Yaşamın İzleri (31): Gökçer Tahincioğlu ile “Emir eri değil, gazeteci”

İrem Afşin, Yaşamın İzleri’nin yeni sezonuna Türkiye’de hak gazeteciliği denildiğinde ilk akla gelen isimlerden Gökçer Tahincioğlu ile başlıyor. “Gerçek gazetecilik” ve yazmanın gücüne odaklanan sohbet, dünden bugüne bir medya değerlendirmesi sunuyor.

Gökçer Tahincioğlu, 1977’de Diyarbakır’da doğuyor, ailesi aslen Bitlisli, çocukluğunun bir kısmı Bursa’da geçiyor, her ne kadar uzun yıllardır Ankara’da otursa da kendini Bursa’ya yakın hissediyor. Gazeteciliğin kendisi açısından bilinçli bir tercih olduğunu belirten Tahincioğlu, “yazmak” ile olan ilişkisinin küçük yaşlarda başladığını ifade ediyor: “Okumayı Milliyet gazetesi okuyarak söktüm. Aslında kafamdaki ilk hayal yazar olmaktı, roman yazmak istiyordum. Babam da iyi bir okurdu, yazar olmanın yolunun gazetecilikten geçtiğini düşündüğüm için gazetecilik çok bilinçli bir tercihti. Yazarlık ise yıllar sonra gerçekleşen hayalim oldu.”
“Bu dünyaya haber yazmak için gelmiş” denilen Gökçer Tahincioğlu, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünden mezun oluyor. Tahincioğlu, medyada aynı gazetedeki kalıcılığı ile bilinen nadir isimlerden biri. 1997’den 2018’e dek 21 yıl çalıştığı Milliyet Gazetesi’nin “okul” olduğunu söylüyor: “Milliyet eskiden gazeteci yetiştiren bir okuldu. 18 yaşında gidip Fikret Bila’ya “burada çalışmak istiyorum” dedim. Muhabir olarak başladığım gazeteden Ankara Haber Müdürü olarak ayrıldım. Milliyet’teki yıllarım boyunca hep çok iyi gazetecilerle çalıştım, o kadroda mesleği öğrendiğim için şanslıyım.” 
Hak odaklı araştırmacı gazetecilik haberleriyle tanınan Gökçer Tahincioğlu, hak odaklı gazeteciliği isteyerek seçtiğini, mesleğin doğalını bunu gerektirdiğini düşündüğünü anlatıyor. “Bence gazetecinin doğal olarak haksızlığın karşısında olması gerekir. Gazetecilik, mağduriyete uğrayan insanların sesi olmaktır. Olanı bildirmek ve eleştirel olmak gerekir. Türkiye’deki devletin cezasızlık kültürünü kendime yıllar içinde iş edindim, bir derde deva olmak istedim, seçtiğim alandan çok da memnunum.”
Yaptığı haberlerle çok sayıda gazetecilik ödülüne layık görülen Gökçer Tahincioğlu’nun başlıca ödülleri arasında Metin Göktepe Yılın Gazetecisi Ödülü, Abdi İpekçi Yılın Haber Ödülü, Musa Anter Haber Ödülü ve TGS Basın Özgürlüğü Haber Ödülü bulunuyor. Yaptığı haberler içinde kendisini çok etkileyen, aklında kalan, “kişisel ödüllerim” dediği haberleri anlatırken ise hislerini paylaşıyor: “Yaptığım haber yüzünden hapisteki çocukları salıverilen bir anne, bana turşu kurup getirmişti, hiç unutamadığım bir ödüldür. Meslekte suya yazmadığımızı görmek güzel.”
21 yıl sonra Millyet Gazetesi’nden 1 Ekim 2018’de yazdığı ve öldürülen ablasının hikayesini anlattığı bir açık mektup ( “Ben Affetmiyorum”http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/gokcer-tahincioglu/acik-mektup-ben-affetmiyorum-2751526 ) ile ayrılan Tahincioğlu, “”Milliyet evimdi, ama özlediğim bildiğim Milliyet ile geldiğim noktadaki yer arasında artık çok mesafe olduğunu fark edince, karşılıklı olarak anlaşıp ayrıldım. Yeni gelenlere de istediği kişiyle çalışma imkanı vermek lazımdı.” diyerek çok ses getiren ayrılma sürecinin kendisinde bıraktığı hisleri özetliyor. 
Türkiye’de ana akım medya için “ana akım medyayı kaybettik” diyen Tahincioğlu, ana akım medyayı sistematik bir iktidar çalışmasıyla kaybettiğimizi düşünüyor. “Eskiden de çok düzgün işleyen bir ana akı medyamız olduğu söylenemez, ama en azından gerçek habercilik için çalışan gazeteciler vardı. Ancak daha sonra köşe yazarı medyasına dönüşen ana akım medya, haber yapmaya korkan medyaya evrilince, kolay devrilebilecek bir yapı haline geldi.”Gazetecilik mutlaka filtreleme gerektiriyor.” diyen Tahincioğlu, “Amacı haber vermemek olan yapıların olduğu yerde ana akımdan bahsedilemez. Sermaye de el değiştirince, zaten çok iyi olmayan eski medyayı bile arar hâle geldik.” diye vurguluyor. 
Ana akım medyadan alternatif/ bağımsız medya sürecine geçtiğimize inanan Tahincioğlu’nun bugün de habercilikte eleştirdiği kendisi dahil çok şey var: “Haberi tekrar değerli kılmamız gerekiyor. Gazetecilerin eliyle kurulacak yeni bir yapının gerçek gazetecileri de ayırt edici olacağını düşünüyorum. Bence bir geçiş sürecindeyiz, gazetecilerin eliyle yeni bir medya kurulacak, umarım çok uzun sürmez.”
Cumartesi Anneleri’nin hikayelerini anlatan Beyaz Toros (Faili Belli Devlet Cinayetleri), Kemal Göktaş ile birlikte yazdıkları “Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?” ve devlet eliyle öldürülen çocukların hikayelerini anlatan “Devlet Dersi” kitaplarından sonra ilk kez bir roman yazan Gökçer Tahincioğlu, Aralık 2018’de çıkan “Mühür” kitabını “çok katmanlı güncel politik bir roman” olarak betimliyor: “Mühür, tarihselliği edebiyatın gücüyle kalıcı kılan, birden fazla hikayeyi anlatan bir kitap. Biz bir sarmalın içinde yaşıyoruz, içiçe geçmiş birbirini etkileyen hikayeler, örneğin bir kız çocuğunun hayatının nasıl etkilendiğini anlatırken, bir yandan yaşadığımız sarmalın nasıl kırıldığını gösteriyor.”
“Bir gazeteci romanı bazen çok iyi, bazen çok kötü olabilir. Mühür ile ilgili, çok gerçekçi eleştiriler aldım,  genel anlamda mutluyum” diyen Tahincioğlu, yeni bir romanın hazırlıklarına başladığı müjdesini de ilk kez Yaşamın İzleri izleyicileri ile paylaşıyor. “Edebiyatın hem yazanın kendisini, hem de okuyanı iyileştirici bir gücü” olduğuna inanan Tahincioğlu, “Edebiyat bize hayatı, hikayeleri inşa etme gücü veriyor. Bizim sesimizi duymayan insanlara da erişmek önemli.” diye ekliyor. 
Gazeteci-yazar Gökçer Tahincioğlu’na göre bu dönemde Türkiye’nin en büyük sorunu, adalet. “Yargıdan bahsetmiyorum, genel olarak adalet duygusundan bahsediyorum” diyen Tahincioğlu’na göre ülkede herkes hakkı teslim etmemeye odaklı, herkes bir anlamda hep mağdur. “Uzun zamandır verilen en ciddi mücadelenin adalet mücadelesi olduğuna inanıyorum.” diye vurgulayan Gökçer Tahincioğlu’na göre “adalete ne kadar yaklaşılırsa toplumsal mücadele o kadar kazanılmış demektir.”

Kamera: Özgür Özdemir & Nazım Özgün İpek 

Kurgu: Sercan Öztürk 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar