Filistin Ankara Büyükelçisi Mustafa: “Alenen İsrail’in yanında taraf olan ABD’yi artık bir çözüm ortağı olarak görmüyoruz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararıyla birlikte Filistin meselesi yeniden Ortadoğu gündeminin en üst sıralarına çıktı. ABD’nin bu kararı NATO müttefiki ülkeler dahil hiçbir devletten alenen destek almamış olsa da Trump Yönetimi BM Genel Kurulu nezdinde adımlar atmaya başladı. Peki Filistin bundan sonra ne yapacak? ABD’nin Kudüs kararı barış görüşmelerini nasıl etkileyecek? Ve en önemlisi Ortadoğu’da hali hazırda var olan çatışmalar Filistin meselesine nasıl etki ediyor? Tüm bunları Filistin Ankara Büyükelçisi Dr. Faed Mustafa ile konuştuk.

İsrail ve Filistin sorunu Kudüs meselesiyle tekrardan gündemin en üst sıralarına yerleşti. Son gelişmeler sizce barış ihtimalini nasıl etkileyecek?

Son gelişmelerle Filistin meselesi siyasi açıdan karanlık bir tünele girdi. Bu konuda 1991 Madrid Anlaşması’ndan beri birçok iniş çıkış oldu, kararlar alındı. Ama maalesef İsrail tek taraflı olarak bu kararları uygulamadı. İsrail’i frenleyen bir aktör olmadığından tek başına hareket edebiliyor ve tek taraflı eylemlerini halen devam ettirebiliyor. Bu anlaşmaları uygulayabilmek için tek yok, uluslararası toplumun ve özellikle Birleşmiş Milletler’in İsrail’e karşı çıkması. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, uluslararası hukukun uygulanması için örneğin Bosna ve Libya için verdiği kararları, İsrail için vermediğini görüyoruz. Tüm bunlar olurken Trump Yönetimi’nin verdiği Kudüs kararı ise, barış imkanına daha da büyük bir darbe vurdu. Biz Filistin Yönetimi olarak yeni kararlar almaya başladık. Alenen İsrail’in yanında taraf olan ve barış görüşmelerinde aracı olma kapasitesini kaybeden ABD’yi artık bir çözüm ortağı olarak görmüyoruz ve bu konuda uluslararası toplumla çalışmak istiyoruz. Biz halen barıştan yanayız ve uluslararası hukuka uygun olarak alınmış kararları uygulamaya hazırız. İki devletli çözüme uygun olarak Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak görüyoruz.

İsrail – Filistin meselesi haricinde Ortadoğu’da barışın önündeki en önemli engellerden bir diğeri de mezhep bazlı görünen çatışmalar. Bu çatışmalar bölgedeki ülkelerin İsrail – Filistin meselesinde de farklı çıkarlara sahip olmasına yol açabiliyor. Bu bölünmüşlük barış ihtimalini nasıl etkiler?

Filistin olarak biz İsrail ile aramızdaki meseleyi dini bir mesele olarak görmeyi her zaman reddettik ve Siyonizm ile siyasi olarak mücadele ettik. İsrailli siyasetçilerin söylemlerine baktığımızda ise onların bu işi bir dini savaş olarak takdim etmeye çalıştıklarını görüyoruz. Bunu kabul etmiyoruz. Örneğin İsrail Başbakanı Netanyahu’nun İslam ve Müslümanlara karşı sürekli bir tavır aldığını ve İslam’ı dünyaya bir öcü olarak göstermeye çalıştığını görüyoruz. Bu açıdan da sizin de söylediğiniz mezhep çatışmaları Ortadoğu’nun şu anda bir gerçeği. İsrail ise bu çatışmalardan faydalanıp, bunları besleyen bir politika izliyor. Bu durum da barış görüşmeleri önünde büyük bir engel yaratıyor.

İstanbul’da olağanüstü olarak toplanan İslam İşbirliği Örgütü’nün toplantısına da Suudi Arabistan ve bazı körfez ülkeleri en üst düzeyde katılmadı. Sizce bu durum İİÖ’nün Filistin meselesindeki etkililiğini düşürür mü? İİÖ ülkeleri farklılıklarını bir kenara bırakıp bu konuda bir araya gelmeye hazırlar mı?

Filistin olarak bizim beklentimiz tüm İslam ülkelerinin en üst düzeyde bu toplantıya katılmasıydı. Çünkü şu anda tartışılan Kudüs ve Kudüs İslam dünyası için muazzam önemde ve kutsallıkta bir yer. Olağanüstü toplantı kararı acil olarak verildiği için gelememiş olabilirler. Bu durum alışık olmadığımız bir durum değil, olağanüstü toplantılarda katılım bu seviyede olabiliyor. Bizim için kim gelirse gelsin önemli olan devletlerin temsil edilmesi. Öte yandan bu toplantının çok başarılı geçtiğini düşünüyoruz. Önemli kararlar alındı ve umudumuz bu kararların uygulamaya koyulması.

Söylediklerinizden Filistin’in artık barış görüşmelerinde farklı bir politika izleyerek artık daha çok uluslararası toplumu muhatap alacağı anlaşılıyor. AB ülkeleri de Trump’ın kararından hemen sonra, bu kararı desteklemediklerini kamuoyuna açıkladılar. Filistin’ın dış politikasını bu süreçte neler belirleyecek?

Biz Filistin olarak artık barış görüşmelerinin doğasının değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle ABD artık bu işin merkezinde olmamalı. ABD artık bir taraf; İsrail’in tarafında. Dolayısıyla barış görüşmeleri ABD’nin artık hegemonyasında olmamalı. Bu kararımız zor bir karar; çünkü ABD’yi karşımıza aldık ama yine de şansımızı deneyeceğiz. İsrail 1947 yılında bir BM kararı ile kuruldu. O halde barış görüşmelerini ABD yerine neden BM yönetmesin? Biz Filistin olarak bu dosyayı BM’ye götürüp “İsrail’i siz yarattınız, bu sorunu da siz çözün” diyeceğiz. Örneğin geçen sene Fransa’da Filistin görüşmeleri ile ilgili çok önemli bir toplantı düzenlenmişti. Neden bu konu ABD’nin gözetiminde ele alınmak zorunda? BM dünyadaki tüm ülkelerin temsil edildiği bir yer, neden çözümün odağında BM olmasın? İsrail’in uluslararası hukuka aykırı eylemlerine karşı ABD yıllarca sessiz kaldı ve İsrail de bundan cesaret buldu. Dolayısıyla ABD’yi artık bu işte bir taraf olarak görüyoruz. ABD’ye karşı başlattığımız bu siyasi savaş çok zorlu olacak ama biz hak sahibi olarak cesaretle bu mücadeleye devam edeceğiz. Hakkımızı aramaya devam edeceğiz ve bundan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus