Yaşamın İzleri (16): Ayşenil Şamlıoğlu ile “Toplumun gerçek aynası sanattır”

Yaşamın İzleri’nin 16. bölümünde İrem Afşin, konuğu tiyatro oyuncusu ve yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu ile tiyatronun sinema ve dizilerle farkından, sanatın topluma pozitif etkilerinden ve baharla gelen değişimin gücünden konuşuyor.

1956’da İstanbul’da doğan Ayşenil Şamlıoğlu, çocukluk anıları arasında Ortaköy’de çay bahçelerinde tango yapılan zamanları ve Beyoğlu’nun artık kaybolan ruhunu hatırlıyor. Sosisli sandviç ve İnci Pastanesi’nin profiterolünü seven Şamlıoğlu, Ankara’da okuduğu dönemde İstanbul’a geldiğinde hemen Beyoğlu’na gittiğinden bahsediyor. 

“Epey mimar sayılırım”

Çocukluğundan beri tiyatroya tutkun olduğunu anlatan Ayşenil Şamlıoğlu, 5-6 yaşlarında kendini tiyatro sahnesinde hayal ettiğini, alkışları duyduğunu aktarıyor. Üniversite döneminde önce gazetecilik okuyan Şamlıoğlu, babasının işi nedeniyle bir süre Frankfurt’ta kalıyor, dil eğitimi alıyor, ama bir yandan da amatör tiyatro toplulukları ile ilgileniyor. Ankara’ya geri dönünce bu defa annesinin “Bari mimarlık yaz” önerisiyle ODTÜ Mimarlık’a giriyor: “Ben epey mimar sayılırım, ODTÜ Mimarlık’ta üç yıl okudum. Ama asla mimar olmak istemiyordum, aklım tiyatroda, konservatuvardaydı. Hocam Jale Erzen yüreklendirdi, ‘Mimar olursan mutsuz olursun, git ne istiyorsan yap’ dedi.”

Daha sonra Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nı bitiren Şamlıoğlu, 1981’de Adana ve 1982’de Ankara Devlet Tiyatroları’nda başladığı tiyatro kariyeri boyunca 40’tan fazla oyunda oyuncu ve yönetmen olarak görev alıyor: “Kendi özgeçmişime sahip çıkmak gibi bir huyum yok… Kaç oyun yönettim, kaç oyunda oynadın dersen, pek bilemem, kişisel arşivim yok!” 

Programda, kendisiyle ilgili yanlış bilinen bir bilgiyi de düzelten Ayşenil Şamlıoğlu, Tunç Başaran tarafından filme alınan “Kaçıklık Diploması”nı kendisinin yazmadığını, yazarla isim benzerliği olduğunu, ancak bunun çok uğraşmasına rağmen kaynaklarda düzeltilmediğini belirtiyor. 

“Tiyatroyla olan ilişkim, ilk aşk”

Ferhunde Hanımlar, Bizim Evin Halleri gibi onu kitlelere tanıtanların da aralarında olduğu çok sayıda TV dizisinde rol alan Şamlıoğlu, tiyatronun yerinin ise kendisi için her zaman dizi ve sinema oyunculuğundan farklı olduğunu belirtiyor: “Tiyatroyla olan ilişkim, ilk aşk. Orada insanın aldığı haz bambaşka. Seyirciyle karşılıklı alışverişle anda var olmayı yaşıyorsunuz. Dizi veya sinema ile çok farklı,oysa anda var olmak bambaşka bir haz.”

Mimari okumuş olmanın özellikle yönetmenliğine çok katkısı olduğundan bahseden Ayşenil Şamlıoğlu, “Mimari bilgim nedeniyle oyunları üç boyutlu sahnede gibi kafamda görebiliyorum” diyor. Müzikten çok beslendiğini ifade eden Şamlıoğlu, oyunlara hazırlanırken sürekli aynı müziği dinlediğini, bir süre sonra o müziğin kendi içinde çaldığını, oynarken hep o müzikle hareket ettiğini belirtiyor; müzik dışında felsefeden, resimden ve tarih ile mitolojiden beslendiğini anlatıyor.

İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği’nden neden istifa ettiğini açıklarken “Aniden yönetmelik değişti. Tiyatro kolektiftir, böyle bir şey yapılamaz, bana dünyada başka bir örnek gösteremezsiniz, inanılmaz” diyen Şamlıoğlu, “Bir sanat kurumunu sanatçıların yerine bürokratların yönettiği tek bir örnek yoktur. Böyle bir şey olabilir mi?” diye itiraz ediyor. 

Son dönemde Türkiye tiyatrosunda yaşanan baskı ve sıkıntılardan bahsederken, “Tiyatroculara deniyor ya, ‘Daha ne istiyorsunuz?’ Bu çok ayıp, sanatımızı bildiğimiz gibi icra etmek istiyoruz” diyen Şamlıoğlu, insanların bunaldığı zaman tiyatroya yöneldiğini vurguluyor: “Son dönemde tiyatro seyircisi artıyor. Ne zamanki soluk alamaz hale gelir toplumlar, o zaman tiyatronun seyircisi artar.”

İktidarın muhalif sanatçıları “tu kaka” ilan ettiğini, sadece Sarayın yanında duran sanatçıların değil, susanların da makbul sayıldığını ifade eden Şamlıoğlu için “Oysa bir sanatçının en temel duruş biçimidir muhalif olmak…” 

Ayşenil Şamlıoğlu içinden geçilen dönemi özetlerken, “Neden tiyatro sanatını yapıyoruz? Topluma bir cümle kurmak için! Benim işimin parçasıdır bu topluma ihtiyacı olan cümleyi kurmak. Ayıp denen bir şey var, kendime olan saygımı kaybederim, daha neler?” diye isyan ediyor. 

“Hadi oradan, umut sensin!”

Hayatın yoğun temposunda yorulmaması ile tanınan Ayşenil Şamlıoğlu, yeni güne kahkahalarla başlıyor: “Ben kahkaha atarak güne başlıyorum, kendimle dalga geçiyorum, başka türlü hayat geçmez. Gençler söyleniyor, kızıyorum, ‘Ay, hiç umudum yok’ diyor. Hadi oradan, umut sensin!”

Son yerel seçim sonuçlarını yorumlarken, “İnsanlar gerilimden, kötülükten, bu terörist, öteki FETÖ’cü, bu PKK’li diye devamlı azar işitmekten yoruldu. O yüzden bu kez sakinlik ve iyilik gördüğü tarafa yöneldi, yerel seçim sonuçlarını böyle yorumluyorum. Biz iyi insanlarız, hepimiz bu ülkeyi seviyoruz ve huzur istiyoruz, bu kadar gerginlikle yaşayamıyor insanlar” diyor. 

Baharın gelmesiyle bir değişim dönemine girileceğine dair umudu olduğunu söyleyen Ayşenil Şamlıoğlu program kapanışını kahkahaları ve çiçek betimlemesiyle süslüyor: “Bak bahar geldi, biz şahane bir yerde yaşıyoruz, içimizde çiçekler açıyor. Ben isterim ki Türkiye de böyle çiçek çiçek olsun!” 

Kamera: Melike Ceyhan

Kurgu: Sercan Öztürk 


Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar