Yaşamın İzleri (38): Gazeteci, HDP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ile “Hakikati doğru zamanda söylemek suç değildir!”

Yaşamın İzleri’nin 38. bölümünde İrem Afşin “hakikatleri doğru zamanda söyleyen” konuğu HDP İstanbul Milletvekili, gazeteci Ahmet Şık ile çocukluk anılarını, gazetecilik ve süregiden davaları ile vekilliğe uzanan yolu, geleceğe bakış açısıyla konuşuyor. 
1970 yılında Adana’da doğan Ahmet Şık, iki abisiyle eğlenceli, kavgalı dövüşlü, “bir nevi çocuk yuvası” gibi geçen çocukluğunu anlatmaya annesiyle başlıyor: “Çocukluğuma dair söylenecek ilk şey, annemin çok zorlandığı olur herhalde.”

Şaşırtıcı ama gerçek, gazeteciliğin kendisi için bilinçli bir tercih olmadığını anlatan Şık, “Öldürülen avukat dayımı örnek alıp avukat olmak istemiştim aslında, ama gazetecilik kazanınca, ‘diploma altın bilezik’ mottosuyla büyüdüğüm için, madem eğitimini alıyorum, o zaman gazeteci olacağım dedim” diyor

Kendisi için gerçek gazeteciliği “görmeyenin gözü, konuşamayanın dili, duymayanın kulağı olmak” diye tarif eden Ahmet Şık, ödüllerden bahsederken medyanın haline de değiniyor: “Gazetecilik yaptığımız için ödül alıyoruz. Vahim olan şu, işinizi yaptığınız için ödül alıyorsunuz, ama öyle bu öyle bir dönem ki sadece ana akım medyada yayınlanmadığı, diğer medyada yayınlandığı için ödül alan haberler var. Arkadaşların yaptıkları işi küçümsemek için söylemiyorum, bu tam da mesleğin standardının ne kadar düştüğünün kanıtı. İktidar açısıdan medyayı susturmuş olursanız toplumu, halkları da susturursunuz.”

“Benim ailem çok geniştir”

Gazetecilik kariyerinden bahsederken, Evrensel dönemi ve katledilen gazeteci arkadaşı Metin Göktepe ile dostluğunu, Göktepe ailesi ile kopmayan bağını anlatıyor: “Metin’i anlatmak hep zor benim için. Onun katledildiği 1996’ya gelene kadar savaş ortamında çok fazla gazeteci arkadaşımız katledildi, onların öldürülmesine tepki gösterirken sesimiz o kadar cılız kalıyor ki, bu işin önünü alamadık, Metin’e kadar uzandı. Ferhat Tepe’nin, İzzet Kezer’in öldürülmesine itirazımızı doğru yerde gösterseydik Metin ve bir dolu arkadaşımız öldürülmezdi. Metin’le kardeşlik hukukumuz vardı, ama ancak o katledildikten sonra farkettim. Fadime anne annemdir, ablası Meryem’in yeri ayrıdır, Metin’in ailesi, ailemdir.. Aslına bakarsanız benim ailem çok geniştir, Cumartesi Anneleri de benim ailemdir, Hasan Ocak ailesiyle başladığımız süreç, Hayrettin Eren’in annesi Elmas anne ve hepsi. Düşünün, küçücük çocukken o meydan da olan insanlar, şimdi çocuklarıyla oradalar.”

Kendi gazeteciliğini tanımlarken Ahmet Şık, “Hak temelli gazetecilik yaptım hep, hak ihlali içine giren her şeyi insanlara duyurmak bizim görevimiz. Sadece duyurmak değil,çözüm mekanizması olan devleti toplumsal mücadele ile işleri düzeltme noktasına getiremek gerekir. Kötü olay iyi haberdir, ama ben bunu gösteriyorsam sokaktaki insan olarak buna itiraz etmeli” diye vurguluyor. 

“Cumartesi Anneleri Türkiye’nin en meşru eylemi”

Cumartesi Anneleri’ni, her hafta polis ablukasına alınan annelerin yaşadıklarını anlatan Şık, toplumdaki kayıtsızlıktan yakınıyor: “Türkiye’nin en meşru eylemi Cumartesi Anneleri. Bir buçuk yıldır yine engelleniyor, sesleri dahi duyulmuyor, hep aynı basın ve bir avuç insan oradayız. Bir hak ihlaline bu kadar kayıtsız kalmak, insan olmak açısından bir soru işareti yaratmıyor mu diye sorarım herkese, sadece gazeteciye değil, vatandaşa da. Beni o aileye üye yapan bir duruş var, ben o insanlarla aynı yerde duruyorum.”

Gazetecilik yaptığı için “her devrin makbul sanığı” olan Ahmet Şık, Ergenekon davası/Oda TV davasını anlatırken söze, “Makbul sanık olmak açısından iki milat var hayatımda, biri ben Ergenekon’cuyken, diğeri ben FETÖ’cüyken… Tırnak içinde söylüyorum tabii, bana atfedilen bu ama ben gazeteciyim” diye başlıyor. “Hem kitaplar hem haberler için söylüyorum, yıllarla boyunca herhangi bir hata yapmışlığım varsa, taraflarından özür dilerim” diyen Şık, Ergenekon ile ilgili Ertuğrul Mavioğlu ile yazdıkları kitaptan da bahsederek özeleştiri yapıyor. “Ergenekon’da kontrgerilla diye tanımladığımız insanların tutuklanmış olması acaba dedirtti, önce destekledim ama sonraki süreçte iddianameler yayınlanınca Cemaat bu işin neredesinde diye düşündüm.”

“Devletin içinde Ergenekon diye bir zihniyet var, ama bunun adı devlet içinde yuvalanmış Kontrgerilla’dır” saptamasını yapan Ahmet Şık, “Ben bu ülkede insanların devletin yüzleşmesini görmek istiyorum. Ama beni o karşı olduğum zihniyetle aynı göstermeleri beni yaralıyor. Siyasal yarılmalar hep davalarla oluyor. Bir toptancılığa itiraz etmemiz gerekiyor. Hukukun evrensel normlarıyla yargılama yapılabilecek bir yargı sistemi olduğunda, gerçek suçluların yargılandığı, gerçek suçların da ne olduğunu göreceğimiz bir dönem gelecek” diyor. 

“Devletin bu ülkede doğal düşmanları var…”

Oda TV davasının sonucunu anlatırken, “AKP-Cemaat arasındaki iktidar savaşı nedeniyle Oda TV davasından beraat ettik, o savaşın yansıması zaten 15 Temmuz’a uzandı. Cemaatin açtığı o davalardan (Ergenekon, Devrimci Karargah) sosyalistler, HDPliler, seçmen, belediye başkanı, vatandaşlar, herkes o soruşturmalardan hâlâ içerde, davalar sürüyor” diyen Ahmet Şık’a göre, devletin bu ülkede doğal düşmanları var: “Aleviler, Kürtler, sosyalistler, yakın bir geçmişe kadar radikal dinciler. Bence bu dört gruba düşmanlık, devlet aklı için değişmez kuraldır.” 

“Beni hapishaneyle veya başka bir şeyle korkutamazlar”

Ahmet Şık, 15 Temmuz sonrasında bu defa “FETÖ’ye yardım ve yataklık/örgüt propagandası” suçlamasıyla, ama gazetecilik faaliyetleri suçlamasıyla gelişen #CumhuriyetDavası sürecini anlatırken, korkmadığının altını çiziyor: “21 Kasım’da Yargıtay’ın bozduğu hüküm nedeniyle yeniden yargılanacağız. Toplamda 12,5 yıl cezayla yargılanıyorum. Açıkçası yüksek bir beklentim yok, ceza vereceklerini düşünüyorum. Çünkü zaten Cumhuriyet komplosu siyasal iktidarın emriyle oldu. Sonra gelen Yargıtay kararı da hukuk saikiyle değil, yine iktidar emriyle oldu. Peki niye hep benimle uğraşıyorlar? Birtakım insanlar için sakıncalıyım hep. Beni hapishaneyle veya başka bir şeyle korkutamazlar. İnsanların bilmesi gereken genel bir doğru varsa, ben söylemeye devam edeceğim.”

15 Temmuz’un darbe girişimi olduğuna inandığını söyleyen Ahmet Şık, toplumsal sorumluluğu da anımsatıyor: “15 Temmuz çok fazla gri alan barındıran bir darbe girişimi bana göre. Bu ülkede hangi siyasi görüşten olursa olsun yaşayan herkesin 15 Temmuz’da katledilen 251 kişiye karşı sorumluluğu var.”

Ahmet Şık, darbe girişiminin bir tarafı olan “Gülen cemaatinin FETÖ terör örgütüne dönüşmesindeki en büyük sorumlunun” siyasi iktidar olduğunu belirtiyor. 

“Meclis kürsüsünü sesi duyulmayanların sesini duyurmak için kullanıyorum” 

HDP’den İstanbul milletvekili olmasının nedenlerini de şöyle anlatıyor: “Siyaset de gazetecilikle benziyor bence. Sansür yemezsem diyeyim, ayaklarınız b.k içindeyken ellerinizi temiz tutmaya çalışıyorsunuz. Gazetecilik açısından benim ellerim temiz, siyasette de yapmak istediğim bu; siyasete ellerimi kirletmeden, dayanışma içinde sözümü söylemeye devam edecek mecra bulma kaygısıyla girdim. Meclisteki kürsüyü sesi duyulmayanların sesini duyurmak için kullanıyorum.” 

“AKP’yi sarsmak için birlikte bir ana akım mecra kurmamız gerekiyor”

“AKP iktidarının meşruiyetini tartışmaya açmamız gerekiyor” diyen Ahmet Şık’ın bir önerisi var: “Medya işini biraz yapmış olsaydı, AKP bu kadar güçlü olamazdı, AKP’nin geldiği bu noktada medyanın çok payı var.Türkiye’de toplum mühendisliği hâlâ basın yoluyla yapılıyor. Mevcut medyanın dışında #Medyascopetv gibi özgür yayınları tenzih ederek söylüyorum, aslında gerçekleri gösteren bir medya yok. Ancak bizim AKP’yi sarsmak için birlikte bir ana akım mecra kurmamız gerekiyor. İnternet kullanımı yüksek olsa da, bu yayınları eğer herkes biliyor olsa en çok izlenen kanal Medyascope olurdu, ama insanlar ana akım gibi, 40 milyon kişinin evindeki televizyon gibi bilmiyor.”

AKP’nin son dönemini değerlendirirken “erken seçim” beklentisini dile getiren Şık, “Bence AKP artık eriyor. Son savaşı da kaybetti, ben AKP’nin dağılacağını düşünüyorum. Korku ve savaşla krizin üzerini örtüyorlar, ancak ülkenin de AKP’nin de ülkenin sorunlarıyla yüzleşeceği bir süreç yaşayacağımızı, AKP’nin önümüzdeki yıl bu aylarda erken seçime zorunlu kalacağını düşünüyorum” diyor. 

“Gezi bizim kutup yıldızımız”

“AKP bizim için iki iyi şey yaptı; bu ülkede bir daha siyasal İslam’ın iktidar olacağını sanmıyorum, bir de bize gazeteciliğin ne kadar önemli olduğunu gösterdi” diyen Şık için, ülkenin siyasi geleceğinin ipucu, Gezi direnişi: “Gezi isyanıyla ortaya çıkan ortak yaşam iradesi var bu ülkede, AKP’nin en korktuğu bu. Gezi’deki bu anlayışa sahip çıkan her siyasi anlayışın başarılı olacağını düşünüyorum. Gezi bizim kutup yıldızımız. AKP’nin kurmak istediği toplum anlayışına ve benzeri siyasi anlayışlara karşı çıkacak tek duruş Gezi direnişiydi. Hukuka, barışa ve demokrasiye inanan her siyasi anlayış paradigmasını Erdoğan gittikten sonrası için bunun üzerine kurmalı.”

Programın sonunda gelecek için umutlarını paylaşan Ahmet Şık, gençlere güvenini vurguluyor: “Ben AKP’nin ömrünün tamamlandığını düşünüyorum. Ancak, AKP’nin yarattığı büyük yıkımın etkilerini sonrasında göreceğiz. Erdoğan’dan sonrasına odaklanmalıyız. Ülkede 18-32 yaş arasında 20 milyon seçmen var, Gezi’deki farklı siyasal anlayışlarla, o gençlerle yol alacağımıza inanıyorum.”

Kamera: Leyla Özkaynak & Nazım Özgün İpek

Kurgu: Sercan Öztürk 

* Çekim mekanı olarak bize kapılarını açan HDP İstanbul Örgütü’ne teşekkür ederiz. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar