AKP içi iktidar savaşında kim kimdir?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba iyi günler. Bugün, Adalet ve Kalkınma Partisi içindeki iktidar mücadeleleri hakkında görüşlerimi aktarmak istiyorum. Aslında Adalet ve Kalkınma Partisi demek çok doğru olmayabilir, bu esas olarak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın çevresinde, onun merkez alındığı bir yerde, partinin çok da fazla fonksiyonu yok. Tabii ki Erdoğan 21 Mayıs’taki kongrede partinin de genel başkanı olunca artık tekrardan Erdoğan ve AKP özdeşleşmiş olacak o zaman AKP tekrar diyebiliriz ama son bir hafta 10 gün boyunca hâlâ ayırmakta yarar var.
Bu mücadele inişli çıkışlı bir grafik izliyor. En son Cumhurbaşkanı Erdoğan, uçakta gazetecilere birtakım açıklamalar yaptı bu kavgayla ilgili olarak ve bu açıklamaların ışığında kavga eden tarafların, mücadele eden tarafların her biri ayrı ayrı Cumhurbaşkanı’nın kendilerini doğruladığını söylediler. Böyle ilginç bir durum çıktı ama daha baskın olan ‘Pelikan’ diye adlandırılan gruba yakın olan kesim daha fazla kendilerinin haklı gösterildiğini söyledi. İslamcı olarak bilinen kesimler ise daha az bir şekilde ses çıkardılar ya da en fazla şunu söylediler: “Cumhurbaşkanı’nın söyledikleri sizi haklı çıkarmaz.” Böyle bir polemik gidiyor.

Bu aslında bir İslamcılık kavgası değil

Şimdi bu yayının başında “kim kimdir?” dedim ama isim vermek istemiyorum yani şöyle isim vermek istemiyorum; tek tek şahıslar olarak değil ama burada birtakım profiller var. Bir kere şunu görmek lazım; bu aslında bir İslamcılık kavgası değil. Şu anda kaybeden, etkisizleşen, etkileri azalan, marjinalleşen kesimlerin İslamcılığa daha fazla sahip çıktıkları daha doğrusu AKP’nin köklerine daha fazla sahip çıktıklarını biliyoruz. Ve dolaysıyla da onları İslamcı olarak tanımlamak kolayımıza geliyor ama ilginç bir şekilde bu isimlerin bazıları kendilerini İslamcı olarak tanımlanmasını istemiyorlar ama argüman olarak böyle.
Burada yanıltıcı bir durum var, o da şu: bu kişiler bu kavga ya da bu iktidar savaşı olana kadar bu İslamcı diye tanımlanacak kimliklerini çok fazla öne çıkartan kişiler değildi. Genellikle Erdoğan’ın icraatını çok da fazla eleştirmeyen, genellikle muhalefeti eleştiren, yani hareketin kendi içerisindeki tartışmalara çok fazla dahil olmayan, hele bunlara İslamcılık perspektifinden dahil olmayan kişilerdi ama kaybetmekte olduklarını gördükleri andan itibaren daha bir köklere yönelik, başlangıç noktalarına yönelik, daha İslami argümanları dile getirmeye başladılar.
Öte yandan kazanır gibi görünen çevre ise İslamcılıkla çok alakalı olmayan isimler öne çıkıyor hatta bunların İslamcılık ötesinde dindarlık konusunda da çok İslami hareketle ve muhafazakâr çevrelerle alakası olmayan birtakım insanlar şu anda Erdoğan’ın ya da Erdoğan’ın çevresinin çevresinde, bir de böyle bir olay var. Erdoğan’ın çevresi var bir de Erdoğan’ın çevresinin çevresi var. Tartışma daha çok ya da iktidar mücadelesi daha çok Erdoğan’ın çevresinin çevresinde cereyan ediyor, hemen etrafında cereyan etmiyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın bu tartışmanın doğrudan tarafı olduğunu çok da gerçekçi değil hep ikinci üçüncü şahıslar üzerinden yürüyor ve bu anlamda da öne çıkan figürlerin Erdoğan’ın ailesinden isimler olduğunu görüyoruz. Çocukları ve damadı ve damadının kardeşi gibi daha yakın akraba çevresinden isimlerin etrafında bir güç toplayan gazeteciler var ama sadece gazeteciler değil başka mesleklerden kişiler de, mesela danışmanlar da var, başka kişiler de var, siyasetçiler de var ama daha çok tabii gazeteci ya da bir yerlerde konuşan, program yapan, yazıp çizen insanlar, başkalarını hedef gösteren insanlar tabii ki daha fazla dikkat çekiyor ama bunun parti teşkilatında da parlamento grubunda da belediyelerde de karşılıkları var. Yani sadece bunu bir avuç gazeteciyle, bir başka avuç gazetecinin aralarındaki eski Bab-ı Ali polemiklerine benzer bir kavga olduğunu düşünmek doğru olmaz, burada çok daha farklı bir olay yaşanıyor.
Şimdi bu olayın içinde tabii ki İslamcılık boyutu var ama ortada İslamcılık diye bir şey olmadığı için, Tayyip Erdoğan da zaten konuşmasında bunu söylediği için bir kitle partisi, % 50 civarında oy alan bir liderden bahsediyoruz. Dolayısıyla kendisini sadece İslamcılıkla sınırlamak istemeyecektir ki çok fazla bunu yapmıyor, İslamcılığı öne çıkarttığı anlar oluyor ama İslamcı sıfatını tek başına taşımak istemiyor.

Erdoğan’ın varkalma mücadelesi

Burada olay biraz daha farklı, bunu aslında son dönemde özellikle yaptığım yayınlarda altını çizdiğim birtakım hususları tekrarlamak istiyorum: Buradaki temel husus bence Tayyip Erdoğan’ın belli bir aşamadan itibaren özellikle Gezi süreci, ardından 17-25 Aralık, daha sonra cemaatle diğer kavgalar aslında bir MİT krizi var ama o daha ikinci planda, 17-25 Aralık ve nihaiyet cemaatle olan kavga, savaş ve nihayet darbe. Bu süreçlerin hepsinde gerek Gezi’de gerek 17-25 Aralıkta gerekli diğer olaylarda hedefin doğrudan kendisi ve yakın çevresi olduğunu düşündü Tayyip Erdoğan ve bu anlamda da kendisini, yakın çevresini ve iktidarını koruma saikiyle daha fazla hareket eder oldu. Bu anlamda da eski aktif Erdoğan’dan daha defansif bir Erdoğan’a geçebildiğini gördük. Bu yeni dönemde aslında bu darbelerin her biri Gezi kısmen ama 17-25 Aralık çok daha sertti ve 15 Temmuz bambaşka bir olaydı. Tabii bunların hepsinden bir şekilde sıyrıldı, bunları bertaraf edebildi ama bunların hepsinde yara alarak bertaraf etti ve bertaraf ettikçe, her bir aşamayı, engeli aştıkça iktidarını daha da arttırdı ve çevresinde güç sahibi olan insanların elinde siyasi iktidarın içerisindeki güçleri kendi elinde topladı, devletin diğer kurumlarının güçlerini de kendi elinde büyük ölçüde topladı, en son anayasa değişikliğiyle bu işi artık iyice kesinleşti böyle bir süreç yaşanıyor.

Erdoğan ihanete uğradığını düşünüyor

Ve burada Erdoğan’ın Geziden başlayarak, özellikle Gezi’den başlayarak ve ondan sonra 17-25 Aralık’la beraber yakın çevresinden ya da parti içerisinden belediyelerden şuradan buradan bazılarının tam anlamıyla kendisiyle beraber hareket etmediğine inanıyor. Bazı kişiler tarafından ihanete uğradığını düşünüyor, bunun arada sırada işaretlerini görüyoruz. Yeterince destek verilmediğini ki o dönemleri hatırlayanlar bilir, bütün bu süreçlerin hepsinde Erdoğan çok sert tutumlar aldı ama partinin ve devletin içerisinde etkili olan birçok ismin aynı sertlikle onun yanında durmadığını gördük. Bunlar bir görüş ayrılığı, farklı eğilimler olarak görüldü ama Erdoğan için bunların hepsi birer ölüm kalım meselesi olduğu için bu ölüm kalım meselesi sırasında kendisine tam anlamıyla angaje olmayan insanların her biriyle zaman içerisinde yollarının ayırmaya başladı. Onları marjinalize etti, etkisizleştirdi. Siyasetçiler devlet adamları bürokratlar, üst düzey bürokratlar ve aynı zamanda da tabi ki gazeteciler, iş adamları vs. ve kendine yeni bir çevre oluşturmaya başladı. Bu çevrenin sanıldığı gibi, Erdoğan’ın yeni çevresi sadece ve sadece yeni trene sonradan binen insanlardan oluşmuyor, eskiden beri olan insanlardan da var yani Milli Görüş geleneğinden olan insanlar da var, çoğu marjinalize olmuş olsa bile tek tük de olsa hâlâ var. İslamcı hareketin değişik yerlerinden gelen insanlar da var ya da başka yerlerden, siyasete ilk defa Erdoğan’la beraber atılan insanlar da var.
Bir melez yapı var, koalisyon değil ama bu koalisyon olabilmesi için bir gücü olması lazım, hayır, bunlar Erdoğan’ın etrafında ya da Erdoğan’ın etrafının etrafında bir takım ekipler ve burada tek bir ilke var: Reis yani bir Reisçilik hareketine dönüştü bu olay. Dolayısıyla şu anda yaşanan olay, kayıtsız şartsız Reisçi olanlarla Reise kendini tabi görmekle beraber kendisinin de birtakım duruşları olabileceğini gerektiğinde farklı görüşler dile getirebileceğini, farklı öneriler getirebileceğini düşünen, belli anlamlarda kendilerine özerk –bağımsız diyemiyorum bağımsızlık iddiasında olan kimse yok. İyi-kötü özerk alan açmak isteyen insanların bu yeni dönemde çok fazla şansı yok çünkü bu oluşabilecek özerk alanlardan Erdoğan kendi iktidarına ya da yakın çevresine yönelik birtakım inisiyatiflerin çıkabileceği endişesine sahip. Yani Gezi’den itibaren Erdoğan’ın en önemli meselesi; var kalma meselesi, iktidarını koruma meselesi ve insanlarda çevresinde aradığı önemli mesele de güven ve itaat. Artık itaat her şeyi önüne geçti.
Bu yeni dönemin en önemli şifrelerinden birisi şu: Kimsenin bu harekette geçmişi ne olursa olsun bir müktesep hakkı yok. Yani ben zaten bu harekete şu kadar emek verdim, ben bu hareketin bu kadar yükünü taşıdım yıllardır bu hareketin kimse yazı yazmazken ben bu hareketin görüşlerini televizyonlarda ben dile getirdim vs. vs. bu argümanların hiçbirisinin şu anda bir anlamı yok. Dikkat ederseniz tasfiye olanlar, marjinalize olanlar genellikle geçmişe referans yapıyorlar, o eski günlere referans yapıyorlar yani bir tür AKP’nin kendi gözlerinde bir asr-ı saadeti o asr-ı saadete gönderme yapıyorlar. Ama bu öze dönüş-çıkışları hep başarısız olmuştur; kullanışlıdır belki ama belli bir yerden sonra reel politika karşısında başarısız olmuştur. Yani kimsenin bir müktesep hakkı yok kimsenin Tayyip Erdoğan’dan ayrı, bağımsız, özerk hatta bir iktidar alanı yok. İktidarlar paylaşılmıyor, duruma göre belli süreler için Erdoğan tarafından birtakım iktidarlar veriliyor, gerektiğinde alınıyor, gerektiğinde arttırılıyor iktidar alanı ama bunların hepsinin karar vericisi Erdoğan oluyor. Yani bir özne var o özne Erdoğan, onun dışındaki insanların kendi başlarına bir özne olabilmeleri çok fazla mümkün değil.
Kısacası bu dönemin şu andaki iktidar savaşının en önemli hususlarından birisi Erdoğan bugüne kimlerle geldiğinden çok bundan sonra kimlerle gidebileceğine bakıyor, en önemli ayrım bu. Yani kimsenin AKP içerisinde ya da İslami hareket içerisindeki cv’leriyle karşısına geçip bir şeyler elde edebilme şansı tek başına bu cv’lerle elde edebilme şansı bence artık yok. Eskiden vardı; eskiden herkesin iyi kötü bir geçmişi yapıp ettikleri ve bunların karşılığında da talepleri vardı. Şimdi bunların çok fazla bir anlamı kalmadı. Su anda gösterilmesi gereken en önemli husus, Reis’in çizdiği yolda ne derece gidildiği.

Kaybedenler bu gerçeği kabul etmek istemiyor

Şimdi bir bakıyoruz İslamcılıkla hiç alakası olmayan insanlar var ama bir bakıyoruz yine İslamcı olarak bildiğimiz insanlar var yan yana durabiliyorlar. Aslında birçok insanın ben şunu söyleyeyim; şu anda söz konusu olan, isimlerini anmak istemediğim, her iki taraftan kavga eden, mücadele eden insanların büyük bir çoğunluğunu tanıyorum, biliyorum, bazılarını yakından tanıyorum. Birbirleriyle kavgalı olanları ayrı ayrı tanıyorum ve ayrı ayrı da kendileriyle -çünkü onlar pek bir araya gelmiyorlar genellikle- ayrı ayrı görüştüklerim de var. Ve hepsinin öyküsünü de ayrı ayrı dinleyen birisiyim yani dışarıdan gözlem yapabilmek için buna bakıyorum ve şu anda gördüğüm çoğu, bayağı yakından tanıdığım eski İslami hareket içerisinde oldukları dönemde gazeteci olarak tanıdığım ve kaybeden insanların büyük bir kısmı kaybettiklerinin bilincindeler. Bunu aslında kabul etmek istemiyorlar aslında kabul etmeyi erteliyorlar diyelim, bu Erdoğan’dan kaynaklanmıyor düşüncesindeler, iddiasındalar. Yani kendilerinin marjinalize olması Erdoğan’a rağmen gerçekleşiyor diye söylüyorlar o çok eskide beri bildiğimiz, kendisi iyi çevresi kötü, çevresinde birileri var onlar arada bir perde oluşturuyor iddiasındalar. Bunun çok fazla gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. Tayyip Erdoğan’ın siyasi kariyeri izlemiş bir gazeteci olarak Erdoğan’ın yakın çevresinin kendisine rağmen ve kendisinin hoşlanmayacağı, hoş karşılamayacağı birtakım faaliyetlerde icraatta bulunmasına izin verecek bir siyasetçi olduğun hiç düşünmüyorum. Aslında bu etkisizleşen insanlar benden çok daha iyi tanıyorlar, benden daha fazla bilincindeler ama bununla yüzleştikleri andan itibaren çok ciddi bir yol ayrımıyla karşı karşıya kalacaklar. Şu anda bir şeyleri, o gerçekle yüzleşmeyi sürekli erteliyorlar.

Güç gösterileri

Peki birtakım adımlarla özeleştirilerle vs. ya da tutum değişiklikleriyle tekrar bir güç sahibi olabilirler mi? Açıkçası bunu çok fazla sanmıyorum çünkü şu anda güç sahibi gibi gözüken kişiler, çevreler buna kesinlikle izin vermeyecek durumda. Çok acayip bir durum var aslında şu anda Türkiye gibi büyük, çok sayıda kurumun olduğu ülkede bir avuç insan her yeri hedef alıyor. En son bir darbe gecesi kayıtlarından hareketle, video kayıtlarından hareketle, TRT’ye savaş açıldı, bir başka gün bir başka gazeteye savaş açıldı, bir başka gün bir kuruma savaş açılıyor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne savaş açıldığını biliyoruz Kadir Topbaş’a vs. böyle çoğaltılabilecek bir şey ama sorsanız bütün bunlar savaşlardan başarı elde etseler de TRT’yi ya da İBB’yi ya da diğer kurumları vs.yi hepsini doldurabilecek insan da yok. Aslında bu bir güç gösterisi. Burada şunu göstermek istiyorlar: bakın biz hedef gösterdiğimiz yerler, kişiler kaybediyor demek ki biz güçlüyüz… Bunu göstermek istiyorlar. Ne derece başarılı olurlar, çok emin değilim. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın böyle kendisine rağmen, kendisinden habersiz parti içerisinde, hareket içerisinde aşırı bir kavganın mücadelenin tırmanmasına izin verebileceğini açıkçası pek düşünmüyorum.
Uçakta söylediklerini aslında biraz da öyle okumak lazım, Fehmi Koru bugün kendi bloğunda benzer bir şey söylemiş, o biraz fazla yumuşak bakmış. Koru’nun söylediği şu aslında: her iki tarafa da kavga eden gazetecilere, siz haddinizi bilin, gazeteciliğinizi yapın, siyasete karışmayın demek istedi diyor. Ben bu kadar basit olduğunu sanmıyorum çünkü bir kere olay sadece bir gazeteciler arası kavga değil. Şimdi ‘gazeteci gazeteci’ diyorum ama birçok ismin bu sıfata hak ettiğine çok açıkçası emin değilim, o ayrı husus ama gazeteler üzerinden televizyon kanalları üzerinden yürüyen kavga, aslında çok daha dipteki kavganın su yüzüne çıkması.
Şimdi burada ne olabilir? Birileri kaybediyor, birileri kazanıyor ama bugünün kazananlarının yarının kaybedeni olmayacağının bir garantisi yok, dolayısıyla burada neye bakmamız gerekiyor? Bir, kazananlar, yükselenler ne yapacaklar buna bakmamız lazım bir de kaybedenler ne yapacaklar? Kaybedenler aslında çok fazla bir şey yapamıyorlar, daha önce AKP içerisinde belli bir gücü olup kaybedenleri gördük, bunlar genellikle güçlü oldukları anda tasfiye olmuyorlar, güçleri büyük ölçüde azaldığı zaman birden bir bakıyoruz ki etkisizleşmişler. Ve zaten açık bir şekilde tavır almaktan da çekiniyorlar ama bir nokta geliyor ki artık o saatten sonra tavır alsalar bile hiçbir işe belki de yaramayacak, hiç bir şey olmayacak. Şimdi aynı olayı burada yaşayacağız gibi: şu anda tasfiye olan gazeteci vs. etkisizleşen siyasetçi, milletvekili, bakan vs. belki belediye başkanı, bunların bir süre, insanlar bunların etkisizleştiğini görüp “acaba bir tepki verecek mi?” vs. diye bakacak. Onlar kol kırılır yen içinde diyerek çok fazla şey yapmayıp kendi içlerine atacaklar, daha sonra bir şeylerine niyetlenip kalktıkları zaman da yapacak çok fazla bir şey olmadığını görecekler, böyle bir öyküsü var AKP’nin, bir anlamda birilerinin miyadı doluyor. O miyadı dolmasına tek başına lider karar vermiyor, miyadı dolan kişiler de kendi attıkları adımlarla daha doğrusu atmadıkları adımlar kendi miyatlarının hızlı bir şekilde dolmasına yol açıyorlar.
Peki kazanır gibi görünen kişiler ne yapacaklar? Şu anda keyifleri yerinde onu görüyoruz, etkililer, yani bir Pelikan bildirisi gibi bir şey kaleme alındı Ahmet Davutoğlu kısa bir süre içerisinde gitti, yok oldu yani, bütün etkisi kalktı. Hedef gösterdikleri insanlar gidiyor ki bunların bir kısmıyla yakın bir zamana kadar pekala beraberlerdi ama öyle bir üslup ve üslupsuzluk var ki bu şu anda kazanır gibi görünen kişilerin, çevrelerin kendi işlerinde de kısa vadede pekala birtakım kavgalar çıkarmış gibi hissediyorsunuz, ona bakıyorsunuz ama belli olmaz tabi bu tür işler.
Burada olay şu; her şey Tayyip Erdoğan’la başlayıp, Tayyip Erdoğan’la bitiyor ve benim ısrarla söylediğim Tayyip Erdoğan’ın bir krizi var, bu aynı zamanda Tayyip Erdoğan takipçilerinin yani Reisçilerin de krizi. Ve bu krizler böyle iç kavgalarla vs. onu tasfiye edip onun önünü açmalarla falan aşılabilecek bir kriz değil çünkü bu krizin aşılabilmesinin bence yegane yolu tekrar demokrasi temel hak ve özgürlüklere vs.ye bu tür hususlara yönelmek olur ama Türkiye artık her geçen gün bundan çok daha fazla uzaklaşıyor. Dolayısıyla biz bir süre daha bu içerideki kavgaları takip etmeye devam edeceğiz. Bir diğer husus da tabi şu muhalefetin etkili bir şekilde kendisini gösteremediği bir ortamda bu çok daha ciddi bir şekilde kendini gösteriyor.

Gül ne söyleyecek?

Arkadaşlar bir not ilettiler bana; Abdullah Gül yarın Cuma çıkışı açıklama yapacak. Bunun nedeninin ne olduğunu biliyoruz AKP sürekli olarak Abdullah Gül’den açıklama yapmasını istiyor, Abdullah Gül de bu açıklamasını genellikle Cuma namazından sonra yapıyor, böyle bir açıklama yapacağını duyurmuş. Ne diyecektir? İsterseniz bunu yarın bir vakit yaratıp yarın açıklamasından sonra konuşmaya çalışalım ama demin bahsettiğim olaya gelecek olursak, Abdullah Gül bir zamanlar bir şey yapsaydı belki bir belli bir etki yaratabilirdi ama bu saatten sonra Abdullah Gül’ün yapacağı çıkışların, açıklamaların tabi ki bir etkisi olur ama çok büyük köklü değişikliklere yol açacak açıklamalar yapması mümkün değil. Referandumdan önce mesela bir açıklama yapmış olsaydı net bir açıklama yapmış olsaydı, oyunun rengini belli etmiş olsaydı o zaman işin rengi belki değişirdi ama artık bu saatten sonra yapacağı açıklamayla ne olur? Açıkçası çok emin değilim.
Evet, şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Eğer Abdullah Gül üzerinde konuşmayı hak eden bir açıklama yaparsa ki çok emin değilim, sanmıyorum bir zaman yaratıp belki onu da yarın burada değerlendiririz.
Şimdilik bu kadar söyleyeceklerim, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus