Ekran Resmi 2018-08-15 09.17.45

Hazar Denizi’nin yeni statüsü ve jeopolitik denklem

Hazar Denizi’ne kıyısı bulunan Rusya, Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve İran, 1996 senesinden itibaren devam eden müzakerelerin sonunda Hazar Denizi’nin hukuki statüsü konusunda anlaşmaya vardı. Kremlin’den yapılan açıklamada anlaşmanın bölge ülkelerinin ulusal çıkarlar dengesini yansıttığı belirtildi. Ancak, müzakerelerin 20 yıl gibi uzun bir süre sürmesinde önemli rol oynayan ve halen çözüme kavuşmamış olan güvenlik ve enerji başlıkları endişe yaratıyor.
Hazar Denizi anlaşmazlığının geri planı
Hazar Denizi, Sovyetler Birliği dağılana kadar İran ile Sovyetler Birliği sınırlarını ayıran bir “göl” olarak kabul edildi. Bu kapsamda, Hazar Denizi iki ülke tarafından anlaşmalı bir şekilde paylaşıldı. Ancak, 1991 sonrasında, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla kurulan yeni devletler, Hazar Denizi’nin “deniz” statüsünde olması gerektiğini ve  Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuki Sözleşmesinin geçerli olması gerektiğini savundu. Bu bağlamda, Hazar Denizi boyunca ülkelerin ulusal karasuları ve  doğal kaynaklar üzerinde egemenlik haklarının bulunması gerektiği savunuldu.
Öyle ki, Azerbaycan ve Türkmenistan Hazar Deniz’inde bulunan enerji kaynakları üzerinden hak iddia ederken, Türkmenistan enerji kaynaklarını Hazar Denizi’nin altından geçecek olan boru hattıyla Azerbaycan üzerinden batıya bağlama girişimlerinde bulundu. Rusya ve İran’ın karşı çıktığı iki girişim, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bütün enerji piyasalarının dikkatle takip ettiği konular oldu. Avrupa ülkeleri, bölgeden gelebilecek yeni enerji kaynaklarını, Rus gazına bağımlılığı kırmak ve enerji alımlarını çeşitlendirmek için kullanmak istiyor.
Rusya ve İran’ın Talepleri
Bölgede en güçlü deniz kuvvetlerine sahip olan Rusya, müzakerelerin başından itibaren Hazar Denizi’nin ülkeler arasında paylaşılmasına ve Rus ordusunun hareket alanının kısıtlanmasına karşı çıktı. Rusya, Suriye’de süren operasyonlar kapsamında Hazar Denizi’nde bulunan savaş gemilerinden füze saldırıları ve Hazar Denizi üzerinden bölgeye olağan uçuş düzenliyor.
Aynı zamanda, bölgedeki enerji üstünlüğünü kaybetmekten çekinen Rusya’nın karşı çıktığı bir diğer önemli başlık ise, Hazar Denizi’nin altından geçecek bir doğu-batı petrol boru hattı oldu. Benzer şekilde İran da Azerbaycan ve Türkmenistan’ın kendine bağlı deniz hattına girerek enerji kaynakları üzerinde hak iddia ettiğini savunuyor.
Anlaşma ne getirdi? 
Anlaşmayla beraber Hazar Denizi’nin ne “deniz” ne de bir “göl” olduğu anlaşmaya bağlanmış oldu. Hazar Denizi, 5 ülkenin onayıyla özel bir statüye kavuştu. Bu çerçevede, Hazar Denizi’ne kıyısı bulunan her ülkenin 15 deniz mili kara suyu olacak, 25 deniz mili balıkçılık sahası olacak ve anlaşmanın tarafları dışında herhangi bir ülke asker bulunduramayacak.
Bölgede yer alan enerji kaynakları devletler arasında uluslararası hukuka bağlı olarak anlaşılarak paylaşılacak; petrol ve doğal gaz boru hatları ise hat güzergahında bulunan ülkelerin ikili anlaşmasıyla inşa edilecek. Hazar Denizi’nde ortaya çıkabilecek çevre ihlallerine karşı ise her 5 ülke de veto hakkına sahip.
Geleceğe dönük endişeler
Anlaşma, Rusya’nın yıllardır karşı çıktığı, Kazakistan ve Türkmenistan enerji kaynaklarının batıya ulaşmasını sağlayacak olan doğu-batı petrol boru hattının inşasının önünü açıyor. Ancak, Rusya’nın bu konuda geri adım atmayacağı tahmin ediliyor.
Sınır konusunda yapılan düzenlemeler ise İran ile Azerbaycan ve Türkmenistan arasında süren “enerji” anlaşmazlığını çözüme kavuşturmuyor. İran’ın bu çerçevede deniz hattındaki egemenliğini olabildiğince genişletmeye çalışması bekleniyor.
Her iki başlıkta da, çevresel faktörlere ilişkin var olan tek taraflı veto hakkının gündeme gelmesi bekleniyor.