Ekonomi Tıkırında (9): İstihdamda öncelikli görev parayı betondan kazananlarda

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bugün şubat enflasyonunu açıkladı. Şubat ayı yıllık enflasyonu yüzde 19,67 oldu. Yıllık gıda enflasyonu ise yüzde 29,25 olarak gerçekleşti. Verileri, Ekonomi Tıkırında programında Sedat Pişirici değerlendirdi.  

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

İyi günler!

Dokuzuncu programda ekonomi tıkırında mı değil mi? Hep birlikte değerlendirelim efendim. Önce verileri sıralayalım:

Bugün şubat ayı enflasyonu açıklandı.

-Tüketici fiyatları enflasyon oranı %19,67. 

-Üretici fiyatları enflasyon oranı yüzde 29,59. 

Cuma günü Türkiye İmalat PMI’ı yani “satın alma yöneticileri endeksi” açıklandı. Endeks değeri 46,4. Eşik değer olan 50’nin altındaki tüm veriler sektörde daralmaya işaret ediyor. 

Enflasyonun ayrıntılarına bakalım:

-TÜFE’nin (tüketici fiyatları enflasyonu) şubattaki aylık artış oranı % 0,16, yıllık artış oranı %19,67. TÜFE ocak ayında % 20,35’ti. Aylık enflasyonda en yüksek artış % 2,48 oranıyla sağlık sektörü fiyatlarında. Şubat ayı itibariyle yıllık enflasyonda en yüksek artış % 29,25 ile gıda ve alkolsüz içecek fiyatlarında. Ev eşyası fiyatlarındaki enflasyon da dikkati çekiyor, yıllık artış oranı % 27,59. TÜFE’de Şubat 2019’da endekste kapsanan 418 maddeden 29’unun ortalama fiyatları değişmemiş, 235 maddenin ortalama fiyatları artmış, 154 maddenin ortalama fiyatları düşmüş. 

Üretici fiyatları enflasyonunda da durum sıkıntılı: Yıllık oran % 29,59, bu oran ocak ayında % 32,93’tü. Üretici fiyatlarında yıllık en fazla artış enerjide, sektörün enflasyonu % 39,78. Sonra, sermaye malları enflasyon oranı onu izliyor % 30,69’la. Ara malında enflasyon oranı % 30,39, dayanıksız tüketim malında gıda, giyim, temizlik malzemelerinde enflasyon oranı % 24,66. Dayanıklı tüketim malında beyaz eşyada, kahverengi eşyada, enflasyon oranı % 22,60 yıllık. 

Verilere bakarsanız enflasyon ocak ayına göre gerilemiş hatta Hazine ve Maliye Bakanı da buna sevinen tweetler atmış. Ama başka bir yere bakarsak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara geldiği 2002 yılında bu iktidar DSP- ANAP-MHP koalisyonundan tüketici fiyatlarında % 29,75 oranında, sonradan adı üretici fiyatları olan toptan eşya fiyatlarında ise % 30,48 oranında bir enflasyon devraldı. Tüketici fiyatlarını 2004’te tek haneye, % 9,32’ye geriletti Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı. 2005’ten 2016’ya kadar -arada 2008’deki % 10’la 2011’deki % 11,45 hariç- TÜFE hep tek haneli seyretti. 2017’de % 11,92’ye çıkan TÜFE, 2018’de % 20,30 oldu. 

Üretici fiyatları enflasyonu da üç aşağı beş yukarı paralel bir seyir izledi ama bugün itibariyle enflasyonun tüketici fiyatlarında % 29,75 üretici fiyatlarında % 30,84 olduğunu tekrar hatırlayacak olursak, AKP’nin enflasyonda dönüp dolaşıp geldiği yer başladığı yerdir. AKP, iktidarının 17. yılında enflasyonda başladığı yere geri dönmüştür.

Hadi bunu bir kenara bırakalım, asıl sizin enflasyonunuz nedir? Siz enflasyonu nasıl hissediyorsunuz? Diyelim ki elinizdeki 100 lirayla pazarda neyi ne kadara alabiliyorsunuz, markette neyi ne kadar alabiliyorsunuz, bakkalda kasapta neyi ne kadara alabiliyorsunuz? Çoluk çocuk en son ne zaman dışarı yemeğe çıktınız, kaç para ödediniz? Çoluk çocuk en son ne zaman sinemaya gittiniz, kaç para ödediniz? Arkadaşlarınızla en son ne zaman gece “şöyle bir eğlenelim” diye çıktınız, kaç para ödediniz? En son ne zaman tasarruf amacıyla kenara bir para ayırabildiniz? Bu soruları arttırmak mümkün ama enflasyon söz konusu olunca asıl soru işte bu: Siz enflasyonu ne kadar hissediyorsunuz? Alışverişinizin sonunda “Amma da pahalıymış” diyorsanız, ya hayat gerçekten pahalıdır ya sizin geliriniz gerçekten azdır. Gerçek enflasyon da budur!

Öte yandan üretici fiyatları enflasyonuyla tüketici fiyatları enflasyonu arasında 10 puanlık fark var. Bir bakış açısıyla üretici, enflasyonu tüketici fiyatlarına yansıtmamış yani tüketici fiyatlarında en az yüzde 10’luk bir zam daha beklenebilir ya da zam yapmayan/yapamayan üretici dükkanı kapatabilir. Programın başında geçen hafta cuma günü Türkiye İmalat PMI’ı yani satın alma yöneticileri endeksinin açıklandığını söylemiştim. Bu endeksi her ay İstanbul Sanayi Odası açıklıyor. İmalat sanayi ekonomik büyümenin öncü göstergesi kabul ediliyor. İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI’ı, satın alma yöneticileri endeksi de imalat sanayi performansında referans kabul ediliyor. İmalat PMI’nda eşik değer olan 50’nin üzerinde ölçülen tüm veriler imalat sanayiinde iyileşmeye, 50’nin altındaki tüm veriler ise daralmaya işaret ediyor. Bu endeks şubat ayında da 50’nin altında geldi, 46,4 oldu. Bu değer geçen ay ocak ayında 44,2 idi. 

Bakın endeksi hazırlayan İstanbul Sanayi Odası veriyi nasıl değerlendiriyor: “Faaliyet koşullarındaki yavaşlama eğilimi 11. ayı geride bıraktı. Yeni siparişlerdeki yavaşlama üst üste beşinci ay olacak şekilde hız kesti. Yeni siparişlerin yavaş seyri firmaların şubat ayında da istihdam azaltmasına neden oldu. Maliyet yüklerindeki artışın yansıması olarak firmalar ürün fiyatlarında da artışa gitti. Ancak, görece zayıf talep koşulları satış fiyatlarındaki artışın hayli sınırlı kalmasına neden oldu. İmalatçılar satın alma faaliyetlerini şubat ayında azaltırken hem girdi hem de nihai ürün stoklarında azalma kaydedildi.” 

Özetle diyor ki İstanbul Sanayi Odası, “İmalat sanayindeki daralma ve işten çıkarmalar devam ediyor”. Bunu söyleyen İstanbul Sanayi Odası ne? 20 bine yakın üyesiyle Türkiye’nin en büyük sanayi odası. Üyeleri Türkiye sanayi sektörü üretiminin yaklaşık yüzde 35’ini gerçekleştiren sanayi odası. Üyelerinin Türkiye sanayi sektöründeki istihdam payı yüzde 17 olan sanayi odası. 

Ekonomideki daralma ve işten çıkarmalar devam ederken, bu gelişmeyi aslında geçen yılın başında sezen ve bu nedenle bu yıl yapılması gereken genel seçimi ve cumhurbaşkanlığı seçimini erkene alıp geçen yıl 24 Haziran’da yapan AKP-MHP ittifakı, seçmenin işsizlik ve hayat pahalılığına tepkisini sandıkta göstermesini engellemek için yerel seçimi bir beka meselesi haline çevirmeye çalışıyor ama bir taraftan da istihdam seferberliği başlatıyor. Seferberliğin kamuoyunda görünen partnerleri Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB). Seferberlik 25 Şubat Pazartesi günü Ankara’da TOBB binasında yapılan bir törenle ilan edildi. 

Peki neyi öngörüyor bu seferberlik: “30 Nisan’a kadar ilave olarak işe alınacak her çalışanın hem maaşını hemde vergi ve SGK primini üç ay boyunca devlet ödeyecek. Mayıs ayını takip eden dokuz ay boyunca prim ve vergileri yine devlet karşılamaya devam edecek. Kısa çalışma yönetmeliği uyarınca ekonomik sebeple çalışma sürelerini azaltan ya da durduran işyerlerinde, azaltılan süreye ilişkin çalışan ücreti üç ay boyunca işsizlik fonundan karşılanacak”. 

Değerli izleyiciler geride kalan sekiz programda da Türkiye’nin en önemli iki sorununun işsizlik ve hayat pahalılığı olduğunu söyledim. Ne var ki siyasi iktidar hayat pahalılığını İstanbul ve Ankara’da kurduğu sonradan Bursa’yı da eklediğim üç-beş tanzim satış noktası ile geçiştirmeye çalışıyor. İşsizliği ise istihdam yaratacak yatırımlar yapmak veya o türden yatırımları teşvik verip desteklemek yerine mevcut iş yerine, işverene yüklenerek çözmeye uğraşıyor. 

Yürütmenin başı AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istihdam seferberliğinin hemen ertesinde 26 Şubat Salı günü NTV canlı yayında söyledikleri de aslında bu. 

Bakınız, sunucu şöyle bir soru soruyor: “Ortaya konulan hedef bir hayli iddialı. Bir yıl içinde 2,5 milyon istihdam yaratılması hedefleniyor. Peki ama nasıl olacak?” 

Erdoğan cevap veriyor: “Bu aslında yeni değil ekonomiyle ilgili bakan arkadaşlarımızla bundan yaklaşık iki-üç hafta önce TOBB’da bir toplantı yaptık. Bu toplantıya TOBB, Türkiye’deki odalar ve borsaların hepsinin başkanlarında davet etti. Oradaki toplantıda konuşmamı yaptıktan sonra da bütün illerde ‘tek tek kendi ilinizde ne kadar varsa bize istihdam sağlayacaksınız’ dedim. O gün yaptığımız çalışmada yaklaşık 2,5 milyon gibi bir rakam çıktı, söz verildi, kayıtlara girdi ama bir hareketlenme olmayınca bu defa Berat Bey bu son yapılan buluşmayı yine bir araya geldiler, işin detaylarla girdiler”. 

Yani oda ve borsa başkanları toplantıda 2,5 milyon kişilik istihdam sözü vermişler ama harekete geçmemişler, hal böyle olunca toplantı tekrarlanmış. Erdoğan şöyle devam ediyor: “Biz devlet olarak ne yapacağız, bakanlıklarımız ne yapacak? Görüşmeler yapıldı. Hemen bu işle ilgili görev dağılımı ile birlikte hedef yıl sonuna kadar bu 2,5 milyonluk istihdamı bütün oda borsa bunlarla beraber dayanışma içinde yapmak. Biz iktidar olarak üzerimize düşeni yapacağız. Burada tabii işsizlik fonundan yapılması gereken destekler var vesaire gibi bütün bunlarla beraber bu işi çözmüş olacağız”. 

O zaman işsizlik meselesine bir bakalım: Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2018 yılının kasım ayına ait işsizlik verilerine göre resmen 3 milyon 981 bin insanımız işsiz. Biz şu anda mart ayındayız, ilk üç ay geriden geliyor, bunun daha aralıkı var, ocakı var, şubatı var açıklanacak olan. Hadi bunları bir kenara bırakalım, varsayalım ki TOBB’a bağlı oda ve borsalar, seçimlerin sonrasına kalmadan hemen bu ay sözlerini tuttular, 2,5 milyon kişiyi işe aldılar ve yine varsayalım ki bu 2,5 milyon kişi TÜİK istatistiklerine giren 3 milyon 981 bin işsizin arasından seçildi. O zaman geriye kalan 1 milyon 481 bin kişi ne olacak? Bu işsizlere aralık, ocak ve şubat ayında eklenecek yeni işsizleri saymıyorum bile. Ama soru ortada: Varsayalım ki bu 2,5  milyon kişi işe alındı, geriye kalan 1,5 milyon işsiz ne olacak? Eğri oturup doğru konuşalım; ilk toplantıda söz verip sonra verdiğin sözü unutan TOBB üyelerinin devlet maaş, vergi ve SSK primi desteği verse de ne takati kalmıştır ne de cesareti. Bu manzara fabrikaya değil betona yapılan yatırımın sonucudur. Öyleyse hükümet, desteği öncelikle TOBB’un kim olduğunu bilmediğimiz üyesinde değil, köprüyü, metroyu, otoyolu tüneli, havaalanı ve cumhurbaşkanlığı sarayını inşa eden müteahhitte aramalıdır. 

Örneğin Dünya Bankası her yıl ülkelerin devlet ve özel sektör yatırımlarını, projelerini ve taahhütlerini raporlaştırıyor. 1990-2018 yılları verilerine göre Türkiye altyapı yatırımlarında en fazla yatırım yapan ve proje geliştiren ülkeler arasında yer alıyor. Altyapı yatırımlarında en fazla kamu ihalesi alan ilk 10 şirketten beşi ise Türkiye’den. Bu listede Limak Holding birinci sırada, Cengiz Holding üçüncü sırada, Kolin İnşaat dördüncü sırada, Kalyon İnşaat -ki Sabah, ATV, Takvim, Yeni Asır, Fotomaç’ın da sahibidir- altıncı sırada, MNG Holding yedinci sırada. Bu beş inşaat şirketi aynı zamanda -şu sıralar ortaklık yapısı bir miktar değişse de- İstanbul Yeni Havalimanı inşaatının yapımını üstlenen İGA Havaalanı İşletmesi’nin de ortakları. Aynı zamanda bunlardan Limak’ın ortakları Nihat Özdemir ve Sezai Bacaksız ve MNG’nin patronu Mehmet Nazif Günal, ekonomi haberleri dergisi Forbes Türkiye’nin her yıl yaptığı “En zengin Türk” çalışmasının sonuncusunda, dolar milyarderi 29 Türk arasında. Aynı çalışmanın ilk sırasında 3 milyar 800 milyon dolarlık servetiyle yer alan Rusya merkezli Rönesans Holding’in patronu Erman Ilıcak ise cumhurbaşkanlığı külliyesini inşa etmiş olmakla tanıyor. Rönesans Holding’in web sitesinde “başkan” sıfatıyla verdiği mesajda Lenin’in sözlerinden alıntı yapan, Nazım Hikmet’in şiirini paylaşan Erman Ilıcak, Türkiye’nin içinden geçtiği bu zor günlerde herhalde daha çok işçiye iş ve aş sağlamaktan, işsizlikle mücadele eden iktidarın çabasına ekstra katkı sunmaktan mutlu olacaktır. 

Aynı şekilde Forbes Türkiye’nin “En zengin 100 Türk” listesindeki 29 dolar milyarderinden, örneğin Yıldız Holding’in patronu Murat Ülker, Doğuş Holding’in patronu Ferit Şahenk, Çalık Holding’in patronu Ahmet Çalık, Park Holding’in patronu Turgay Ciner, Tosyalı Holding’in üç ortağı Fuat Tosyalı, Ayhan Tosyalı, Fatih Tosyalı, Akfen’in patronu Hamdi Akın da milyar dolarlık servetleriyle hükümetin iş ve aş sağlanması girişimine memnuniyetle katkıda bulunacaklardır diye umuyorum. 

Umuyorum da Forbes Türkiye’nin “En zengin 100 Türk” listesindekilerin toplam servetleri geçen listede 121,4 milyar dolarken son listede azalarak 99,9 milyar dolar olmuş. Forbes Türkiye’nin geçen yılki listesinde 40 olan dolar milyarderi sayısı, bu yıl 11 kişi azalarak 29’a gerilemiş. Yani ekonomik kriz zenginleri de vurmuşa benziyor. Dolayısıyla dolar milyarderi en zengin Türkler, kişisel kayıplarının ya da arkadaşlarının kayıplarının üzüntüsüyle ellerini taşın altına sokacak gücü kendilerinde bulamayabilirler.

Değerli izleyiciler, iktidardaki siyasi anlayışın içinden doğduğu Millî Görüş Hareketi’nin lideri Necmettin Erbakan, muhalefette olduğu yıllarda iktidarın ekonomik hamlelerini, “Bunlar pansuman tedbirlerdir” diye eleştirirdi. “İşsizlik, fakirlik, hayat pahalılığı, üç-beş tanzim satış mağazasıyla maaşını, vergisini, sigortasını bir süreliğine hazineden ya da işsizlik fonundan ödeyerek istihdam yaratmakla çözülmez. Bunlar pansuman tedbirlerdir. Hatta pansumanlı eve yollanacak aşamayı çoktan geçmiştir hasta. Hastaya geçici ilaç değil, sağlam tedavi ve sürekli sağlık lazımdır”. Seçim artık doktorun seçimi olmaktan çıkmış, hastanın seçimi hale gelmiştir. Yani kendinizi hasta hissediyorsanız doktor ve tedavi seçme sırası artık sizdedir. 

İyi günler efendim!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus