New York Times’ın başyazısı: Amerika da, Jacinda Ardern kadar iyi bir lideri hak ediyor

New York Times gazetesinde “Yayın Kurulu” imzasıyla 21 Mart 2019’da yayınlanan başyazıyı Okan Yücel çevirdi.

Yeni Zelanda’da iki camiye yönelik saldırının ardından ülkenin başbakanı kitle imha silahlarını yasaklamak için harekete geçti.

Yeni Zelanda’da ibadet etmekte olan 50 Müslümanı öldürmekle suçlanan 28 yaşındaki Avustralyalı üstünlük yanlısı kişi, sosyal medya ve internet üzerinden ortaya çıkan şiddet karşıtı kişilerce iyice irdeleneceğe benziyor. Ancak dünya aslında Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’in bu saldırıya cevap veriş şekli üzerinden daha fazla ders çıkartmalı.

Gerçekleşen saldırının hemen ardından Başbakan Ardern yönetim kademesindeki ekibiyle kafa kafaya verdi ve hükümetin kısa zaman içinde hem Yeni Zelanda’daki hem de ABD’deki kitlesel katliamların gerçekleştirildiği ağır askeri silahların kullanılmasına yönelik yeni bir düzenleme yapılacağını deklare etti ve bunu gerçekleştirdi de.

Ardern, perşembe günü yaptığı açıklamada askerî özellikli otomatik ve yarı otomatik silahların kullanımının yasaklanacağını ilan etti. “Bu hepimizi ilgilendiriyor” diyen Ardern şöyle devam etti: “Bu bizim ulusal çıkarlarımızla ve güvenliğimizle ilgili.”

Bu hafta başında ise parlamentoya, sosyal medya sitelerinin internet üzerinden nefret kusan şiddet görüntülerini yayınlamalarının yol açtığı tansiyonu düşürmek için bir çözüm bulmak zorunda olduklarını vurguladı. “Biz hiçbir şey yapmadan geride durup bu platformların yalnızca var olmalarını ve yayınladıkları şeylerden sorumlu olmadıkları söylemlerini izlemekle yetinemeyiz. Bu denklem yüzde yüz fayda ve sıfır sorumluluk üzerine kurulamaz” dedi.

Ardern; Facebook, Twitter ve diğer sosyal medya mecralarına ulaşımın sınırlandırılmasıyla ilgili acil bir önlem önermiş değil, ayrıca ifade özgürlüğünü zedelemeden nasıl bir önlem alınabilineceği de yeterince açık değil. Ancak Yeni Zelanda’nın en büyük yerleşim yeri olan Christchurch ve diğer pek çok bölgede son yıllarda gerçekleştirilen katliamlarda tıpkı silah üreticileri ve tüccarlar gibi, bu sosyal medya platformlarının da sorumluluğu olduğuna inandığını açıkça beyan etti.

Silahlarla ilgili yürürlüğe girecek olan yasa çıkmadan önce bununla ilgili olan önerinin son derece hassas olduğu ve açıkça tanımlanması gerektiği de ortada. Yeni Zelanda’daki mevcut yasalar görece hafif diyebiliriz. Ve tahminen sayısı 1.2 milyon ile 1.5 milyon arasında değişen ateşli silahları sahiplenen 250 bin kişinin herhangi bir kaydı bulunmuyor. Yeni çıkan yasadan sonra bunların ne kadarı illegal duruma düşecek o da bilinmiyor.

Ancak bir dengesizin savaşlar için üretilen bir silaha sahip olduğunda neler yapabileceğinin ortaya çıkması hem Yeni Zelanda nüfusunun büyük çoğunluğunu hem de parlamentoyu bu silahların kullanımının yasaklanması gerektiği konusunda ikna etmiş gibi görünüyor.

Bu yaklaşım Ulusal Silah Birliği (National Rifle Association) ve ABD’deki müttefiklerinin pek çok farklı kitle katliamlarında kullanılan yarı otomatik AR-15 gibi silahların kullanımına ilişkin sınırlandırmalara direnmesiyle kıyaslandığında ciddi bir tezat içinde.

Yeni Zelanda’da gerçekleşen bir katliam hükümeti bu konuda uyandırmaya yetti. ABD’de ise farklı yerlerde katliamlar gerçekleşmesine rağmen herhangi bir önlem alınması için bunların hiçbiri yeterli olmadı. Aynı zamanda güncel araştırmaların sonucunda ABD halkının yüzde 73’ünün bu konuda daha fazla adım atılması gerektiğini savunmaları bile hükümeti harekete geçirmiyor.

Teröristlerin hangi silahı seçeceğine yönelik olan yasak, Ardern’in kriz dönemlerinde nasıl bir liderlik ortaya konması gerektiğine yönelik geliştirdiği yaklaşımlardan yalnızca bir tanesi. Tam da kendisinden beklendiği gibi, siyah bir başörtüsü takarak, kendisi dışında pek çok politikacıyı da kurbanların ailelerini ziyaret etmeye teşvik etti. Bir okulda, bu katliamla ilgili önceden hazırlanmış herhangi bir metne bağlı olmadan bir konuşma gerçekleştirdi. Öğrencilere “Yeni Zelanda’yı ırkçılığa sıfır tolerans olan bir ülke yapalım. Her zaman için” diye haykırdı. Acı çeken ailelere ise şunu söyledi: “Sizin yaşadığınız acıyı bilmemiz mümkün değil; ancak sizinle her platformda birlikte yürüyebiliriz.”

Ve son derece etkileyici bir jest ile suçlanan katilin adını dile getirmeyi reddetti: “O, bir ‘kötü şöhret’ elde etmenin peşinde olabilir, ancak Yeni Zelanda’da biz ona hiçbir şey vermeyeceğiz, kendi ismini bile.”

Bu ve bunun gibi barbarlıkların ardından, dünya liderleri ırkçılığı açıkça kınama konusunda birleşmeli, kurbanların acılarını paylaşmalı ve öfke meraklılarını en büyük silahlarından alıkoymalı. Ardern bunun yolunu hepimize gösteriyor. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar