Arzu Yılmaz ile Astana’da Suriyeli Kürtlere özerklik teklifi iddiasını konuştuk

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/304624025″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu

Kösedağı: Medyascope.tv Özel Yayını’nda konuğumuz Kürdistan Amerikan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Arzu Yılmaz. Arzu Yılmaz’la, Astana’da Suriyeli Kürtlere özerklik teklifi iddiasını konuşacağız. Arzu Hanım hoşgeldiniz.
Yılmaz:
Merhaba, hoşbulduk.

Kösedağı: Rus haber ajansı Interfax’ın iddiasıyla başlayalım Arzu Hanım. Rusya’nın Astana’da Suriyeli muhaliflere 27 maddelik bir taslak metin sunduğu ve bu metinde Suriyeli Kürtlere bir otonomi verildiği iddiası var. Ne söylemek istersiniz?
Yılmaz
: Öncelikle şunu söylemek yerinde olur. Astana sürecinden, sürece katılanların mutabık kaldığı bir sonuç metni çıkmadı. Bunu kaydetmek gerekir. Ama sonuç metni çıkmadığı halde, bugün basına da yansıdığı üzere, bir taslak metin üzerinde tartışıldığı görülüyor. Bu taslak metnin içerisinde, Rusya inisiyatifinde gelişen Astana sürecinde, Kürtlere bir özerklik sürpriz midir? Bana göre değil. Çünkü geçtiğimiz Eylül ayından beri Rusya, rejim güçleri ve çoğunluğunu PYD’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri arasında birtakım müzakereler yürütüyordu. Bu müzakerelerin çerçevesini de, Suriye için yapılacak yeni bir anayasada, Kürtlere özerklik ya da genel anlamda Suriye’nin yeniden bir federal sistem olarak yapılandırılması tartışılıyordu. Bu tartışmalar somut olarak neye ulaştı? Astana’ya kadar, ya da bu taslak metin iddiasına kadar somut bir gelişme öğrenme imkânımız olmamıştı. Sadece Haseke ölçeğinde bir mutabakat sağlandığını ama daha geniş anlamda, Suriye ölçeğinde ne olup biteceğini bilmiyorduk. Bu haliyle, özetle söylenebilecek olan, PYD Astana’ya davet edilmedi. Ama PYD ile varılan mutabakat Astana’ya yansıdı diyebiliriz. Eğer bu gerçekten Astana sürecinin bir sonucu olarak konsolide edilecek olursa, resmi olarak ilan edilirse…

Tatari: Aslında burada İran ve Türkiye’nin tavrı merak konusu. Türkiye böyle bir şeye onay vermiş olabilir mi gerçekten?
Yılmaz:
Burada şöyle bir durum var. Buna bir iki yönüyle cevap verebiliriz. Birinci boyutu şu: Bu bize bir kez daha, Astana’da bir araya gelen tarafların her konuda mutabık olmadıklarını gösteriyor. Yani bir taraftan, Suriyeli muhalifler tarafında bir kırılganlık var, bir taraftan Rejim tarafında bir kırılganlık var.
Öte yandan, bu iki kırılgan tarafı bir araya getirenlerin kendi aralarında da uzlaşmadıkları pek çok konu olduğu ve onlardan bir tanesinin de Kürtlere ilişkin olduğu açık. Dediğim gibi, Rusya en başından beri, Cenevre görüşmelerine PYD’nin çağrılması konusunda açıktan destek veren neredeyse tek ülkeydi. Diğer taraftan, PYD’nin Moskova’da resmî temsilcilik düzeyinde bir temsilciliğinin açıldığını biliyoruz. Özetle söylemek istediğim: Rusya, bu son beş yılda, Rojava deneyimi çerçevesinde Suriye Kürdistanı’nda PYD’ye arka çıkan bir politika izledi. Ne zamana kadar? Türkiye’nin Cerablus operasyonuna kadar. Hatta o gün ya da bir ertesi gün, Medyascope.tv yayınına bağlandığımda da söylemiştim, Cerablus operasyonunda çok açık ki Rusya, Türkiye ile bir işbirliğine gitti. Bu aşamadan sonra Suriye’de olup bitenlere baktığımızda, PYD’nin Rusya’dan çok ABD ile daha yakınlaştığını gördük. Bugün ise öyle görünüyor ki, Rusya hem Türkiye’yi yanına almak istiyor, ama aynı zamanda da Suriye’de “Kürt kartı”nı elinden çıkartmak istemiyor. (…) Burada inat edilmemesinin en önemli nedeni de Türkiye’nin karşı çıkması değil. Çünkü o sürece kadar, geçen yıl Ağustos’a kadar Türkiye, Suriye oyunundan büyük ölçüde dışlanmıştı. Asıl faktör İran’dı. Yani Kürtler, Türkiye’nin Suriye politikasından dışlandığı o süreci bir “fırsat” olarak kullanıp Federasyon ilan edemedilerse, bu büyük ölçüde İran yüzündendi. Dolayısıyla ne İran’ın ne Türkiye’nin buna razı gelmeyeceğini öngörebiliriz.
Bir de hayatın dayattığı bazı gerçekler var. Biliyorsunuz, bugün Trump yönetimi bir “Güvenli Bölge” planlamasından bahsetti. “Güvenli Bölge” dediğimiz zaman, Türkiye bu işin en başından beri savunucusu olageldi. Ama bugün Amerika’nın Suriye’de bir “Güvenli Bölge” planlaması, Kürtleri dışlayacak bir planlama gibi görünmüyor. Bilakis, Türkiye’yi ve YPG’yi ya da Suriye Demokratik Güçleri’ni bir araya getirmek üzere bir planlama yapılacağını duyuyoruz. Hatta 5 bin kadar bir Amerikan Kara Gücü’yle bu “Güvenli Bölge”nin oluşturulacağı söyleniyor. Buradan ne çıkıyor? Nihayetinde, Türkiye ve İran, Kuzey Suriye’de Kürtlerin avantajına bir federal yapıya karşı olsalar da, örneğin Türkiye açısından konuşursak; Türkiye Rusya ile de hareket etse, ABD ile de hareket etse, bir şekilde, optimum bir noktada Kürtlerin kazanımlarını tanımak zorunda. Bu kaçınılmaz. İster Rusya’yla ister ABD ile hareket etsin, en son tahlilde kabul etmek zorunda kalacağı bir şey bu. Ama bu süreçte ne yapıyor? Bu kaçınılmaz sona yaklaşırken elinden geldiğince askerî olarak muhtemel bir otonom bölgede Türkiye’nin varlığını maksimize edebileceği yollara, arayışlara giriyor.

Kösedağı: Peki Arzu Hanım, Rusya ABD’nin bu konuyu bir fırsata çevirmesinden çekindiği için ya da Türkiye ve İran’ın kırmızı çizgilerinden dolayı, Suriye krizini çözerken, Suriye Kürtleri sorununu uluslararasılaştırmak istemediği, Astana’da da o yüzden temsil edilmedikleri gibi değerlendirmeler de var. Suriye ve Rusya’nın “sorunu daha sonra içeride çözeriz” şeklinde değerlendirmesi noktasında ne düşünürsünüz?
Yılmaz:
Önce şunu söyleyeyim: Bu beş yıl bize gösterdi ki; ne Amerika’sı, ne Rusya’sı, ne Türkiye’si, ne İran’ı, ne Kürtler’i ne Türkler’i ne Acem’i, kimsenin kırmızı çizgisi yok. Böyle bir şey olmaz. Kırmızı çizgi ilan eden de, o çizginin ortadan kalktığını çok yakından tecrübe etti. Önümüzdeki süreç kırmızı çizgilerle konuşulacak bir süreç değil. Parantezi kapatıp bu konuyu çok uzatmayayım.
Sorduğunuz soru çok önemli. Kürtlerin asıl hedefi Rojava kazanımlarının uluslararası alanda tanınmasıydı. Fakat PYD’nin Suriye rejimiyle – birçoklarına göre muğlak– ilişkisi, savaş alanında YPG güçlerine her ne kadar görece avantajlar kazandırmış olsa da, bu nihai, uluslararası alanda tanınma konusunda bir handikap oldu. Bunu, Cenevre görüşmelerine dahil olmuş diplomatlarla konuştuğunuzda da görüyorsunuz. Ben kişisel olarak bu konuyu tartışma fırsatı bulduğumda da şunu fark ettim: “Evet, PYD’nin Cenevre’ye katılmaması Türkiye yüzünden” diye kulislerde konuşuluyor, ya da bu sorular gündeme geldiğinde cevap veriliyor. Ama aslında bu konuyu tartışmaya başladığınız zaman, uluslararası alanda şöyle bir kafa karışıklığı olduğu görülüyor. Sonuçta Cenevre toplantısı veya Astana olsun, özünde asıl amaç Rejim’i ve muhalifleri bir araya getirmek. Ama bu çerçevede acaba PYD Rejim’le mi birlikte yoksa muhaliflerle mi birlikte? Bu anlamda bir muğlaklık var. İşin açıkçası, bu muğlaklık bugüne kadar uluslararası alanda –tekrar ediyorum, savaş alanında Kürtlerin görece avantajına çalışmış olsa da– bir dezavantaj oluşturdu. Hiç şüphesiz, bu muğlaklığı aslında hem Rusya, hem ABD çok akıllıca kullandı. Dediğim gibi, bugün mesela Astana sürecinde PYD’yi çağırmadılar. Ama PYD ile müzakereleri bir şekilde, içeriden, ikinci yol ya da arka yol diplomasisi üzerinden yansıtacaklarını öngörmek mümkün.

Tatari: Şimdi siz de Kuzey Irak’ta bulunuyorsunuz. Bugün, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani bir açıklama yaptı. Bunu öncesinde de konuşmuştuk ama zamanlama açısından değerlendirmek istiyoruz. “Biz tehlike bittiğinde Kobane’den nasıl çekildiysek, PKK Şengal’den çekilmeli” dedi. Bütün bu gelişmelerle birlikte bunu nasıl okumak lazım?
Yılmaz
: Bugün yapılan açıklamayla ilgili şöyle bir not düşmek isterim. Bundan yaklaşık bir buçuk ay önce, Neçirvan Barzani’nin aynı konuya ilişkin verdiği röportaj ve açıklamalarda daha yumuşak ifadeler vardı. Bugün haberi okuduğumda ilk dikkatimi çeken bu oldu. Bunu bu çerçevede yüzde yüz gelişmelerle ilgili bir açıklama diye okumak lazım. Biraz önce söylediğim gibi, Türkiye, ister Amerika, ister Rusya ile birlikte hareket etsin, Suriye Kürdistanı’ndaki Kürt varlığını önünde sonunda kabullenmek zorunda olacağını biliyor. Ama kabulleneceği güne kadar da, o alanlardaki askerî varlığını, yani o siyasî oluşumu askerî olarak çember altına alabileceği her türlü girişimi yapıyor. Cerablus operasyonu, Rojava ya da yeni benimsedikleri biçimiyle Kuzey Suriye Federasyonu’nu batıdan bir çembere alma girişimiydi.
Sizinle daha önceki yayınımızda konuştuğumuzda da söylemiştim, Başbakan Yıldırım’ın Bağdat gezisi çerçevesinde asıl mesele, Şengal ve Kandil operasyonuydu. Nihayetinde Şengal operasyonu da, Kuzey Suriye Federasyonu’nu doğudan askeri kıskaca almaktı. PKK bahanesiyle Irak Kürdistanı’nın daha derinlerine, Şengal’e kadar girmek ve böyle bir askerî çember altına alma girişimi.
Tabii bu, Irak Kürdistanı’nın siyaseten işine geliyor, ama askerî olarak böyle bir şey Irak Kürdistanı’nın da işine gelmez. Dolayısıyla, bunun önünü alabilecek tek çözüm de, şu aşamada PKK güçlerinin Şengal’den çekilmesi gibi görünüyor. Tabii bu konuda İran’ı da düşünmek lazım. İran buna ne kadar yanaşacak? Türkiye’nin Şengal’e girme ihtimaline nasıl yanıt verecek? O konuda da, tıpkı Astana’da olduğu gibi, masanın etrafında bir araya gelen her bir aktörün, nasıl birbiriyle farklı ölçeklerde sorunları varsa, bunun bir başka yansıması da Şengal ölçeğinde. Mesela bundan birkaç gün önce, Şengal’deki PKK ile yakın ilişkideki Ezidi güçleri, Haşdi Şaabi ile birlikte yeni bir silahlı örgütlenmeye gittiklerini ilan ettiler. Hatta bir Ezidi grup, Tahran’a gidip Ayetullah Ali Hamaney’le bir araya geldi.
Dolayısıyla söylemek istediğim, Neçirvan Barzani’nin yaptığı açıklamayı bundan 15 gün kadar önce yaptığımız röportaj çerçevesinde değerlendirebiliriz; en son tahlilde yapmaya çalıştığı, PKK’nin Şengal’deki varlığını, Türkiye’nin bir askerî müdahalesine bahane teşkil etmeyecek bir çözüme kavuşturmak. Bu çerçevede bir açıklama olarak okumak sanırım doğru olur.

Tatari: Çok teşekkür ederiz yayınımıza katıldığınız için.
Kösedağı: Çok teşekkürler Arzu Hanım.
Tatari: Arzu Yılmaz’la Astana’da Suriyeli Kürtlere özerklik teklifi iddiasını konuştuk. Bizi izlediğiniz için teşekkürler.
Kösedağı: İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus