Rusya’nın cevabı ne olabilir? Hakan Aksay ile söyleşi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/298829931″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu

 

 

Herkese merhaba. Dün Ankara’da Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov’un suikast sonucu öldürülmesinin ardından Medyascope.tv nin özel yayınları devam ediyor. Şimdiki Özel Yayın konuğumuz, 26 yıl Rusya’da yaşayan, Rusya uzmanı, gazeteci yazar Hakan Aksay. Hoşgeldiniz.

Hoşbulduk.

Hakan Bey, şöyle başlayalım. Siz Sayın Büyükelçi Karlov’u tanıyordunuz sanırım. Ne söylemek istersiniz?

Elbette. Terörde hayatını kaybeden birileri, onlarla ilgili açıklama yapmak, görüş açıklamak, bunlar neyse ama, tanıdığınız, bildiğiniz birileri olunca bunlar daha farklı etki ediyor. Defalarca görüştük biz Andrey Karlov’la. Bir Uzakdoğu uzmanı. Kore’de çalışmış. Belki de, son büyükelçilik dönemini, o zamanlar, geldiği zaman için söylemek gerekirse, güzel, turistik, hoş bir ülkede geçirecek, bitecek, belki de diplomatik kariyeri sona yaklaşmış olacaktı. Geldikten sonra onun başına gelenler veya Türk-Rus ilişkilerinin başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmedi biliyorsunuz. 2013’te geldi. Daha sonra yaşananlar, Türk-Rus ilişkilerinin gerginleşmesi, ardından Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesi, Türkiye’nin Rus uçağını vurması, çok gerilimli anlar yaşadı. Bu arada bir kaç kez karşılaşmıştık.

Başlangıçta hiç kimsenin öngöremeyeceği, kendisinin de öngöremediği Türkiye görevi, ne yazık ki böyle bir şekilde bitiyor. Kendisi mutlu ve başarılı bir büyükelçilik sonucunda memleketine gitmiyor, bir tabutta gidiyor. Bu çok korkunç bir şey. Artık, Türkiye’deki terörün bizlerle sınırlı olmaması açısından da, bizim açımızdan da çok kötü bir şey. Sonuç olarak, ülkemizde çalışan yabancılar, hele büyükelçiler. Büyükelçi demek, devlet başkanının temsilcisi demek. Putin’in temsilcisi burada ve burada öldürülüyor. Tanıdığım birisi olmasından dolayı, bütün bunlar beni gerçekten çok olumsuz etkiledi. Ben Moskova’daydım ve bu olaydan birkaç saat sonra döndüm. Olağanüstü sıkıntılı bir şey yaşadım, hâlâ da yaşıyorum. Benim birkaç projemle ilgili bilgi sahibiydi ve elinden geldiği kadar desteklemişti.

Hatta önümüzdeki yıl çıkacak Rusça-Türkçe kitabımdan bahsettiğim zaman, ‘’bunun prezantasyonunu burada yapmak istiyorum karşı değilsen’’ demişti. Tabii ki karşı olmak mümkün değil. Buna hazırlanıyorduk önümüzdeki aylarda. Çok yazık oldu. İyi bir insandı, yumuşak, dürüst, yapıcı. Hani, konumuyla birlikte insanları ezen, tepeden bakan insanlar vardır ya, öyle birisi değildi. Çok anlayışlı, aynı düzeyden konuşabilen birisiydi. O yüzden yazık oldu.

Bir de, Ankara-Moskova ilişkileri zor bir döneme girdiğinde bu yapıcılık adına da birçok adım attığını öğrendik biz de.

Evet. Dengeli götürdü, her zaman dengeliydi. Büyükelçilik görevi, diplomasi görevi böyle olmayı gerektirir diyebilirsiniz. Haklı da olabilirsiniz ama bizim son yıllarda yaşadıklarımıza bakınca, diplomasi adına en üst düzeylerden yapılan açıklamaların, diplomasinin alfabesine hiç uymadığını görüyoruz. Dolayısıyla, gerçek diplomat olması açısından, ilişkilerde yumuşama sürecinin tekrar başlatılmasında emeği geçenlerden biriydi kuşkusuz.

Karlov hayatını kaybettikten sonra, hem Rus yetkililerden, hem Ankara’dan hep sağduyulu açıklamalar geldi. Rus yetkililerden gelen bu sağduyulu açıklamalar, Rus halkının ruh halini yansıtıyor mu?

Sanırım yansıtmıyor. Tabii ki böyle bir olay olduktan sonra, olayın şokunu yaşıyorsunuz, üzülüyorsunuz. ‘’Ne olacak, daha nereye kadar gidecek?’’ diyorsunuz. Rusya ile ilişkilerimizde son zamanlarda ciddi krizler yaşandı, gitti geldi bu ilişki. Şimdi ne olacak? Yani çok ciddi bir olay bu. Uçağın vurulmasından sonra –o askerî anlamda bir şeydi, savaş tehlikesiydi burnumuzun dibinde– aslında bu da bir savaş nedeni diplomaside. Türk-Rus ilişkilerinin ne olacağı tabii ki öngörülebilir, özellikle de Suriye’deki ve enerji alanındaki işbirliğinin bu yoğun ivmesini ve başka birtakım uluslararası faktörleri düşündüğünüz zaman, böyle çok önemli bir nedenden dolayı, Rusya’nın ilişkilerini bozmayacağını öngörmek mümkün olabilirdi. Bununla birlikte, açıklamaların ayrıntıları önemliydi. Açıklamalarda Putin ve Erdoğan’ın kısa süre içinde görüşmüş olmaları önemli. Zaten artık neredeyse günlük bir telefon hattı oluştu onların arasında. Böyle bir olayda hemen bir iletişim kurulması, ardından ikisinin birbirine çok benzer açıklamalar yapması, bunlar önemliydi. İki taraf açısından da bunlar gerçekten olumlu açıklamalardı.

Putin ve diğer Rus yetkililerin açıklamalarında başka birtakım nüanslar var mı diye baktım. Orada güvenlik konusu ile ilgili sorular vardı, araştırma isteği vardı, bu işin soruşturulması vardı. Başbakan Medvedev’in, Lavrov’un ve diğer yetkililerin açıklamalarında, karşılık verileceği açıklaması vardı. Bunların hepsi anlaşılır şeyler. Böyle bir olayın birlikte soruşturulması ve Rusya’nın 18 uzmanını Türkiye’ye göndermesini de normal karşılıyorum. Putin’in temsilcisi öldürülüyor burada, onun birlikte soruşturulması.. Güvensizlik olabilir mi? Diplomatik ve kibar bir dille konuşuldu aslında, ama elbette güvensizlik olabilir. Türkiye’de o kadar çok şey yaşanıyor ki, her an her şey olabiliyor. Son yıllardaki dinamiğe bakarsak, bir sürü patlama oluyor, onlarca insan ölüyor, yüzlerce, binlercesi yaralanıyor. Yapılan açıklamaları biliyorsunuz. ”Gereği yapılacak, başsağlığı” vs. Bunlar ortaya çıkarılabiliyor mu? Ne derece ortaya çıkarılıyor? Ne derece önlenebiliyor? Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, buna siz güvenebiliyor musunuz? Bir başkasının, hele ki büyükelçisini kaybetmiş bir başka ülkenin güvenmesi… Araştırmaya müdahil olmalarını doğal karşılıyorum. Dahası, ABD de buna katılma isteğini belli etti. Bu işin araştırılıp bağlantılarının ortaya çıkarılmasını çok önemli buluyorum. Birtakım yöntemlerle olayı kapatmaya çalışmak kolay. ”FETÖ’cüydü, tamam. FETÖ’cüler kötü, zaten uçağı da onlar düşürdü”.

Ben böyle bir şey bilmiyorum. Neredeyse günde 24 saat Türkiye ve Rusya ile yatıp kalkan birisi olarak; bugüne kadar uçağın FETÖ tarafından düşürüldüğünün bir kanıtını görmedim. Ha, yapmazlar mı, yapmayacak tıynette midirler? Hayır yapabilirler. Ama argümantasyon lütfen, kanıtlar… Burada sonuna kadar araştırılmalı, başka bağlantılar olabilir mi vs. Bütün bunların ortaya çıkartılması bundan sonraki Türk-Rus işbirliği için de, terörizme karşı mücadele ve Suriye’deki gelecek ilişkiler açısından da çok önemli.

Bu soruşturmaya Rusya’nın dahil olması, kimi kesimlerde şöyle bir izlenim de yaratıyor: Bu artık, iki ülke arasında ”eşitler” arasında kurulan bir ilişkinin ötesine geçti ve ”eşit olmayan” iki taraf arasındaki ilişkiye döndü. Burada Rusya kuvvetli taraf, Türkiye de zayıf taraf gibi bir algı oluştu. Buna katılır mısınız?

Eşit olmayanlar arasındaki ilişki zaten birçok alanda var. Türkiye’nin geçmişte birçok ülkeyle arasında da vardı. Eğer eşit değilseniz, gücünüz yetmiyorsa ve birilerinin dikte ettiği şartlara şu ya da bu şekilde uymak zorunda kalıyorsanız –geçmişte ABD ile ilişkiler, şu anda bozuk, ama pek çok potansiyeli bünyesinde taşıyor– Rusya ile ilişkiler, zaten uçağı düşürmek gibi korkunç bir hata yapmamızın ardından, Suriye’ye giremememiz, hiçbir şekilde burnumuzu sokamamamız, Suriye’deki bütün dengelerin aleyhimize değişmesiyle birlikte her şey farklı bir yöne girmişti. Orada edilgen konuma düştük zaten. Ondan sonra da, Rusya’dan özür dileme, Rusya’nın icazeti ile bölgeye girme ve başka birtakım adımlar atma çabası. Bütün bunlar zaten Rusya’nın etkinliği altında, Rusya’ya bağlı olarak yapıldı. Eşitsizlik diyorsanız, evet, orada bir eşitsizlik var. Bunu, daha ileride bölge düzleminde açabiliriz dilerseniz. Bu eşitsizliği sadece soruşturma bazında alıp, ”ulusal gururuma dokunuyor senin savcılarının araştırması” demek, ben böyle bir kanıda değilim. Eşitsizlik daha global konumda. Rusya, bugün sadece bize karşı değil, Batı dünyasına ve en başta ABD’ye karşı da, Ortadoğu’da eşitliği bozacak derecede üstün bir konuma gelmiştir. Ortadoğu’da bir iş yapıyorsanız –bunu başka bölgeler için söylemeyebilirsiniz, ama Ortadoğu’daki denklemlerde– Rusya, ”eşitsizlerin içinde en eşitsiz” olanı. Dolayısıyla, her zaman, tavırlarda dikkat edilmesi gerekenidir.

Ortadoğu meselesine geri dönelim ama, ben güvenlik meselesiyle ilgili birkaç şey sormak istiyorum. Özellikle FETÖ ve El-Nusra üzerinde duruldu. Putin’in ”bu emri kimin verdiğini öğreneceğiz mutlaka” açıklaması da bir güvensizlik ortamının olduğunun bir kanıtı diye düşünüyorum. Rusya’nın, özellikle soruşturmaya dahil olması açısından, Rus kamuoyunda FETÖ meselesinin bir inandırıcılığı var mı?

Ruslar açısından bu FETÖ konusu nerede? Bunu ben de zaman zaman anlamaya çalışıyorum. Dinlediğim konuşmalarda, okuduğum yazılarda, haberlerde şöyle bir şey görüyorum. Bu konularla ilgili Türklerde katılmadığım çok şey var zaten, ama Ruslarda da beni şaşırtan enteresan bir şey görüyorum. Türkiye’yle barışma sürecini destekleyen Rusların belirli bir bölümü –bunların arasında Kremlin‘e yakın çevreler var, Duma‘nın bazı çevreleri, hatta Rusya’nın Slaviki denilen, güce dayalı çözümlerden yana olan, orduda, haber almada gibi önemli konumlarda olanların da bir kısmı–Türkiye’yle hızlı barışmadan yana.

Onun nedenlerini ayrıca konuşabiliriz. “Rusya niye Türkiye ile barışmak istiyor’?” Bu ayrı ve çok önemli bir konu. Ama barışma adına, iyi geçinme adına, kanıtlanmayan bazı verileri ortaya atıp ya da sizin attığınız şeylere sarılıp, ”uçağı FETÖ düşürdü”, bitti. Kanıtlamadan, etmeden. Ya da kanıtlarsınız, o zaman anlarız. Ama bunu savunan çok üst düzeyde Rusları gördüm. Bundan sanırım bir ay kadar önce, İstanbul’da bir konferans oldu. Ruslardan önemli katılımlar oldu. Rusya’da, RISS (Rusya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü) adında önemli bir araştırma merkezi var Putin’in desteklediği ve ulusal çapta en önemli araştırma merkezi. Ankara Politikalar Merkezi (APM) ve RISS’in düzenlediği, Türk-Rus İlişkileri üzerine bir konferans yapıldı. Ben de konuşmacıydım orada. O konferanstan birkaç gün sonra –her ne kadar konumunu kaybetse de, başkanlıktan alınmış olsa da– o enstitünün o anki başkanı ve haberalmanın çok önemli bir ismi Leonid Reşetnikov konuştu. Reşetnikov da aynı şeyi söyledi: ”Türk-Rus ilişkileri, uçak düşürme olayıyla bir dönem bozuldu ama biz bunu biliyoruz, Uçağı düşüren Gülencilerdi. Bu ortaya çıkmıştır”.

Ben söz isteyerek kendisinden bunu kanıtlamasını istedim. Kendisine de söyledim; Fethullahçılar yapmaz diye bir şey yok, pekâlâ yaparlar. Darbe vs. Fethullahçılar’ın ne olduğunu görüyoruz ama bunu öğrenmek istiyoruz”. Ruslar niye böyle bir şeye gidiyor? Türkiye ile kısa sürede yakınlaşmak için. Ama bana kalırsa, yakınlaşmaların ve barışmaların da belli bir dürüstlüğü ve gururu olmalı. Doğru yoldan yakınlaşmalısınız. Yarın başka bir şeyler çıkar, yalanlarla atılan ileri adımlar çok fazla derine götürmez, geri tepebilir. Dolayısıyla, burada FETÖ bağlantısı çıkabilir, başka İslami örgütler çıkabilir. Bunların çok iyi araştırılması lazım.

Burada şunu eklemek isterim. Siz daha iyi bilirsiniz. Rusya’nın başından beri Fethullah Gülen okullarına da tepkisi vardı. Nedeni de, Amerikan İstihbaratı ile iş yaptıklarını düşündüklerinden. Öyle bir tepki de olabilir.

Benim yıllardan beri hep söylediğim bir şey var. Rusya deyince, birkaç tane Rusya var. Rusya’nın büyük bölümü, iktidarın bir bölümü ve özellikle haberalma, ordu, zaten Fethullahçı yapılanmalara başından beri karşıydı. Bunun nedenlerinden bir tanesi ABD bağlantısı. Diğerleri ise, Pantürkizm’in, İslami birtakım akımların Rusya’da güçlenmemesi gerektiği yolundaki düşünceleri ve yabancılara yönelik tedirginlikleri. Bunlar çok anlaşılır şeylerdi.

Okullar kapatıldı. Başka birtakım okulları ve dernekleri kapatılmaya çalışıldı. Dönemin AKP liderleri, gerek bugünün Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerekse o dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı ve bir ara Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül ve diğerleri, ”kapatmayalım, yapmayın” diye ricacı oldular. Bundan dolayı da Rusya, Fethullahçı derneklerin, organizasyonların, okulların bir kısmına göz yumdu. Böyle de enteresan bir şey var. Evet, balık hafızalıyız ama bunları unutacak kadar da değil. Böyle bir süreçten gelindi ve 15 Temmuz’dan sonraki şey netleşti. Rusya daha net bir tavır aldı. Zaten istediği tavır da oydu. Farklı Rusya’lar var derken, Fethullahçı güçlerle, özellikle entelektüel alanda, medyada, araştırma dünyasında, Türkologlar arasında ciddi bir işbirliği yapan potansiyel vardı Rusya’da. Ve çok değerli insanlar da vardır. Karalamak için söylemiyorum, içlerinde benim dostlarım, tanıdıklarım da var. Onlarla Fethullahçılar, kendilerine göre oldukça başarılı işbirliği denemeleri yaptılar. Şu sırada bunun sürdüğünü düşünmüyorum. Ama Rusya’nın böyle farklı şeyleri de vardı o kesime karşı.

İsterseniz, biraz da Türkiye-Rusya ilişkilerinin geleceğine bakalım. Özellikle Ortadoğu bağlamında. İki taraf için de, ”üçüncü taraflar” mesajı verildi. Türkiye’den de Rusya’dan da. Bu işin arkasında ”üçüncü taraflar var” mesajı verildi. Bu süreçten sonra özellikle Ortadoğu’da, Türkiye’nin Rusya’ya daha tâbi, daha mahkûm hareket edeceğini söyleyebilir miyiz?

Evet. Zaten Türkiye o uçak düşürme olayından sonra, Rusya’ya eli mahkûm hale geldi. Elbette mesele sadece uçak ve Türk-Rus boyutunda değil. Türkiye aynı zamanda dünyada yapayalnız kaldı. Yalnızlığın da çok değerli olmadığını gördük, yaşadık. Hiçbir tarafla ilişki kuramayan Türkiye açısından, Rusya ile bağlantı kurmak, pek çok açıdan bir çıkış noktası oldu. Bununla ilgili söyledikleri bütün o söylemleri çok fazla önemsiyor değilim. Örneğin, Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilgili şeylerin üzerinde çok ciddi çalışılmış da, illa oraya gireceğiz vs. değil. Daha çok, havuç-sopa taktiğini kendilerince uygulamaya çalışıyorlar. Şanghay’ın ne olduğunu da bilmiyorlar. Avrasya Ekonomik İşbirliği Organizasyonu’nu bilmiyorlar. Rusya-BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu) ülkeleri arasındaki Gümrük Birliği’ni bilmiyorlar. Yani kopkoyu bir alan var. ”O zaman AB’ye değil, buraya gideriz” türünden sloganvari söylemleri çok da ciddiye almıyorum.

Ama Türkiye’nin kendi hedefleri açısından Suriye’de herhangi bir varlık göstermesi –ki kendi hedefleri arasında Kürtlere karşı ciddi bir atak yapmak, onların orada bir yapı ortaya çıkarmasını engellemek başta geliyor ve başka amaçları var– bunlar açısından Rusya’yla birlikte davranmanın ötesinde bir seçenek kalmadı. Bu açıdan, bir adım olabilir mi Andrey Karlov’un öldürülmesi? Ve sonrasında ister istemez –söyleyelim ya da söylemeyelim– yaşadığımız, hissettiğimiz mahcubiyet, suçluluk duygusu? Bunlar var, diplomaside de, insan hayatında da var. Adam geliyor, başkentin merkezinde vuruyor, sen bir şey yapamıyorsun. Ya da onu canlı ele geçiremiyorsun. Hele hele araştırmayı sonuna kadar götüremezsek bu daha da ciddi bir sorun olur. Ve bunun siyasi diplomatik sonuçları bakımından –haklı olabilirsiniz– bu da Rusya açısından bir adım olabilir.

Rusya diplomaside her bir hamleyi kendi lehine değiştirebilecek, etkileyebilecek kadar ciddi bir satranç oyuncusu. Hamasi sözlerle gitmiyor ve Rusya’nın Sovyetlerden buraya gelen bir devlet politikası var. Hamleler düşünülerek yapılıyor. Rusya’nın böyle ”bugün sarıdır, yarın yeşildir, kırmızıdır” gibi zıplamaları, ya da herhangi bir devlet liderinin aniden sinirlenip ”ekranları toplayın, size yeni, bambaşka bir şey söyleyeceğim” türünde şeyleri yok. Siyaset yöntemi böyle olan bir ülke değil. Bunu bir sürü başka ülkede görebilirsiniz. Bir ara biliyorsunuz Irak, ”Irak’ta Amerikalılar aldı Rusya kaybetti”. Bakın şimdi, Irak’ta kaç tane Rus şirketi nerelerde ne işler yapıyor? Yani uzun vadeli düşünür Rusya, o açıdan haklı olabilirsiniz.

Rusya’nın bu cinayeti uluslararasılaştıracağı söyleniyor. Bu politikayı izlerken de bir hedef koyulacak herhalde. Bir muhatap bulunacak. Bu muhatap, radikal İslamcılar mı olacak?

Ne anlamda muhatap?

Şunu demek istiyorum. Bu saldırıyı gerçekleştiren ve bu saldırıyı kendi lehine kullanmak isteyecek bir Rusya, bu saldırının arkasındaki güçler olarak kimleri gösterir sizce?

Suriye’deki şeyi sonuna kadar götürmek gerekiyor, zaman zaman tıkanıyor. Suriye’de çok değişik güçler var, Türkiye ile işbirliğini büyük ölçüde başarıyor. Ama zaman zaman orada da birtakım sıkıntılar çıkıyor.

Biliyorsunuz, geçenlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan çıktı, ”Esad’ı devirmek için gireceğiz” dedi. Bir şeyler oldu, telefonlar açıldı, kapandı, açıldı vs. İki gün sonra, ”yok öyle demedik ki, terörden dolayı, sakın yanlış kullanmayın” diye 180 derece döndü. Yani, bölgede sıkıntılar oluyor. Rusya ve Suriye’nin –aslında Rusya’nın– Türk birliklerinin girmemesi gerektiği uyarısına rağmen, bölgelere gittiğinde uyarı atışları aldığını biliyoruz. Ölülerimiz var. Böyle gergin bir coğrafya. İşbirliği deyince, tamam el sıkıştık, güle oynaya gidiyoruz diye betimleyemeyeceğiniz bir şey.

Her gün yeniden pazarlık edilen bir coğrafya.

Dediğiniz gibi, sürekli pazarlık edilen ve gözden geçirilen. Rusya, Türkiye ile işbirliğini, kendi çizdiği dizayn ve Türkiye’nin çıkarlarına göre… Yani, Türkiye’ye bakıyor ve görüyor. Erdoğan. Erdoğan açısından Cumhurbaşkanlığı sistemi. Onunla ilgili referandum. Erdoğan’ın, referanduma gitmeden, Suriye’de belli bir konuma gelmesi gerekiyor. Erdoğan böyle çiziyor. Rusya da bunu görüyor, işbirliğini buna göre dizayn ediyor. Buna göre dizayn ederken, Türkiye’nin başka bir sürü sorununu görmezden gelme hakkının olduğunu düşünüyor. Kürtleri rahatlıkla feda edebilirim diye düşünüyor. Evet, bu ortada artık. Rusya’nın Kürtlere tavrı, daha önceki tavrı gibi değil. Onları bir piyon olarak kullanabilme tavrına girebiliyor. Dolayısıyla, Rusya bu oyunu böyle yönlendiriyor. İzin verirseniz, Rusya konusunda Ortadoğu’da genel bir bakış yapalım.

Oraya gelmek istiyoruz aslında biz de.

Şimdi, yeni bir Ortadoğu var. Bu Ortadoğu’da, artık Batı’nın fazla bir gücü kalmadı. ABD büyük ölçüde etkisini yitirdi. Trump’ın gelmesiyle birlikte, bölgedeki gücünü daha da yitirmesi mümkündür. Bilinçli bir tercih de olabilir. Bunları bilmiyoruz. Trump henüz kapalı bir kutu. Zaten son zamanların gidişatında geriye çekti. AB zaten öyle. Önemli bir güç olarak Rusya kaldı. Ortadoğu’nun başka aktörleri ne? Rusya nasıl bakıyor, kendisinin dışında. Bence, Rusya birkaç tane güç görüyor. Bunlardan bir tanesi Türkiye. Ortadoğu’nun en önemli güçlerinden biri. Türkiye’yi seversiniz, yönetimini sevmezsiniz vs. Ama Rusya açısından, Türkiye’nin gücü, Ortadoğu’nun en fazla önemsenmesi gereken şeylerden biri. Türkiye ile ittifak yapmasa, Türkiye onun karşısında olsa, zaten Rusya’nın başı bir sürü konuyla belada. Suriye’nin dışında, Ukrayna meselesi var, AB ile ilişkileri gergin. Yaptırımlar var. ABD ile ilgili başka bölgelerde bir sürü gerginlikler yaşanıyor. Dolayısıyla, Rusya, Türkiye’yi karşısına almak istemiyor, Ortadoğu’nun önemli bir gücü Türkiye.

Bir başka güç, İran. Bizim medyamıza bakarsak, İran’la Rusya birlikte davranıyorlar. Bu kadar basit değil. İran’ın kendi ambisyonları, hırsları, iddiaları var. Benim algıladığım kadarıyla, İran yönetiminin, ”Rusya’yla birlikte, Rusya’nın kanatları altında gidiyoruz, şunları bunları yapıyoruz” türünden bir anlayışı yok. Ben İran olarak bu bölgede en önemli ülkeyim. Bunu yapacağım. Yaparken de Rusya’dan, şundan bundan yararlanacağım, şuna set çekeceğim” gibi son derece iddialı amaçları var. Zaman zaman Rusya’yla karşı karşıya geldi. Dolayısıyla bölgede, bölgenin ufacık bir bölümünü ele alacak olursak, Rusya’nın bölgeye ağırlığını koyması için, İran’ı nötralize etmesi için, mutlaka Türkiye’yi kullanması gerekiyor.

En azından Sünni bir güce ihtiyacı var.

Türkiye ile İran’ı birlikte tutabilmesi gerekiyor. Türkiye elinden giderse, İran daha fazla babalanacak. Böyle bir şeye izin vermemesi gerekiyor.

Rusya’nın bakışında önemli ülkelerden biri, İsrail. Bir başka ülke, Mısır. Belki bunu birkaç ülkeyle sınırlı tutabiliriz. Ötekileri daha geri plana alabiliriz. Bu ülkelerin hepsinin birbiriyle ilişkileri oldukça sıkıntılı. Türkiye’nin İran’la, İran’ın İsrail’le, Mısır’la Türkiye. Rusya, öyle veya böyle bütün bu ülkelerle olumlu ve ortak bir dil bulabiliyor. İsrail de dâhil elbette. Hatta biraz coğrafyayı da genişletip konuyu da genişletseydik, çok ayrıntıya girmeyeceğim ama, radikal dinciler dediğimiz zaman Suudi Arabistan denince bir dururuz, Katar deyince dururuz. Belki siyasette çok fazla değil ama, enerji alanında çok büyük bir işbirliğine gidiyor Rusya. Yakında bunun daha fazla örnekleri olabilir. Bunlar önemli. Rusya çok değişik hamleleri aynı anda götürebiliyor.

O dörtlüye dönecek olursak; Rusya, herkesle –konumundan dolayı Suriye’yi de önemli bir öğe olarak düşünelim– ama Suriye demek, büyük ölçüde Rusya demek. Kendi arasında sorunlu olan, bölgenin kilit ülkelerinin hepsiyle iyi ilişkiler içinde, onları kendi planına uydurma ve bölgenin esas egemeni olma düşüncesinde. Planını ona göre kuruyor Rusya. Ufak tefek gelgitler olsa da, özellikle askeri olarak bölgeye girmesinden sonra, son zamanlarda, gelişmeler aşağı yukarı Rusya’nın istediği gibi gerçekleşiyor gibime geliyor.

Burada iki ayrı soru var tabii. Hangisinden başlayalım bilemiyorum ama, bir tanesi, Türkiye’nin, Suriye’de bugüne kadar Körfez ülkeleriyle yürüttüğü yakın bir işbirliği, bunun da Rusya’nın çıkarlarına aykırı olması. Sonra Türkiye’nin rotayı değiştirip Rusya’yla yakınlaşması. Burada perde arkasındakiler de ortaya çıkacak. Ama bir şekilde, en azından Türkiye’nin Körfez’le arasının bozulması ve Rusya’yla yakınlaşması, kimi çevreleri rahatsız etmiş olabilir mi?

Bozulması diye bilemiyorum. Şu anda, iki arada bir derede Türkiye’yi götürmeye çalışıyor gibi. Yani, Türkiye, Rusya’nın taleplerini yerine getirmek zorunda kendi amaçlarına ulaşabilmesi için ama, Türkiye, oradaki Müslüman Sünni güçlerden, savaşan güçlerden vazgeçmiş değil. Hatırlarsanız, bunun çok açık deşifre olduğu bir an vardı. Erdoğan, çoğu kez oldukça açık sözlü olabilen bir lider, onun enteresan bir özelliği. ”Putin’le konuştum, El-Nusra’nın Halep’i terk etmesi noktasında benden ricaları oldu”. Bunu söylemesi ne demek? El-Nusra, Birleşmiş Milletler’in terörist olarak kabul ettiği bir örgüt. E bizde terörist şeyleri geçti defalarca. Demek ki, Türkiye’nin teröristlerle ilişkisi var. İslamcı teröristlerle ilişkisi var. Kendisine daha yakın gördüğü başka ilişkiler var. Özgür Suriye Ordusu içinde bir sürü değişiklikler var vs.

Dolayısıyla, İslamcı savaşçıların, radikal ya da radikalizm eğilimli savaşçıların, Türkiye ile oldukça geniş bağlantısı var. Zaten bu da Rusya açısından, Türkiye’nin ”aman dikkat, kullanalım, karşı karşıya gelmeyelim” dedirten özelliklerinden birisi. Burada da, Türkiye’nin ne kadar ilişkisi, organizasyon, bir şeyler organize etme, bağlantı kurma, yönlendirme vs. olsa da, iş ekonomiye gelince, en başta Suudi Arabistan’a bakıyor. Suudi Arabistan’ın finansı çok önemli. Onun için ben şu aşamada, iki arada bir derede gibi görüyorum. Ama bölgenin aktif gücü, 30 Eylül 2015’ten itibaren, bölgenin bir tarafından buldozer gibi girip, öbür tarafından çıkma doğrultusunda giden gücün Rusya olması açısından, en başta ona dikkat etmek gerektiğini düşünüyor Türkiye. Şu anda da öyle götürüyor. İleriki aşamalarda ne olur, bilmiyorum.. Ama şu anda, Rusya’nın önceliklerine dikkat etmeyen bir Türkiye, bir Erdoğan, –elbette birtakım fevri çıkışlar olabilir geçmişte de yaşandığı gibi– ama, ben Erdoğan’ın bu denklemi, en azından yakın aylarda, özellikle referandum vs. o perspektifte düşünürsek, bozmaması gerektiğini düşündüğü kanısındayım.

 

Çok teşekkür ederiz Hakan bey. Katıldığınız ve değerli yorumlarınız için.

Sağ olun, iyi yayınlar.

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus