun suçladığı kişinin yapacağı hiçbir şey kalmıyor. Bereket, onun itibarsızlığı sayesinde diyelim, bu iddialar çok fazla yankı bulmadı; ama şunu görüyoruz ki insanların, bugün Türkiye’de başı sıkışan, iktidarda olan ama iktidarını koruyamayan, çünkü iktidarının zemini sakat olan, çürük olan kişilerin iktidarlarını korumak için bu “kripto” lafını ulu orta kullandığını görüyoruz. “Kripto” lafı sonuçta Türkiye’deki kullanımıyla, siyasetteki kullanımıyla tamamen otoriter, hatta totaliter bir dilin ve –daha da ileri gidelim– hatta faşizan bir dilin çok kullanışlı bir kavramı.

Kafka romanlarındaki gibi

Buna karşı ne yapılabilir? Buna karşı yapılabilecek hiçbir şey yok, gerçekten yapacak hiçbir şey yok; en fazla, görmezden gelmek olabilir, ama birçok kişinin hayatının bu tür suçlamalarla karartıldığını, birçok kişisel hesaplaşmaların bu tür “kripto” laflarıyla beraber görüldüğünü biliyoruz. İnsanların birbirlerini ihbar ettiklerini duyuyoruz, Anadolu’da her yerde, devletin içerisinde her yerde bunun olduğunu görüyoruz ve bu da bize aslında işlerin çivisinin çoktan çıkmış olduğunu gösteriyor. Böyle bir ortamda; demokrasiden, temel hak ve özgürlüklerinden ve hukuk devletinden bu kadar uzaklaşılmış bir ortamda; herkesin herkesi her şeyle suçlayabildiği ve bunların hepsinde olmasa bile bir kısmında başarılı olabildiği korkunç bir ortamda yaşıyoruz. Kafka romanlarına benzer bir ortamda yaşıyoruz.
Türkiye’nin buradan nasıl kurtulabileceğini açıkçası çok kestiremiyorum; ama gerçekten hâkim olan şey, güçlünün ya da kendine belli bir güç atfedenin hoşlanmadığı kişilere hemen birtakım yaftalarla onların hayatını kaydırma üzerine kurdukları bir Türkiye’de yaşıyoruz. Allah sonumuzu hayır etsin diyelim.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.