Yaşamın İzleri (42): İlkay Akkaya ile “Sazın telinde sözü çoğaltmak”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yaşamın İzleri’nin 42. bölümünde İrem Afşin konuğu Türkiye’nin en özel seslerinden İlkay Akkaya ile dünden bugüne müzikle ve toplumla ilişkisini konuşuyor. 

26 Mayıs 1969’da İstanbul’da doğan İkizler burcu İlkay Akkaya çocukluğunun İstanbul’undan en çok kokuları anımsıyor, annesinin şeftali reçeli kokusu, babasının sobada kızarttığı ekmek kokusu gibi… 
Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu mezunu olan İlkay Akkaya, üniversite seçiminin bilinçli bir tercih olduğunu anlatıyor: “Gazeteciliği isteyerek okudum, öğrenciyken magazin muhabirliği yaptım.”
Profesyonel müzik hayatına yeni kurulan Grup Yorum’un solisti olarak başlayan Akkaya için şarkı söylemek sanki doğduğundan beri yaptığı bir şey. Çocukluğundan itibaren hep şarkı söylediğini ifade eden Akkaya, ortaokulda türküleri keşfettiğini, lisede çok sesli korolarda yer aldığını, üniversite döneminde Grup Yorum’dan gelen teklifi kabul ettiğini ifade ediyor. 
Grup Yorum’un gördüğü baskıları anlatan İlkay Akkaya, “Sanki ülkede hiçbir şey değişmiyor, zaman hiç akmamış gibi. 21. yüzyılda konser yasaklanan, kültür merkezlerini alamadığımız, Kürtçe’den bilinmeyen bir dil diye bahsedilen yer burası.” diyor. 1989’a kadar Grup Yorum ile çalışan Akkaya, Berivan, Haziran’da Ölmek Zor ve Türkülerle gibi önemli albümlerde çalışıyor. 
1989’da Tuncay Akdoğan ile beraber Grup Yorum’dan ayrılan Akkaya, 10 Ocak 1990’da İsmail İlknur’u da aralarına alarak kurdukları Grup Kızılırmak’ın anlamını programda açıklıyor: “Grup Kızılırmak’ın adı Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiirinden geliyor, o bizim manifestomuz. İlk albümler ve konserlerden sonra sürekli yasaklanmaya başlayınca benim solo çalışmalar dönemim de başladı. Bir süre benim albümlerimle konserler versek de sonra benim de soruşturmalarım başladı.”  
Grup Kızılırmak ile 13 albüm yapan Akkaya’nın 1998’de Kül albümü ile başlayan solo çalışmaları 2015 Hayat albümüne kadar geliyor ve şimdilerde single çalışmaları ve konserler ile devam ediyor. 
Grup Kızılırmak ile bir çok oyun müziğine de imza atan Akkaya’nın bazı oyunlarda oyunculuk geçmişi de var, ancak şarkı söylemek hep daha ön planda: “Zeki Göker sayesinde başladım, ama kendimi oyuncu olarak adlandıramam. Ben sahnede mikrofon önünde dururum sadece, bir çeşit nota sehpası gibiyim, ama oyunculuğun bana anlattığımı dinleyiciye geçirme noktasında birşeyler kattığını düşünüyorum.”
1990-1992’de Ankara Birlik tiyatrosu ile Pir Sultan Abdal oyun müziği, 1991 yapımı “Bir Küçük Bulut” film müziği, 2005’de Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı oyun müziği o dönemdeki çalışmalarından en bilinenleri olarak öne çıkıyor, programda Akkaya Şeyh Bedrettin Destanı ile gittikleri Küba’yı da anlatıyor. 
Türkiye’de kadın sanatçı olmanın zorluklarını aktaran İlkay Akkaya, “Kadının düşünsel bir üretimde bulunmasını erkekler bizim başladığımız yıllarda gerçekçi bulmuyorlardı, düşüncelerimi söyleyebilmem uzun yıllar aldı. Röportajlarda soruları erkek sanatçılara sorarlardı. Uzun bir mücadele verdim diyebilirim.” 
Kadına yönelik erkek şiddetini ve kadın hareketinin durumunu değerlendiren İlkay Akkaya, “Kadınların özgürlüğü sadece istemekle değil, harekete geçmekle geldi. Hayır diyebiliyor kadınlar artık, bence çok acılı bir geçiş süreci yaşıyoruz, her gün kız kardeşlerimiz öldürülüyor. Ama güçleniyor, örgütleniyor, taleplerini yüksek sesle dile getiriyor kadın hareketi, değişim böyle gelecek.” diyor. 
“Şarkı söylemesem gazeteci olurdum, bir şekilde hep mağdurun, haksızlığa uğrayanların sesini çoğaltmak istedim. Bunu da şarkı söyleyerek daha bağımsız yapabileceğimi gördüm” diyen Akkaya, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın bir değişim sürecinden geçtiğini düşünüyor: “Tüm dünya bir dönüşüm içinden geçiyor, üretim ilişkilerinden küresel iklim değişikliğine kadar köklü şekilde değişen bir dünyaya tanıklık edeceğiz.”
İlkay Akkaya programın sonunda bir Tuncay Akdoğan şarkısından örnek vererek, çarenin yanyana durmak olduğunu ifade ediyor: “Mazlumların inancına, diline, rengine bakmadan yanyana durabilmeyi öğrenmeliyiz, topyekûn bir mazlum hareketi lazım bize. “Yitirme sakın cesaretini/güneşin olsun gönlünde” der Tuncay Akdoğan, eskiden daha umutluydum ama hâlâ her şey çok güzel olabilir diye umuyorum.”

Kamera: Hazar DostKurgu: Sercan Öztürk & İrem Afşin*Çekim mekanı için Beyoğlu Muaf’a çok teşekkürler…

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus