İran’da, Ruhani İle Devrim Muhafızları arasındaki ihtilaf neden tırmanıyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

BBC Farsça Servisi’nden Lotfollah Garechedaghie’nin 19 Temmuz 2017’de yayınlanan analizini Frasça’dan Savash Porgham çevirdi.

Hasan Ruhani ile Devrim Muhafızları arasındaki çatışma muhafazakâr ve ılımlı cenahların birbiriyle güç savaşının bir parçasını oluşturuyor. Bunun şekillenmesinin (en azından kamuoyu nazarında alenileşmesinin) geçmişi 1997 yılında Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanı olarak seçilmesi ve reformist hareketin ortaya çıkmasına kadar uzanıyor.

iran-elections-rally-e1366125439502

 

Temmuz 1999’da öğrencilerin Selam Gazetesi’nin kapatılmasını protesto için yaptığı geniş çaplı eylemler ve sivil giyimli şahısların Üniversite Sokağı’na saldırarak öğrenci ölümlerine sebep olmalarının ardından, Devrim Muhafızları’nın üst düzey bir grup komutanı Cumhurbaşkanı Hatemi’ye bir mektup yazarak, sabırlarının taştığını ve bu duruma daha fazla tahammül etmenin kendileri için mümkün olmadığını bildirmişti.

Bu bildirinin imzacısı olan komutanların arasında Muhammed Ali Jafari (dönemin Devrim Muhafızları Komutanı), Muhammed Bakır Galibaf (şu anki Tahran Belediye Başkanı) ve Kasım Süleymani (şu anki Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı) da bulunuyordu.

Iran-war-games-Perisan-Gulf-21-HR
Bildiriye imza atan dönemin üst düzey komutanlarından Muhammed Ali Jafari

Hasan Ruhani’nin göreve gelmesinden birkaç ay sonra, 2013 yılında beklenmedik bir değişim yaşandı. Dini liderlik koltuğuna oturduğu günden bu yana Amerikan makamlarıyla her türlü doğrudan müzakereyi yasaklamış olan Ayetullah Hameney, ambargoların rejimi tehlikeye attığı bilinciyle, Devrim Muhafızları komutanlarının bulunduğu bir topluluk önünde “Kahramanca Esneklik” teorisini ortaya atarak ABD ile doğrudan nükleer müzakerelerin ve çözümün yolunu açmış oldu. İran ile 5+1 ülkeleri arasında müzakerelerin başlaması ve Javad Zarif ile ABD Dışişleri Bakanı John Kerry arsındaki ikili görüşmelerin ana eksene oturmasıyla birlikte, Ruhani ve hükümetinin muhafazakârlarla tartışması -ki Devrim Muhafızları en kurumsal ve en güçlü kurumlarıydı- kamuoyu karşısına taşındı.
Javad Zarif 2014’ün Aralık ayında yaptığı açıklamada, “Bu müzakerelerle birlikte, İran İslam Cumhuriyeti daha güvenli oldu. Artık hiçkimse halkımıza karşı savaş davulları çalamayacak” demişti. Bu açıklamadan bir gün sonra dönemin Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Jafari tepki göstererek, “Nükleer müzakerelerdeki diplomasimiz gücünü İslam Devrimi’nin verdiği ilhama, halkçı düzenimizin güçlü savunma ve güvenliğine borçludur. İslami düzenimizin emniyeti son bir yıllık müzakerenin kazanımı değildir” dedi. Bu iki görüş (diplomasinin güvenlikçi politikalara üstün olması gerektiği ve tam tersi) iki cenah arasındaki tezatın merkezinde duruyor. Dönemin Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Jafari’nin bu sözlerinden birkaç gün sonra, Yolsuzlukla Mücadele Konferansında Hasan Ruhani, Devrim Muhafızları’nın ismini vermese de açık bir kinaye ile “Eğer istihbarat, silah, para, gazete, haber ajansı ve diğer güç aparatları tek bir kurumda toplanırsa, Ebuzer ve Selman Farsi de olsalar yolsuzluğa bulaşırlar” dedi.
Nükleer mutabakatın nihayete ermesiyle birlikte, Ruhani ile Devrim Muhafızları arasındaki çatışmanın şiddeti de arttı. Ruhani, İran’ın iç potansiyelinin ülkenin karşı karşıya kaldığı zorlukların çözümü için yeterli olmadığını ve sorunları çözecek anahtarın dış sermaye olduğunu düşünüyor. Ruhani, “Zalimce olan ambargolar kalkmalı ki sermaye gelmeli, çevre sorunu, istihdam, sanayi ve halkın içme suyu sorunu çözülmeli” diyor. Bu durumun gerçekleşmesinin yolu diplomasinin önceliğe alınması, saldırgan ve hasmane siyasetin kenara bırakılması ve dünya ile etkileşimden geçiyor gibi gözüküyor.

13
Cumhurbaşkanı Ruhani Devrim Muhafızları komutanlarından Muhammed Ali Jafari ile birlikte

Bu, sadece bir yorum farkı değil, muhafazakârlar ve başlarında olan Devrim Muhafızları bu bakışı kendi varlıklarına bir tehdit olarak görüyorlar. Devrim Muhafızları genelde iki sebepten (ya da iki mevziden) dolayı nükleer mutabakatın merkezinde olduğu Ruhani’nin politikalarına karşılar:

Birincisi; Batı ile çatışmanın azalması, potansiyel olarak Amerika ile de gerginliğin azalmasına sebep olabilir. Böylelikle Devrim Muhafızları savaş, askeri düzen ve devrimcilik üzerine kurduğu mevzisini kaybediyor. Devrim Muhafızları komutanlarına göre Batı bloku ile barış ve normalleşme, ülkenin tüm devrimci kurumlarının etkisizleşmesi anlamına geliyor ki tamamının koruyucusu Devrim Muhafızları’dır.
İkincisi; Devrim Muhafızları ve alt kümeleri ayrıca ülkenin ekonomi gücüdür. Kimsenin tam olarak boyutlarını ve hacmini bilmediği bu iktisadi hakimiyet petrol, gaz ve petrokimya, su, enerji santrali, limanlar, kıyı ve deniz yapıları, taşımacılık, maden ve maden sanayisi, inşaat, iletişim ve iletişim teknolojileri, tarım gibi alanlarda geniş bir varlığa sahip. 4 Temmuz 2017 tarihinde bir Devrim Muhafızları yetkilisinin aktardığına göre, sadece Devrim Muhafızları Hatem-ul Enbiya Karargâhı’nın hükümetten alacağı 6 milyar dolar sınırını aşmış durumda. Devrim Muhafızları’nın başka bir mali gücü de İran Haberleşme Şirketi’ndeki hissesinden geliyor. Bu şirketin yaklaşık 8 milyar dolar olan % 50 hissesi 2009 yılında pek çok tartışma ve itirazla birlikte Devrim Muhafızları’nın kontrolündeki konsorsiyuma satıldı. Böylelikle ülke ekonomisinin kapılarının yabancı şirketlere açılması, özellikle büyük projelerde Devrim Muhafızları’nın tekeline ciddi bir tehdit oluşturabilir.

İhtilaflar neden tırmandı?

Ruhani’nin son günlerde yaptığı bir yorum ve Devrim Muhafızları’nın bu yoruma verdiği tepki, Ruhani’nin hassas bir noktayı hedef aldığını gösteriyor. Ruhani Temmuz ayının ortalarında bir grup iş adamına şunları söyledi:
“44. Madde siyasetlerinin tebliği ekonominin halka devredilmesi, devletin ekonomiden el çekmesi içindi. Ama biz ne yaptık? Ekonominin bir kısmı elinde silah olmayan hükümetin kontrolündeydi, onu elinde silah olan devlete (Devrim Muhafızları) teslim ettik. Özelleştirme bu değil. Özel sektör silahı olmayan hükümetten korkuyordu, hem silahı hem medyası olan, kimsenin rekabet etmeye cesaret edemediği devlet (Devrim Muhafızları) şöyle dusun!”
Devrim Muhafızları Siyasi Bürosu’nun yayın organı olan Sobhe Sadegh’in son sayıları Ruhani’nin bu sözlerine sert tepki ve saldırılarla dolu. Devrim Muhafızları’nın teorisyenlerinden biri olarak gösterilen Yedullah Javani, 10 Temmuz’da bu mecrada kaleme aldığı “Devrim Muhafızları’nın içerde tahrip edilmesine yönelik kuşku uyandıran senaryo” başlıklı yazısında Ruhani ile Devrim Muhafızları arasındaki çatışmaya yeni boyutlar kattı. Javani, merkezi hükümetin bazı gazeteleri desteklediğini ve ülke içinde Devrim Muhafızları’nı tahrip edenlerle dış düşmanların bağlantılarının araştırılması gerektiğini yazdı. Javani, tüm emniyet ve istihbarat birimlerinin Devrim Muhafızları’nın yıpratılmasının perde arkasını ortaya çıkarmak için akıllıca devreye girmesi gerektiğini savunuyor.

İhtilafların artmasının bir başka sebebi de İran’ın Fransız Total şirketiyle yaptığı 20 yıllık son anlaşma. Avrupa’nın İran pazarında uzun vadeli kalma stratejisinin ilk işareti olan bu anlaşma, daha önce üstünde durduğumuz iki sebepten dolayı Devrim Muhafızları için alarm zillerinin çalmasına sebep oldu. Devrim Muhafızları Siyasi Bürosu’nun yayın organı olan Sobhe Sadegh’de, “Bir anlaşmanın bilinen ve bilinmeyen yönleri” başlığıyla yazılan bir yazıda Total anlaşmasına sert tepki verildi ve yazı şöyle bitirildi:
“Gaz kaynakları bakımdan dünyada birinci olan (aslında Rusya’nın ardından ikinci) ve petrol rezervleri bakımından dünyada dördüncü olan bir ülke için yerli şirketlere itina göstermeyip yabancılara bağımlı kalmak reva mıdır? Böylesi cazip ve uzun vadeli anlaşmalar neden yabancılarla yapılıyor ve neden yerli şirketler bunlardan mahrum bırakılıyor?”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus